Din planında da benzer bir “özgürlük” görüyoruz, hiç önemsemedikleri kesindir. Olcaytu, çok öğretici bir vaka olarak karşımızda duruyor, vaftiz edildiğini ve Nikola adı verildiğini biliyoruz, sonra Budist ve daha sonra da Müslüman oluyor, aslında hangisi oluyor, pek de söyleyemiyoruz. Dine, birleştiren ya da bağlayan bir ideoloji olarak hiç bakmıyorlar, hâlbuki din budur ve bu yoksa ‘dinsiz” tabiri uygundur; Moğollar, kötü ruhları uzaklaştırıcı inançlara ihtiyaç duyuyor ve benimsiyorlar. Bu durumda, eğer başka bir sözcük bulamadığımız için buna “din” dersek, “ilkel” sıfatını da eklememiz isabetlidir. Kötü ruhlardan korunacak ritüellerden ötesine bağlanmıyorlar ve burada da, hastalık hastası kadınlar misali, her “doktor” kapısını çalabiliyorlar; şaman iken Budist veya Budist iken Hıristiyan ayinlere katılabiliyorlar.
Türklerde övüle övüle bitirilemeyen “dinsel hoşgörü” edebiyatını hatırlıyoruz. Burada bir “hoşgörü” teşhisi çok zor görünmektedir, hoşgörü ancak iman sahibi birisinin diğer imanlara antagonist (hasım, düşman) olmayan yaklaşımıdır; halbuki bir iman teşhis edemiyoruz. Sf. 191
Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır
.
Yorum bırakın