Atina’da kızlar eğitilmezler ve kadın, toplum dışında, yalıtılmış bir hayat sürerdi. Atinalı erkek, evine bağlı değildi ve aile ilişkileri de kuvvetli değildi. Erkekler günü dışarıda geçirirlerdi. Kadınlar ise evdeydiler. Genç kızlar, yalnızca yün eğirme, dokuma ve dikiş.
Bazen okuyup yazmayı, bir evi çekip çevirmeyi öğrenirlerdi. Toplumdan tecrit edilmiş olarak yaşarlardı. Nerede ise, dört duvar arasına kapatılmışlardı ve ancak öbür kadınlarla düşüp kalkarlardı (lezbiyen ilişkiler). Atina evleri genellikle avlulu evlerdi. Şanslı olanların avluda kuyusu ve yemek pişirme yeri ve bazen sebze yetiştirme alanı bulunurdu. Ayrıca Tanrı Zeus’a ayrılmış minik bir sunak ta olurdu Evde kadınların yaşadığı bölümü ayrıydı ve genellikle alt katta ve ön cephede yer almazdı.
Erkekler, özellikle yabancılar, kadınlara ayrılmış bölüme kolayca giremezdi. Erkek konuklar gelince, kadınlar kendi yerlerine çekilirlerdi. Bu bölüm yalnızca kadınların yaşadığı bir harem dairesiydi. Yanlarında bir kadın köle (cariye) bulunmadıkça kadınlar sokağa çıkmazlardı; evde, sıkı bir gözetim altında yaşarlardı. Aristophanes, muhtemel âşıkları korkutmaya yarayan (molos’lardan), iri kıyım bekçi köpeklerinden söz etmektedir. Moloslar çok büyük ihtimalle hadım kölelerdir. Zaten Herodotos zamanında Sakız adasında ticari amaçlı bir hadım etme merkezi olduğunu biliyoruz. Bu ticari amaçla hadım edilmiş erkekleri hem Doğu ülkeleri ve hem de Yunanistan satın alıyordu.
Euripides (M.Ö. 480 – 406) kadınlardan “oikourema“ ev eşyası olarak söz eder. Antik Atina’da kadın, erkeğinin çocuğunu da doğuran, baş hizmetçiden başka bir şey değildir. Topluma karışamaz ve saygı görmezdi. Buna karşın erkekler nerede ise sınırsız özgürdüler. Antik Atina’da saygı gören kadınlar yalnızca heterealardı (eğitimli kibar fahişeler).
Alıntı; Bizimkiler II (Devletler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın