Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Gelelim bize; İnsanın koltukaltı da sırtlanın koku bezinden farklı değildir: ılık, nemli ve bakteriden yana zengin. Her tür kendi aromasını yaratır. Corynebacterium tere, soğanınkine benzer bir koku verir, testosteronsa koklayanın genlerine göre vanilya ya da idrar gibi kokar veya hiçbir şey kokmaz. Bu kokular işe yarar sinyaller oluşturur mu? Görünüşe göre evet! Koltukaltı mikrobiyomu, dolayısıyla da koltukaltı kokusu şaşırtıcı derecede istikrarlıdır. Herkesin kendine özgü bir ter kokusu vardır ve yapılan deneylerde gönüllüler insanları tişörtlerinin kokusundan ayırt edebilmişlerdir. Sf. 77

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlar arası değişkenlik, vücut bölümleri arasındaki değişkenliğin yanında devede kulak kalır. Sf. 19

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her birimizin, genlerimiz, yaşadığımız yerler, aldığımız ilaçlar, yiyip içtiklerimiz, yaşadığımız yıllar, sıktığımız eller tarafından biçimlendirilmiş, kendine has, ayırt edici bir mikrobiyomu vardır. Mikrobiyal açıdan birbirimize benzesek de farklıyız. Sf. 18

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gözlemleri ve topladığı örnekler Wallace’ı biyolojinin içyüzünü tanımlamaya, türlerin değiştiği görüşüne götürmüştür. Tekrar tekrar ve bazen de italik harflerle “Her tür, kendinden önce var olan yakın akraba bir türle hem zaman hem de mekân açısından bağlantı içerisinde var olmuştur” diye yazmıştır. Hayvanlar aralarında rekabet ederken, en iyi uyum sağlayan bireyler hayatta kalır ve bunlar çoğalarak, kendilerine üstünlük sağlayan özelliklerini yavrularına aktarır. Yani doğal seçilim yoluyla evrilirler. Sf. 16

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizi hasta etmezler. İnsanlarda hastalık etkeni olan bakteri türlerinin sayısı 100’ü geçmez. Sf. 11

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Son tahminler vücudumuzda 30 trilyon civarında insan hücresi ve 39 trilyon kadar da mikrop hücresi bulunduğunu düşündürmekte; yani hesap kabaca yarı yarıyadır. Sf. 11

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pek çok başka canlı türlerinin aksine insanlarda eşeysel seçilim hem erkek hem kadınlar üzerinde etkilidir. Örneğin erkeklerde kadının yaşı üreme yeteneğini vurgulayan bir özelliktir. Kadınlar, yağ rezervlerinin dağılımı, küçük burun, küçük ayaklar ve tüysüz cilt gibi gençliklerini vurgulayan morfolojik özellikleri üzerinden seçilime uğrar. Kadınların erkeklerde ise sakal, ses tonu ve boy uzunluğu gibi özellikleri seçme eğiliminde oldukları bilinir. Deneysel olarak, kadınların sakallı ve düşük frekanslı sese sahip erkekleri seçtiği saptanmıştır. Yüz cazibesi de sağlık ve çiftleşme başarısı açısından her iki eşey için bir göstergedir. Primatlardan beri erkekler daha yuvarlak hatlı dişileri seçer, özellikle insanlarda dolgun göğüsler, yuvarlak ve iri kalçalar ilgi çeker. Çünkü bu dişinin hamile kalıp çocuk doğurabilecek kadar yağı vücudunda taşıdığına, yavruları bolca besleme kapasitesine sahip olduğuna dair sinyaller göndermesini sağlar. Sf. 60

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 60) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Dişiler büyük boyutlarda, bolca besin kaynağı içeren, sayıca az yumurta üretirken, erkekler yumurtalara oranla çok küçük ve çok sayıda sperm üretirler. Dolayısıyla eşeylerin gametlerine yaptıkları enerji yatırımı kesinlikle eşit değildir. Bu durumda dişilerin enerji yüklü, görece az sayıda ürettikleri yumurtaları, erkeklerin çoğunu telef ettikleri bolca üretilen spermlerine göre az bulunan daha değerli kaynaklardır. Sf. 58

    Sonuç olarak üreme başarısı dişilerde enerji kaynağına ulaşmakla sınırlanırken, erkeklerde dişilere ulaşabilmek ve yumurtalarını dölleyebilmekle sınırlanır. Diğer bir deyişle, erkeklerin üreme başarısı çiftleşme sıklığı ile doğru orantılı artar, dişilerde ise üretebildikleri yumurta sayıları kadardır. İnsanlardan örnek verecek olursak, bir kadın, ikizler gibi istisnai bazı durumları saymazsak, yılda bir yavru meydana getirebilir. Erkeklerin ise gerçekçi bir yaklaşımla, bir yılda binlerce değil belki ama yüzlerce çocuğu olabilir. Sonuçta ortaya çıkan eşeysel seçilimin en temel ilkesi; doğada dişilerin değerli yumurtalarını dölleyecek olan erkekleri titizlikle seçmesi, erkeklerin de dişilere ulaşmak ve seçilebilmek için rekabet etmesidir. Sf. 58

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 58) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Herhangi bir türün bireyi hayatta kalmayı başarabilir, ortalamanın üzerinde uzun yaşayabilir, fakat yaşamı süresince hiç üreyemediği yani genlerini bir sonraki nesillere aktarıp ölümsüzleştirmediği sürece başarısının evrimsel açıdan pek bir değeri yoktur. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 57) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Schopenhauer’e göre aşk, yani öznel bir ihtiyaç olan cinsel dürtü, akıllıca nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmayı çok iyi bilir. Doğanın bilince yansıyan amacı, türü koruyup onun varlığını sürdürmek için olabildiğince fazla çoğalmaktır. Doğa kendi amaç ve hedefleri için bu savaş hilesine, yani aşka muhtaçtır. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 57) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Yapılan araştırmalar sonucunda, Neanderthallerin beyinlerindeki Broca Bölgesi’nin, Homo Sapiensinki kadar gelişkin olmadığı ve gırtlaklarının (ses kutusu) konumunun bize göre daha yukarıda olduğu çıkarımı yapılmıştır. Bu durum, bizim düzeyimizde bir konuşma yeteneğine sahip olmadıklarını akla getiriyor. İnsan bebeklerinde de doğumdan sonra yaklaşık altı aylık süreçte gırtlak yukarıdadır. Bu sürede bebekler su içerken aynı anda nefes alabilirler. Genelde 6. aydan itibaren gırtlak aşağı inmeye başlar ve bu sayede konuşmalarını sağlayacak anatomik altyapılardan biri daha hazır hale gelir. Sf. 44

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 44) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Homo erectus popülasyonlarının bir kısmında meydana gelen bir dizi mutasyon, muhtemelen çenenin küçülmesi ve çiğneme kaslarının zayıflayarak kafatasında yerleştiği alanın azalmasına sebep oldu. Bu durum, yapılan çalışmalara göre beynin büyümesine anatomik olarak alt yapı hazırladı. Beyin büyüklüğü, erectus popülasyonlarına fayda sağladığı için de doğal seçilim sürecinde desteklenmiş oldu. Bu mutasyona sahip olmayan erectus popülasyonlarının sayısı ise doğal seçilim sürecinde azalmış oldu. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Yani dişinin seçici olması yavrularının uyum başarısı adına kesinlikle yararlı bir özelliktir. Sf. 58

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 58) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Fakat evrim, istediğimiz özellikleri ortaya çıkarabileceğimiz bir süreç değildir. Çiğneme kaslarının küçülmesi işimize yarayacak diye küçültme özellikleri ortaya çıkarabileceğimiz bir süreç değildir. Çiğneme kaslarının küçülmesi işimize yarayacak diye küçültmemiz söz konusu olamaz. Evrimin en temel mekanizmalarından biri mutasyondur. Canlıların DNA’sında her gün çok sayıda mutasyon meydana gelir. Bunların çok büyük bir kısmı DNA’nın kendi onarım mekanizmaları sayesinde etkisiz hale gelir. Etkisizleştirilemeyenlerin yine çok büyük bir kısmı nötrdür. Kalanlar ise tesadüfen canlıya fayda veya zarar getirebilir. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bu önemli yeniliği hayata geçirdiği bilinen en eski tür Homo erectus’tur. Eti pişirerek yedikleri için beynin büyümesi, çenenin küçülmesi ve çiğneme kaslarının zayıflaması arasında çok güçlü bir ilişki var. Kırmızı ette bol miktarda protein olduğundan beynin büyümesine katkıda bulunmuştur. Etin pişirilmesi sonucu sindirim organlarımızın işi kolaylaştı (ağız ve ince bağırsak gibi). Üstelik keskin dişlere, güçlü çene ve çiğneme kaslarına olan ihtiyaç da ortadan kalktı. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bipedalizm yeteneği bu yeni ortamda bir fayda olarak yorumlanabilir. Şöyle ki, uzun otlarla kaplı bir ortamda uzak mesafeleri görebilme yeteneği, yırtıcılara karşı bir denge unsuru oluşturmaktadır. Bipedalizmin bir başka önemli faydası da yiyeceklerin uzun mesafeler boyunca taşınabilmesidir (ailenin diğer bireylerine). Bu olay, yavru bireylerin beslenmesi ve türün devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Ayrıca, iki ayağı üzerinde dik durabilen bireylerin, Afrika sıcağı altında daha az miktarda deri yüzeyi bu ışınlara maruz kalır ve vücutları da daha fazla rüzgâr alır. Bu da soğumanın daha kolay sağlanabileceği anlamına gelmektedir. Hava akımı, vücut ısısının dağıtılmasına ve vücuttaki suyun korunmasına yardımcı olur. Sf. 42

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 42) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Ahlâk, sosyal evrimin vazgeçilmez bir sonucu olarak karşımıza çıkar ve temelinde grubun bir bütün olarak sağlıklı bir organizma gibi hayatta kalmasını sağlar. Ahlak sosyal yaşamın kurallarını oluşturur. Ötekini ben gibi görmeyi gerektirir. Bu da grup aidiyetini ve bireylerin tek vücut gibi olabilmesini garanti eder. Ahlak bireysel değildir. Sosyal olmayan bir yaşam için anlam taşımaz. Bir sosyal grupta ahlakın bozulması, bir organizmaya benzeyen sosyal grubun da parçalanıp dağılmasına neden olur. Bu durum aynı bir bireyin bağışıklık sistemindeki bozulmanın ortaya çıkardığı hastalığa benzemektedir. Sf. 27

    Alıntı; Evrimin Reddedilmesinin Nedeni Acaba Evrim’in Kendisi mi? – Tamer Kaya (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 27) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bu durum ülkemizde bir sorun olduğu kadar Amerika’da da benzer bir durumda. Her ne kadar dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi ve bilimsel çalışmaların merkezi konumunda olsa da Amerikan halkı ile Türk halkının profili bu bağlamda birbirine çok benziyor. Türk halkının evrimi kabul etme oranları % 25 – 30 düzeylerinde iken Amerika’da bu oran, % 40 düzeylerinde. Ancak burada önemli bir fark var. Bu fark bilim insanlarına baktığımızda ortaya çıkıyor. Amerikalı bilim insanlarında evrimin kabulü %90 -100 düzeylerinde iken ülkemizde tıp ve biyoloji alanında bilim insanlarında bu oran %40 – 50 arasında. Halkın evrimi kabul etme oranı, düşünce özgürlüğünün ileri düzeyde olduğu Kuzey Avrupa ülkelerinde %90 düzeylerine ulaşıyor. Sf. 26

    Alıntı; Evrimin Reddedilmesinin Nedeni Acaba Evrim’in Kendisi mi? – Tamer Kaya (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 26) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Analitik düşünceyi öğretmek zorundayız. Ancak bu sayede dünyayı anlamada ve anlamlandırmada sezgisel düşüncenin ve akıl dışı dinsel yorumların boyunduruğundan çıkıp asıl güvenilir yol gösterici olan bilimsel yaklaşımı benimseyebiliriz. Ve ancak bu sayede nereden gelip nereye gittiğimiz konusunda elimizdeki en geçerli cevabı veren yaklaşım olan evrim teorisinin müfredatta hak ettiği yeri almasını sağlayabiliriz. Evrim teorisi ve bilim tek başına anlamlı bir hayat görüşü ve değerler sistemi kurmak için yeterli olmayabilir. Fakat kuracağımız değerler sisteminin bilimle çatışmaması bir ön şart. Sf. 24

    Alıntı; Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim – Hasan Bahçekapılı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 24) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Araştırmalar dini hatırlatmanın ahlaki duyarlılığı artırmasına paralel bir şekilde bilimi hatırlatmanın da ahlaki duyarlılığı artırdığını gösteriyor (Ma-Kellams & Blaskovich, 2013; Yilmaz & Bahçekapili, 2015). Yani bilim, ahlaki yol göstericilik bakımından da dinin bir anlamda rakibi konumuna gelmiş durumda. Sf. 23

    Bunların yanında insanları daha çok veya daha az dindar yapan zihinsel unsurların otomatik olarak onları bilimsel düşünceye daha az veya daha çok eğilimli hale getirdiğini gösteren bulgular var. Mesela dindarlıkla zekâ düzeyi arasında daha önce defalarca gösterilmiş bir negatif ilişki var: Daha zeki insanlar genellikle daha az dindar oluyorlar (Zuckerman, Silberman, & Hail, 2013). Zekânın analitik düşünme eğilimiyle yakından ilişkili olduğunu, bilimsel düşüncenin de öncelikli olarak analitik düşünce gerektirdiğini, dinin ise sezgisel düşünceyle ilişkili olduğunu göz önüne alacak olursak bilime yatkınlık artarken neden aynı zamanda dindarlığın azaldığı açıklanabilir hale gelmiş olur. Sf. 24

    Alıntı; Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim – Hasan Bahçekapılı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 23, 24) dergisinden birebir alınmıştır.