Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “1927’deki İzmir İktisat Kongresinde, Latin harflerinin kabulü konusunda verilen önergeyi, ağır bir biçimde reddettim. Konuşmamda, bu akımın kökenini gösterdim. Mustafa Kemal Paşa’ya bu akımın (Latin harflerine geçmek isteyenlerin yarattığı akımın) bütün Türk ve İslam toplumunu biri birini anlamaz bir hale getirmek için düşmanlarımız tarafından, (1) müthiş bir propaganda ve fedakârlıklar yapıldığını anlattım. O da, taraftar olmadığını, bana söyledi. Fakat pek yazık ki, Türklükle ilgisi şüpheli olan veya hiç olmayan bazı din düşmanı insanların, sürekli yazıları ve telkinleri ile bir gün Gazi Paşa da Sarayburnu Parkı’nda “Latinceyi kabul etmekle ancak medeniyete girebileceğiz.” dedi. İnceleme ve tartışmaya zaman ve meydan bırakmadan, uydurma bir alfabe ile gramersiz bir Latince, nihayet kanun şeklinde milletin omuzlarına asıldı. Hüseyin Cahit Yalçın, Abdullah Cevdet, Mehmet Ali Ayni, Falih Rıfkı, İzmit’te Hür Fikir Gazetesi sahibi Kılınç Hakkı, bu fikrin önderidirler.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1080) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Karabekir bu ve benzeri konularda, İslam dünyasının tek hâkim sömürgesi olan İngiltere’nin adını zikretmiyor, belki de emperyalizmin mekanizmalarını bilmiyor.

  • (İsmet Paşa 7 Mayıs 1922 günü Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektupta, Karabekir’in açtığı okul ve öğrencilerin başarılarından gururla bahsediyor ve şunları yazıyor:) 

    “İçimizde senden daha olumlu ve daha kalıcı ve ebedi iş yapanımız var mı?” Bu okullara darbe, İsmet Paşa Hükümeti zamanında vurulmuştur. Yukarıdaki samimi takdir ile iktidardaki fiili darbe ancak İsmet Paşa’nın açıklayabileceği bir olaydır. Benim muhalefete geçmem üzerine, beni güçlü bir dayanaktan mahrum bırakmaktan başka ne sebep olabilir? Zan ve korku ile yüzlerce şehit çocuğuna yapılmış bu darbe, medeni ve insani bir marifet midir?”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1070) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1 Mayıs 1922’de Aşiret Alaylarının (1) ve dolayısı ile Kürtlerin ıslahı (iyileştirilmeleri) için düşündüğüm şeyleri, Aşiret reisleri kumandanı Sabri Bey ve kurmaylarımla (Komutanın askeri danışmanları, yakın çalışma arkadaşları) görüştüm. Düşündüklerimi uygun buldular. 12 Yaşından küçük yetenekli çocukları gece yatılı okullara almak, bu işsiz insanlara iş bulmak, (ziraat birlikleri, yol yapım birlikleri gibi). Aşiret Alayları barış zamanı tarım müfrezeleri (birlikleri) haline dönüştürülebilirler. Şeyhler, üniversite mezunu aydın Türk hocaları ile değiştirilmeli, tabii ki Kürtçe bilmeleri şarttır. Önemli merkez ve güzergâhlar (yol boyları) Türk unsuru ile güçlendirilmeli. Van gölü etrafındakiler de dâhil bütün Aşiret teşkilatını esasen mümkün olduğu kadar küçük parçalara ayırmıştım. Sıkı kontrol ve sürekli propaganda ile Kürtlerin Türklük topluluğundan ayrı bir unsur olmadıklarını ve Kürtlük meselesi diye yapılan işlerin, Büyük Ermeni Yurdu kurulması ile Kürtleri yok etmek için yapıldığını anlatıyordum. Fakat Doğu’da bir Genel Müfettişlik (Birkaç Vilâyetin bağlı olduğu bir çeşit eyalet gibi bir idari yöntem) kurularak, uygulanabilir bir program ile uzun yıllar uğraşılmasının gerektiği görülüyordu. Aksi halde, her devlet şubesi ve hatta her Vali ve memur, kendi aklınca işler görecek, işler, şimdiye kadar olduğu gibi, yine İstanbul zihniyeti ve İstanbul bilgisi ile idare olunacaktır ki, bunun sonucu, yapmak değil yıkmak olacaktır. Maliyeti ise tabii ki Kürt ve Türk kanı ile parasıdır. (2)

    … 1922 yılı sonunda Ankara’ya geldiğim zaman, ne Doğu’ya ne de Kürtlüğe dair hiç kimsede değil bilgi, düşünmeye kararlılık bile görmedim. Verdiğim raporları tekrar yazdım, sözlü olarak da ilgililere gerektiği gibi anlattım fakat dinletemedim ve sonuç korktuğum gibi oldu. Kürt ve Türk kanı boşuna döküldü. Gurur, inat, korku gibi başarının doğurduğu zararlı ürünler gerçeği kapattı.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1059, 1060) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Hamidiye Alayları da denilir. Abdülhamid’in, Kürtlerin devlete bağlılığını arttırmak ve Ermenistan fikrine karşı Ermenileri Kürtlere kırdırmak için oluşturduğu, okullu olmayan askeri birliklerdir.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (2007): Karabekir Paşa endişesinde haklı çıkmıştır. Ama reçetesi, asimilasyon ve Kürt halkına güvenmeme üzerine yapılmış teşhisin sonucudur. Türk bürokrasisi, özellikle askeri bürokrasi, 1906 Arnavutluk isyanından beri, tüm farklı unsurlardan korkmaya başlamış, onları potansiyel ayrılıkçı görmüştür. Bunları daha iyi idare etmek, daha adil davranmak ve onlara gelecekle ilgili umut vermek yerine, onları da bize benzetmek gibi zor ve insanlık dışı bir yolu seçmişlerdir. Abdülhamid’in şu sözü çok önemlidir: “Hiçbir kavim, bağlı olduğu ülke zayıflarsa, rahat durmaz.”

  • “23 Nisan 1922 de Ağaç Bayramı yaptırdım.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1059) kitabından birebir alınmıştır.

  • ” 21 Ekim 1921 tarihinde El Cezire’deki Kürdistan İstiklâli (bağımsızlığı) Cemiyetinin Beyannamesi Kürtleri İstiklâle davet ediyordu. ..Kürtlerin gericilikle ayaklandırılmaya çalışıldığı görülüyordu. Nüfuslarından çok, işgal ettikleri sahanın genişliği önemliydi. Kürtlerin başlarındaki şeyhler, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük roller oynayacaklar. Bunların, üniversite ilahiyat bölümünden veya hukuk fakültesinden çıkmış ve Kürtçe öğrenmiş aydın kişilerle bir an önce değiştirilmeleri, Van gölü etrafı olduğu gibi, enine boyuna ikişer Türk kanalıyla, Kürdistan’a yalnız askeri değil dini ve siyasi hâkim olmamız da geleceğimiz için gerekli idi. … Bu Kürtlük meselesi pek basittir. Fakat bilmeyen ellerde en basit yara bile kangren olabilir.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1050) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Zaferden sonra Bursa’ya geldiğim zaman Fevzi Paşa bana, “Mustafa Kemal Paşa’yı diktatör yapacağız!” demiştir.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1039) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kemalist tabirinin yayılmasını tehlikeli gördüğümü, 1923 yılı sonunda Bursa’da, Mustafa Kemal Paşa’ya Fevzi Paşa’nın yanında izah ettim, hiç ses çıkarmadı. … 12 Şubat 1922’de Varlık Gazetesi’nde şunları yazdım: “Kemalist deyimi ile bir taraftan Türk varlığını kişi ile geçerli göstererek, milletimizi âleme gelişmemiş tanıtarak, idrakini (algılama gücünü, aklını) küçültmek ve diğer taraftan da bu varlığın, bütün milletin imanına değil, herhangi bir Baş’a bağlı bir parti, bir çete durumu ilan ederek, bu kurtuluş ruhunun bütün İslam milletlerine yayılmasına meydan vermek korkusundandır.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1017) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Kâzım Paşa, Kemalizm’in İngilizlerin, sömürgelerinin uyanışını engellediğini ima ediyor.

