Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Hazırlayan İsmet Bozdağ’ın notu: Abdülhamit, sürgünde iken, 1. Dünya savaşı yıllarında ülkemize gelen, Gazete de Lausanne muhabiri Jean Felix’e şunları söylüyor:)

    “Cavit Bey, çağdaş maliye konularını hakkıyla bilen, zeki ve cerbezeli (konuşkan, karizmatik) bir zattı. Osmanlı İmparatorluğunun maliyesini düzeltmek ve geliştirmek gayretindeydi. Fakat her inkılâp memleketinde olduğu gibi, askerler, karşısına büyük engeller çıkartmışlar, özellikle savaşa girme kararına karşı olması Enver Paşa ile arasını açmış, durumunu güçleştirmişti.”. .”Osmanlı mülkünün bekası (kalıcılığı), büyük devletlerarasındaki uyuşmalar ve çatışmalarla çok yakından ilgilidir. Bu mülkün emniyeti, bir harp halinde, denizlerde hâkim olan cephe ile müşterek olmakla kabildir. .. Çünkü Osmanlı mülkü üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır.” …. “Meşrutiyet idaresi kurmak, halkın, bilgi ve idrakinin (aklının) bir muhassalasıdır (hâsılatıdır, toplamıdır, yoğunlaşmasıdır). Bu, tevcih (yönlendirme) ve lütfedilmez (lütfen verilmez), ihkak edilir  (yani alınır, hak edilir). Bütün sun-i hâdiseler (yapay olaylar) gibi, sun-i hürriyetler de felâket getirir.” … “Ben vazifemi yaptım. Osmanlı Ülkesinde hiç bir ceddim devrinde, benim padişahlığım müddetinde (süresinde) olduğu kadar mektep açılmamıştır. .. Siz hürriyeti kimlerin ilân ettiğine dikkat ettiniz mi? Bunların hepsi, benim saltanat günlerimde kurulmuş yüksek mekteplerde bilgi sahibi olmuş gençlerdir.”  … “Bugünkü Dünya savaşından sonra milletlerin mukadderatını (geleceğini) aynı zihniyete sahip kimseler idare edecekse, savaşların aralıklarla birbirlerini takip etmesini beklemek icap eder.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 234 ile 250 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “I. Meşrutiyetin Meclisi olan Meclis-i Mebusan’da (1877), 93 Rus Harbinde Ermenilerin Ruslara yakınlaşması görüşülürken Halep Mebusu Ermeni Manok Karaca Efendi: “Ben, Hıristiyan ve Osmanlı mülkünde bulunan Hıristiyanların büyük kısmı olan Ermeni Milletinden bulunduğum için, umum Hıristiyanlara da dâhilim (genel Hıristiyanların da içindeyim) Ve bu sebeple, bu konuda fikrimi söylemeye hakkım vardır. Ermeni Milleti, beş yüz seneden beri Ulu Osmanlı Devleti’nin yanı başında olup, her vakit aramakta olduğu hukuka bu Devlet sayesinde nail olmuştur (kavuşmuştur).” diyor.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 231) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Osmanlı’nın demokrat ortamında kendisini Meclis’te ifade eden bu Ermeni’nin konuşması önemli bir ölçüdür. Ancak, Patrik’te dâhil zaman zaman Ermeni ileri gelenlerinin Rusya ve İngiltere’ye yaklaşarak Osmanlıyı arkadan vurma planları yaptıkları da bir gerçektir. II. Abdülhamit’in çok yerinde tespit ettiği gibi, hiçbir kavim, bağlı olduğu ülke zayıflarsa, rahat durmaz. Ermeniler; Yunan, Bulgar, Arnavut gibi diğer unsurlardan çok daha sonra ayrılık düşüncesine kapıldılar. Ondan önce Osmanlı’nın en sadık tebaası (tabi olanı, yurttaşı), Ermenilerdi.

  • “Saray’da kolera vakası çıkar, saray doktorları farklı görüşler öne sürer, Saray’da mikroba inanmayan doktorlar bile var. Tahlil için Osmanlı devletinin büyük destek ve himayesini görmüş olan Pasteur’dan eleman istenmiş, önce Şantimes’i gönderip hastalığı teşhis etmiş sonra da onun yerine meşhur Nikol’ü yollamış. Türkiye Bakteriyoloji ilmini bu Nikol’e borçludur.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 212, 213) kitabından birebir alınmıştır.

  • “… beni büyük bir saygı içinde dinleyen Enver Paşa’yı tetkik ediyordum (inceliyordum). Naciye Sultan’la evliydi…. Öfkeli ve muhteris (hırslı, ihtiraslı) bir insan olduğunu hemen fark ettim. Tuhaftır bana Hüseyin Avni Paşa’yı hatırlattı, yalnız onun kabalığı Enver Paşa’da nezakete, zekâsı da kurnazlığa dönüşmüştü. Bu çeşit insanlar bir yere bağlandılar mı, hele menfaatleri de besleniyorsa, sadakatlerine hudut yoktur. Almanların niçin kendisini seçtiklerini ve tuttuklarını kavradım.  .. Koskoca Osmanlı ülkesinin Harbiye Nazarlığı bu, güzel yüz sahibi olmaktan başka bir meziyeti (özelliği) olmayan askerin (Enver Paşa’dan söz ediyor) eline kalmış olması hazin (hüzünlü) bir hakikattir. .. Enver Paşa, akrabası sabık (düşürülmüş) Padişaha, bana, soru soruyordu; “Her zaman ve her halde (durumda) yapılacak bir şey vardır, fakat yapılacak şeyi yapabilecek biri de bulunmak gerektir, Şevketmeap Biraderim hazretleri bu işleri benden daha iyi bilirler.” dedim ve… Münferit sulh (diğer müttefiklerimizi beklemeden ve daha fazla zayiat vermeden barış yapma isteği) aranmasının devletin yararına olacağını söyledim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Oğlum Abit Efendi benimle konuşurken, bu Mustafa Kemal Bey’le tanıştığını söyledi. Sonradan Paşa olmuş, hem de burada Beylerbeyi Sarayı’nda tanışmışlar. Şaşırdım! “Burada ne arıyormuş?” dedim. “Yüzbaşı Salih Bey’in (Salih Bozok, Abdülhamit’in koruması, sonradan Mustafa Kemal’in yakın adamı oldu.) arkadaşı” dedi. Ara sıra arkadaşı Salih Bey’i görmeye gelirmiş, Abit Efendi ile de bu münasebetle dost olmuşlar. hatta Mustafa Kemal kendisine iki ceylan yavrusu hediye etmiş…. Bir daha arkadaşın gelecek olursa, haber ver ben de göreyim, demekle yetindim. … Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü seçemedim, ama sıradan askerlere benzemiyordu; Tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu, Talat Paşa tutuyormuş.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hareket Ordusu Kumandanının şöhretinden halas olmak (kurtulmak) ve Enver Paşa’ya harbiye Nazarlığının yolunu açmak için, Mahmut Şevket Paşa’yı güpegündüz kurşunlayıp öldürdüler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Abdürrahim Efendi oğlum sinir nöbeti geçiriyordu, üstelik sarılık olmuştu, Kızlarımın durmadan burnu kanıyordu. Refikam (hayat arkadaşım, refakat eden, birlikte yaşayan) yatağa düşmüştü. 10 Nisan 1917 Rasim Bey başını yere eğmiş, ağlayacak gibi “Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’a maalesef yenilmek üzereyiz Hakanım.” “Dört düvel (devlet) birleşir de haberimiz olmaz mı? Bu nasıl bir gaflettir. Bu devletler birleşemez ki. Aralarında kilise kavgaları var, Yıllar yılı süren Makedonya boğuşmasını hatırlıyor musun?” dedim. “Kiliseler Kanununu çıkararak Meclis-i Mebusan ve Ayan bu ihtilâfı (kilise ayrılıklarını) halletti. Selanik bugün yarın düşmek üzere sizi İstanbul’a gönderecekler” dedi. “Gidin Kumandanınıza söyleyin, buradan ben değil cenazem gider.” dedim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 159, 160) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1997): Bir gün sonra Selanik’ten İstanbul’a naklediliyorlar.

  • “Bizi muhafazaya memur müfrezenin komutanı Fethi Bey (Okyar) söz anlar, aklı başında bir subaydı. (1) “Bu biraderimin emri midir?” “Ordu ve Hükümetin sizden ricasıdır efendim.” “Peki, çoluk çocuğum ne olacak?” “Zat-ı Devletinizin ve evlâdı iyâlinizin (çocuklarınızın ve yakınlarınızın) hayat ve maişetleri devlet ve ordunun kefaleti altındadır.” Cevap verirken Ordu ve Devleti ayırdığına dikkat etmiştim. Ordu, devlet içinde devletmiş gibi konuşuyordu. Sükûnetimi muhafaza ederek sordum: “Devlet adına kim, Ordu adına kim bana bu teminatı (güvenceyi) verecek?”  Hareket Ordusu komutanı Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa, Abdülhamit’e okutulmasını istediği telgrafta; “Osmanlı Ordusu hayatlarına teminat iken, başka garantiler istemesinin Ordunun şeref ve namusuna dokunacağı ve her yıl değişmekte olan Ayan ve Mebusan (Senato ve Meclis, İngiltere gibi) Başkanları tarafından bu yolda verilecek bir taahhüt yazısının hakiki bir kıymet ve ehemmiyeti olmayacağı unutuluyor. Burası böylece bilinmelidir ki kendilerinin vefatı halinde bankalar mevduatının hükümetçe elde edilmesi kendiliğinden doğacaktır.” Yıkılmıştım. Beni öldürmekle tehdit ettikleri için değil, Bir Ordu Kumandanının kendisini Meclis-i Mebusan ve Ayan’dan da üstün gördüğüne ve bunu böyle görmeyenlere şaşılacak kadar ileri gidebildiği için yıkılmıştım. Demek Devlet yoktu. Saray da, Hükümet te, Mebusan ve Ayan Meclisleri de yoktu. Hatta ve hatta Ordu da yoktu. Sadece 2. ve 3. Ordular ve bunların bağlı olduğu Hareket Ordusu vardı. “Getir Vekâletnameyi imzalayacağım.” dedim. Fethi Bey kâğıdı önüme koydu, imzaladım. Büküp cebine koyarken birden ayaklarıma kapandı. “Bu türlü hareketi yapacak tıynette (kişilikte) insan olmadığıma inanınız Hakan’ım.” Dedi. Ağlıyordu. Tutup ayağa kaldırdım. Sırtını sıvazladım, gözlerinde yaşlarla çekip gitti. Tanrı bana bu günleri göstereceğine keşke canımı alsaydı.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1997): Fethi (Okyar) Bey II. Abdülhamit’in bankadaki nakit ve tahvillerini orduya bağışlamasını istiyor.

  • “Ben meselâ Doğu Anadolu’da büyük bir yol yaptırsaydım, Rusya kıyamet koparırdı. Bununla beraber yavaş yavaş çalıştım. Orada okul gibi yol gibi bayındırlık işlerinin büyük bir bölümü benim zamanımda ortaya konmuştur. Hükümdarlar fertler karşısında değil, dünyada tarih, ahrette tanrı huzurunda saltanat günlerinin hesabını verirler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Görüyordum ki artık bana milletin güveni yoktur. Ortalık yatışınca, kendiliğimden istifa edecektim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Meclis-i Mebusan Kamil Paşa hükümetini düşürmeye karar verince, her teşebbüs (girişim) öylece kaldı. Bu celsenin (meclis oturumunun) nasıl yapıldığı malumdur (bilinen şeydir). Başta Enver Bey olduğu halde, bir sürü subay ve er resmi ve sivil elbise ile Millet Meclisinin içini tutmuşlar ve bir zırhlıyı Meclisin hizasına (yanına) getirmişler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Osmanlı Tarihini anlayanlar bilirler ki: Bu ülke kuvvete dayanarak değil, adalete dayanarak kurulmuştur. Eğer Osmanlı orduları gittikleri yerlere adalet değil zulüm götürselerdi bu imparatorluk kurulmadan çekirdek halinde parçalanırdı. Adalet, meşruiyetin (haklılığın) temelidir. Meşruiyet, hükmetmenin mesnedidir (dayanağıdır). Kuvvet meşruiyetin müeyyidesidir (yaptırımı, sağlamlaştıranıdır). Bu halde kuvvet meşruiyete, hükmetme adalete dayanmak zorundadır. Ordu gayesi içinde elindeki gücü kullanırsa meşru (haklı, yasal), gayesi dışına kayarsa gayrimeşrudur. Belki bazı şeyleri yakar, yıkar ama sonunda kendisi de yıkılır. Ve Maalesef bu enkazın altında bazen bir devlet te çöker.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 103, 104) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): II. Abdülhamit’in devlet tanımı bugün dahi, hukuk devleti tanımına uygundur. Bu anlayışa saltanat demek, böyle bir idareyi bu günün yönetimi ile bile kıyaslamak zordur. Osmanlının kuruluşundaki adalet temelini görebilen çok az insan vardır. Zaten tarih kitaplarımıza göre, Osmanlı tarihi bir kılıç-kalkan oyunu ve iyi padişah kötü padişah serüvenidir.

  • “Büyük hata da dedemin günlerinden bu yana gelmiştir: Yeniçeriliği ortadan kaldırmışız ama Yeniçeriliği bozan sebepleri ortadan kaldırmamışız. .. Ordu (93 Rus harbinde) Hanedana (Padişah sülalesine) karşı olanlar ve Hanedandan yana olanlar olarak bölündü.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mithat Paşa ve taraftarları, çok yanlış olarak, İngilizlere güvenip, o kadar ileri gitmişler, öyle bir savaş tohumu ekmişlerdi ki, buna karşı durmak, nerede ise vatan hainliği haline gelmişti. Savaşı (93 Harbi 1876) önleyemeyeceğimi anladıktan sonra savaşa hazırlanmaya başladım. Memleket içindeki yollar yeterli değildi. Haberleşme at sırtında yapılıyordu… Hemen harekete geçtim ve Belçika’dan bir uzman getirttim, adı Jan Dikru idi. Telgraf işinin erbabı bir adamdı…. teller bağlandı hatlar işledi. Telgrafhaneyi bu Jan Dikru idare ediyordu. Kendisini çağırttım, bizim adamlarımıza 6 ay içinde bütün işleri kendi başlarına yürütecek ölçüde öğretecek olursa kendisine… 2000 altın vereceğimi söyledim.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ruhlarında şefkat (acıma duygusu) taşımayanların, mükemmel (kemale ermiş, ruhsal olarak tamamlanmış) olabileceklerine inanmıyorum.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 92) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir Osmanlı padişah ve halifesine bomba ile kasteden Ermeni kundakçılarını alkışlamayı vatanperverlik sayan aydınları görünce…. Hiçbir namuslu Ermeni, Padişah’a kasteden eli bombalı ırkdaşına “Şanlı Avcı” diyecek kadar hayâsız (utanması olmayan) olmamıştır.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): II. Abdülhamit’e Ermeni teröristlerce yapılan bombalı saldırıda çok sayıda insan ölmüştü, bu olaydan sonra Tevfik Fikret’in Ermeni teröristlere “şanlı avcı” demesi çok kötü.

  • “Bilgiye düşman olsaydım, Dârül Fünunlar (İTÜ, Mühendislik Fakülteleri) açar, Mülkiye-i Şahane (Siyasal Bilgiler Fakültesi) gibi mektepler kurar mıydım?. Akla ve bilgiye düşman olsam, horozdan kaçan genç kızlarımızın okuması için Dârül Muallimat (Kız Öğretmen Fakültesi) kurar mıydım?. .. Galatasaray Sultanisini Avrupa’nın Üniversiteleri ayarına çıkartıp orada talebelere hukuk dersi okutturur muydum?. Ben Mülkiye-i Şahane’ye Felsefe dersini koydurttuğum zaman bütün talebe “Bizi gâvur yapmak istiyorlar” diye ayaklanmıştı. Israr ettim, okudular, sadece adını “Hikmet”e tebdil ettik (Felsefe dersinin adını Hikmet olarak değiştirdik.) Dârül Fünûn’da da bu dersi Fizik diye okuttuğum gibi. .. Ben hiçbir zaman okumuş adamdan korkmadım, fakat bir kaç kitap okumakla kendisini bilgin sayan ahmaklardan çekindim ve onlardan uzak durdum. Tahta çıkar çıkmaz o günlerde bazı Avrupa memleketlerine bile girmemiş telgrafı bütün ülkeye yaydım. Otuz Bin Kilometrelik telgraf hattı sürekli takibimle döşenmiş, köylere kadar götürülmüştür. Tahtelbahir’in (denizaltının) tecrübeleri benim kesemden verilmiş para ile İstanbul’da yapıldı. O günlerde dünyada, denizin altından giden bir gemiden İngilizlerin bile haberi yoktu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Almanlar bize dostluk elini uzatmaya başladı. .. Kayzer Vilhelm (İmparator Vilhelm) İstanbul’a geldi. Tantanalı bir karşılama hazırlandı. Kayzer de tantanalı nutuklar söylüyor, misafirperverliğimizi övüyor ve dünya yüzünde dağınık yaşayan üç yüz milyon Müslüman’ın dostu olduğunu söylemekten çekinmiyordu. .. Alman İmparatoru ile birlikte bazı bilginler de gelmişti. Bu bilginlerin içinde tıpkı İngilizler gibi kazılara meraklı olanları vardı. Onlar da Musul çevresinde eski eserler aramak istiyorlardı. Kendilerine müsaade ettim. Aradan çok kısa bir zaman geçmişti, İmparator hala memleketimizin misafiri idi, Selahattin Efendiden bir rapor aldım. Alman Heyeti de tıpkı İngilizler gibi kuyular açıyorlar ve sondajlar yapıyorlardı. Yaverim Selahattin Efendi bu işlerden anlar bir adamdı. Kendisini çağırıp Amerika’ya gönderdim. Amerika’da temas ettiği şirketler petrolümüze ilgi göstermediler. Amerikalılar dünya ihtiyacını karşılayacak kadar petrol çıktığına inandıklarını ve yeni kuyuların petrolün fiyatını düşüreceğinden yanaşmadıklarını söyledi. Fakat İngiliz ve Almanlardan sonra biz de petrolün kokusunu almıştık. Japon bir mütehassıs (uzman) gurubu istedim, göndermeyi kabul ettiler. Gerisinin ne olduğunu bilmiyorum çünkü az sonra tahttan uzaklaştırıldım.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İngiliz elçisi bir gün bana, Anadolu, Suriye ve Hicaz topraklarında yer altı kazıları yapmayı düşünüp düşünmediğimi sordu. Bu teklifin altında ne yattığını bilmiyordum ama kabul ettim. Hemen sadrazam Halil Rıfat Paşa’yı çağırttım, … gelecek heyetin çalışmalarını dikkatle takip etmelerini tembih ettim. Tüm masraflarını İngilizlerin karşıladığı bilginlerin bir kısmı Kayseri’de, bir kısmı Musul’da, bir kısmı da Bağdat’a yakın bir noktada kazılara başladı. .. Gelen haberlerden, Musul ve Bağdat’taki heyetler satıh (yüzey) çalışmalarını bırakıp kuyular açmaya başladıklarını öğrendim. O zaman maksatları ortaya çıktı, aradıkları petroldü. Bir süre sonra İngiliz Büyükelçisi huzura girdiği zaman (Padişahla görüşme yaptığı zaman), Suriye ve Hicaz topraklarının büyük bir kısmının çöl olduğunu, buralarda susuzluk çekildiğini, bu yüzden buralarda barınılamadığını söyleyip, eğer muvafık (uygun) bulursam, İngiliz Hükümetinin buralarda insaniyetlik namına kuyular açtırmaya hazır olduğunu anlattı. Yalnız şartları vardı; Eğer buralarda su bulunur ve vahalar (çölde yeşil alanlar) oluşursa, çıkacak suyun kullanılmasını ahaliye bırakacaklar fakat suyun sahibi olacaklardı. Teklifi reddettim. Bununla da yetinmedim açtıkları kuyuları da hükümetçe kapattırdım. Hemen ardından Cemaleddini Efgani (Veya Cemalettin Efgani, Mason Üstâdı Âzamlarından, İngiliz ajanı, Mustafa Kemal’e altınları veren adam) ile Hilafet meselesini kurcalamaya başladılar. Hicaz Emir’ini de ele geçirerek maksatlarına ulaşmak istiyorlardı. Ben de büyük bir derviş kafilesini Hindistan Müslümanları arasına gönderdim. İngilizler buna da Girit gailesini (problemini) çıkararak karşılık verdiler.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kırk yıldır büyük devletlerin birbirleri ile kapışmasını bekledim. Osmanlılar ancak, böyle bir fırsatı zamanında ve basiretle kullandıkları takdirde kurtulacaklar, yeniden büyük devlet olacaklardı. .. Büyük devletlerarasındaki rekabetin eninde sonunda onları çatışmaya götüreceği gözler önündeydi. Osmanlı Devleti de böyle bir çatışmaya kadar parçalanma tehlikesinden uzak yaşamalı ve çatışma günü ağırlığını ortaya koymalıydı. İşte benim otuz üç yıl süren siyasetimin sırrı. .. 1870-1871 Fransa Prusya savaşı 79 gün sürdü. Prusya orduları Paris’e girdi ve Fransızları diz çöktürdü. Bismarck bu savaştan sonra Alman Birliğini kurdu, Almanya’nın kurulması Avrupa’da dengeleri bozdu. .. bozuk Avrupa dengesi eninde sonunda bu büyük devletleri birbirine düşürecekti. Evet, benim Avrupa devletleri ile bir başıma boğuşmaya gücüm yoktu ama Rusya gibi, İngiltere gibi Asya’daki birçok Müslüman ahaliyi idareleri altına almış büyük devletler de benim Hilafet silahımdan ürküyorlardı. Bu yüzden Osmanlı’nın işini bitirmek noktasında anlaşabilirlerdi. Ben beklediğim güne kadar bu silahı hudutlarımın dışında kullanmamalıydım. .. Jön Türklerin gafletini İngiltere nasıl Mason Locaları kanalı ile kullanıyorsa, Almanlar da bunların öteki parçasını yine Mason Locaları kanalı ile kullanmaya başladı. Böylece Jön Türklerin Selanik teşkilatı Almanların, Manastır teşkilatı İngilizlerin eline geçmiş oldu.”

    Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968 – Sf. 71, 76) kitabından birebir alınmıştır.