Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Trabzon mebusu Ali Şükrü’yü boğarak öldüren, Mustafa Kemal’in muhafız birliği komutanı Topal Osman Ağa, 2 Nisan 1923’de öldürülüyor, 4  Nisan’da Meclis kararı ile Meclis’in önüne asılıyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu insanlık ve hukuk dışı uygulamalar, pek çok insanımız tarafından, o dönemin gereği falan gibi laflarla adeta hoş görülüyor. Bu yaklaşımlar adaletsizliği ve zulmü, hatta terörü, toplum vicdanında meşrulaştırıyor.

  • “Mustafa Kemal, 1 Kasım 1922’de Mecliste, Hilafetin faydalarını anlatan uzun bir konuşma yapıyor. “Emr-i hilafet, milel-i İslamiyece (İslam milletlerince), en büyük maslahattır. (önemli iştir) Çünkü Efendiler, Hilafet-i Nebeviye (peygamberin halifeliği) Ehli İslam arasında rabıta (bağlayıcı) olan bir emanettir. .. bugün dahi saltanat ve hakimiyet makamını hilafetin yan yana bulunabilmesi en tabii halattandır (hallerdendir) 

    23 Şubat 1923 Bursa’da  …”Hilafetin yalnız Türkiye halkına değil, bütün İslam âlemine şümulü (kapsayıcı) olması nedeni ile bu makam hakkında karar vermek, Türk milletinin salahiyeti (yetkisi) dışındadır.” 3 Şubat 1923 günü İzmir’de; “Bir dinin tabii olması için, akla, fenne (tekniğe) ilme ve mantığa dayanması lâzımdır. Bizim dinimiz tamamen bunlara mutabıktır (uygundur).”..  7 Şubat 1923 teki Balıkesir Hutbesini Kâzım Paşa anlatıyor; “Balıkesir Ulu camide öğlen namazını kalabalık bir cemaatle kıldık. Sonra Mevlit okundu, bundan sonra Mustafa Kemal Paşa minbere çıkarak mükemmel bir hutbe okudu.”

    Hutbeden bazı kısımlar; “Biliyorsunuz ki, zaman-ı saadette (mutlu zaman, burada Hz. Muhammet’in yaşadığı zaman) Hazreti Peygamber hutbeyi kendisi okurdu. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerekse de ilk dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, … söyledikleri şeyler o günün meseleleridir.” Mustafa Kemal, hutbesinde isteyenin istediği soruyu sormasını söylüyor. Halk partisi hakkındaki soruya; “Bu milletin siyasi partilerden çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, diğer ülkelerde partiler behemehâl (mutlaka, her halükarda) ekonomik amaçlar üzerinde kurulmuştur ve kurulmaktadır.” diyor. (1)

    Kâzım Karabekir; “Napolyon, başkomutanlık zamanında, muhalif bir partiye izin veren diktatör başına neler geleceğini görür düşüncesi ile tek parti ile nasıl ki iktidara çıkmışsa, şimdi de Mustafa Kemal Paşa aynı şekilde Başkomutanlıktan bir tek parti ile benim önlememe rağmen, hilafet ve saltanatı almak fikrine yürüyecektir.” diyor.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 71 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1993): Mustafa Kemal Paşa burada parti kavramını iyice önemsizleştirmek istiyor.

    BAKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Paşa, Mustafa Kemal’in Halife olmayı arzuladığını iddia ediyor bu konuda daha ayrıntılı bilgiler var. Bence, Osmanlı’daki saltanatı kaldıracağı için, hilafeti saltanattan ayırıp, birine sahip çıkarak tepkileri azaltıyor.

  • “14 Ocak 1923 günü Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir ve Fevzi Paşa ile birlikte İzmir’e gider. Gazi o gün çok öfkelendi, öfkesinin nedeni de Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in (1) çıkaracağı gazete için Ankara’ya matbaa makinesi getirmesidir. Karabekir anlatıyor; Gazi pek asabi idi, “Muhaliflerden Ali Şükrü Bey Ankara’ya matbaa makinesi getirmiş, Tan adında bir gazete çıkartacakmış, siz hala uyuyorsunuz!” diye, yaveri Hüseyin Abbas Bey’e verdi veriştirdi ve “yakın, yıkın” diye çıkıştı.””

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995); Ali Şükrü Mustafa Kemal’e muhalif olan Trabzon Mebusu. Muhafız Komutanı Topal Osman onu 1923’te boğarak öldürdü.

  • “Karabekir, savaştan sonra Genelkurmay Başkanı olmayı beklemektedir. Bu niyetini Mustafa Kemal Paşa’ya açar, Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa’ya Milli Savunma Bakanlığını önerir.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. Sunuş) kitabından not alınmıştır.

  • “Kâzım Karabekir anılarına “İnkılap Hareketleri Neden Oldu, Nasıl İdare Olundu” adını vermiş.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1993): Kâzım Karabekir’in 1933’de yakılan “İstiklâl Harbimizin Esasları” adlı kitabı, 1951’de yeniden basılmış. O arada Mustafa Kemal yakılan bu kitabı inceleyerek dokuz sayfa  tutan ve kendi el yazısı ile yazılmış notlarla cevap hazırlamış. Hasan Ali Yücel’in kızı Canan Eronat’da bu notları Uğur Mumcu’ya vermiş.

    Alıntı: Kâzım Karabekir Anlatıyor – Uğur Mumcu (1993 – Sf. Sunuş) kitabından not alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Lord Stratford Canning İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi, üç defa görev yapıyor. Ve Tanzimat Fermanını Mustafa Reşit Paşa’nın kendisine danışarak hazırladığını anılarında iddia ediyor. Bu Lord, Bodrum’daki Mozoleyi kaçırıp Londra’ya götüren kişi.

    BAKKAL’IN NOTU: (2022): Çok ilginç bir anekdot; 4.79.40 nolu not; Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır. Sf.1690 Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 220) kitabından not olarak alınmıştır.

  • ” Madde1; Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya) arasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı 30 Teşrinievvel 1334 (1918) tarihindeki hudut içerisinde kalan ve her noktasında, Müslüman çoğunluktan oluşan Osmanlı Ülkesi kesimi, Osmanlı devletinin bölünmez ve ayrılmaz bir bütünüdür. Bütün İslam unsurları diğerlerine karşı saygı, fedakârlık duygusu ile dolu etnik ve sosyal çevrelerine uyumlu öz kardeştirler. 

    Madde 2; .. vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız bütün Hıristiyan unsurların Osmanlı Devleti ile aralarında oluşmuş hukuki haklarına tamamen saygılıyız. .. her türlü işgal ve müdahalenin ve özellikle Rumluk ve Ermenilik oluşumu amacına yönelik hareketlerin, reddedilmesi ve bunlara karşı savunma ve karşı koyma hususunda çoğunlukla karar alınmıştır.

    Madde 3- Osmanlı Devletinin yok olma tehlikesine karşı, İslam ve Osmanlı Halifeliğinin ve Saltanatın baki kalması esas amacımızı oluşturduğundan, hep birlikte savunma ve karşı koyma esası kabul edilmiştir.  

    Madde 4- Osmanlı Hükûmeti devletlerin baskısı karşısında, vatanın tamamının dağılması veya çökmesi halinde bir başlangıç olarak buraları terk ve ihmal etmek çaresizliğinde kalması halinde, yani vatanımızın Osmanlı Hükümetine ve Hilafet makamına bağlılığı, anlaşma imzalayarak ve İtilaf Devletlerine muhtıra ve nota verilmek sureti ile veya bu kanaati uyandıracak diğer siyasi belgelerle terk ve ihmal durumunun gerçekleşmesi halinde, kutsal Hilafete ve Osmanlı Saltanatına olan bağlılığımızı korumak ve temin etmek ve vatanımızı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek üzere derhal bir İdare-i Muvakkate (geçici idare) oluşturulacaktır. Ve halen yürürlükte olan Osmanlı Devleti idaresi ve kanunları çerçevesinde yönetime devam edilecektir. Ve bütün sivil ve askeri yöneticiler (bürokrasi kastediliyor.) bu Geçici İdareye tabi olacaklardır. İdare-i Muvakkate tüm yabancı devletlere bu yeni durumu usulüne uygun bir şekilde resmen bildirecektir. Söz konusu olan İdari Muvakkate, milli teşkilatımızın meydana getirdiği Kongre’ce seçilecek heyettir.

    Madde 9- Heyet-i İdare ve merkeziyeler bu yönetmelik ile göreve getirilir veya görevden alınırlar.

    Madde 10- Cemiyetin gelirleri, bağımsızlığın önemini tekdir eden her ferdin yapacağı nakit yardımlardan ibarettir.

    Madde 11- Millet iradesini hâkim kılmayı amaç edinmiş olan cemiyet, millet meclisinin toplanması yasama ve yürütme yetkisine güvenle sahip olması söz konusu olunca bu cemiyetin kongresinin alacağı karara göre cemiyetin geleceği belli olacaktır.”

    Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 1, Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 220 ile 230 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Arşivde tamamı mevcut, on sayfa fotokopi halinde. Önemli yerlerini dil içi çevrim yaparak buraya aldım. Bu yönetmelikte mandadan hiç söz edilmediğini ve manda uygulamasının önünü kapatacak bir hükmün de bulunmadığını gördüm. Yalçın Küçük Sivas Kongresinin manda konusuna çok sıcak baktığını iddia ediyor. Bu kongre Erzurum kongresinin Şark Vilâyetlerinin kurtuluşu ile ilgili olan amaçlarını tüm Türkiye için genişleten bir karara varıyor. Ermeni ve Rum ayrılıkçılığı ya da devlet oluşumu için mücadele edilmesi için nelerin nasıl yapılacağı kararlaştırılıyor. İngiliz veya başka bir emperyaliste karşı hiçbir söz veya karar söz konusu değil, bütün senaryo Rum ve Ermenilerin devlet kurma isteklerine karşılık Kürt ve Türk eşrafının desteğini almak. Çünkü Ermeni ve Rum tehcirleri sonucunda bunların geride kalan servetleri zamanın derebeyleri tarafından talan edildi. Bunlara Osmanlıcada mütegallibe deniliyor, bu mütegallibelerin büyük bir kısmı, bunlara Ethem de dâhil edilebilir. Bu mütegallibeler; zeybek, efe adı altında kahramanlık tarihine geçtiler ve artık her tarafta heykelleri var. Kongrelerde ısrarla ve mutlaka saltanat ve hilafetin korunacağı da belirtiliyor, bununla da hem maksimalist Osmanlı aydınının desteği sağlanıyor hem de devletine halen bağlı olan halkımızın. Sivas kongresi kararları bundan ibarettir. Tam metni arşivdedir.

  • “1970 yılında Yunanistan’ın kişi başına gayri Şâfi millî hâsılası 1090 dolar, Türkiye’ninki ise 310 dolardır. Yunanistan’ın yıllık gelişme hızı yüzde 6,6 kadardır. Türkiye’ninki de hâlen bu civardadır. Gelişme hızını Üçüncü Beş Yıllık Plan’da öngörüldüğü biçimde önemli bir sıçrama gösterip devamlı yüzde 8’in üstüne çıkarabilsek dahi, Türkiye ancak 25 yıl sonra Yunanistan’ın bugünkü düzeyine gelebilecektir…” Sf. 1729

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1729) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Gerçekten petrolcülerin adamı Max Ball’e, ABD petrolcülerinin istedikleri biçimde bir Petrol Kanunu hazırlatılır. Hatta tasarıya ‘Bu yasa ancak yabancı şirketlerin izniyle değiştirilebilir.’ diye, bir 136. madde eklenirse de, bu sonradan çıkartılır. ABD, Türk Petrol Kanunu’nu Güney Amerika’daki muz diktatörlüklerine, “örnek yasa” diye gösterir, İnönü, 1954 seçimlerinde ‘Petrol Kanunu, bir kapitülasyon kanunudur.’ derse de, sonra bu görüşünden cayar, iktidara gelince Petrol Kanunu’na dokunmaz.” Sf. 1694

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1959 yılının ilk ayında, belli koşulları yerine getiren ABD sermayesinin millîleştirilmesinde muhatabın ABD Hükûmeti olacağını öngören “İstimlâk ve müsadere garantisi anlaşması.” kanunlaştırılır.” Sf.1696

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1694) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ortak Pazar ülkelerinin politik liberalizmi, Türkiye’deki parlamenter rejimin bir cins garantisi sayılır. Bu tutum, Tanzimat döneminin nüktedan devlet adamı Fuat Paşa’nın ‘Avrupa devletlerine kapılanma’ politikasını hatırlatmaktadır, Fuat Paşa, yukarıdan gelen otoriterizme karşı halktan bir tepki gelmediği, ya “da bu tepki yetersiz kaldığı için, politik liberalizm yolunda büyük Avrupa devletlerine (bunların sefaretlerine) sığındıklarını açıklar; “Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukarıdan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet, cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet yaratma olanağı- yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi, yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvet de sefaretlerdir.” yani Avrupa’dır.” Sf. 1690

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1690) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osman Deniz anılarında, 21 Ekim 1961 protokolünden vazgeçiş nedenini İstanbul Vâlisi Korgeneral Refik Tulga’dan sorar. Protokolde imzası bulunan Korgeneral Tulga şu karşılığı verir;

    “-İyi ki karar uygulanmadı, İstanbul’un ekmeğini Amerika’dan getirilen buğdayla sağlıyoruz. Buğday yüklü Amerikan gemileri Okyanus’tan geri dönebilirlerdi, şimdi Ofis’e telefon edeyim, bakın kaç günlük unumuz var?”

    Vâli, Ofisçe telefon eder ve cevabı açıklar :

    “-Bakın, 28 günlük unumuz varmış…” (Devrim Gazetesi 25 Kasım 1969).” Sf. 1688

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1688) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Özgürlük adına iktidara gelen Demokrat Parti, Türk Ceza Kanunu’nun ünlü 141 ve 142. maddelerini, idam cezasını dahi öngörecek biçimde ağırlaştırır ve bu maddelere her ileri düşünceyi cezalandırabilecek bir belirsizlik kazandırır. Bu değişikliğe Faik Ahmet Barutçu, Osman Bölükbaşı ve hatta Yargıtay Başkanlığından gelme DP’li Halil Özyörük, ‘fikir özgürlüğü kalıyor’ gerekçesiyle en kesin biçimde karşı çıkarlarsa da, etkisi olmaz. Basın özgürlükleri iyice kısılır. Hatta Menderes iktidarı, ünlü deyimiyle ‘NATO’ya, CENTO’ya bağlıyız, ne solcuyuz, ne sağcı’ diyen muhalefeti dahi tasfiyeye yönelir.” Sf. 1685

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1685) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Menderes, 1 Kasım 1950’de ABD’nin 487 radyo istasyonundan yayınlanan mesajında “Türkiye’de demokrasinin kuruluşunun Amerika’nın çabaları sâyesinde» olduğunu, bunun en somut örneğini “kendi partisinin iktidarda bulunuşunun teşkil ettiğini” açıklar.” Sf. 1685

