Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • BAKKAL’IN NOTU (2020): Kemiyetten-keyfiyete yani Nicelikten Niteliğe geçiş kanunu; Önce “Niceliğin Niteliğe Dönüşümü Yasası”nı ele alalım. Bu yasa değişim süreçlerinin, evrendeki hareketin, tedrici ve düzenli olmadığını söyler.  Görece tedrici ve küçük değişimlerin yaşandığı dönemlerle devâsa değişimlerin –nicel olarak değil ancak nitel olarak ölçülebilecek değişimler– yaşandığı dönemler. Her bir tür içinde her zaman çok büyük çeşitlilik görülür. Bu olaya bir göz atarsak Homo sapiens’deki çeşitliliği görebiliriz. Bu çeşitlilik nicel olarak örneğin boy, ağırlık, deri rengi, burun uzunluğu, vs. cinsinden ölçülebilir. Ama eğer çevre değişimlerinin etkisiyle evrimsel dönüşüm bir noktaya varırsa bu nicel değişimler nitel değişime yol açabilir. Başka bir deyişle, artık hayvan ve bitkideki söz konusu değişimi sadece nicel ayrıntılar açısından tanımlayamazsınız. Artık birbirinden nitel olarak farklı türler söz konusudur. Marksizm’in düşüncesine göre, ani değişim dönemlerinin arasına serpiştirilmiş tedrici değişim dönemleri her zaman olacaktır. Gebelik döneminde tedrici bir gelişim dönemi görülür, sonunda ise son derece hızlı bir gelişim dönemi. Aynı durum toplumun gelişiminde de geçerlidir. Marksistler sık sık bu gebelik benzetmesini savaşların devrimlere dönüşümünü tarif etmek için kullanmışlardır. Bunlar toplumsal gelişme içinde nitel sıçramaları temsil ederler; ama onlar da toplumdaki nicel çelişkilerin birikimiyle ortaya çıkmışlardır.

    Reddin reddi, Yadsımanın Yadsınması yasası; Diyalektiğin ikinci yasası da “yadsımanın yadsınması yasası” dır; ve yine kulağa gerçekte olduğundan daha karmaşık gelmektedir. Burada “yadsıma” sadece bir şeyin yok olması, başka bir şeye dönüşerek ölmesi anlamına gelir. Örneğin insanlık tarihinin ilk dönemlerinde sınıflı toplumun gelişmesi, daha önceki sınıfsız toplumun yadsınmasını temsil ediyordu. Ve gelecekte komünizmin gelişimiyle birlikte, bugünkü sınıflı toplumun yadsınması demek olan başka bir sınıfsız toplum göreceğiz. Yani yadsımanın yadsınması yasası yalnızca bir sistemin doğarken başka bir sistemi yok olmaya ittiğini söyler. Ama bu yeni sistemin kalıcı veya değişmez olduğu anlamına gelmez. O da toplumda daha sonra görülecek gelişme ve değişim süreçleri sonucunda yadsınır. Nasıl sınıflı toplum sınıfsız toplumun yadsınmasıysa, komünist toplum da sınıflı toplumun yadsınması olacaktır: yadsımanın yadsınması.

    Diyalektiğin bir başka kavramı da “zıtların iç içe geçmesi” yasasıdır. Bu yasa, değişim süreçlerinin çelişkiler sayesinde, tüm doğal ve toplumsal süreçlerin içinde gömülü olan farklı unsurlar arasındaki çatışmalar sayesinde ortaya çıktığını söyler. Zıtların iç içe geçmesine doğa biliminden en iyi örnek belki de “kuantum teorisi” dir. Bu teori enerjinin ikili bir karakter göstermesi üzerine kuruludur; bazı deneylere göre enerji dalgalar halinde vardır, tıpkı elektromanyetik enerjide olduğu gibi. Ama diğer bazı durumlarda, enerji kendini parçacıklar halinde açığa çıkarır. Başka bir deyişle, bilimciler arasında genellikle kabul gördüğü gibi, madde ve enerji aynı anda iki farklı biçimde –bir taraftan gözle görülemeyen bir dalga, diğer taraftan içinde belirli bir enerji “kuantumu” (miktar) taşıyan bir parçacık– var olabilir. Dolayısıyla modern fizikteki kuantum teorisinin temeli çelişkidir. Ama bilim alanında bilinen daha birçok çelişki mevcuttur. Örneğin elektromanyetik enerji pozitif ve negatif kuvvetlerin birbiri üzerindeki etkisi aracılığıyla harekete geçer. Manyetizma bir kuzey kutbunun bir de güney kutbunun varoluşuna bağlıdır. Bu ikisi tek başlarına var olamazlar. Tam da çelişkili kuvvetlerin bir ve aynı sistem içerisinde bir bütün halinde bulunmaları nedeniyle vardırlar ve işlerler. Marksistler her toplumsal sürecin içinde çelişkili unsurlar olduğunu söylemekten çekinmezler.

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültü Bakanlığı Yayınları 2. Baskı 1976 Sf.104) kitabından ve internetten alınmıştır.

  • Yunanlılar 1947 de Akdeniz’deki 2 adamızı işgal etmişlerdi. 1947’den beri görev alan hiçbir Hükûmetin bundan haberi yoktu. Bizim vardı. Yazdık. Ve başında İhsan Sabri Çağlayangil gibi garip bir adamın bulunduğu hâriciye (dışişleri) önce sustu. Sonra geleceğin tarihçilerini düşünerek bir açıklama yaptı “Maalesef yayınınız doğru, fakat şimdilik yapılacak hiçbir şey yok”. Yapacak hiçbir şey yok demek diplomaside “Dileyen dilediği yeri işgal eder.” demektir. Birkaç gün sonra Suriyeliler Darmük Dağı’nı ele geçirdiler.”

    Alıntı: Yazarını Kurşunlatan Yazılar – Necdet Sevinç, (s. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 – 16 periyotlu titreşimleri işitemiyoruz.  16 ile 40.000 periyotlu titreşimler ses, 40.000 ile 1.000.000 periyotlu titreşimleri de algılayamıyoruz, 1 milyon ile 3 milyar arasındaki titreşimler elektrik akımı, 3 milyardan yukarısı ışık.

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından birebir alınmıştır.

  • Güneş kendi ekseni etrafında 25,5 günde Merih ise 24 saat 37 dakikada döner.

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir Amerikan Atasözü: “Bir şeyin imkânsız olduğunu söyleyerek uykuya dalan kişi, yanında bu şeyi yapmakta olan komşusunun gürültüsü ile uyanacaktır.”

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer vücudumuzun atomlarını, çekirdekleri arasında boşluk kalmayacak şekilde sıkıştırabilseydik, vücudumuz mercekle bile zor görülecek kadar küçük bir toz zerresi olurdu ama ağırlığımız aynı kalırdı. Prof. Jouliot-Curie 

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından birebir alınmıştır.

  • Seyyid Kutup; “Kuran’ın bahsetmediği şeyleri üzerine yüklemeye çalışan tıp, kimya, astronomi ve benzeri ilimlere ait cüzi (küçük) şeyler üretmeye çalışan cüretkârların budalalığına hayret ediyorum.”

    Alıntı: Allah ve Modern İlim – Abdurrezzak Nevfel, kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1975): Nevfel, Seyyid Kutup’un Fizilal-il Kur’an kitabından alıntı yapmış.

  • Moğollar Saray’a “orduevi” derlerdi. Türkler ilk zamanlar taştan yapılmış yapılara ” Bark” diyorlardı.

    Alıntı: Türk Kültürünün Gelişme Çağları II – Bahaeddin Ögel (s. 133) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Ev-bark deyimi o zamandan kalmış.

  • Göktürklerde Edgü il; iyi il, Kamaşığ İl ise Karışık il demektir.

    Alıntı: Türk Kültürünün Gelişme Çağları II – Bahaeddin Ögel (s. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Marksist-Leninistlere göre din, içeriği nedeni ile insanın bilincine gerçekleri ters ve hayali olarak gösteren bir ideolojidir.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976 2. Baskı, Sf. 392) kitabından dili içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • “Maide Suresi Ayet 33; “Allah ve resulüne harp açanların, yeryüzünde fesatlığa koşanların cezası ancak öldürülmeleri ya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının çapraz kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir.”“

    Alıntı: İslam’da Sosyal Adalet- Seyyid Kutup (Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cengiz Han başlangıçta vahşi bir kabile reisi idi… Aldığı şehirlerde malları yağmalıyor ve insanları da bir kişi kalmaksızın öldürüyordu. Bu sıralarda Doğu Türkistan’daki Hami şehrinden gelen Tapan adlı bir Türk ona şöyle dedi; “Siz insanları öldürüp toprağı boş bırakıyorsunuz. Hâlbuki devlet insan ile topraktan meydana gelir. İnsansız devlet olmaz.” demiş. Çin tarihlerinin yazdığına göre Cengiz Han bu sözlerden büyük bir ders çıkarmış ve bundan sonra hiç değilse teslim olan şehirlerin halkını öldürmemeye çalışmış. 

    Alıntı: Türk Kültürünün Gelişme Çağları – Bahaeddin Ögel (s. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski Türk yazıtlarında “kara kemikli budun” deyimini gören bazı Rus bilginleri eski Türklerde sosyal bir sınıflanma ve ayrıca bir sınıf mücadelesi olduğu sonucuna da varmışlardı.

    Alıntı: Türk Kültürünün Gelişme Çağları II – Bahaeddin Ögel (s. 136) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çin tarihleri Orta Asya Türkleri için, göçebe deyimini kullanmıyorlardı. Onlara göre Türkler “otlar ile suları takip ederek” yaşıyorlardı. Toplum ve ailede disiplin ile düzen hayatta kalmanın tek şartı idi.

    Alıntı: Türk Kültürünün Gelişme Çağları – Prof. Dr. Bahaeddin Ögel (s.15) kitabından birebir alınmıştır.  

  • “Milli kültür ile medeniyeti birbirinden ayıran; milli kültürün özellikle duygulardan, medeniyetin de özellikle bilgilerden mürekkep (terkip edilmiş, düzenlenmiş) olmasıdır. Vatan, milli kültür dediğimiz şeydir ki, üstünde oturduğumuz toprak onun kabından ibarettir.”

    Alıntı: Türkçülüğün Esasları – Ziya Gökalp (s. 57, 58) kitabından dil içi çeviri yapılarak alınmıştır.  

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Ne kadar ilginçtir ki bütün ilk Türkçülerimizin içinde gerçekten Türk kökenli olan yok gibi. Ziya Gökalp’in Kürdo-Judaik (Musevi Kürt) olduğu iddiaları var.

  • “Halk aldanmaktan hoşlanır.”

    Alıntı: İnsan Tanıma Sanatı – Alfred Adler (Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Avrupalılar Batı Roma’nın mirasçısı oldukları için Batı Roma medeniyetini benimsediler ve onu geliştirdiler. Müslüman Araplar ise Doğu Romanın siyasi varisleri (mirasçıları) oldukları gibi, medeniyette de onların takipçisi oldular. Doğu Roma medeniyeti Müslümanların eline geçince Doğu Medeniyeti adını aldı. Arap mimarisinin ilk modelleri Bizans mimarisi ile bu iki mimarinin kaynaşmasından doğmuştur. Doğuda, seçkinlere has olmak üzere bir dümbek (darbuka) musikisi vardır. Farabi bu musiki tekniğini Bizans’tan alarak Arap kültürüne aktardı. Araplar, mantık, felsefe, tabiat bilimleri ve matematiği Bizans’tan tercüme (çeviri) ettikleri gibi, hitabet (etkili konuşma), aruz vezni, gramer sentaks gibi estetiğe ve dil’e ait ilimlerde de oradaki usulleri örnek aldılar.”

    Alıntı: Türkçülüğün Esasları – Ziya Gökalp (s. 57, 58) kitabından dil içi çeviri yapılarak alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Doğu Roma’ya Avrupa tarihçilerinin büyük bir kısmı Bizans veya Yunan İmparatorluğu diyorlar. Osmanlının,  birçok kurum ve kuralı Bizans’tan aldığı bir gerçektir.

  • “Fedakârlığa katlandırmanın en iyi yolu, yoksulluğun, yerini mutlak zenginliğe bırakacağı günleri,  bildirmektir.”

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 362) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kuruşçev’in Raporundan; “..1943’de bütün cephelerde Sovyet kuvvetleri lehine gedikler açılmış iken, .. Kalmuk Cumhuriyetinin bütün halkı sürüldü, Mart 1944’te bütün Çeçen ve İnguşlar yerlerinden edildiler, 1 Nisan 1944’te Balkarların hepsi .. Çok uzaklara sürüldüler, ..Ukraynalılar çok kalabalık oldukları için aynı akıbetten kurtuldular.””

    Alıntı: Demokrasi ve Totalitarizm – Rymond Aron (Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Lenin’e göre bir savaşın karakteri savaşı yönlendiren ve idare eden sınıfın tutum ve durumu ile savaşa neden olan politikası ile ve egemen ekonomik toplumun (egemen sınıfın) sermayesinin değişmesi ile belli olur.  Marks savaşların önlenebileceğini Lenin ise önlenemeyeceğini iddia etmişlerdir.”

    Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi II – Wolfgang Leonhard, (Baskı 1976, Sf. 122) kitabındaki bilgiler günümüz Türkçesine çevrilerek alınmıştır.