Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “İnsanlık, sınıflı toplumlara geçtikten sonra devlet doğmuştur. .. En ileri sosyalist toplumda bile üç sınıf vardır: İşçiler, köylüler ve aydınlar.”

    Alıntı: Sosyal Emperyalizm Sorunu – Kemal Burkay, (1979 – Sf. 62) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Oysa artık iki sınıftan bahsediliyor; yönetenler ve yönetilenler.

  • “14 Haziran 1963 tarihinde ÇKP’nin (Çin Komünist Partisi’nin) SBKP’ne (Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ne) gönderdiği mektuptan; “Hiç kimse hiçbir zaman, barış içinde bir arada yaşama adına, ezilen halkların ve ulusların devrimci mücadelelerinden vazgeçmelerini istememelidir.”

    Alıntı: Sosyal Emperyalizm Sorunu – Kemal Burkay, (1979 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Diktatöre iltica etmek (sığınmak) yaşamaya devam etmek isteyen milletlerin bir reaksiyonudur.”

    Alıntı: Yarınlara doğru – Alexis Carrel (1979 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ruhun asaleti vücudun yapısına bağlıdır. İnce duygulu olanların dokuları daha mükemmel, karakterleri, anlayış kabiliyetleri daha yüksektir.”

    Alıntı: Yarınlara Doğru – Alexis Carrel (1979 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sibernetik; Bilimsel ve teknik yönden “insan düşüncesinin yaptığı işleri yapacak olan makinelerin yapılması” şeklinde tanımlanır. Sibernetik kelime olarak emirleri yorumlayan ve yerine getiren makine ismidir.”

    Alıntı: İşçilerin Yönetime Katılması – Kamil Turan (1979 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Taylor, işçiye; “Sizden düşünmenizi istemiyorum. Başkaları sizin yerinize düşünüyor.” diyor.”

    Alıntı: İşçilerin Yönetime Katılması – Kamil Turan (1979 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Başkalarına daima kendilerinin çok önemli bir insan olduğu duygusunu verin.”

    Alıntı: Dost Kazanma Sanatı – Dale Carnegie (1979 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mütebessim (tebessüm eden) bir çehreye (yüze)  sahip olmayanlar dükkân açmasınlar.” Çin Atasözü

    Alıntı: Dost Kazanma Sanatı – Dale Carnegie (1979 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir insana bir şey yaptırmanın sadece bir yolu vardır; O insanın içinde verilen işi yapmak özlemi uyandırmak.”

    Alıntı: Saharov’un İsyanları – Andrei Dimitrieviç Saharov, (Baskı: 1978, Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Saharov’un ADB Kongresine gönderdiği mektuptan; “Her millet, istediği siyasi sistemi seçmek hakkına sahip olduğuna göre, her insanın da yaşayacağı memleketi seçebilmesi normaldir. Bu ana haktan mahrum (yoksun) edilen bir millet, bu hakkı kullanmak isteyen bir tek ferdi (kişisi) olmasa dahi (bile), özgür sayılamaz.”

    Alıntı: Saharov’un İsyanları – Andrei Dimitrieviç Saharov, (Baskı: 1978, Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Saharov, Yahudi, Nobel ödüllü çekirdek fizikçisi. Sovyetlere karşı yaptığı çıkış büyük yankı buldu. Çok işkencelere maruz kaldıktan sonra ABD’ye gitmesine izin verdiler. Sovyetlerden ülke dışına çıkartılan ilk muhalif (rejim karşıtı) Soljenitsin, ikincisi de Saharov’dur.

  • “Saharov’un Brejnev’e gönderdiği Memorandumdan Notlar; “İdeal bir toplum fanatik ve kışkırtıcı hareketlerde bulunmaz.” “Ayyaşlık milli bir felaket haline gelmiştir.””

    Alıntı: Saharov’un İsyanları- Andrei Dimitrieviç Saharov, (Baskı: 1978, Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Özgürlük tanımayan bir sistemin, devam ettirilmesi kolay, değiştirilmesi zordur…. Genel olarak sosyalizmin yararlarından şüphe ediyorum.”

