İnsan türünün tarihini şereflendiren olağanüstü dehâlar vardır. Bu dâhilerin evlatlarının dünyaya aynı sıra dışı özelliklerle gelmemiş olmaları birçok insanı hayrete düşürür. Örneğin, Goethe’nin oğlu hem zayıf bünyeliydi, hem de ortalamanın altında bir zekâya sahipti. Mozart’ın birçok çocuğu olmuş, ama çoğu daha bebeklik çağındayken ölmüştü. İki oğlundan biri besteci olmuşsa da, babasının düzeyine asla ulaşamamıştı.
Dâhiler belli alanlarda kayda değer bir yetenek sergilerken, başka alanlarda genellikle eksantrik davranışlar gösterirler.
Darwin’in evrim kuramına göre insanlar, hayvanlar ve bitkiler mevcut özelliklerini milyarlarca yıllık bir süreç sonunda kazandılar. Bu kuramın temel fikrî, hayatta kalmaya en uygun olanın doğal seçim yoluyla belirlendiğidir. Sâdece değişken çevreye uyum sağlayacak kadar güçlü olanlar hayatta kalabilmektedir. Evrim kuramının özünde genetik değişim vardır.
Böylece, birçok hastalığın altında genlerin yattığı ortaya çıkmaktadır: hastalanmışsak; ya bir gen gerektiği şekilde işlev görmemektedir ya da aktif olmaması gereken bir gen harekete geçmiştir. Bu kusurlara neden olan etkenler kabaca, kalıtsal ve çevresel olarak ikiye ayrılabilir. Belli bir hastalığa kalıtsal eğilimi olan insanlar, çevresel koşullar onlardan yanaysa bu hastalığın hiçbir belirtisini göstermeyebilirler. Bu durumda, hastalık yapıcı genlerin harekete geçmemiş olduklarını varsayabiliriz. Örneğin, ailenizde şeker hastalığı öyküsü varsa ve siz bu hastalığa yakalanmamışsanız; genleri pekâlâ taşıyor olmanıza rağmen, size özgü çevresel etkenler ki bunların içine fizyolojik etkenler de girebilir, bu geni hareketsiz bırakmıştır.
Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın