Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Engels  “Bütün varlıkların temel şekilleri mekân ve zamandır ve zaman dışında bir varlığın mevcudiyetini düşünmek mekân dışında bir varlık tasavvur etmek (tasarlamak) kadar büyük bir saçmalıktır.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 42) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

  • “Her hangi bir nebuladan bize ulaşan ışığı prizmadan geçirerek kendi tayflarına ayırırsak, tayf çizgilerinin kırmızıya çalan bir mahiyet arz ettikleri görülür. Bu normal olarak bir “Çifte Tesir”in varlığını gösterir. Yani ışık kaynağının aynı zamanda dünyadan da uzaklaşmakta olduğu şeklinde yorumlanmasını gerektirir. Eğer bu kırmızıya kayma yorumu isabetli ise, nebulaların bizden uzaklaşmakta oldukları ve bize uzaklıkları oranında da bu kaçış hızının daha da arttığı anlaşılır. Bu durum bazı bilim adamlarını bizim bildiğimiz kâinat içindeki maddelerin, bir zamanlar en küçük bir cisimde toplu bir halde bulunduklarını ve bütün gelişme olayının, bu en eski atom çekirdeğinin bir çeşit patlamasıyla başladığı düşüncesine götürmüştür.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 37, 38) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2019): CERN’de yapılan deneylere göre, Büyük Patlamadan önce madde ve zaman yoktu, enerji ve uzay vardı, patlama ile enerji maddeye dönünce zaman da başlamış oldu.

  • “25 Mart 1957’de Roma’da Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında yapılan bir anlaşma ile kurulmuş, 1958 başından itibaren fiilen yürürlüğe girmiştir. 1973’ten beri de İngiltere, Danimarka ve İrlanda da üye olmuştur. Amacı bu dokuz ülke arasında insan mal ve sermayenin gümrüksüz ve rahat bir şekilde dolaşmasını sağlayan ekonomik bakımdan tek bir ülkeymiş gibi birleştirmektir. (Daha sonra siyasi bir birlik olup adı Avrupa Birliği oldu) Türkiye bu birliğe 12 Eylül 1963’te Ankara Anlaşması ile başvurdu. 23 Kasım 1973’te imzalanan Katma Protokol ile de geçiş dönemi başladı.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Anayasaya bağlı çoğulcu rejimler, motor halkta, fren hükümette olduğu zaman iyi işler. Bu rejimler yavandırlar, çünkü esas olarak insan yaratılışındaki kusurların ekmeğine yağ sürerler. Bazen, birbirleri ile didişen partilerin kötürüm edici anarşisinde yaşamaktansa mutlak iktidarı bir guruba vermek daha iyidir. Yalnız belirli bir süre ile.“

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 150 ile 194 arası) kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Tasarruf (birikim) çabası yatırım çabasından fazla olursa tasarrufun fazla kısmı ziyan olur ve üretim hacmi düşer. Buna depresyon veya deflâsyon denir. Aksi halde yani yatırım çabası tasarruf çabasından büyük olursa bu sefer de fiyatlar yükselir enflasyon olur. Enflasyon tüketimin aşırı artmasından da olur.

    Gizli İşsizlik; Üretim teknolojisi sabit kalmak şartı ile bir üretim sektöründe çalışmakta olan insanların bir kısmı buradan alındıkları zaman üretim hacminde hiçbir azalma olmayacaksa o sektörde gizli işsizlik var demektir.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • Millgan’a göre “İnsanın olduğu yerde acılar da vardır, acıların olduğu yerde doktorluğa ihtiyaç vardır, doktorluğa ihtiyaç duyulan yer de misyonerlik için uygun bir yerdir.”

    Alıntı; Ajan Okulları – Necdet Sevinç, (s. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İnsanlar evliyalar tarafından yönetilmedikleri sürece, Hükümette yer alanlar ondan (Hükûmetin imkânlarından) yararlanacaklardır.”

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dayanıklı tüketim mallarının zaman içerisinde eskiyerek ekonomik ömürlerini doldurmaları.

    Gayrisafi (Bürüt) Yatırım; Yatırım faaliyetlerinin (üretim, tüketim, sermaye birikimi) tamamına denir.

    Safi Yatırım; Gayrisafi yatırımdan üretim araçlarının amortisman payları düşüldükten sonra elde edilen yatırımdır.

    Milli Gelir; Bir memlekette bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin para ile ifade edilen “net” toplamıdır.

    Gayrisafi Milli Hâsıla (Bürüt Milli Gelir Toplamı); Bir memlekette bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin piyasa fiyatları ile değerlendirilmeleri sonucu elde edilen parasal değer.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Tekelci veya ihtilâlci bir parti, belli bir kitlede inanç ve coşku, kendisine inanmayanlarda ise korku yaratmak zorundadır.”

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rousseau; “Çoğunluğun emirlerine uyduğum zaman bu çoğunluk ile aynı şekilde düşünmesem bile, kendi kendime uymuş olurum. Çünkü çoğunluğun arzusunu kabul ettireceği rejimi ben istedim.”

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların çeşitli tatminlere karşı duydukları arzudur. Mal ve hizmetlerin ihtiyaç giderme özelliğine fayda denir. Bir malın elimizdeki miktarı azaldıkça marjinal faydası artar.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • Marx Weber; “İnsanların birbirlerini öldürmemeleri için, kuvvet kullanmaya devletin sadece devletin hakkı olmalıdır. Topluluğun içinden özel guruplar zor kullanma hakkını kendisinde görürse, huzur tehlikeye düşer.”

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İnsanların ihtiyaçlarını giderecek mal ve hizmetleri elde etmek için girişilen çabalara denir.”

    “Arz; Üretim teknolojisi ve diğer malların fiyatları sabit iken bir malın çeşitli fiyat seviyelerinde satılmak istenen miktarlarına o malın arzı denir.”

    “Değer; Bir malın iki türlü değeri vardır, kullanım değeri ve mübadele (değişim) değeri. Değişim değeri bir malın sosyalleşmiş şeklidir. Meselâ sigara içmeyen birisi sigaraya hiç bir zaman kullanım değeri vermez ama onu sokağa da atmaz.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

     

  • 1908 yılında Gaziantep’te Türklerin dokuz, azınlıkların yirmi okulu vardı.

    Alıntı; Ajan Okulları – Necdet Sevinç, (s. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Gelir seviyesi ve dağılımı, zevkler sistemi ve diğer malların fiyatları sabit iken bir malın çeşitli fiyat seviyelerinde fiilen satın alınmak istenen miktarına o malın talebi denir.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (2007): Evrenin kanunlarını anlamaya çalışan Termodinamik bilimi, sıcaklığın dinamiğini inceler. Termodinamiğin Sıfırıncı Yasası; “Eğer iki sistem birbiriyle etkileşim içerisinde iken, aralarında ısı veya madde alışverişi olmuyorsa bu sistemler dengededir” der. Cisimlerde sıcaklık, elektronların titreşimi ve birbirlerine çarpmaları sonucu oluşur. Elektronları daha çok titreşen cisimler diğerlerine göre daha sıcak cisimlerdir. Öte yandan elektronlar titreşirken birbirlerine çarptıkları için daha çok titreşmek durumunda kalmalarına karşılık, öte yandan da normal enerji seviyelerine, yani normal titreşim durumlarına dönmek isterler. Soğuk ve sıcak cisimler temas ettirildiğinde, sıcak cisimlerin elektronları yavaşlamak istediklerinden kendileri gibi sıcak ve yüksek titreşimli elektronlara değil de, daha yavaş titreşen soğuk cismin elektronlarına çarparak yavaşlamaya başlarlar, soğuk cismin elektronlarını da daha fazla hızlandırmış olurlar. Bu şekilde ısı sıcak cisimden soğuk cisme geçer. Termodinamiğin Birinci Yasası; Enerji yoktan var edilemez, vardan yok edilemez, sadece şekil değiştirir. Termodinamiğin İkinci Yasası; Buna tersinmezlik ve entropi yasası da denilebilir. Evrende kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemlerin zamanla doğru orantılı olarak, düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya gideceğini söyler. Demek ki evren kendi haline bırakılmış bir sistem olsaydı, sonu olacaktı. O halde bir yaratıcının olması gerekiyor. Bu kanunu biraz daha açmak gerekiyor; Bir ısı kaynağından bir miktar ısı çekip bir iş elde etmek istersek, çektiğimiz ısıya eşit miktarda iş elde edemeyiz. Bu, tabiat olaylarının, tersinmez, yani kayıpsız geri dönemez olduğunu gösterir.   Bir sisteme dışarıdan bir enerji verilmediği sürece, sistemdeki düzenlilik düzensizliğe, düzensizlik de kaosa dönüşür. Tabiat düzensizliğe meyillidir. Tabiattaki olaylar tersinmezdir. Buna en güzel örnek; devrilen kitabı düzeltmek için, devirirken harcanan enerjiden daha fazla enerji harcamak gerekir. Çünkü kitabı devirirken uygulanan enerji; Kinetik enerji+ Potansiyel enerjidir. Bu kitabın devrilmesi ve düzeltilmesine bir sistem diyecek olursak, bu sistemin düzensiz olduğu görülür. Kitap düşerken, yerçekimi dolayısı ile düşmesi ona potansiyel enerji verir, bizim onu itmemiz ise bir kinetik enerji verir. Kitabın devrilmesi sırasında kitap yere çarparak, potansiyel enerjisinin bir miktarını ısı enerjisine dönüştürmüştür. Kitabı geri getirirken, düzeltirken, daha fazla enerji vermek gerekecektir. Bunun gibi tersinmez olaylar sonucunda tabiattaki entropi artmakta ve entropi arttıkça da düzensizlik artmaktadır. Kabaca entropi; bir sistemin düzensizliğinin ölçüsüdür. Bir sistemdeki düzensizlik arttıkça sistemin entropisi de artar, sistemin iş verme kabiliyeti de azalır. Sonuçta bir sistem olan evren, sonsuz da var olmuş ise bu durumda şimdiye kadar bütün fiziki olayların durduğu, kaos , yani bir diğer deyişle kıyamet olması gerekmez miydi ?. Bence sonsuz büyüklük yoktur ama hesaplamalarımızda ve kurgulamalarımızda sonsuzluğu bir kabul olarak alabiliriz.

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi 1, Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976, 2.Baskı, Sf. 37, 38) kitabından alınmıştır.

  • II. Abdülhamit “Ahmet Vefik Paşa Robert Koleji arsasını Amerikan misyonlarına satmakla Türkiye’yi büyük bir gaileye (sıkıntıya) soktu. Kendisi de Kayalar Kabristanı’nda çan sesi dinleyerek yatsın.” diyor.  Robert Koleji 1863 Eylül’ünde dört misyoner papaz tarafından kurulmuştur. Bulgar ihtilalcisi ve Robert Kolej öğrencisi Mateef  “Dr S. Hamlin Müslümanlık nereden İstanbul’a girdiyse Hristiyanlığın da oradan İstanbul’a girmesi için,  Rumeli Hisarı’nın en yüksek yerine Robert Koleji açmak istiyordu.” diyor.

    Alıntı: Ajan Okulları, Necdet Sevinç (s.40) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir sıcaklık miktarının, artık faydalı bir enerjiye dönemeyeceği anlamına gelen bu ölü sıcaklık olayı (entropi) dolayısı ile kâinatın öyle bir duruma gitmesi gerekecektir ki, bütün enerjinin ısıya tahavvül etmesi (dönüşmesi) ve bunun da eşit olarak kâinata dağılması halinde bu ziyan (enerji eksilmesi) yüzünden dünyamızın bütün makro fizik olaylarının durmuş olması gibi bir durumla karşılaşılacaktı.  ..eğer felsefenin iddia ettiği gibi, kainatımız ezelden beri var olsaydı, bu durumun çoktan meydana gelmiş olması gerekirdi. O halde kâinatımız ezeli olmadığı gibi ebedi de olamaz.(1)

