1891 yılında Sultan Hamit tarafından kurulan ve adına bağlanarak “Hamidiye Alayları” adını alan bu kuruluşlar, tümüyle Osmanlı Ermenistan’ındaki Ermenilerin canlarını ve mallarını hedef alıyordu ve ikinci olarak da Türk-İran hududunu koruma misyonları vardı. Hamidiye Alayları, tümüyle Kürt aşiretlerinden oluşuyordu ve bunlardan alay komutanlarına “albay” rütbesi veriliyordu; Hamidiye Paşaları da bulunuyordu. Sf. 76
Profesör Lazarev, Hamidiye Alaylarının, aynı zamanda tarih sahnesine çıkan, ancak Arap ve Arnavut kökenlileri de kapsayan “Aşiret Mektepleriyle birlikte, Kürt milliyetçiliğini törpüleme ve bağımsızlık isteklerini tüketme işlevi de olduğunu ileri sürüyordu. Lazarev, Kürt aşiret reislerini silahlandırmak, onlara rütbe ve silah vermek politikasında çok bilinçli olduğuna bizi inandırmaktadır; Sultan Hamit’in “Küçük Asya’da bunları, Kürtleri, asimile etmeye mecburuz.” dediğini yazmaktadır. Sf. 77
Sevr, Van ve Bitlis de dâhil geniş bir coğrafyada, bir Ermeni devleti öneriyordu; bu, Berlin Antlaşmasında sözü edilen ve Hamidiye Alaylarıyla çok ileri boyutlara ulaşan, gerçekleştirilmiş servet transferini tehdit etmekteydi. Dolayısıyla, Sevr açıklandığı zaman Kürt ileri gelenlerinin hiç sahip çıkmamaları çok aydınlatıcıdır; bunu, çıkarlarını bilmemelerine değil çok bilmelerine bağlamak durumundayız. Sf. 77
Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 76, 77) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın