Mesih’e o kadar bağlanmış olan bu zavallılar birdenbire inançlarından vazgeçemezlerdi. İçlerinden çoğu ona gene de inanmakta devam etti. Din kitaplarını çok iyi bilen Gazze’li Nathan, onların kıyısında bucağında karanlık bazı sözler bulup çıkardı ve bunları dilediği gibi tefsir ederek, yeni bir tez ortaya attı: “Mesih’in Yahudiler dışındaki milletlerin arasına girmesi ve onlarda da saklı olan kutsallık kıvılcımlarını tutuşturması ve – kendileri de bundan habersiz olan – kutsal kişileri, velileri uyarması gerekti. “
Sözde Mesih de, görünüşte Müslüman olarak uzun yıllar yaşadı. Ondan belki bazı şeyler uman devletten maaşını aldı, el altından cemaatiyle ilişkilerini sürdürdü, inançlı Sabetaycılar şimdi Edirne’ye geliyor, gizlice onu ziyaret ediyor, imanlarını daha kuvvetlendirmiş olarak dönüyorlardı. Sf. 367
Sabetay’ın Müslüman olması karşısında cemaati iki yoldan birini seçmek zorundaydı: Yahudi kalmak ve şeriatın bütün hükümlerini harfi harfine yerine getirmekle birlikte, gizliden gizliye, kendi inançlarını sürdürmek, ya da üstatları gibi Müslüman olmak, görünüşte bu dinin gereklerini yerine getirmek, ama gizlice ötekini bırakmamak. Sabetaycıların çoğu, ikinci yolu tuttu. Her iki gruptakiler de bir zaman bu tutumu sürdürdüler. Sabetay Sevi de kimi zaman, üzerine bir çeşit cezbe geldiği sıralarda, bütün İsrail’in Müslüman olmasını tavsiye etmiş, sonra, normal zamanlarında bundan vazgeçmişti. Bu da onun iki kişilikli, hasta biri olduğunu açıkça gösterir, öte yandan Padişah’a bütün Yahudileri Müslüman yapacağına dair söz vermiş olduğu da anlaşılmaktadır, Edirne’de Yahudi din bilginleriyle sık sık görüşmesine izin verilmesi bunu gösterir. Onlarla uzun tartışmalara girişmiş, ama sözünü yerine getirememişti. Sürgün edilmesinin nedeni de belki buydu. Sf. 368
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 367, 368) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın