Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Örgütlü azınlıklar olumsuz şartlarda bile örgütsüz çoğunlukları alt edebilmişlerdir.

    Alıntı: Ülkücüye Notlar – Necdet Sevinç. kitabından birebir alınmıştır.

  • Okumaya devam etmek için abone olun

    Bu blog gönderisinin devamına ve yalnızca abonelere özel içeriklere erişim sağlamak için abone olun.

  • İlk büyük Türk denizcisi Çakan Bey’in Bizans donamasını yönettiği 19 Mayıs 1090 tarihi Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş günüdür. Büyük Hun İmparatorluğu devrinde Mete Han’ın tahta çıktığı M.Ö. 209 tarihi de Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılıdır. Eskiden, Preveze zaferinin kazanıldığı gün olan 28 Eylül 1538 Deniz Kuvvetlerinin, Yeniçeri Ocağının kurulduğu gün olan 28 Haziran 1363’de Kara Kuvvetlerinin kuruluş günleri idi.

    Alıntı: Ülkücüye Notlar – Necdet Sevinç (s. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Haziran 1956’da Polonya’nın Poznan şehrinde işçiler komünistlere karşı isyan etti, isyan kanlı bastırıldı. 1 Kasım 1956’da işçi ayaklanması büyük boyutlara ulaştı, kanlı bastırıldı. s. 241

    Alıntı: Kızıl Çin’den Neden Kaçtım – Humphrey Evans (s. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Gayret paha biçilmez bir hazinedir, fakat yaşayabilmenin tılsımı (sırrı) ihtiyattır (tedbirli olmaktır)”   “Bir söz yetmezse, Bin söz nafiledir (boşunadır).“

    Alıntı: Kızıl Çin’den Neden Kaçtım – Humphrey Evans kitabından birebir alınmıştır.

  • Mobil Genel Müdürü Fricker, şirketin Londra temsilcisine gönderdiği raporda “Seçimleri mutlaka AP Kazanacaktır endişeye kapılmayınız.”

    Alıntı: Yazarını Kurşunlatan Yazılar, – Necdet Sevinç, (s. 152) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019) Yetmişli yıllarda Ülkücü camiada Necdet Sevinç çok büyük bir keyifle ve ilgi ile okunurdu. Mutlaka Türkiye siyasetinde, özellikle de MHP içinde çok önemli bir yerlere geleceği düşünülüyordu. Hiç bir şey olmadı, yapmadılar, cezalandırıldı, MHP ona değer vermedi. Şimdi anlaşılıyor ki bu adam namuslu ve dürüst bir insandı ve sömürü düzenine çomak soktu, Demirel’i fena hırpaladı, oysa MHP Demirel’in hamisi olan kuruluştu, Necdet Sevinç’ten başka hiç ama hiçbir MHP’li Demirel’e kalem uzatamadı, dil uzatamadı. Sevinç’in akıbeti ilginçtir.

  • “Evvela tabiat belirli bir gelişme basamağına eriştikten sonradır ki, insan şuuru (bilinci) onun mahsulü (ürünü) olarak meydana gelmiştir.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 26) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • “Pozitivizm, bu güne kadar gelen metafizik felsefeyi reddeder ve ilmin kendi kendine yettiğini açıklar. Bu suretle bütün felsefenin temel meselesi olan düşünüş ve varlık arasındaki ilişkinin açıklanmasını isteyen bir sorudan kaçınır ve bunun çözümlenemez olduğunu söyler.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 26) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • “Nesneleri, birbirleriyle çelişmelerinden doğan hareket içinde gören bir felsefe anlayışıdır. Metafizik ise, nesneleri birbirinden mahiyetleri  (yapıları)  itibariyle tecrit (izole) ederek onları bu değişmeyen vasıflarıyla (sıfatlarıyla) inceleyen bir görüş tarzıdır.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 26) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • Birçok millet bir ihtilalciye sahip olmadığı için mahvolmuştur. Toplumlar çıldırdığı zaman Allah, hepsi de birer ihtilalci olan peygamberleri göndermiştir. İhtilal toplumların cinneti, ihtilalci ise böyle bir toplumun en akıllı en vatansever adamıdır. Tanrı Türk milletini gerek duyduğunda bir ihtilalci lider bulamamaktan korusun.

    Alıntı: Yazarını Kurşunlatan Yazılar – Necdet Sevinç (s.13) kit abından birebir alıntıdır.

  • “Günah” fikrinden çok, “iyi”nin ne olduğunu işleyen Budizm, Japon seciyesine (karakterine) uygun gelmiştir. s.182

    Alıntı: İsraf Ekonomisi – Agâh Oktay Güner (s. 182) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Engels “Bütün Felsefenin Temel Sorusu” başlığı altında şöyle diyor; “Bütün felsefenin bilhassa zamanımız felsefesinin büyük temel meselesi, düşünüş  (das denken) ile varlık (das sein) arasındaki ilişkinin izahıdır. Kâinatın herhangi bir şekilde daha sonra yaratıldığını iddia edenlere idealist gurubun, tabiatın önceden var olduğunu savunan ve tabiata öncelik veren diğerleri ise materyalizmin çeşitli okullarına mensupturlar.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 23) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • Bu sanayinin merkezi olan Bursa’da eskiden 1000 tezgâh çalışıp 25.000 okka ipek işlenirken 1848’den sonra ancak 75 tezgâh çalışmaktadır. Bursa’nın kadife ve saten imalatı 20 sene öncesine göre % 80 azalmıştır. İstanbul ve Üsküdar’daki tezgâhların sayısı 1866’da yapılan bir araştırmaya göre 30-40 yıl içerisinde 3160’dan 37’ye düşmüştür.

    Alıntı: İsraf Ekonomisi, Agâh Oktay Güner (s.130) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir vetire (süreç-üslup)olarak idrakin yani sübjektif diyalektiğin, gerçeğin in’ikasını (yansımasını) olduğu gibi verdiği söylenemez. Çünkü idrak, gerçeğe kıyasla tekâmülde (gelişmede) aynı yolu değil ekseriya aksi istikametteki (yöndeki) yolu takip eder. Gerçek içinde tekâmül (gelişme), sebepten neticeye doğru seyrederken, idrakte durum tersi olur, yani burada neticeden sebebe çıkılır. Şu halde bir vetire (süreç) yani “sübjektif bir diyalektik olarak idrak”, gerçeğin bir yansıması değildir. Gerçek;  Bilginin mahsulünde (elde edilmesinde – üretilmesinde), histe, algıda, mefhumda (anlaşılmış şeyde)  vs de kendisini gösterir.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 – Sf. 220) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

  • “Onların (Marks ve Engels’in) materyalist tarih anlayışına göre: Tarihin itici kuvveti olarak kendini gösteren faktörler, tüketim maddelerinin üretim tarzından ibaret olan maddi karakterli unsurlardır.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 23) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • “Marks “Filozoflar dünyayı sadece çeşitli şekillerde yorumlamakla yetinmişlerdir ama sorun, onu değiştirebilmektedir.” diyor. Ve gene Marks “Tabiat kanunlarının bilinmesi, nasıl ki tabiata hâkim olma imkânı veriyorsa, aynı şekilde sosyal gelişme kanunlarının bilinmesi de, sosyal ilişkilerin bilinçli olarak yeni bir şekle sokulmasını mümkün kılar” diyor.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976, Sf. 8) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • “Tabiat kendi kanunlarına göre alçaktan yüksek şekillere doğru olmak üzere kendi kendine gelişir. Cansız tabiatın, kendi kendine hareket etmesi sonucunda kendisinin aksini (zıddını veya anti tezini) meydana getirmiştir. Gelişme de aynı şekilde vuku bulur (oluşur). Sosyalizmi de yaratan dış kuvvetler değildir, kapitalizmin kendi kanunları ve onlara dayanarak ortaya çıkan gelişme, onun zıddı (anti tezi) olan sosyalizmi ortaya çıkartır.”  …. “müspetin (olumlunun veya tez’in) aslında menfiliği de (olumsuzluğu da, antitezi de) ihtiva etmesi (içinde bulundurması) onun kendi kendinin dışına çıkmasını ve değişmesini mümkün kılar.” diyen Hegel böylece Diyalektiğin esasını teşkil etmiştir (oluşturmuştur).“

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 175, 176) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2008); Materyalizm ya da Marksist felsefe, tabiatı, sosyal olayları, yaratılışı daha kolay anlamayı ve çözümlemeleri daha rahat yapmayı sağlayan, bir kabuller topluluğudur. Marks, bunu ortaya koyduğu zaman bilimsel düşüncenin önünü açan mucizevî bir formülasyonu keşfetmiş gibiydi. Halen de insanlık için varoluşun ve tabiatın incelenmesinde kullanılacak nerede ise tek anahtar bu kurallardır. Eğer Newton fizik problemlerini çözmek için, hareketin uzayda ve zamandaki boyutlarını belli bir Kartezyen sisteme göre, kabul edilebilir ve hataları ihmal edilebilir olan, seçilmiş bir koordinat sistemine göre çözme yoluna gitmese idi, fizik biliminin bugünkü duruma gelmesi çok zaman alırdı. İnsanoğlu Materyalist düşüncenin kabul edilebilir hatalarını da ortadan kaldıran daha karmaşık ve daha doğru bir düşünce sistemi buluncaya kadar, önemli bir sistem..

  • Bebeğin yaşı ilerledikçe anne sütünün bileşimi de değişiyor.

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından birebir alınmıştır.

  • “Diyalektik Materyalizme göre; tarihin başlangıcında insan, tabiatın bir kölesi idi. Tabiat kanunlarını öğrendikçe bu esaretten (kölelikten) kurtulmaya başladı. Fakat bunu toplum hayatındaki bir esaret takip etti. Toplum sınıflara ayrılınca, bu sefer de insanlar kendi içtimai (toplumsal) ilişkilerinin kölesi oldular. Bu durum kapitalizmde en yüksek seviyesine erişti ve bunun çaresini de Marks buldu. Ve Marks “bütün toplumsal hayatın akışını sağlayan amilin (ana etkenin), üretim tarzı (biçimi) olduğu” şeklindeki “Toplumsal Gelişmenin Temel Kanununu” keşfetti.”” (1)

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 121) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2008) Yani Tarihi Maddecilik Kuramını keşfetti.

  • “Diyalektik Materyalizm, hürriyet anlayışını Engels’ten almıştır. Ve Engels şöyle diyor: “Hürriyet ve zaruret (zorunluluk) münasebetini (ilişkisini) ilk defa doğru olarak ortaya koyan Hegel olmuştur. Hegel için hürriyet zarurete uymaktadır. Zaruret anlaşılmadığı müddetçe kördür. Hürriyet, tabiat kanunlarından bağımsız olarak yaşamayı hayal etmek değildir. Aksine Hürriyet, bu kanunları tanımak ve bu tanımadan edinilen bilginin verdiği imkânlarla onları planlı olarak belirli amaçlara doğru etkili bir şekilde kullanmaktır. Öyleyse irade hürriyeti: bilgi sahibi olarak karar verme kabiliyetinden (yeteneğinden) başka bir şey değildir.””

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı 1976 Sf. 120) kitabından dil içi çevrilerek alınmıştır.