Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Türklere milli mazisini  (geçmişini) unutturan önce Manihaizm sonra da İslamiyet olmuştur. Uygurların III. Kağanı da “Alp Külüg Bilge Böğü Kağan” 763’de Manihaizm’i resmi din olarak kabul etmişti.”

    Alıntı: Türk Tarihinde Meseleler – Hüseyin Nihal Atsız, (Baskı 1975, Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1978): Atsız, Türkçülük hareketine Türkeş ile birlikte başladı sonra yolları ayrıldı. Türkeş MHP’yi Türk-İslam Sentezi’ne kaydırınca Atsız Şamanist damgası yedi.

  • “Şimdiye kadar Cengiz çocukları bizim tarihlerimizde Moğol veya Tatar diye anılarak yabancı bir devlet veya hanedan (kraliyet ailesi, soyu) gibi gösterilmiştir……. Cengiz Han kültür ve ülkü bakımından da Türk’tü.”

    Alıntı: Türk Tarihinde Meseleler – Hüseyin Nihal Atsız, (Baskı 1975, Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bugün burjuvazinin karşısında yer alan sınıflar arasında tek devrimci sınıf proletaryadır. Öteki sınıflar, büyük endüstri geliştikçe, yok olup gideceklerdir; Proletarya, büyük endüstrinin kendi öz ürünüdür. Aşağı orta sınıflar, küçük imalatçı, küçük tacir, zanaatçı, köylü, bunların hepsi orta sınıf olarak varlıklarını korumak için burjuvaziye karşı mücadele ederler. Bunlar tutucudur, çünkü tarihin akışını tersine çevirmeye çalışırlar.

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 591) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sermaye tekeli, kendisi ile birlikte ve kendisinin hükmü altında gelişen üretim biçiminin ayak bağı olur. Üretim araçlarının santralizasyonu (merkeze toplanması) ve işin toplumsallaşması, sonunda, bunların kapitalist kabuklarıyla uyuşamadıkları bir noktaya gelir dayanır. Kabuk kırılır. Kapitalist özel mülkiyetin saati çalmıştır (sonu gelmiştir). Mülksüzleştirenler, mülksüzleştirilirler.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 590) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Zor, yeni bir topluma gebe olan her eski toplumun ebesidir. Zor başlı başına bir ekonomik kudrettir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 572, 573) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Manifaktür; ulusal üretime ancak pek yavaş bir şekilde hâkim olmuş ve asıl dayanağı daima şehirlerdeki el sanatları ile taşrada tarımsal faaliyetlerin yanı sıra bir yan faaliyet olarak yürütülen bir ev sanayii olmuştur.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 568) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Sanayi devriminden önce veya ilk aşamalarında çok sayıda işçiyi bir araya toplayarak, büyük ölçüde el emeği kullanarak üretim yapma biçimidir. Bu döneme de Manifaktür dönemi denilir.

  • “Bir ülkenin iç pazarı, kapitalist üretim biçiminin muhtaç olduğu genişlik ve istikrarı, ancak, kırsaldaki ev sanayisinin yok olması ile kazanabilirdi.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 568) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Feodal düzendeki çözülme ile birlikte açıkta kalan maiyet (emir altında çalışanlar) ile uşak durumundaki kimseler, birbiri peşi sıra gelen darbelerle toprakları zorla ellerinden alınıp köylüler, serbest bir proletarya meydana getirmişler ve bu insanlar yeni doğmakta olan manifaktürler tarafından aynı hızla yutulmuşlardır. Öte yandan, alışageldikleri yaşam biçiminden ansızın kopartılan kimseler yeni düzenin disiplinine kendilerini aynı hızla uyduramamışlardır.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 567) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İşçi nüfusunun düşkünler tabakası ve yedek sanayi ordusu, ne kadar büyük ise, resmi sefalet ve düşkünlük de o kadar geniş ve yaygın olur. Bu, kapitalist üst birikimin mutlak genel kanunudur.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 549) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Her bireysel sermaye, şu ya da bu büyüklükte bir üretim araçları konsantrasyonu (yoğunlaşması) olup, büyüklüğüne uygun olarak, şu ya da bu büyüklükte bir işçi üzerinde kumanda edebilme gücünü elinde tutar.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 390) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bizzat iktisatçılara  (ekonomistlere) göre, bir ücret yükselmesine yol açan şey, ne toplumsal zenginliğin mevcut hacmi ve ne de halen sahip bulunulan sermayenin büyüklüğü olmayıp, sırf ve sadece birikimdeki devamlı büyüme ve bu büyümenin hızlılık derecesidir. A. Smith şöyle der; “Ücretleri yükselten aynı neden, yani sermaye artışı, emeğin üretken yeteneklerinin artmasına yol açar ve daha küçük miktarda bir emek kitlesini daha büyük miktarda bir ürün üretebilecek bir duruma getirir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 384) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Şu halde sözde bir tabiat kanunu şekline sokulmuş kapitalist birikim kanununun, aslında ifade ettiği şey ancak şudur; bizatihi birikimin mahiyeti (içeriği), emeğin istismar (Sömürülmesi- kötüye kullanılması) derecesinde ya da fiyatında, kapitalist ilişkinin durmadan yenilenmesini ve bunun gittikçe büyüyen boyutlarla yeniden-üretimini tehlikeye sokabilecek böylesine bir düşmeyi ya da yükselmeyi zaten konu dışı eder. Nesnel zenginliğin işçinin gelişme ihtiyaçlarını karşılamak için mevcut olması yerine, tersine olarak, işçinin mevcut değerlerin kendi kendilerini büyütme, kendilerine değer katma, ihtiyaçlarını karşılamak için var olduğu bir üretim biçiminde de zaten bundan başka bir durum söz konusu olamaz. Din alanında insan kendi kafasının yarattığı şeylerin hükmü altında ise, kapitalist üretimde de kendi eliyle yarattığı şeylerin hükmü altında bulunur.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 384) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Adam Smith’in de dediği gibi, “Kâr düşerken bile sermayeler yine de artabilir, hem de eskisinde bile daha hızlı artabilirler. Hatta büyük bir sermaye küçük bir kârla, genel olarak, küçük bir sermayenin büyük bir kârla artması halinden de daha hızlı artar.””

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 382) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir ülke, kitlelerin baskısı aynı kalırken ne kadar çok proletaryaya  (sanayi işçisine) sahipse o kadar çok zengin olur.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 374) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sermayenin bileşimi ikili bir anlamda anlaşılmalıdır. Değer yönünden bakıldığında, bu bileşim, sermayenin değişmeyen sermaye ya da üretim araçlarının değeri ve değişen sermaye ya da iş gücünün değeri, yani toplam ücretler tutarı olarak bölünme oranı ile belirlenir. Bu değerin üretim süreci sırasında iş görürken bürünmüş olduğu maddi kılık açısından bakıldığında, her sermaye üretim araçları ile canlı iş gücüne bölünür; bu ikinci bileşim bir yanda kullanılan üretim araçları kitlesi ile diğer yandan bunların kullanımı için gerekli emek kitlesi arasındaki ilişki ile belirlenir. Ben bunlardan ilkine sermayenin değer bileşimi, ikincisine sermayenin teknik bileşimi adını veriyorum…. Sermayenin değer bileşimine, bu bileşimin teknik bileşim tarafından belirlenmekte olmasını ve teknik bileşimde meydana gelen değişiklikleri yansıtmasını göz önünde bulundurarak “sermayenin organik bileşimi” diyorum.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 372) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sermayenin büyümesi ile birlikte işletilen sermaye ile tüketilen sermaye arasındaki fark büyür.

    Değerlerini ürüne ancak parça parça aktaran iş araçlarının kitleleri değer ve madde olarak büyür. Bu iş araçlarının, ürüne değer katmaksızın ürün yapıcısı olarak hizmet etmeleri, yani tam büyüklükleri ile kullanılıp ta ancak parça parça tüketilmeleri arasında, daha önce de görüldüğü üzere, su, buhar, hava, elektrik vb. gibi doğal güçlerden sağlanıldığı şekilde, bedava hizmet sağlarlar.

    Sermayenin sabit bir büyüklük olmayıp toplumsal zenginliğin esnek ve artıkdeğerin gelir ve ilave sermaye olarak bölünüşü ile birlikte durmadan dalgalanan bir parçası olduğu bir gerçektir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İş gücünün sırf daha yüksek bir gerilimle harcanması sayesinde doğal zenginliklerin sömürülmesinde nasıl bir artma sağlanıyorsa, bilim ve teknik de hâlen faaliyet halindeki sermaye için, bunun veri olan kendi büyüklüğünden bağımsız olarak, bir büyüme ve genişleme gücü sağlar. Emek, kendisi tarafından tüketilen üretim araçlarının değerini ürüne aktarır. Öte yandan, veri olan bir emek kitlesi tarafından harekete getirilen üretim araçlarının değer ve kitleleri, emeğin daha üretken hale gelmesi oranında, artar. Şimdi, aynı emek kitlesi ürünlerine daima ve ancak aynı miktarda yeni değer katarsa da, bu kitlenin bu ürünlere aynı zamanda aktardığı eski sermayenin değeri, emeğin üretkenliğindeki artışla birlikte, artar, büyür.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 361) kitabından birebir alınmıştır.

  • St. Mill; “Uzun dönemde sermayenin kendisi tamamı ile ücret haline gelir ve ürünün satışı ile yenilendiği zaman, tekrar ücrete dönüşür.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Artıkdeğerin sermaye olarak kullanılmasına, yani elde edilen artık değerin sermayeye çevrilmesine sermeye birikimi denir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 320) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kapitalist üretim süreci sürekli ve kesintisiz bir bütün oluşu açısından bakıldığında sadece mal, sadece artıkdeğer üretmekle kalmayan, fakat bir yanda kapitalist diğer yanda ücretli işçi yer almak üzere kapitalist ilişkinin bizzat kendisini de üreten ve yeniden üreten bir yeniden üretim sürecidir.”

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 319) kitabından birebir alınmıştır.