Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Dâhi fizikçi onu çoktan ortaya çıkarmıştı: Entropi (düzensizlik) bir yerde arttığında bu demektir ki başka bir yerde düzen artıyor. Tıpkı bileşik kaplar teorisinde olduğu gibi. Rastlantı açısından üzücü bir darbe olabilirdi. Sf. 34

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Onu okumayı bilenler için mesaj net: Bir şeyin entropisi (yani düzensizlik) olarak adlandırılan şey, doğrudan bu şeyin mikroskobik durumlarının sayısına bağlıdır! Ancak artarak ilerleyebilen maddenin tam kalbindeki düzensizlik! İşte, binlerce başka şey arasında bir fincanda süt ile kahveyi karıştırdığınızda artık geriye dönmenin, yani fincanınızda sütü kahveden yeniden ayırabilmenin imkânsız olduğunu açıklayan sihirli formül budur. Şimdi kritik noktaya ulaştık. Entropinin bu artışı, evrendeki rastlantının da artışı anlamına geliyor mu? Sf. 34

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Bilimler Akademisinden kuramcı David Ruelle’in de yazdığı gibi, kendisi, kaos kuramı gibi revaçta olan bir disiplinin saygın uzmanlarındandır: “Rastlantı, tamamlanmamış bir bilgiye karşılık gelir” Zaten bilimsel düşüncenin savunucusu Jean Guitton da Tanrı ve Bilim’de şu açıklamayı yapmaktan çekinmiyor: “Rastlantı dediğimiz şey, üstün düzenin bir bölümünü anlamaya yetersiz oluşumuzdan başka bir şey değildir.” Sf. 11

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dışarıdaki hava bitkilerden ve topraktan kaynaklanan zararsız mikroplarla doluydu. İçerideyse normalde dışarıda bulunmayan ya da nadir olan ama hastanede kalanların ağız ve cildinden kaynaklanan potansiyel patojenler orantısız ölçüde fazlaydı. Hastalar fiilen kendi mikrobiyal çorbaları içinde pişiyorlardı. Bu sorunu çözmenin en iyi yoluysa çok basitti: pencere açmak.

    Efsanevi hayat kurtarıcı Florence Nightingale ta 150 yıl önce bu yöntemi destekliyordu. Mikrobiyom hakkında belli bir bilgisi yoktu ama Kırım Savaşı sırasında, pencere açtığı zaman hastaların enfeksiyondan daha kolay kurtulduğunu fark etmişti. “Her zaman dışarıdan gelen hava ve o da en temiz havanın girdiği açık pencerelerden gelmeli,” diye yazmıştı. Sf. 294

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jack Gilbert da aynı görüşte, hatta onun daha da büyük planları var. Binalara bilerek bakteri ekmek niyetinde. Sf. 295

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gibbons bunu umumi tuvaletlerde yaptığı çalışmada göstermiş. İyice temizlenen tuvaletlerde ilk önce, sifondan boşalan suyla havaya karışan dışkı kökenli mikropların kolonize olduğunu bulmuş. Bu türler eninde sonunda ciltten kaynaklanan çok çeşitli mikroplara yenik düşer, ancak tuvalet tekrar temizlendiğinde mikrop toplulukları bir adım geri gider. İşin komik yanı, çok sık temizlenen tuvaletlerin dışkı kökenli bakterilerle kaplı olma ihtimali daha fazladır. Sf. 293, 294

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 293, 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ev arkadaşlarımızın da mikroplarını değiştiririz. Gilbert’ın ekibi, aynı odayı paylaşanlarda ayrı yaşayanlara göre daha fazla mikrobun ortak olduğunu bulmuştur, çiftlerse mikrobiyal açıdan daha da benzerdir. (“Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, yoklukta ve bollukta” diyen evlilik yemininde olduğu gibi.) Ortamda bir köpek varsa bu bağlantılar daha da fazla beslenir. “Köpekler dışarıdan içeriye bakteri taşır ve insanlar arasındaki mikrop trafiğini artırır,” diyor Gilbert. Elde ettiği sonuçlara ve Susan Lynch’in köpeklerde deri döküntülerinin alerjiyi baskılayan mikroplar içerdiğini gösteren çalışmasına dayanarak Gilbert’lar da bir köpek almışlar. Sf. 288

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne zaman yürüsek, konuşsak, kaşınsak, eşelensek ya da hapşırsak uzaya kendimize özel bir mikrop bulutu boşaltıyoruz. Saatte kişi başına yaklaşık 37 milyon bakteri püskürtüyoruz. Bu da mikrobiyomumuzun vücudumuzla sınırlı olmadığı, devamlı olarak çevreye yayıldığı anlamına geliyor. Sf. 287

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

  • Donmuş kaka içeren bir kapsül yutmak FMN’nin tuhaf doğasını anlatır. Normal bir hap gibi görünen ama ne idüğü büyük ölçüde belirsiz bir ürün içeren, fabrikaların iletim bantları yerine gönüllülerin arka taraflarından çıkan bir şeydir ve içeriği her seferinde farklıdır. Bu değişkenlikten ötürü cesareti kırılan ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Mayıs 2013’te dışkıları da ilaç gibi düzenlemeye tabi tutma kararı aldı ve bu da doktorları FMN uygulamadan önce kapsamlı bir başvuru formu doldurmak mecburiyetinde bıraktı. Sf. 266

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kâr amacı gütmeyen bir örgüt olan OpenBiome’un böyle bir dışkı bankası var. Olası vericiler tarama testlerini geçebilirlerse dışkıları süzülüyor, kapsüllere alınıp donduruluyor ve ihtiyaç halinde hastanelere gönderiliyor. Khoruts da Minnesota’da benzer bir hizmet sunuyor. Sf. 266

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dışkı nakli en az 1700 yıldır tekrar tekrar kullanılıp vazgeçilmiş bir yöntemdir. En eski kayıt on dördüncü yüzyılda Çin’de yazılmış bir acil tıp el kitabında yer alır. Avrupalıların konuyu idrak etmesi çok daha uzun sürmüştür. 1967’de bir Alman hekim, ismiyle emsalsiz bir kitap olan Heilsame Dreck- Apotheke’de (Sıhhi Pislik Eczacılığı) bu tekniği tavsiye ediyordu. Teknik 1958’de Amerikalı cerrah Ben Eiseman tarafından yeniden keşfedildi ama sadece bir yıl sonra C-diff’e karşı etkili bir antibiyotik olan vankomisinin kullanıma girmesiyle gözden düştü. Khoruts’ın yazdığı gibi, FMN “onlarca yıldır sadece anekdot niteliğinde kullanılmış, ara sıra belgelenmiş ve zevkli okumalar sunmuştur.” Fakat hiçbir zaman tamamen unutulmamıştır. Son on yılda gözü kara doktorlar tarafından kullanılmaya, ağzı sıkı hastaneler tarafından önerilmeye başlamış, art arda başarı öyküleri birikmiştir.

    Bu hızlanma 2013 yılında, Josbert Keller’ın öncülüğündeki Hollandalı bir ekip FMN’yi, sahici tedavileri şarlatanlıktan ayıran ve tıpta altın standart olan randomize bir klinik çalışmada test edince doruğa ulaştı. Keller’ın ekibi, yineleyen C-diff enfeksiyonu olan hastaları çalışmaya alıp, vankomisin ya da FMN uygulanan gruplara rasgele dağıttı. Başlangıçta çalışmaya 120 hasta almayı planladıkları halde sadece 42 hasta alabildiler. O noktada vankomisin uygulanan hastaların yüzde 27’si, FMN uygulanan hastalarınsa yüzde 94’ü şifaya kavuşmuştu. Dışkı örnekleri açıkça o kadar iyi sonuç verdi ki hastane, insanlara antibiyotik vermeye devam etmenin etik olmayacağına hükmetti. Çalışmayı erken kestiler ve sonrasında herkese FMN uygulandı. Sf. 263, 264

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 263, 264) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oksalat meselesini ele alalım. Oksalat diğer gıdaların yanı sıra pancar, kuşkonmaz ve ışkında bulunur. Yüksek miktarlarda alındığında vücutta kalsiyum emilimini durdurarak sert bir kütle halinde katılaşır. Böbrek taşlarının oluşma yollarından biri budur. Oksalatı sindiremeyiz; bunu sadece mikroplar yapabilir. Oxalobacter fortnigenes denen bir bağırsak bakterisi bunu o kadar iyi başarır ki oksalatı tek ve biricik enerji kaynağı olarak kullanır. İlk bakışta bu durum Leucaena açmazıyla özdeştir. Tanımlanmış bir soruna (böbrek taşları) neden olan tek bir kimyasal (oksalat) vardır ve bu kimyasal tek bir mikrop (Oxalobacter) tarafından ortadan kaldırılabilir. Böbrek taşlarına eğiliminiz varsa çözüm elbette ki bir Oxalobacter probiyotiği yemektir. Ne yazık ki var olan bu tür probiyotikler pek etkili değildir. Neden?

    Olası iki yanıt var ve her ikisi de değerli dersler içeriyor. Öncelikle, en iyi sonucu alma ümidiyle bir hayvana bakterileri vermek yeterli değil. Mikroplar yaşayan şeylerdir. Yaşamak için yemeleri gerekir. Oxalobacter oksalat dışında bir şey yemez ve böbrek taşı olanlar genellikle oksalatsız diyetle beslenir. Yuttukları bakteriler anında açlıktan ölür. Çiftçilere ise tersine, Synergistes vermeden en az bir hafta önce sürülerine Leucaena yedirmeleri söylenmiştir. Böylece ekilen bakterilerin sindirmek için yeterli gıdası olur.

    Faydalı mikropları seçici olarak besleyen maddelere prebiyotikler denir; bu terim oksalat ve Leucaena’yı da içermekle birlikte normalde insülin gibi saflaştırıldıktan sonra takviye ürün olarak paketlenip satılan bitkisel karbonhidratları tanımlar. Bu maddeler F. prausnitzii ya da Akkermansia gibi önemli mikroplan artırabileceği gibi, İştahı ve iltihabı da azaltabilir. Sf. 259

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 259) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşte bakterilerin dünyası tam da böyledir. Kendi aralarında telefon numarası ya da para alıp verir veya fikir alışverişinde bulunur gibi DNA değiş tokuş edebilirler. Sf. 219

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 219) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ley, her memelinin kendine ait farklı bir bağırsak mikrop grubu olduğunu buldu. Ancak bu topluluklar, sahibinin ecdadına ve özellikle de diyetine bağlı olarak belli gruplar halinde bulunuyordu. Bitkilerle beslenen otçulların bakteri çeşitliliği tipik olarak en fazlaydı. Etçillerinse en düşüktü. Geniş bir diyet yelpazesi olan hepçillerinki ikisinin ortasıydı. İstisnalar vardı tabii: Kızıl ve dev pandaların bağırsak mikropları, otçul oldukları halde etçil akrabalarınınkine (ayılar, kediler ve köpekler) daha fazla benziyordu. Yine de genel bir örüntüden söz etmek mümkündü ve bu örüntünün hem basit bir açıklaması vardı, hem de altında derin bir anlam yatıyordu.

    Önce açıklamaya bakalım. Bitkiler karalarda en bol bulunan besin kaynağıdır fakat onları sindirmek için daha fazla enzimatik güç gerekir. Hayvan etine kıyasla bitki dokuları daha fazla kompleks karbonhidrat (selüloz, hemiselüloz, lignin ve dayanıklı nişastalar gibi) içerir. Omurgalılarda bunları parçalayacak moleküler baltalar yoktur. Ama bakterilerde vardır. Bir bağırsak bakterisi olan B-teta’nın karbonhidratları parçalayan 250’den fazla enzimi vardır; bizdeyse bu işlevi gören enzim sayısı -genomumuz 500 kat büyük olduğu halde- 100’ün altındadır. B-teta ve diğer mikroplar, sahip oldukları bu geniş alet takımıyla bitkisel karbonhidratları parçalayarak doğrudan bizim hücrelerimizi besleyen maddeler açığa çıkarır. Toplamda enerji alımımızın yüzde 10’unu, bir inek ya da koyundaysa yüzde 70’ini sağlarlar. Hayvanlar, bitkisel diyetle beslenebilmek için hem çok çeşitli hem de bol miktarda mikroba ihtiyaç duyar. Sf. 204

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolayısıyla bağırsak bakterilerini yeniden kazanmak için kardeşlerinin gerilerini düzenli olarak yalamaları gerekir. Bu alışkanlıklar bize iğrenç gelebilir ama tiksinmemiz esasen sıra dışıdır. İnek, fil, panda, goril, sıçan, tavşan, köpek, iguana, mezarcı böcek, karaböcek ve sinek gibi aşina olduğumuz pek çok hayvan düzenli olarak türdeşlerinin dışkısını yer; bu alışkanlığa koprofaji denir. Sf. 173

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlardan ilki, görünüşe göre hem beslenme yetersizliği hem de obeziteye karşı çok yönlü bir muhafız rolünü üstlenmiş olan Akkermansia’ydı. İkincisiyse düzenleyici T hücrelerini uyararak iltihap gelişimini baskılayan Clostridia türlerinden biri olan Clostridium scindens’ti. Sf. 161, 162

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bağışıklık sistemimiz, mikropları sınırlamaktan ziyade daha da çok mikrobun varlığını desteklemek üzere gelişmiştir.

    Hatırlarsanız önceki bölümde bağışıklık sistemini, bir milli parkı dikkatle idare eden bekçi ekibi olarak tarif etmiştim. Mikroplar bu parkın çitlerini, yani mukusu aşarsa bekçiler onları geri püskürtüp bariyeri güçlendirir. Ayrıca parkta fazla baskın hale gelen bir tür olursa ayırıp ortadan kaldırırken, dış dünyadan giren istilacı patojenleri de sepetlerler. Topluluğun dengesini korurken, gerek dış gerekse iç tehditlere karşı durmaksızın savunurlar. Sf. 106

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fazla alkol tüketimi nedeniyle bağırsaklar daha fazla sızdırmaya başladığı için mikropların beyni daha kolay etkilemesini sağlar; bu durum alkoliklerde depresyon ve kaygının daha sık görülmesinin nedenini açıklayabilir mi? Sf. 86

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Stephen Collins, yeni tamamladığı küçük bir klinik çalışmada, huzursuz bağırsak sendromu olan kişilerde bir probiyotik bakterinin (bir gıda firmasının tescilli ürünü olan bir Biftdobacterium suşu) depresyon belirtilerini azalttığını gösterdi. Sf. 85

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Patterson, farelerinde insanlarda görülen iki sorunun, otizm ve şizofreninin yansımalarını gördü. Sf. 78

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.