Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Manifaktür, (1) döneminden devralınan haberleşme ve ulaştırma araçları da çok geçmeden, üretimin baş döndürücü bir hız kazandığı, üretimin geniş bir alana yayıldığı, sermaye ve işçi kitlelerinin devamlı surette bir alandan diğerine deplase olduğu ve dünya piyasalarında yeni ilişkilerin ortaya çıktığı modern endüstri dönemi için dayanılmaz ayak bağı olmuşlardı.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1978) Manifaktür: sanayi devriminden önce veya ilk aşamalarında, çok sayıda işçiyi bir araya toplayarak, büyük ölçüde el emeği kullanarak üretim yapma biçimidir. Bu döneme de Manifaktür dönemi denilir.

  • “Bir iş, hammaddenin bir üretim aşamasından diğerine geçirilişine kadar insan eli ile yapılan bir iş olmaktan çıkartılıp makineler tarafından yapılır ise o iş o kadar mükemmelleşir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 23, 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • “John Stuart Mill; “Şimdiye kadar yapılmış bütün icatlar, insanoğlunun katlandığı günlük zahmeti azaltmış mıdır? Bu, sorulmaya değer” diyor. Ne var ki, insanın günlük zahmetinin hafiflemesi, makinelerin kapitalist biçimde kullanılmasının hiçbir şekilde amacı değildir. İşçinin çalışma süresinin karşılığını almadan kapitaliste bıraktığı kısmının büyümesi için, emeğin üretme gücünü arttıran her gelişme gibi, makinelerin malları ucuzlatması ve işgününün (mesainin), işçinin kendisi için harcadığı kısmını kısaltması gerekir. Makineler artıkdeğer üretiminin araçlarıdır.

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1978) Artıkdeğeri bir örnekle izah edebiliriz; bir işçi günde 6 saat çalıştığı zaman ürettiği mal veya hizmet miktarı işverenin maliyetini kurtarıyorsa, 8 saat çalıştığında bu çalışmasının 2 saati patronun kârıdır ve buna “artıkdeğer” denir.

  • “1- Abdalanlı 2-Alanlı 3- Arelli (Arılı)  4- Balaban (Dimetoka’dan geldiklerini biliyorlar)   5-Caferanlı (Cafranlı)  6- Yarakli (Çarıklı)  7- Demenanlı 8- Elhanlı 9- Hadikanlı (Hedik Uşağı)  10-Haydaranlı 11- Hormekli 12-İzollu 13- Karsanlı 14- Kemanlı 15- Kobanlı 16- Kureyşanlı 17- Lolanlı 18- Pilvenkli 19- Butanlı 20- Silanlı (zilanlı) 21- Sisanlı 22- Şavalanlı 23- Yusufanlı 24- Zimtekli aşiretleridir.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Dr. Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf.) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1978): Dersimlilerin dili ve antropolojik yapısı ile Kurmanç ve Zazalardan farklı oldukları da iddia ediliyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Yazar bu aşiretlerin isimlerinden giderek, aşiretleri Türk kökenine bağlamaktadır. Büyük bir kısmında zorlamalar olduğunu hissettim. Tarihi gerçeklere uygun olabileceğini sanmıyorum.

  • “Yukarı Abbasanlar Tunceli – Pülümür ilçesinin Danzig kasabasının Gur köyünde otururlar. Ovacık ve Erzincan’ın Girlevik ve diğer köylerinde bulunurlar. Aşağı Abbasanlar Tunceli’nin Hozat ve Ovacık ilçelerinde toplu yaşarlar. Abbasan adı Abbasilerden veya başka bir Kafkas ırkı olan Abkhaz, Çerkezlerin Abhaz soyundan gelmiş olabilir.

    Bahtiyar Uşakları; Tunceli-Hozat ve İran’da yaşıyorlar.

    Gülabi; öz Türkçe bir isim, gül yağı demektir.

    Lâçin; öz Türkçe bir isim şahin yiğit demektir.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 70-71) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

  • “Türklerin antropolojik olarak kafataslarının % 85 oranında yuvarlak (brakisefal) olduğu tespit edilmiştir. Kurmanç ve Zazalarda da bu oran aynı. Oysa Arian (Aryani) ırk uzun başlı (Dolikisefal) dir. İkisinin ortası olan mezosefal Türk, Kürt ve Zazalarda % 15 tir. Zazalar iki büyük bölüme ayrılabilirler; Zazalar ve Dümbeliler. Zazalar da kendi arasında Şeyh Hasanlılar (bunların da Seydanlılar kolu var)   ve Dersimliler diye ayrılırlar.

    Şeyh Hasanlı Oymakları=  1- Abbas uşakları (Abbasan) 2- Baxtiyar uşakları (Baxtiyan, 3- Beyt uşakları, 4- Bütükanlı (Putikanlı) 5- Ferhat uşağı  6-Gülabi uşağı 7-İksorlu uşağı 8-Karaballı uşağı 9-Karikali uşağı  10-Kormeşli 11-Laçin uşağı 12-Seyit Kemal Uşağı.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 70-71) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

  • “Kürtçeden bazı kelimeler. Çer-Çır= Türkü (Eski Türkçede Yır.) Çirak= Türkülü hikâye. Kal / Kalik / Kâl =Yaşlı ihtiyar. (Kaşgarlı Mahmut’ta da Kal dır.)  Kek / Keke / Kako / Keko = Ağabey demek. (Sibirler’de; Kek, Yakutlarda; Keki. K. Mahmut’ta; Kek, Mek, Er. (1) Ko / Ke / Ki = Bu ekler aile adları veya sıfatlarının sonuna sevgi veya samimiyet ifadesi olarak eklenirler. Bavo-ko,= Babacığım, Kali-ki = Dedeciğim,”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 70, 71) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007); (Harput’ta kullanılan Gakgo da Ağabey anlamında ve sanırım Türkçe.

  • “Amca dilimize Arapçadan geçmedir. Türkçesi Apa veya Apağa. Kürtlerdeki Apo sözü dilimize daha yakın. Bibi = hala Kürt dilindeki bu kelime Özbekçede de var. Eski Van Milletvekili İbrahim Arvas anlatıyor  “Şemdikan Kaymakamı iken Gerdi aşireti reisi Oğuz Bey’e bu adı nereden aldığını sordum. Ben 21. Oğuz’um dedi …”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu, (1978,  Sf. 70-71) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

  • “David Neil Mackenzie’nin iki ciltlik Kurdush Dialect Studies adlı eserinden; “Halen Kürtlerde kullanılan şu kelimeler Türkçedir ve çok eskidir. Çirkin, mundar, …Türkçede, Arapçada olduğu gibi şedde yok ve bir ses iki kere söylenmiyor. (1)

    Bu yüzden de halkımız çocuklarına Muhammed (m harfi şeddeli) değil de memet demektedir. Kürtler bu Türkçe kuralına o kadar sadık kaldılar ki bazı Arapça kelimeleri anlaşılmaz hale soktular. Allah= Alah, Abdullah= Avdıla, Bakkal= Bakal, Cennet= Cenet Cehennem= cehnem, Cellât= celat gibi.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 70-71) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 2007): Şeddeyi bir örnek ile anlatacak olursak; Eşşek kelimesinde ş harfini bir kere yazıp üstüne ters w harfine benzer bir işaret koyarak bu ş harfinin çift okunmasını sağlayan işarete şedde denir.

  • “Oğuz ve Kıpçakların kelime başlarındaki “Y” seslerini yutarak konuştuklarını Kaşgarlı Mahmut Divanı’nda belirtmektedir. Kürtlerde de bu durum söz konusu. Eğit/ İgit = Yiğit, Em= Yem, Eprax = Yaprak, Urt= Yurt gibi.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 69) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

  • “Kaşgarlı Mahmud’un belirttiği gibi Türk dilindeki 9 sesli ( a, e, ı, i, o, ö, u, ü)  öteki sessiz harfleri Kürtlerde de görmekteyiz. Türkçede olmayan sesler Kürtçede de yok.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 65) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Artık bu iddia doğru değil. İnce ve uzun â sesini, yine a ve e arasındaki è sesini, i ve ı arasındaki î, u ve ü arasındaki û sesleri alfabemizde yok. Dilimizin ses zenginliğini azalttık. Dilin kıvraklığı da azaldı yabancı dillerdeki bazı peltek sesleri çıkarabilmemiz güçleşti. Genizden çıkan sert H sesi olan ve X ile gösterebileceğimiz ses, yine Arapça vav harfi ile gösterilen şeddeli v sesine benzeyen peltek v olan W sesleri dilimizden çıkıyor. Yazar, şartları çok zorlamış.

     

  • “Ji kürt pırsine rikne islamè çiye?

    Gotiye; sevmu selat hac ü zekât.

    Sè resek fişek ü tüfenk zoldat”

    “Kürde sormuşlar; İslam’ın şartı nedir. Cevap vermiş; Oruç ve namaz, hac ve zekât, üç bağ fişek tüfek ve asker.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 65) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.

  • “Şerefnâme’den: “Dede Korkut Oğuznâmesi’ne göre; “Oğuz-Hanlılar .. İslam dinini benimsediklerini arz eylemek üzere (622-632) Hz. Muhammed’e elçi olarak Kürtlerin İlbeyi sülalesinden Boğduz adlı heybetli ve dev yapılı birisini gönderdiler. Bu korkunç yüzlü elçi uruğunu soran Peygambere ‘ Kürtler Taifesindenim’ dedi.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 60) kitabından günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Türklerin Müslüman oluşları çok sonradandır. Bu bilgi Şeref Han’ın Şerefnâmesinden alınmış bu tarih bilgisi hatalı.

  • “Ermeniler ve Firikler Anadolu’ya MS 600 yıllarında gelmişlerdir. Tunceli merkezinin (Kalan) kurulduğu köyün adı Mamikân dır. (1) Şerefname’ye göre bütün Kürtler, Kurmançlar Bokht ile Becen (Peçen) adlı iki kardeşten türemişlerdir. Bamus Peçeneklerde şahıs adı, Diyarbakır’da bir köy adı.”

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 56) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1978); Mamikânlıların MS 240 yıllarında Kaşgar’dan Erzurum, Muş Bitlis yöresine gelen Türkmenler olduğunu söylüyor.

  • “Macaristan’da bir dere adı “Bego” Kürtlerde çok kullanılan bir isim. Macaristan’da bir kasaba adı olan Sağir – Began Tunceli- Nâzımiye de bir köy adı. Prag Üniversitesi Profesörlerinden Josef Blaşkoviç 1966 da “Çekoslovakya topraklarında eski Türklerin izleri” adlı makalesinde, ülkesi için “Kürt on köyün adıdır ve Macaristan’a yerleşmiş Kürt adlı Türk boyunun adıdır.” diyor.” 

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf. 34) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • “Yenisey yazıtlarında MS 650 yılında ölen “Kürt Elkanlığı hükümdarı Alp Urungu’ya aittir. Macarların atası olan Ungurlar’ın Türk olan yedi oymağı şöyledir; Jalancak (Yalancak), Çertan (Erzurum’da köy ismi), Kondam (Tunceli- Pülümür ve Kırşehir’de Kındam adlı köyler var), Borçol, Yapago, Ulaş, Szekely. Yedi Macar birliğini oluşturan oymaklar; Kabar, Gyarmat, Taryan, Yene, Ker, Keszi, Kürt.” 

    Alıntı: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm – Mahmut Rışvanoğlu (1978,  Sf.15 ile 29 arası) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

  • “Tarihte kıtaları kolayca aşmaya alışmış Türk kavimlerinde mesafe daima yakın gösterilir.

    Alıntı: Hatıralar – Zeki Velidi Togan (1978, Sf. 197) kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU(2009): Bu anlayış Türklerin çok uzak mesafelere hareket etmiş bir millet olduğunu gösterir. Göçebe ile tüccar toplumlar birbirinden ayrılır bu ayırtlardan biri de mesafe anlayışlarıdır. Türkler göçebe değil de ticaret nedeni ile göçen bir milletti. Birçok kitapta Türklerin atları evcilleştirerek Çinlilere satmaları ve onlardan aldıkları ipekli dokumaları da Avrupa’ya taşımaları söz konusudur. Zaten gidip görmedikleri bir fikir sahibi olmadıkları yerlere göç etmelerinin izahı zordur. Nitekim Orta Asya’daki kuraklığa rağmen orada kalmaya devam etmiş çok sayıda halk var.

    BAKKAL’IN NOTU (2022): Türklerin Orta Asya’da Perslerle birlikte kurdukları şehirler de ticaret, bilim ve sanatla uğraşan kentlilerdi, ancak kuzeyde steplerdeki Türkler göçebe yoksul ve saldırgan insanlardı.

  • “Timur memleketini “yasa” ve “tüzük” ile yönetti. Şems İci’nin yazıp Timur’a sunduğu “Tuhfa” (armağan) adlı eserinde “Şeriat yerine yasaya ve din karşısında da Riyazî (matematik) ilimlere öncelik tanınmalı” diyor. Atatürk’e bu eserden bahsettiğimde” Yaman bir Türk bu Timur” dedi.”

    Alıntı: Hatıralar – Zeki Velidi Togan (1978, Sf. 125) kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Bazı Başkurtça kelimeler Alkış= Dua, Kargış= Beddua (Harput’ta karış diyorlar.) Kürege= Külek (ahşap kavanoz)Gurut = Kurut (kurutulmuş çökelek),  Usgur= Uşkur (Harput’ta üsküre) .. Köyümüzde akrabamız olan Ehil Molla adında yaşlı imam çoğu zaman içkili olurmuş ve içkili halde halka namaz kıldırırmış…. Annemde kürege denen ağaç kapta “acı bal” denen bu içkiyi yapar ve babamdan gizli içerdi. …Namaz hiç bırakılmazdı sarhoş sarhoş yine de namaz kılınırdı. Türk ile Moğolların idare sisteminde din ile bağlı bir şey yoktur. Cengiz’in “yasa” sisteminin uygulanması İslam âleminde büyük bir çığır açmıştır. Bu yasa Türkiye’de de Yasağ-ı Osmanî ve Tamga sistemi şeklinde uygulandı. Orta Asya’daki Türkî devletler YASA sisteminden şeriata geçince Rusya’ya yem oldular.”

    Alıntı: Hatıralar – Zeki Velidi Togan, (1978, Sf. 121 ile 123 arası) kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Engels 1888: “Milletlerarası barışı sağlamak için ilk önce milletlerin aralarında kaçınılması mümkün bütün milli anlaşmazlık ve zorlukları ortadan kaldırmalı her millet kendi yurdunda bağımsız ve hâkim olmalıdır.””

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi II – Wolfgang Leonhard, (Kültür Bakanlığı Yayını, Baskı 1976, Sf. 97) kitabındaki bilgiler günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.