(Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;)
Kaymakam ve kadıların tutumları da şikâyetlere neden oluyordu. Söz konusu bölgede maddî hırslarını tatmin edemeyen kaymakamlarla kadılar, yağma ve hırsızlığı yaygınlaştırıyor ve hırsızları himaye altına alıyorlardı. Kendilerinin keyfi davranışları da sınır tanımıyordu, isyan öncesi görev yapan sondan bir önceki kaymakam olan Davut Efendi, Zeytun’daki konağında bir Ermeni’yi dövmüş ve daha sonra kendi elleriyle onu bıçaklayarak öldürmüştür. Mahkeme, kaymakamı Artün adlı bu Ermeni’nin öldürülmesinde suçlu bulmuş, ancak Davut Paşa cezasını çekmeden buradan ayrılmıştır.
Maddî açıdan fakir, tarihî geçmiş açısından zengin olan ve özgürlüğü için her şeyi kaybetmeyi göze alan bu ülkede mutlak Türk hâkimiyetinin ilk 10 yılında Türkler işte bu şekilde hüküm sürüyorlardı. Bu şartlarda Dağlı Zeytunluların zapt olunamaz cesareti, ülkedeki karışıklıkları artırıyordu. Bu tür karışıklıklar, hükümetin suçlu bir Müslümanı dahi cezalandırmadığı ve ülkeyi tesadüflerin kaderine bıraktığı bir ortamda kaçınılmaz hâle geliyordu. Konsolosumuz Ivanov’un 1876 yılındaki öngörüleri bu yöndeydi. Bir yıl sonra bu öngörüler, gerçekleşmiştir. 1877’de Babik ortaya çıkmış, kaymakam kaçmış, Zeytunlular konağı harap etmiş, arşivleri dağıtmış, camiyi ateşe vermişlerdir. Sf. 32
Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 31, 32) kitabından birebir alınmıştır.