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1685) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Başkan İnönü de; Associated Press Ajansı’na verdiği bir demeçte, ABD yetkilileri gibi konuşarak, demokrasi adına Amerikan yardımı ister:

    “Amerikan yardımı, demokrasiyi kurmak yolunda bir adımdır. Türkiye ile Birleşik Devletler arasında daha sıkı ilişkiler kurulmasına ve demokrasinin Türkiye’de sağlam yerleşmesine yardım edecektir.” Sf. 1682

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1682) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Alman yenilgisi ve Müttefik zaferi kesinleşince, 15 Mart 1944’te Varlık Vergisi kaldırılır. Yalnız vergi cezaları değil, ödenmeyen ‘vergiler de iki gün içinde bağışlanır. Bu birden değişikliği Prof. Weisband şöyle yorumlar:

    “Yasanın kaldırılmasına günün koşulları neden gösterilmişti, ama aslında, özellikle Birleşik Devletler’in baskısına olumlu bir cevap vermek ve Türkiye ile Batılı müttefikler arasında daha iyi ilişkiler kurmak için bu yol seçilmişti.”

     Almanların güçlü günlerinde serbestçe çalışan, hatta Başbakan Saraçoğlu ve Mareşal Çakmak’tan teşvik gören Nazi yanlısı Turancılar da, Mayıs 1944’te birden tehlikeli sayılıp tutuklanırlar

    Batı desteği az çok sağlanıp Sovyetler Birliği ile ilişkiler bozulunca da, ilerici gazeteler tahrip edilir, daha sonra da sol partiler ve sendikalar 1946 yılında kapatılır.” Sf. 1677

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1667) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Despot Menderes’in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, kürsüde konuşurken CHP’li milletvekili Cahit Tabak’ın güldüğünü zannettiği için ona seslenerek)

    “-Gülme! Bizim ödevimiz, Amerika’yı küçük devletlerin yardımına teşvik etmektir. Sen gülüyorsun. Bu hareketinle vatana ihanet ediyorsun!” Sf. 1661

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf.1661) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Muhammed Heykel, Rusya’nın tutumunu şöyle anlatır: «Nâsır, Kruşçov’dan garanti ister. Amerikalıların Türkleri Suriye’ye saldırmaya sevk ettikleri takdirde, Mısır’ın da Türkiye’ye karşı savaşması gerekeceğini, bunun da çok fena olacağını anlatır. Kruşçov, şu karşılığı verir:

    -Rüzgâra göre eğilmek gerek. Başka yol yok. Zira Dulles, dünyayı parça parça edebilir… Dulles, din adamı pozunda. Fakat eminim ki, dinsiz. olduğum halde, ben Tanrıya ondan daha yakınım, onun kalbi yok çünkü…” Sf.1659

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1659) kitabından birebir alınmıştır.

  • “ABD, Mısır ve Suudi Arabistan’ı pakta sokmayı başaramaz İsrail de paktın dışında bırakıldığı için kuşkuludur.

    Muhammed Heykel’e göre, bu amaçla Mısır liderlerine rüşvet sunulur. Necip’e ABD 3 milyon dolar verir. Nâsır’a da 3 milyon önerilir: «Necip, paranın CIA ile ilgisi olmadığını, ABD Başkanı Eisenhower’ın komünizmle mücadeleyi kolaylaştırmak üzere, bâzı devlet liderlerine yardım ettiğini ısrarla söyledi... ‘Nâsır, Amerikalılara çok kızmıştı, parayı rüşvet sayıyordu…

    Mısır, âdeta iki Amerika ile uğraşıyordu: Biri ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dullus’in Amerika’sı, öteki de onun kardeşi ve CIA Başkam Allain Dulles’in Amerika’sı..”  Sf. 1650

    Alıntı: Milli Kurtuluş Tarihi IV – Doğan Avcıoğlu, (Tekin Yayınevi 5. Basım 1984 – Sf. 1650) kitabından birebir alınmıştır.