“Lozan’a… İstanbul Hükümeti de davet edilmiş.
(Hem Ankara hem de İstanbul Hükümeti konferansa çağırılmış. Bunun nasıl çözüleceği Meclis’te şiddetle tartışılıyor, çözüm aranıyor.)
…. düşündüğüm takriri (önergeyi) yazıyorum. .. Koridorda Mustafa Kemal rastladı, “Ben böyle bir önerge veriyorum. Artık İstanbul Hükümeti kalmaz. Sorun kolayca ve cezri olarak hallolunmuş olur. Sabahtan beri niye uğraşıp duruyorsun?” dedim. Okudu bir daha okudu. Cevap vermiyor. Nihayet ;”Ben de imza edeyim.” dedi. Hatta imzası aşağılardadır. Misafir locasında Fin temsilcisi Miralay Mojen de varmış. ..yanıma geldi elimi eline aldı “.. Bu oturum Türkiye tarihinin en önemli oturumudur. Sizi tebrik ederim…. Bu millet Mustafa Kemal’i unutabilir fakat seni unutamaz.” dedi… Ertesi günü önergemde hilafet meselesinin eksik olduğunu görerek buna birkaç madde hazırlayıp bir önerge ile vererek ilavesini rica ettim. İkinci Gurup (muhalifler) buna itirazlar yaptı. Mustafa Kemal bunları ölüm ile tehdit etti. Sustular. .. Mustafa Kemal bunun (hilafetin kaldırılmasının) şerefini kendisine alıyor. Benim adımı bile önerge sahibi diye anmıyor. Bu kadar açık yalan söylemek için çok hayâsız olmalıdır. Padişahlığın kaldırılmasından hele din ve devlet işlerinin ayrılmasından hiçbir haberi bile yoktur. O, laik ne demek, anlamını bile bilmezdi. Kelimeyi bile duymamıştı. Diyor ki; “Hilafet açık bir hukuka sahip olmaksızın bir süre daha bırakıldı.” Öyle değil, sarih (açık) hukuk ile ben onu ipka (koruma) ettim. İsteseydim o galeyan içerisinde hilafette giderdi. Ben Hilafetin şiddetle taraftarıydım.”
Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi 1. Baskı:1967 – Sf.968-969) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın