Hüseyin ailesi ile birlikte Kûfe’ye giderken, Fırat nehri yakınlarında Kerbelâ’da Yezid’in yolladığı Hurr bin Yezit komutasındaki 2.000 kişilik ordu tarafından yolu kesilip, kuşatıldı. Kûfe’ye gitmeye çalışan muhacirler çocuk, kadın, toplam 155 kişiydiler. Bunların içinde savaşabilecek olanlar 32 süvari ve 40 yaya olmak üzere sadece 72 kişiydi. Emevîlerin, muhacirlerin yolunu kesen 2.000 kişilik ordusuna, Sad bin Ebi Vakkas’ın oğlu Amr komutasında 4.000 kişilik bir kuvvet daha katıldı. Böylece Emevî kuvvetleri 6.000 savaşçıya ulaştı.
6.000 kişilik ordu 155 kişiyi sarmış, yerinden kıpırdatmıyor, yakınlarındaki sudan bile almasına müsaade etmiyordu. Hüseyin ve kafilesi susuz kalıp, sonunda Yezid’e biat etmek zorunda kalacaktı. Hüseyin boyun eğmedi ve sonunda susuz öleceğine savaşarak ölmeyi yeğledi. Sabah güneş doğunca başlayan bu eşitsiz savaş, gün batımına kadar sürdü. Emevî ordusu isteksiz savaşıyordu. Aslında Peygamberin torununa kılıç çeken herkes korkuyordu. Bir İlahi müdahale bekleniyordu ama olmadı.
Akşama doğru Hüseyin’in ölümü üzerine savaş sona erdi. Emevî komutanı, Hüseyin’in ölüp ölmediğinden emin olmak istiyordu. Bunun için Peygamberin torununun başını elindeki sopa ile görmek için çevirince, kalabalıktan bir ses yükseldi “Yavaş ol, Allah’ın habercisinin dudaklarını o yüzde gördüm ben.” Amr, ölülerin başlarını keserek Kûfe valisi Abdullah bin Ziyad’a yollama emri almıştı. Bu emri yerine getirdi.
Alıntı; Bizimkiler VI (Müslümanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın