15. Asrın sonlarında ve 16. asırda, Yahudiler tarafından İstanbul, İzmir, Edirne ve Selanik’te kurulan matbaalarda yalnız İbranice eserler basılmıştır.” Matbaanın girişi öyle sanıldığı kadar geç olmamış anlaşılan.
1510-1520 Yılları arasında İstanbul’da Avrupa’dan ithal edilen sekiz matbaa daha kuruluyor. Bunu 1512 yılında Selanik, 1519 yılında Halep, 1554 yılında Edirne, 1605 yılında Şam’da kurulan matbaalar izliyor. On altıncı yüzyılda Türkiye’de kurulan ithal malı matbaalar otuzu buluyor, yalnızca İzmir’de on matbaa kuruluyor.
Ayrıca 1514 yılında İtalya’da ilk kez Arapça dilinde kitap basılıyor. 17. Yüzyılda bazı İngiliz girişimcileri, Kur’an dâhil İslami kitapları basarak Türkiye’ye sokuyorlar. Dördüncü Mehmet zamanında matbaada basılmış olan Kur’an “mekruh”, neçistımiy (Arapça bir kelime necaset, pislik anlamında), olduğu gerekçesiyle yasaklanıyor. Türkiye’de çoğunluğun diliyle kitap basımı, İbrahim Müteferrika’nın kurduğu matbaada basıldı. Sf. 459-460
Niyazi Berkes “Matbaacılığa karşı konulan sınırlamalar, şeriattan değil, Osmanlı Devleti’nin sistemine özgü lonca (esnaf örgütü) sınırlamalarından gelmiştir.” görüşünü savunuyor. Hattatlar güçlü bir esnaf loncasını oluşturuyorlar, İlmiye güçlüdür ve ekonomik gücünü de arttırmaya çalışıyor. İlmiyenin ayrıcalıkları, önemli bir rant sağlıyor. Ayrıca ilmiye tümüyle ve kendi alanında bir cehaletin içinde boğuluyor. Temel dinsel kitaplarının yayılması, cehaletinin tüm açıklığıyla ortaya çıkmasından ve ayrıcalıklarının dinamitlenmesinden başka bir sonuca açık görünmüyor. Osmanlı düzeninde, bilimin doğup gelişmesi için bir neden göremiyorum. Osmanlı derinliği olmayan sığ bir yönetimdir.
Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 459 ile 461 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın