Sultanın dini nedenlerle uzun süre ertelediği elektriklendirme projesi tamamlandı, tramvayları artık atlar çekmiyordu. Yaz günleri Haliç tezekten çok çamur kokuyordu. Paris’teki gibi “metro” adı verilen bir tünel, Galata’yı Pera’ya, yani yoksul halkı Avrupalı seçkinlere bağlıyordu. Delikanlılar ilk otomobillere gönül veriyordu. Bizler domuz, tavşan ya da kabuklu deniz hayvanlarına hâlâ el sürmediğimiz halde, kaşer et (dinî kurallara göre kesilmiş et) yeme zorunluluğuna artık uyulmuyordu. Kasapların grevi birçok ailenin yasalara sıkı sıkıya uyma alışkanlığını bozmuştu. Dikiş makineleri giderek yaygınlaşıyordu, elektriğin kalitesi artıyor, giderek geç yatıyorduk. Modern semtlerde, hamamların yerini özel banyolar almaya başlamıştı, Hasköy’de kanalizasyonların durumu böyle bir lükse izin vermiyordu. Buna tek üzülen bendim, çünkü Türk hamamı bütün kadınlar için bir şenlikti, Sf. 101, 102
Alıntı; İstanbul’da Bir Yahudi Ailesi (İmparatorluk Çökerken) – Brigitte Peskine, Ç; Elâ Güntekin, (İnkilâp Kitapevi, 2005 – Sf. 101, 102) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın