Osmanlı münevveri ve yüksek bürokratının “Türk” sözünü bilse de telaffuz etmeye değer bulmadığını da görüyoruz. Ali’nin “Vilayet-i Rum” dediğinde Türk illerini, “Rumi” dediğinde, muhtemelen Türkleri, “Rumzade” ile Türk delikanlılarını ve “Rumiye” ile de Türk kadınlarını kastettiğini anlıyoruz. Bu Rumileri sevmediği anlamına gelmemektedir; tam tersine, Kahire’de yakışıklı birisi varsa, he is Rumi or the son of Rumi, ya Türk ya da Türkzade’dir, demek istediğini biliyoruz.
Gelibolulu’nun bir önemli çalışması da, “Nüshat üs-Selatin” başlıklıdır ve Profesör Tietze’nin bunu da, aynı şekilde, yayımlamış olduğunu hoşnutlukla saptamış bulunuyoruz. “Sultanlara Nasihat” diyebileceğimiz bu çalışma.
Ali: cühela idaresi
Her vilayette kâmil isterler,
Rum mülkünde cahil isterler,
Zulüm ile sim u ser alub verici
Sikke-suret erazil isterler. Sf. 121
Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın