Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “14 Ekim 1917’de Bolşevik ihtilali olunca ve milletlere Devlet kurma hakları tanınınca 15 Kasım 1917’de Ermeni Sovyet Cumhuriyeti kuruluyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dâhiliye Vekâletinin Sadarete (Başbakanlığa, Başvekâlete) verdiği 7.12.1916 tarihli raporda 702.900 kişinin Tehcir edildiği bildiriliyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 290) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1.11.1918 tarihli son İttihat ve Terakki Kongresinde Talat Paşa: “Birçok yerde, düşmanlıklar, arzu etmediğimiz suiistimallere (kötüye kullanma) sebep olmuştur. Birçok memurlar haddinden ziyade (çok) zulüm ve şiddet gösterdiler. Birçok yerlerde bigayrihak (haksız yere) bir takım masumlar da kurban oldular. Bunu itiraf edelim.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 289) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1992): Talat Paşa çok cesur ve pervasız bir insan.

  • “Dâhiliye Vekâleti şifresi: “Son zamanlarda, Vilâyet içindeki (1) Ermenilerin geceleri şehirden dışarı çıkartılarak Koyun Gibi Boğazlatıldığı, şimdiye kadar öldürülenlerin 2.000 kişi tahmin edildiği haber alınmıştır. Kesinlikle önlenmesi ve gerçek durumun bildirilmesi ….

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1992); Söz konusu vilayet Diyarbakır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bir anlatıma göre Diyarbakır’daki Kürt aşiretleri Ermenilere inanılmaz derecede işkence ve katliam yapmışlar. Kürtler ile Ermeniler iç içe ama çok farklı ekonomik seviyelerde yaşamışlar. Bu gelir durumundaki eşitsizlik ve Abdülhamit’in kurduğu ve bu kitapta sözü edilmeyen Hamidiye Alaylarının Ermenilerle karşılıklı kıyımları iki etnik topluluğu birbirine düşman etmişti. Ayrıca Diyarbakır’ın Kürt ve Zazaları Ermeniler gibi, acımasız ve kıyıcı olabilmişlerdir.

  • “4 Temmuz 1915 Tarihinde Elazığ’a gönderilmiş Dâhiliye Vekâleti şifresi: “Ermeni çocuklarının, ileri gelenlere evlatlık verilmesi ve çocuk başına 30 kuruş aylık ödenek verilmesi, bu çocukların listesinin de muntazaman tutulup İstanbul’a yollanması.” hakkında bir yazı.””

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1992): Ermeni tehcirinde Harput’ta ve civarında göçe dayanamayacak olan yaşlıların ve çocukların, Ermeniler tarafından komşuları olan Türk ailelere emanet edildiği, onların da bu insanlara insanlıklarının ve hoşgörülerinin gereği olarak, sonuna kadar sahip çıktıkları, bu insanların ileride zarar görmemeleri için, birçok çocuğun eski kimliğini bilmeden yaşadığı, hazin ve ilginç bir durumdur. Doğum tarihi 1900 olan bir Harputlunun anlattıklarına göre, Müslümanlar, Ermeni komşuları ile hep sorunsuz yaşıyorlardı. Harputluların bu tutumu, zamanın Hükûmeti tarafından iyi değerlendirilmiş. Harput’a bağlı yerleşim yerlerinde de benzer durumlar yaşanmıştır. Harput’ta Türkler Ermeni kızları ile çok evlenmişler. Bu evliliklerin bir kısmı rıza ile olmuş, tehcir sırasında bir çok zorlama durumlar da olmuştur. Harput Müziğinde, Ermeni kızlarına yakılmış çok güzel türküler vardır: Ahçik ve Kar mı Yağmış Şu Harput’un Başına türküleri gibi. Müslüman kızlarının da Ermenilerle evlendikleri nadiren de olsa yaşanmıştır.

  • “4 Temmuz 1915 Tarihli Dâhiliye Vekâleti şifresi: Trabzon, Sivas, Diyarbakır ve Elâzığ Vilâyeti ile Canik (Samsun Amasya Merzifon) Mutasarrıflığına, Dâhiliye Vekâletinin şifresi: (Gizli Yazısı) “Vilâyet ve livalar içindeki zararlı kişilerin yerlerinin değiştirilmesi.” emri geliyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Yer değiştirmeler, bu bölgelerin kendi içinde oluyor.

  • “1 Temmuz 1915 Tarihli Dâhiliye Vekâleti şifresi: “Ermeniler toplu olarak veya ferden (kişisel olarak) din değiştirseler de gönderilecekler.” 

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “14.6.1915 tarihli Dâhiliye Vekâletinin şifresi: (Gizli Yazısı) “Erzurum’dan çıkartılan 500 kişilik kafile, Erzurum ile Erzincan arasında aşiretler tarafından öldürülmüşlerdir.” Yazıda kesinlikle halkın bu kafilelere saldırmasına müsaade edilmemesi, saldıranların şiddetle cezalandırılması, emrediliyor. 26 Haziran 1915 yazıda da; “Koruma altında Erzurum’dan gönderilen Ermeni kafilelerinin Dersim eşkıyası tarafından yolları kesilerek öldürüldükleri gelen kafilelerin dokunulmazlıklarının sağlanması.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 285, 286) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Diyarbakır, Elazığ ve Sivas Ermenilerinin tehcire tabi tutulmayacaklarına dair Dâhiliye Vekâleti yazısı yazıldı.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası, Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 284, 285) kitabından birebir alınmıştır.

  • “30 Mayıs 1915’de alınan Bakanlar Kurulu Kararı bu tehcirin emniyetli bir şekilde yapılması gerektiğini belirtiyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 281, 282) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1992) Hükûmet Akdeniz sahili ve savaş bölgelerindeki Ermenileri Kürt bölgelerine gönderiyor. Uygulamada başarısızlık var ama Ermenilerin mağdur olmamaları için alınması gereken tedbirleri (önlemleri) de karara bağlamış.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Ermeniler ile Kürtler arasındaki husumet (düşmanca hisler) bilinmektedir. O dönemde tehcir yollarının güvensiz oluşu da bilinen bir gerçek. Kürtlerin bu tehcir esnasında Ermenilere kötü ve acımasız davrandıkları bilinmektedir. Ermenilerin de isyan ettikleri dönemlerde son derece kıyıcı ve acımasız katliamlar yaptıkları da bilinen bir gerçektir. Enver Paşa’nın Ermenilerin savaşta bizi arkadan vurma isteğine karşı, onları Kürtlerin intikam duygularına teslim etmesi Devlet geleneğimize de insanlık anlayışımıza da sığmazdı.   

  • “26 Mayıs 1915’de Başkumandan Enver Paşa Dâhiliye Nezaretine bir yazı yolladı.

    Tehcir Emri: “Ermenilerin Doğu Anadolu Vilâyetinden Zeytun’dan ve buna benzer yoğun bulundukları yerlerden Diyarbakır Vilâyeti güneyine Fırat Nehri vadisine Urfa Süleymaniye yakınlarına gönderilmesi şifahen (sözlü olarak) kararlaştırılmıştı. Yeniden fesat yuvaları meydana getirilmemesi için Ermenilerin göç ettirilmelerinde şu düşünceler esas alınmalıdır:

      a)Ermeni nüfusu gönderildikleri yerlerdeki aşiret ve Müslümanların sayısının %10’unu geçmemelidir.  

      b)Göç ettirilecek Ermenilerin kuracakları köylerin her biri 50 evden çok olmamalıdır.  

      c)Ermeni göçmen aileleri seyahat ve nakil (yer değiştirme) suretiyle de olsa yakın mesafelere evlerini taşımamalıdır. 

      26 Mayıs 1914’te aynı gün, Dâhiliye Nezaretinden (Dâhiliye Vekâleti ile aynı anlama geliyor) Başvekâlete şu yazı gelir: “Harp sahasına yakın Ermenilerin bir kısmının, belirtilen yerlere, Halep civarlarına, Musul tarafına iskân edildikleri”  diyor. Ve 27 Mayıs 1915’de “Seferi Durumda Orduya ve Hükümete Karşı Gelenlere Sert Cevap Verileceğini Belirleyen Geçici Kanun” çıktı.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 277, 278) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1992) Tehcir, hicret ettirme, zorunlu göçürtme. Osmanlı devlet geleneğinde halkını tehcir etme yoktur, bu İttihatçıların işi. Tehcir emrinde, iskân edildikleri derken yerleşim projesinden bahsediyor olması lâzım. İskân edildi yani yerleştirildi işlem bitti anlamına gelmiyor sanırım. Eğer iskân bitti ise demek ki tehcir, Başkomutanın yazısından çok önce yani yazıda da belirtildiği gibi şifahi emir ile başlamış oluyor.

  • “26 Mayıs 1915’de Başkumandan Enver Paşa Dâhiliye Nezaretine bir yazı yolladı.

    Tehcir Emri: “Ermenilerin Doğu Anadolu Vilâyetinden Zeytun’dan ve buna benzer yoğun bulundukları yerlerden Diyarbakır Vilâyeti güneyine Fırat Nehri vadisine Urfa Süleymaniye yakınlarına gönderilmesi şifahen (sözlü olarak) kararlaştırılmıştı. Yeniden fesat yuvaları meydana getirilmemesi için Ermenilerin göç ettirilmelerinde şu düşünceler esas alınmalıdır:

      a)Ermeni nüfusu gönderildikleri yerlerdeki aşiret ve Müslümanların sayısının %10’unu geçmemelidir.  

      b)Göç ettirilecek Ermenilerin kuracakları köylerin her biri 50 evden çok olmamalıdır.  

      c)Ermeni göçmen aileleri seyahat ve nakil (yer değiştirme) suretiyle de olsa yakın mesafelere evlerini taşımamalıdır. 

      26 Mayıs 1914’te aynı gün, Dâhiliye Nezaretinden (Dâhiliye Vekâleti ile aynı anlama geliyor) Başvekâlete şu yazı gelir: “Harp sahasına yakın Ermenilerin bir kısmının, belirtilen yerlere, Halep civarlarına, Musul tarafına iskân edildikleri”  diyor. Ve 27 Mayıs 1915’de “Seferi Durumda Orduya ve Hükümete Karşı Gelenlere Sert Cevap Verileceğini Belirleyen Geçici Kanun” çıktı.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 277, 278) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007) Tehcir, hicret ettirmek demek zorunlu göçürtmek demek. Osmanlıda vatandaşını göçürtme uygulaması yok, bu ittihatçı faşist paşaların döneminin uygulaması, vahşi ve kanlı uygulama. yazılı emirde İskân edildikleri derken yerleşim projesinden bahsediyor olması lâzım. İskân edildi yani yerleştirildi işlem bitti anlamına gelmiyor sanırım. Eğer iskân bitti ise demek ki Tehcir Başkomutanın yazısından çok önce yani yazıda da belirtildiği gibi şifahi emir ile başlamış oluyor.

  • “24 Nisan 1915’de Dâhiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) Ermeni komite merkezlerinin kapatılmasını evraklarına (belgelerine) el konulmasını ve elebaşlarının tutuklanmasını 26 Nisan’da da Başkumandanlık bu elebaşların askeri mahkemelere sevk edilip cezalandırılmasını emrediyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 276-277) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1992): Ermeni isyanları da devam ediyor. Ermeniler bu tarihi, tehcirin başlangıcı kabul ediyorlar. Kitlesel tehcir daha sonra.

  • “Osmanlı Hükûmeti 6 Eylül 1914’de Ermenilerin yoğun olduğu vilâyetlere şifreli bir tamim göndererek Ermeni elebaşlarının ve ileri gelenlerinin devamlı kontrol altında tutulmasını yazdı. 25 Şubat 1915’de Başkumandanlık (Enver Paşa Başkumandan) Ordu birliklerine içeride çıkabilecek bir isyana karşı duyarlı olmaları hakkında geniş kapsamlı bir tamim yolladı.” 

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Ermeniler Osmanlıyı arkadan vurmaya çalışmışlar. İdarenin bunlardan korkması normal, ama, yapılan uygulama bir vahşet ve çok ağır.

  • “17 Nisan 1915’deki Van İsyanı her tarafa yayıldı, 8 Mayıs 1915’de Vali Cevdet Bey Van’ın boşaltılmasını emretti, çünkü Ruslara yenilmiştik. 17 Mayıs’ta asker de Van’ı terk edince Ermenilerle Ruslar Van’ı ateşe verdiler. Van son günlerini yaşarken Enver Paşa ve Bahriye Nazırı, Talat Bey’e 2 Mayıs 1915’de şu yazıyı yolluyor: “ Van ve Van Gölü civarında Ermeniler toplu halde isyan ediyorlar. İsyan yuvasının dağıtılması için Ermenilerin aileleri ile birlikte ya hudut dışına ya da iç kesimlere dağıtılması ve onların yerine de meskûn (orada oturan) halkın yerleştirilmesini tercih ederim” diyordu.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 268, 269) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Eçmiyasin Katolikosu 5 Ağustos 1914’de Kafkasya Genel Valisi Woronsoff Dachkoff’a bir mektup yolluyor: Çar’a Türkiye Ermenileri adına bağlılıklarını bildiriyor. Cevapta da Türk-Rus savaşının çıkması halinde kendilerine görev verileceği yazılıyor. Savaş başlayınca önce Zeytunlular isyan etmişler. 1915 Şubatında Zeytun’a Maraş’tan cephane ve silah sevk eden konvoyumuza Ermeniler saldırmış ve altı jandarma ölmüştür. Çeşitli kaynaklardan, Ermenilerin Ruslarla anlaşıp katliam yapacakları haberleri Babıali’ye ulaşıyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 262, 263) kitabından birebir alınmıştır.

  • “3 Eylül 1909’da Tanin Gazetesinde yayınlanan bir haberde,  İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Taşnak Komitesi arasında bir antlaşma imzalanmış. Osmanlı Devletinin birlik ve bütünlüğü ve gelişmesine yardımcı olunması konularında anlaşılmış. Bu anlaşmada ülkeden “Kutsal Osmanlı Vatanı” diye söz ediliyor. Yetkinin merkezden çevreye dağıtılması da söz konusu…. Taşnaklar Erzurum’da Haziran 1914 yılında yaptıkları toplantıda İttihat ve Terakkinin bu anlaşmaya uymadığını ve riyakâr (ikiyüzlü) davrandığını söylüyor. Bu toplantıda Hükûmet üyelerinin de bulunduklarını Clair Price ve Toynbee iddia ediyorlar ve İttihatçıların bu toplantıda “Savaş çıkarsa Panturanist hedeflerini gerçekleştireceklerini ama Ermeni, Gürcü ve Tatarlara otonomi vereceklerini” söylemişler. Papazian; “İttihatçılar, Taşnaklara, Rusya Ermenilerini Rusya’ya karşı kışkırtmalarını söylüyorlar, diyor. “Ermeniler bunu ret ediyorlar ancak savaşta Osmanlı devletine sadık kalacaklarını söylüyorlar. Türkiye savaşa girince Taşnaklar sözlerini tutmamışlar hatta Kafkas cephesinde Türklere karşı savaşmak için gönüllüler istemeye başlamışlardır.” diyor. Kaçaznuni (Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti Başbakanlarından) Meclislerinde yaptığı konuşmada bu ihanetin yanlış olduğunu söylüyor.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 252) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sadrazam (başbakan) ve Hâriciye Vekili (dışişleri bakanı)  Sait Halim Paşa ve Gulkeviç (Rusya) arasında 8 Şubat 1914’te İstanbul’da bir antlaşma yapılır. Osmanlı Devleti bu antlaşmayı halka açıklama cesaretini gösterememiştir. Doğu’da iki Müfettişlik oluşturuluyor, Genel Müfettişe geniş yetkiler veriyor. Ermeni ve diğer halklara çok büyük haklar veriyor. (1) Bu 1914 Antlaşmasına göre Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır için Norveç’ten Binbaşı Hoff,  Erzurum ve Trabzon için Hollandalı Westenek,  Genel Müfettiş seçildiler. 28.6.1914’de Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Ferdinand, Bosna’da öldürülünce 1. Dünya Savaşı patladı. Savaş çıkınca 31.12.1914’de göreve başlayacak olan, bu müfettişlerin işlerine,  Babıali tarafından son verildi.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 247 ile 250 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’N YORUMU (1) (1992); Temsili, Adli, Maarifi haklar. 1914 Antlaşması gösteriyor ki, doğu sorununun muhatabı olarak sadece Rusya kaldı. Osmanlı İmparatorluğunun artık dayanacak gücü kalmamıştı ve köşeye sıkışmıştı. Bu Savaşa girmek hatta Almanya ile birlikte girmek zorundaydı.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007) Bu anlaşma tam bir teslimiyet belgesi. Savaş çıkmasaydı, İttihat ve Terakki Hükümetinin sonu olabilirdi.

  • 13 Nisan 1909 günü,  31 Mart Vakası (Eski takvime göre) meydana geliyor ve Adana olayları da başlıyor. Cemal Paşa Hatıralarında Adana valisi Asaf Bey’in basiretsizliğinden (ileriyi görememesinden)  bahsediyor. Asaf Bey Mecliste ve iki kere de Divan-ı Harp’te yargılandığı halde suçsuz bulundu. Asaf Bey Hatıralarında “Cemal Bey Vali olduğu zaman Ermeniler bayram yapmışlardı. … Ermenilere dalkavukluk ediyordu.” Diyor. Adana’da Ermeniler iki Türk gencini öldürüp katillerini vermeyince, Müslüman, Ermeni çarpışmaları üç gün sokak sokak devam etti. Cemal Paşa Hatıralarında bu olaylarda 17.000 Ermeni ve 1850 Müslüman’ın öldüğünü yazar. Patrikhane ölülerinin 21.300 olduğunu söylüyor. Cemal Paşa olaylardan sonra Adana’ya Vali oluyor, o anlatıyor; “dört ay sonra sıkıyönetim mahkemelerinde 30 Müslüman idam ettirdim. İki ay sonra da Erzin’de 17 Müslüman idam ettirdim. Sadece bir Ermeni idam olmuştur. İdam edilen Müslümanlar arasında Bahçe Müftüsü de vardı.”  Ermenileri tahrik edip silah satan ve çok para kazanan Adana Piskoposu Muşeg, olaylar çıkmadan iki gün önce İskenderiye’ye kaçmıştır.

    Alıntı: Ermeni Dosyası – Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf. 230, 231) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1992): Çok büyük bir tahrik, büyük bir olay, katliama varan bir çarpışma. Cemal Paşanın tarafsız ve bir Osmanlı devlet adamına yakışan tavrı da ilginç. Almanya’nın bu olay ile ilgili tavrı olumlu.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Cemal Paşa İttihat ve Terakkinin önemli adamı, daha sonra 1915’te, Tehcir’de bu kadar düzgün davranmadı, 1921’de Şam’da Ermeniler tarafından vuruldu. Hasan Cemal’in dedesi, Mason.

  • “22 Ekim 1895 günü bir ıslahat metni, hem üç devletin Sefaretine ve hem de altı Vilâyete (Vilâyeti Sitte de denilir; Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbakır, Elaziz, Sivas) gönderildi. Bu netin 32 maddeli;  

    Her Valinin yanına bir Hıristiyan Vali Muavini,   

    Hıristiyan nüfusun fazla olduğu Mutasarrıflık ve Kaymakamlıklara Hıristiyan Vali Muavini,  

    Bir bucak halkı tek bir sınıf halktan oluşuyorsa, meclis üyeleri yalnız o halktan seçilecek.

    Polis memurları Vilâyetin nüfus oranına göre Müslüman ve Hıristiyanlardan

    Oluşacaklardır.                             

          31- Aşar (Öşür) vergisi, vergi müteahhitleri aracılığı ile toplanacaktır.”

    Alıntı: Ermeni Dosyası, Kâmuran Gürün (4. Baskı 1992, Sf.223) kitabından birebir alınmıştır.