    Alıntı: Saharov’un İsyanları – Andrei Dimitrieviç Saharov, (Baskı: 1978, Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Emek, değerin özü, cevheri ve bizatihi özünde mevcut ölçüsüdür; fakat bizzat kendisinin bir değeri yoktur. Toplum, kendisine saldıran bütün mahzurları (sakıncalılıkları) tasfiye etmek  (ortadan kaldırmak – düzlemek) isterse önce kulağa kötü gelen terimleri tasfiye etmeli, dil’i değiştirmelidir. Bu amaçla sadece akademiye başvurup sözlüğün yeni baskısının yayılmasını istemesi yeter.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 254) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir miktar emeğin kendisinden daha az bir emekle mübadele edilmesi (değiştirilmesi), bunlardan birinin maddeleşmiş emek diğerinin canlı emek olması dolayısı ile şekil farklılıklarına bağlamak hiçbir fayda sağlamaz. Bu, bir malın değeri, bundan fiilen maddeleşmiş emeğin miktarı ile değil de, bunun üretim için gerekli canlı emeğin miktarı ile belirlenir demek kadar saçma bir şeydir. Bir mal altı iş saatini temsil ediyor olsun. Bunun üretimi için gerekli zamanı üç saate indirecek icatlar yapılsa, bu durumda daha önce üretilmiş olan malın değeri de yarı yarıya düşer. Bu mal eskiden altı saatlik toplumsal gerekli emeği temsil etmekte iken, şimdi üç saatlik toplumsal gerekli emeği temsil eder. Demek oluyor ki, malın değer büyüklüğünü belirleyen şey, üretim için gerekli olan emek miktarıdır, yoksa bu emeğin nesnelleşmiş (maddeleşmiş) şekli değildir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İşçinin ücreti, burjuva toplumunun yüzeyinde, işin fiyatı olarak, belli bir miktarda iş için ödenen belli bir miktarda bir para olarak görülür. Emek, piyasada mal olarak satılabilmek için, her halde satılmadan önce, mevcut olmak zorundadır. Şurası var ki işçi emeğini bağımsız nesnel bir varlık haline getirebilseydi, onun satacağı şey, emek değil, mal olurdu.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 251) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Her tür artıkdeğer, sonradan bu kâr, faiz, rant vb. gibi hangi özel kılığa bürünürse bürünsün, özü ve aslı itibari ile karşılığı ödenmemiş emeğin maddeleşmiş şeklidir. Sermayenin kendi kendisini değerlendirmesinin, değerine değer katmasının sırrı, sonunda sermayenin başkalarının belli bir miktar karşılığı ödenmemiş emeğinin üzerindeki tasarruf yetkisi olarak kendini açığa vurur.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Emeğin üretkenliğindeki yükselme işgücünün değerini düşürür ve bununla birlikte artıkdeğeri arttırır. Bunun tersi yani üretkenlikteki düşme işgücünün değerini yükseltir ve artık değeri azaltır. Artıkdeğerdeki artma veya azalma işgücünün değerindeki buna tekabül eden (denk gelen)  düşme ve yükselmenin daima sonucu olup asla nedeni değildir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 232) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İş gücünün değeri ortalama işçinin alışılagelmiş düzeydeki gerekli üretim araçlarının değeri ile belirlenir. İş gücünün değerinin belirlenmesinde ayrıca diğer iki faktör daha rol oynar. Bunlardan biri, iş gücünün üretim biçimi ile birlikte değişen yetişme ve gelişme giderleri, diğeri iş gücünün erkek ya da kadın, yetişkin ya da yetişkin olmayan kimsenin iş gücü oluşu ile ilgili doğal farklılıktır.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 229) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kapitalist, örneğin 400 sterlini üretim araçlarına 100 sterlini işçi ücretlerine olmak üzere, toplam olarak 500 sterlin yatırmış bulunuyor olsun. Artık-değer oranı, varsayıldığı gibi %20 ise bu durumda kar oranı %4 olur %20 olmaz.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 226) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir bireysel işçi, kendisi için gerekli iş zamanı ne kadar kısa olursa, o kadar fazla artıkemek sağlayabilir, bunun gibi, çalışan nüfusun zorunlu tüketim araçlarının üretimi için gerekli kısmı ne kadar küçük olursa bunun başka işler için kullanılabilecek kısmı o kadar büyük olur. Kapitalist üretim bir kere varsayılınca, artık işin büyüklüğü, diğer bütün şartlar aynı kalmak ve işgünü verilmiş bir uzunlukta olmak kaydı ile işin doğal şartlarına ve özelliklede toprağın verimliliğine bağlı olarak değişir. Ne var ki bu olgudan bunun tersinin de doğru olduğu asla çıkartılamaz. Doğal zenginliğin ilki son derece soylu ve kârlı olduğu için insanları vurdumduymaz ve mağrur yapar ve her türlü aşırılıklara sevk eder; buna karşılık ikincisi tedbirli, bilgili, ince duygulu, iş ve hareketlerinde hesaplı olmaya zorlar. Sermayenin ana yurdu gür ve yoğun bitki doğurma gücüne sahip tropik iklim kuşağı değil fakat ılımlı iklim kuşağıdır.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Doğal zenginliklerimiz ile böbürlenmemizin bilimsel sebebi varmış. Ayrıca Karadeniz insanının mağrur ve aşırılıkları da bundan kaynaklanıyor olabilir