    1- Evren materyalistlerin iddia ettiği gibi sonsuzdan beri var olamaz. Çünkü eğer böyle olsa, Termodinamiğin İkinci Kanunu, şimdiye kadar çoktan evrendeki entropiyi maksimum düzeye çıkarmış olurdu ve evren, hiçbir düzene sahip olmayan tekdüze (homojen) bir madde yığını haline gelirdi.  Big Bang’in (büyük patlamanın) ardından evrenin hiçbir doğaüstü müdahale ve kontrol olmadan şekillendiği iddiası da geçersizdir. Çünkü Big Bang’in ardından ortaya çıkan evren, sadece düzensizliğin hüküm sürdüğü bir evrendir. Ama bu evrende giderek düzenlilik artmış ve evren bugünkü düzenli yapısına kavuşmuştur. Bu, doğa kanunlarına (Entropi yasasına) aykırı bir biçimde gerçekleştiğine göre, demek ki evren doğaüstü bir yaratılışla düzenlenmiştir. Bu ikinci maddeyi bir örnekle açıklayalım. Evreni, içinde yığınla taşlar ve kayalar olan dev bir mağara olarak düşünelim. Bu mağarayı doğal şartlara bırakır ve milyarlarca yıl beklerseniz, ilk halinden bile daha düzensizleştiğini (taşların ufalandığını, birbirleriyle karışıp tekdüze ve şekilsiz bir yapı haline geldiklerini) görürsünüz. Ama eğer milyarlarca yıl sonra mağaranın içinde bu taşlardan yapılmış ve ince işlenmiş heykeller bulursanız, bu düzenliliğin doğa kanunları ile açıklanamayacağına hemen karar verirsiniz. Yapılabilecek tek açıklama, bu mağaranın bir “akıl” tarafından düzenlenmiş olduğudur.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 34 ile 36 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007) Kâinatta meydana gelen fizik olaylarının sonunda bir ısı enerjisi açığa çıkmakta ve bu ısının ortamın sıcaklığını arttırması söz konusu olmaktadır. Fizik olaylarının yaratılması için gerekli olan şart, fizik olayından önce ve sonraki ortamlarda sıcaklık farkının olmasıdır. İşte Entropi dolayısıyla, sonsuz büyüklükteki zaman içerisinde bu sıcaklık farkının ortadan kalkması söz konusudur.  İki cam balona farklı sıcaklıklarda gaz koyun. cam balonlar arasına bir pervane konulursa ilk başta pervanenin döndüğü görülecektir.. Ama sonra Entropi arttığı için pervanenin dönmesi duracaktır. Kâinatın yaratılmış olması gerektiğini iddia eden bilim adamlarının en önemli bilimsel dayanağı bu Entropi sorunudur.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (2019) Entropi, yaratılışçıların dayanağı olduğu kadar, evren’in bir başlangıcının olduğunu savunan bilim insanlarının da dayanağıdır. Materyalistlere göre madde ve evren sonsuzdan geliyor ama artık bilim insanları 14 milyar yıl önceki büyük patlama ile zaman ve maddenin var olduğunu biliyorlar.

    BAKKAL’IN NOTU (3) (2022): Oysa büyük patlama ve evrim savunucuları için yaratılış diye bir şey yoktur.  

  • “İhtiyaçlarımızı doğrudan doğruya karşılayabilmek üzere, bir mal veya hizmetten yararlanmaktır.”

    Alıntı: 100 Soruda Ekonomi El Kitabı – Sadun Aren kitabından dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • Dildeki her kelime yapıtaşı gibidir. Büyük ve muhteşem binalar yapmak istiyorsak, tuğlamız, yapıtaşımız, çok olmalıdır. Dilde Arapçanın girmesine ilk tepki Kaşgarlı Mahmut’tan 1072 yılında gelmiştir.

    Alıntı: Ülkücüye Notlar – Necdet Sevinç kitabından birebir alınmıştır.