“Ali Fethi Bey’de Makedonyalılıktan gelme, sinsi ve yararlı bir komitacılık ruhu vardı.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
“Ali Fethi Bey’de Makedonyalılıktan gelme, sinsi ve yararlı bir komitacılık ruhu vardı.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.
“Mustafa Kemal 1.65 cm boyunda.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.
“Fikriye, Mustafa Kemal’in üvey babası Ragıp Bey’in kardeşi Albay Hüsamettin Bey’in kızıdır. Zengin bir Mısırlı ile evlenip Mısır’da harem hayatı yaşamış sonra İstanbul’a gelmiştir. Zübeyde ve Makbule hanımlar Fikriye’yi sevmiyorlar, oğullarının dul bir kadınla evlenmesini istemiyorlar.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.
“Mustafa Kemal’in Vahdettin’in küçük kızı Sabiha Sultan ile bir ilişkisi olmuş.
Sabiha Sultan’ın gönlünde Hüseyin Rauf (Orbay) Bey vardı. Ulviye Sultan’ın kocası İsmail Hakkı Bey ile Rauf Bey’e haber yollamış, Rauf Bey; “Ben askerim, Sultan Hanım’ın dizinin dibinde geçirecek vaktim yoktur.” demiş.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 167 ile 179 arası) kitabından birebir alınmıştır.
“Vahdettin Padişah olunca ona bir kutlama telgrafı çekiyor ve cevabını da alıyor. … Vahdettin ile 4. görüşmelerinde, kendisini Suriye’ye göndereceğini söylemiş. .. Suriye’de iken Vahdettin’e telgraf göndererek, Ahmet İzzet Paşa’ya Sadrazamlık, kendisine de Harbiye Nazırlığı istemiş…. Vahdettin ile 5. görüşmelerinde, Padişah;” benim namağlup (yenilmemiş) kumandanım, ordunun kumandan ve subayları eminim ki seni çok severler. Bana güvence verir misin ki, onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir.” der. Mustafa Kemal; “Ordu tarafından aleyhinize harekete ait bilgi ve mahsusatınız (hususi, özel bilginiz) var mı efendim?” der. Vahdettin aynı soruyu tekrar sormuş, Mustafa Kemal ona böyle bir şeyin olmayacağına dair güvence vermiş. Vahdettin; “Yalnız bu günden bahsetmiyorum, bugün ve yarından” der. Padişah verilmiş korkunç bir kararın uygulanması arifesinde bulunuyordu. Mustafa Kemal’e güvenip güvenmeyeceğini öğrenmek istemişti ve “Siz akıllı bir kumandansınız arkadaşlarınızı aydınlatıp sakinleştireceğinizden eminim.” der.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.
“Minber, Ali Fethi Bey’in gazetesidir. Sermayesinin büyük bir kısmını Mustafa Kemal koymuştu. Cavit Bey de bu gazetenin kalkınmasını istiyordu. Paranın büyük bir bölümünün bulunmasını Emanuel Karasu Efendiden istemişlerdi.“
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (2007): Ali Fethi Okyar mason, Cavit Bey Yahudi ve mason, Karasu Efendi İtalyan Mason localarının Üstad-ı Azamı ve İttihat ve Terakkinin kurucu üyesi.
BAKKAL’IN YORUMU (1992): 1909’da Trabzon’un Akçaabat ilçesinde doğdu. Şair ve yazar. Orta Öğretimini Sivas Öğretmen Okulunda 1931’de tamamladı. Malatya ve Adıyaman’da 1931 ve 1938 yılları arasında ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde Resim-iş bölümünde okurken 1935 yılındaki komünist tevkifatında Türk Ceza Kanunu’nun 142. Maddesine aykırı eylem yaptığı gerekçesiyle 4 yıl hüküm giydiği için Yüksek Öğretimini tamamlayamadı. 1955’teki 6-7 Eylül Olaylarında bir daha tutuklandı ancak beraat etti. 1935’te Aydın-Çine’de yakalandığı zaman anormal işkenceler gördü, sonra bu Kutsal İsyan ve Kutsal barış kitaplarını yazarak başını beladan kurtardı.
BAKKAL’IN NOTU (2022); (Hasan İzzettin Dinamo Ant Dergisine (7 Nisan 1970) anlatıyor; “Birkaç sosyalistçe şiir karalamaktan iş nereye gelip dayanmıştı. Devlet gücü bir tek insana karşı harekete geçince korkunç bir şey oluyordu. Çine’de ünlü jandarma taburu var. Kafama, suratıma yediğim ağır yumruklarla nakavt olmuş gibiydim. … sekiz on jandarma beni anadan doğma soyarak, sırtüstü soğuk betona yatırdılar. Hayati’nin (Üstçavuş) eğilip cinsel organıma dikkatle baktığını ayırt ettim. “..sünnetli olmasına sünnetli ama bu onun gavur olmadığını ispatlamaz.” dedi. “Yahudiler de sünnet oluyor. Bağlayın şunun kamışına bir ip.” Çevrede ipe benzer bir şey bulamadıklarından bir jandarma erinin getirdiği teli sarmaya başladılar. Hayati; “Ulan herifin şeyini keser bu. Boşuna başımıza iş mi açacaksınız? Bir kınnap bulun hiç olmazsa” dedi. Kınnabı sıkıca bağladılar. Birisi kınnaba asılınca bağırmak zorunda kaldım. Yemekhane kahkahalarla çınladı. Sonra Hayati bir jandarma erini çağırarak “Tükür şunun ağzına!” dedi. Ağzımı zorla yırtarcasına açarak hazırladılar. Kendisine buyruk verilen jandarma “hak tüv” diyerek ağzıma tükürdü. Hayati üstçavuş bir başkasını parmağı ile gösterdi “Sen de sümkür bu gâvurun ağzına!” diye emretti. O da ağzıma sümkürdü. Bir sürü genç insan elimi yüzümü sımsıkı tuttuğundan kafamı oynatamıyordum. Ağzıma dolan iğrenç yabancı maddeleri dışarı püskürtemiyordum. Hayati bir başka jandarmaya “Haydi sen de işe bu hergelenin ağzına!” dedi. Jandarma hiç ikirciklenmeden yanıma diz çöktü ve ağzıma pek az da olsa çöğürdü. Biraz sonra Hayati jandarmaya şöyle bağırdı; “Ulan bu herifin ağzının içine sıçacak kimse yok mu?” Etrafta hiç kimse bu korkunç işe yanaşmak istemediyse de, Hayati bir jandarmayı kolundan kavrayarak; “Sıyır ulan donunu, sıç bakalım şu hergelenin ağzına!” diye bağırdı. “Aman Komutanım, ben az önce ayakyoluna (tuvalete) gittim bende bir şey kalmadı, yapamam!” dedi. Üstçavuş öbür jandarmaları da sıkıştırdıysa da hiç birisi bu iğrenç işe yanaşmadı. O zaman” Bırakın öyleyse kalsın.” diye emretti.”) Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük – Sf. 313-314 kitabından alıntıdır.
Alıntı: Kutsal İsyan V – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 570) kitabından notlar alınmıştır.
“Vahdettin Mustafa Kemal’e sigara ikram ediyor… onun sigarasını yakacak kadar da ileri gidiyordu.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.
“Mustafa Kemal, İzzet Paşa’ya, “Tevfik Paşa Kabinesini meclis üyeleri ile düşürmeye ve yerine İzzet Paşa Kabinesini kurmaya çalışmalıyız. Bana da bu kabinede Harbiye Nezaretini (Savaş Bakanlığını, Milli Savunma Bakanlığını) vereceksiniz tek kurtuluş çaresi budur.” der. Vahdettin de Sarı Yeleli Paşa’sının Harbiye Nazırı olması için İzzet Paşa’ya baskı yapar ancak İzzet Paşa onu Bakan yapmaz.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1994): Paşa bu duruma kinlenmiş olacak ki, İzzet ve Salih Paşa’nın Ankara’ya arabulucu olarak gittikleri zaman, üstelik Yunanistan’ın barış teklifini iletmek istedikleri bir gidişti, hiç dinlendirilmeden Mustafa Kemal tarafından tutuklanıyorlar. Bunlar Osmanlı Devletinin bakanlarıdır.
“En eski ve en güçlü rakibi Enver Paşa’nın her yaptığının tersini yapmaktan haz (zevk) duyuyordu.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.
(Mustafa Kemal) “Annesine, babasından sonra evlendiği için uzun zaman küsmüştü.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.
“31 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes antlaşması ile 1.Dünya Savaşı bitmişti. Ama İngiltere 1. Ordusuna bağlı bir süvari birliği General Kassel yönetiminde Musul’u işgale başlamıştı.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.
“İzzet Paşa Kabinesindeki nazırların (bakanların)çoğunu Mustafa Kemal Paşa Padişaha empoze etmiştir. İzzet Paşa’nın Sadrazam olmasını isteyen de o idi.”
Alıntı: Kutsal İsyan I – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.
“Lozan’a… İstanbul Hükümeti de davet edilmiş.
(Hem Ankara hem de İstanbul Hükümeti konferansa çağırılmış. Bunun nasıl çözüleceği Meclis’te şiddetle tartışılıyor, çözüm aranıyor.)
…. düşündüğüm takriri (önergeyi) yazıyorum. .. Koridorda Mustafa Kemal rastladı, “Ben böyle bir önerge veriyorum. Artık İstanbul Hükümeti kalmaz. Sorun kolayca ve cezri olarak hallolunmuş olur. Sabahtan beri niye uğraşıp duruyorsun?” dedim. Okudu bir daha okudu. Cevap vermiyor. Nihayet ;”Ben de imza edeyim.” dedi. Hatta imzası aşağılardadır. Misafir locasında Fin temsilcisi Miralay Mojen de varmış. ..yanıma geldi elimi eline aldı “.. Bu oturum Türkiye tarihinin en önemli oturumudur. Sizi tebrik ederim…. Bu millet Mustafa Kemal’i unutabilir fakat seni unutamaz.” dedi… Ertesi günü önergemde hilafet meselesinin eksik olduğunu görerek buna birkaç madde hazırlayıp bir önerge ile vererek ilavesini rica ettim. İkinci Gurup (muhalifler) buna itirazlar yaptı. Mustafa Kemal bunları ölüm ile tehdit etti. Sustular. .. Mustafa Kemal bunun (hilafetin kaldırılmasının) şerefini kendisine alıyor. Benim adımı bile önerge sahibi diye anmıyor. Bu kadar açık yalan söylemek için çok hayâsız olmalıdır. Padişahlığın kaldırılmasından hele din ve devlet işlerinin ayrılmasından hiçbir haberi bile yoktur. O, laik ne demek, anlamını bile bilmezdi. Kelimeyi bile duymamıştı. Diyor ki; “Hilafet açık bir hukuka sahip olmaksızın bir süre daha bırakıldı.” Öyle değil, sarih (açık) hukuk ile ben onu ipka (koruma) ettim. İsteseydim o galeyan içerisinde hilafette giderdi. Ben Hilafetin şiddetle taraftarıydım.”
Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi 1. Baskı:1967 – Sf.968-969) kitabından birebir alınmıştır.
“Topal Osman, Balkan savaşında sakat kalmış, Ermeni tehcirinden dolayı suçlanmış, İttihatçılarla birlikte Malta Adasına sürülmüş, Malta’da iken Milli Mücadeleye karşıymış. Daha sonra Giresun’a gelmiş ve Türklere saldıran Rum çetelerini yıldırmış. Rum Çetecileri gemi kazanlarında yakmış. Osman Ağa Giresun’dan Samsun’a kadar olan bölgede egemenliğini kurmuş. Sakarya Savaşında Yarbay rütbesi ile savaşmış. Mustafa Kemal Samsun’a Rumlara şiddet uygulayan çeteleri bastırmaya gelmiş ancak Havza’da Topal Osman Ağa ile temas kurar.”
Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi III – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1183-1188) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN YORUMU (2007): Topal Osman, acımasız bir mütegallibedir (zorbadır). Rıza Nur vatanseverliğini övmektedir ancak, Rıza Nur da yabancı unsurlara şiddet uygulanmasından yanadır.
“Batı’dan alınan, müesseseler (kurumlar), kanunlar ve uygulamaları iki nedenle asla fayda vermeyeceklerdir. Evvela bizde âlim ve mütehassıs (uzman) yok gibidir. Sonra memleketimiz hiçbir nokta-i nazardan (bakış açısından) tetkik edilmemiştir (araştırılmamıştır)“
Alıntı: Türk Tarihi IV – Rıza Nur (1992 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.
3. Mehmet tahta geçtiği gün 19 şehzade katlettirdi.
Alıntı: Türk Tarihi III – Rıza Nur (1992 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.
“Fatih tahta çıkınca ilk iş olarak iki yaşındaki kardeşi Ahmet’i öldürtmüştür. Fatih bir cariye çocuğu, Ahmet ise İsfendiyaroğullarına ait bir annenin çocuğu idi. Ahmet’i boğması için Ali Paşa’ya vermiştir. Halk ve Yeniçeri huysuzlanınca, Ali Paşayı boğdurmuştur. Bu sefer Yeniçeriler, daha da kızıp ayaklandılar. Bu ilk ayaklanmalarıdır.”
Alıntı: Türk Tarihi III – Rıza Nur (1992 – Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (2007) Fatih Babasını zorla tahttan indirmiş, sonra Yeniçeriler ayaklanınca tahtı babasına bırakmak zorunda kalmış. İlk tahta çıkışında şehzadeleri öldürdüğü için tahtın tek varisi olmuş, babası 2. Murat, bazı tarihçilere göre savaşta şaibeli bir biçimde öldürülünce Fatih, ikinci sefer tahta geçmiştir.
“Yıldırım Beyazıt fuhşa düşkündü, “iç oğlanları” onun zamanında Saraya girmiştir.”
Alıntı: Türk Tarihi III – Rıza Nur (1992 – Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.
“Türklerde Şiiliğin revaç bulması (öne çıkması), Sünniliğin kadını kapatması, hürriyetleri azaltması nedeni iledir. Oruç, namaz dahi (bile) Türkmenlere zor gelmektedir.”
Alıntı: Türk Tarihi III – Rıza Nur (1992 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.