  • “Kötülük yapan birine iyilik yapmak doğru bir şey değildir. Çünkü suçlu hep, suçuna karşı verilecek olan cezayı beklediği için, yapılan iyiliğin, yapılması düşünülen kötülüğü anlamaması için uyutturulmak için yapıldığını zannederek, her zaman kuşkuda bulunuyor, daima sizin kötülüğünüze davranmakla tetikte durduğunu zannediyor. … Bir memlekette, hiç şüphe yoktur ki, her işin esası adalettir. Buna saygı göstermeyenler, buna hâkim olmak isteyenler, şüphe yok ki haydutlardır.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 983 ile 987 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Ani, eski Ermeni hükümdarlarından Bekratlar’ın başşehri imiş. 1045’de Roma İmparatoru tarafından işgal edilmiş. Fakat 19 yıl sonra Alparslan fethetmiş. Sonra sırasıyla İran, Ermeni, Gürcü ve Türkler tarafından işgal edilmiş. 1300’lü yıllarda müthiş bir depremden sonra burası harabe olmuş.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 977) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İsmet Paşa kuvvetleri sağ cenah (kenar) gerisinde toplamış, Fevzi Paşa bunu düzeltmiş, sol cenaha sevk etmiş… Sakarya Meydan Muharebesinin son günü, Mustafa Kemal Paşa savaşı kaybettiğine hükmederek, ricat (geri çekilme) emri vermiş ise de Fevzi Paşa, bunu, sabahki durumu gördükten sonra kumandanlara bildirmeyi uygun görmüş. Hâlbuki sabahleyin düşmanın ricatı görülünce, zaferin bizde kalması temin olmuş. Fevzi Paşa, bana, bu savaştan bahsederken, bunu kendisi kazandığını fakat herkesin Mustafa Kemal kazandırdı zannettiğini söyledi. “Gerçeği neden saklıyorsunuz? ” dedim. “Şimdilik böyle uygun.” dedi. Oysa Fevzi Paşa, İsmet ile birlikte, Mustafa Kemal’in müşirliğe (mareşalliğe, askerlikteki en yüksek rütbeye) terfi etmesi ve Gazilik unvanı verilmesini Meclis’e önermişlerdir. Mustafa Kemal askerlikten liva olarak istifa etmişti. Fevzi Paşa ise Ferik’ti (orgeneraldi). (1)

    Durum pek garipti. Yedeklerin hatalı olarak sağ cenaha toplatıldığını görerek, sol cenaha alıyor, ricat emrini tehir ederek (erteleyerek) felaketi durduruyor. Sonra da Mustafa Kemal Paşa’ya birden bire Müşirlik ve gazilik verilmesini Meclis’e teklif ediyor. Oysa daha sorun bitmemiş, Yunan ordusu takip edilerek kesin zafer kazanılmamış, yani daha yapacak işler var iken, Mustafa Kemal’e askerlikteki son merhaleyi teklif etmiş. İkinci bir zaferde ne ile ve nasıl tatmin olunabilecektir. Bu vahim hata, Afyon saldırısından sonra Mustafa Kemal’e hilafet ve saltanat verme isteğine kadar yürüdü.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 952) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Paşa bu konuda, muhtemelen, Fevzi Paşa Mustafa Kemal’in mareşal olmasını sağlayınca, kendisinin de artık terfi edebileceğini düşündü, diyor.

  • (23.6.  günü Ermeni Üsera Kaymakam’ı, Vartan Mihail Arzumanyan’ın Kâzım Karabekir’e yazdığı mektuptan:

    ”…Rusların başlıca fikirleri, Ermenilerin ve Türkiye’nin üzerinden açık denize çıkmaktır….ben, hiçbir dakika şüphe etmiyorum ki, yakın bir zaman içerisinde, Ankara, büyük Osmanlı hükümeti, Ermeniler ve diğer komşu milletler, eski kendi düşmanlıklarını terk ederek, bir biçimde birbirleri ile el ele vererek, genel düşmana karşı (Rusya’yı kastediyor) savaşa atılacaklardır. … inşallah yakın bir günde, Türkler ve Ermeniler için iyi sonuçlanan bir siyaset ortaya çıkar, o zaman hem sizler hem de biz mutlu oluruz.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 943) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Mustafa Kemal Paşa’nın cevabındaki: “Cumhuriyet olmayacak, Türkiye’nin başında Halife-i İslam olacak ve bir hükümdar sultan bulunacaktır.” kaydı beni düşündürdü. İstanbul Cumhuriyet’i kuruyorlar diye endişe ederek propaganda yapıyordu. Padişah ile taraftarları bundan ürküyorlardı. Benim bugün anladığım ise, daha korkunçtu. O da, Mustafa Kemal’in bir zafer sonrası, Hilafet ve saltanatı alması idi. .. Osmanlı Hanedanından bahis yok.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 932) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Stalin şahsen pek Ermeni düşmanıdır. Kafalı (akıllı), enerjik, mümkün mertebe açık sözlü, komiteci ve sevimli bir adamdır. Ruslarla yaptığımız Barış antlaşmasının tek amilidir (sebep olanıdır.)

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 911) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bana, İstiklâl Harbinde yetki vermek şöyle dursun, Doğu’da bulunmaklığım bile arzu olunmadı. Büyük Zaferden sonra da bu konuyu İsmet Paşa’ya söyledim, bunu, Mustafa Kemal Paşa’ya açmamaklığımı rica etti. Çünkü benim Doğu’da özellikle yetki ile bulunmak lığımdan çekiniyormuş.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 909) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Doğu hareketini barış antlaşması ile taçlandırarak, istiklâl mücadelemiz için bir azim ve iman doğurduğumuzu, Meclis Başkanımız Mustafa Kemal Paşa, bir cümle ile olsun söylemiyorlar.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 897) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kürtlük olayı çıkmaması için, aşiret subayları ile yakından ilişki ve onlara iş bulmak ve o bölgeyi sürekli uyarmak, Doğunun bütün kaynaklarından mevcut olan çok bol miktarda silah ve cephanenin Batı’ya nakli…”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 895) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Kemal Paşa’dan 8.12.1920 tarihinde gelen telgrafta: “… şiddet yanlısı ve cüretkâr ve gerektiğinde kahhar (kahredici) olan bir arkadaşa şahsen ihtiyacım his olunur derecededir. Bu arkadaşın, ordunuzda önemli görev yapmakta olan Miralay (Yarbay) Halit Bey olacağını ümit ediyorum.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 867) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Bu Deli Halit Paşa hakkında çok bilgi var. 1924 yılında Meclis’te İstiklâl Mahkemelerinin acımasız hakimi Afyon Mebusu Kel Ali Çetinkaya tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Ölümü kim vurduya getirildi. Meclis’te öldürülmüş ilk ve tek mebustur. Deli ve saldırgandır.

  • “Kâzım Karabekir Paşa 31.10.1920’de Ferik (Orgeneral) oluyor. 3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 862) kitabından birebir alınmıştır.

  • “20 Eylül 1920’de Ermeni harekâtına Mustafa Kemal Paşa’nın müsaade eden telgrafı geliyor…. 28 Eylülde de saldırı başlıyor.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 847) kitabından birebir alınmıştır.

  • “8 Eylül 1920’de Moskova’dan gelen altın külçelerini kantarda tarttırdık. Erzurum’da 200 Kg bıraktık, bu kadarını da Ankara’ya gönderdik.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 842) kitabından birebir alınmıştır.