BAKKAL’IN NOTU (2020): Kemiyetten-keyfiyete yani Nicelikten Niteliğe geçiş kanunu; Önce “Niceliğin Niteliğe Dönüşümü Yasası”nı ele alalım. Bu yasa değişim süreçlerinin, evrendeki hareketin, tedrici ve düzenli olmadığını söyler. Görece tedrici ve küçük değişimlerin yaşandığı dönemlerle devâsa değişimlerin –nicel olarak değil ancak nitel olarak ölçülebilecek değişimler– yaşandığı dönemler. Her bir tür içinde her zaman çok büyük çeşitlilik görülür. Bu olaya bir göz atarsak Homo sapiens’deki çeşitliliği görebiliriz. Bu çeşitlilik nicel olarak örneğin boy, ağırlık, deri rengi, burun uzunluğu, vs. cinsinden ölçülebilir. Ama eğer çevre değişimlerinin etkisiyle evrimsel dönüşüm bir noktaya varırsa bu nicel değişimler nitel değişime yol açabilir. Başka bir deyişle, artık hayvan ve bitkideki söz konusu değişimi sadece nicel ayrıntılar açısından tanımlayamazsınız. Artık birbirinden nitel olarak farklı türler söz konusudur. Marksizm’in düşüncesine göre, ani değişim dönemlerinin arasına serpiştirilmiş tedrici değişim dönemleri her zaman olacaktır. Gebelik döneminde tedrici bir gelişim dönemi görülür, sonunda ise son derece hızlı bir gelişim dönemi. Aynı durum toplumun gelişiminde de geçerlidir. Marksistler sık sık bu gebelik benzetmesini savaşların devrimlere dönüşümünü tarif etmek için kullanmışlardır. Bunlar toplumsal gelişme içinde nitel sıçramaları temsil ederler; ama onlar da toplumdaki nicel çelişkilerin birikimiyle ortaya çıkmışlardır.
Reddin reddi, Yadsımanın Yadsınması yasası; Diyalektiğin ikinci yasası da “yadsımanın yadsınması yasası” dır; ve yine kulağa gerçekte olduğundan daha karmaşık gelmektedir. Burada “yadsıma” sadece bir şeyin yok olması, başka bir şeye dönüşerek ölmesi anlamına gelir. Örneğin insanlık tarihinin ilk dönemlerinde sınıflı toplumun gelişmesi, daha önceki sınıfsız toplumun yadsınmasını temsil ediyordu. Ve gelecekte komünizmin gelişimiyle birlikte, bugünkü sınıflı toplumun yadsınması demek olan başka bir sınıfsız toplum göreceğiz. Yani yadsımanın yadsınması yasası yalnızca bir sistemin doğarken başka bir sistemi yok olmaya ittiğini söyler. Ama bu yeni sistemin kalıcı veya değişmez olduğu anlamına gelmez. O da toplumda daha sonra görülecek gelişme ve değişim süreçleri sonucunda yadsınır. Nasıl sınıflı toplum sınıfsız toplumun yadsınmasıysa, komünist toplum da sınıflı toplumun yadsınması olacaktır: yadsımanın yadsınması.
Diyalektiğin bir başka kavramı da “zıtların iç içe geçmesi” yasasıdır. Bu yasa, değişim süreçlerinin çelişkiler sayesinde, tüm doğal ve toplumsal süreçlerin içinde gömülü olan farklı unsurlar arasındaki çatışmalar sayesinde ortaya çıktığını söyler. Zıtların iç içe geçmesine doğa biliminden en iyi örnek belki de “kuantum teorisi” dir. Bu teori enerjinin ikili bir karakter göstermesi üzerine kuruludur; bazı deneylere göre enerji dalgalar halinde vardır, tıpkı elektromanyetik enerjide olduğu gibi. Ama diğer bazı durumlarda, enerji kendini parçacıklar halinde açığa çıkarır. Başka bir deyişle, bilimciler arasında genellikle kabul gördüğü gibi, madde ve enerji aynı anda iki farklı biçimde –bir taraftan gözle görülemeyen bir dalga, diğer taraftan içinde belirli bir enerji “kuantumu” (miktar) taşıyan bir parçacık– var olabilir. Dolayısıyla modern fizikteki kuantum teorisinin temeli çelişkidir. Ama bilim alanında bilinen daha birçok çelişki mevcuttur. Örneğin elektromanyetik enerji pozitif ve negatif kuvvetlerin birbiri üzerindeki etkisi aracılığıyla harekete geçer. Manyetizma bir kuzey kutbunun bir de güney kutbunun varoluşuna bağlıdır. Bu ikisi tek başlarına var olamazlar. Tam da çelişkili kuvvetlerin bir ve aynı sistem içerisinde bir bütün halinde bulunmaları nedeniyle vardırlar ve işlerler. Marksistler her toplumsal sürecin içinde çelişkili unsurlar olduğunu söylemekten çekinmezler.
Alıntı: Bugünkü Sovyet İdeolojisi I – Gustav A. Watter, (Kültü Bakanlığı Yayınları 2. Baskı 1976 Sf.104) kitabından ve internetten alınmıştır.
Yorum bırakın