Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

14 Şubat 1925’te Dara Hani’ye yarım saatlik mesafedeki Kupar köyüne gelen Şeyh Sâîd Efendi, geceyi burada geçirmeye karar verir. Bu sırada Şeyh Sâîd’in önünde giden kuvvetlerin Genç’i ele geçirdikleri haberi Kupar’a ulaşır. Ertesi sabah şehre giden Şeyh Sâîd halka vaaz verir: 

“Haberiniz olsun ki ben kötü bir amaç için yola çıkmadım; zâlim de değilim, bozguncu da. Kötü bir azgınlık ya da haksız bir isyan çıkarma amacında da değilim. Aksine Hz. Mûhammed (sav) ümmetinin kötüye giden durumlarını düzeltmek için yola çıktım. “Emr-i bil- mâruf ve nehy-i ânil- münker” (İyilikleri emretmek ve kötülükleri yasaklamak) istemekten başka bir amacım yoktur. Her kim beni bu yolda haklı görürse şüphesiz ki Allâh hakka daha lâyıktır. Ve her kim de benim şu söylediklerimi bana geri çevirip reddederse, Allâh benimle onlar arasında hükmünü verinceye kadar bekleyip sabredeceğim. Muhakkak ki Allâh, benimle kavmim ve milletim arasında bir hüküm verecektir. Şüphesiz ki O, hakkın ve haklılığın en iyisini bilir.”

Daha sonra şu âyeti kerimeyi okudu: “Ey imân edenler! Düşmana karşı savaş hazırlıklarınızı görün ve silâhlarınızı takınarak cenge hazır olun da, birlikler halinde savaşa çıkın veyahut seferber olun.” (Nisâ, 71) 

Gece saat ikide Şeyh Sâîd, avanesiyle beraber Genç’e gelir. Ertesi günü 15 Şubat Pazar sabahı, Şeyh Sâîd’in memurlarla görüşmek istediğini haber verirler. O gece vali İsmail Bey ve jandarma tabur komutanı Mustafa Bey, diğer bazı vilâyet memurlarıyla birlikte Şeyh Sâîd’in yanına gittiler.

Şeyh Sâîd Efendi söze başlayarak, Peygamberimiz (sav)’in sahâbeden Hz. Ebû Bekr (ra) ve Hz. Ömer (ra) ile istişâre ettiğini, ancak hükm ve iradede kendi hükm ve reyinde müstakîl olduğunu ve Osmanlı hükûmeti zamanında pâdişâhların yanlarında şeyh’ul- İslâm bulundurduklarını ve ulemâ (din âlimleri) ve meşâyih (şeyhler) ve evkafa (vakıflara) riayet olunduğunu (uyulduğunu) ve medreselere bakıldığını ve meşrutiyetten sonra Şerîât ahkâmına riâyet (dini hükümlere uymak)yavaş yavaş zevale uğrayıp (azalıp) Cumhuriyet idaresinde ise mesturîyyetin (örtünmenin) kaldırıldığını, dans yapıldığını, hilâfetin yok edildiğini ve Hulâsa Şerîât’a riâyet olunmadığını ve kaldırıldığını ve bu hallere karşı seyirci kalmanın ise câiz olmadığı için laik hükûmete karşı kıyamla bu uğurda kanının son damlasına kadar çalışacağını söyledikten sonra, bu emelinin Amed, Konya ve sair mahallerde ve hatta Ankara’da bile teşvik eden ve iştirak eyleyenlerin de bulunduğunu bildirir.

Alıntı; Şeyh Sait İsyanı – İbrahim Sadiyâni, (İnternet, Ocak 2010 – Sf. 13, 14) internet sayfasından birebir alınmıştır.

Posted in , , , , , , ,

Yorum bırakın