Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

(Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh)

Elbise bakımından Doğululardan sahiden çok şey öğrenebiliriz. Uzun zaman ve inceden inceye gözlemler yapmış olan ve romanlarında bu memleketin âdetleri hakkında birçok bilgince kitaplardan daha doğru bir fikir veren Morrier, frak gören bir Türk’e şöyle dedirtir: «Frenk! Senin memleketinde kumaş pek pahalı olsa gerek!» Paris’in Stanbi’sinin yahut Viyana’nın Gunkel’inin bir şaheseri Doğudaki komşumuza fukaralığın timsali gibi görünür. Türk bunun üzerine bir de, daracık bir pantolon, ayağın olanca kuvvetle zorlayarak sokulabildiği kunduralar, yüksek ve dar bir yakalık ve her an başa giyilip çıkarılan katı, siyah bir silindir şapkayı görecek olursa, böyle kendine eziyet ediş karşısında düşünceli düşünceli kaşlarını kaldırır ve sanki “Allah! Bir şey anlamıyorum!” der.

Türk, içinde uyuduğu elbiseleriyle ata biner; ne supiye’ye (pantolon paçasını aşağıya çeken kayış), ne de mahmuz takmaya ihtiyacı vardır. İleri gelenlerden birinin yanına giden kimsenin başka çeşit bir elbise giymesi lâzım değildir; yalnız böyle hallerde iğreti, yırtık pırtık bir elbise tedarik eden zengin reayalar müstesna.

Burada her yerde eski güzel elbiseler görülür. Sarık, hem yakışıyor, hem de maksada uygun; insanın kendini güneşten ve yağmurdan korumak isteyişine göre şal başka tarzda sarılıyor. Buna karşılık şapka ile insan her an güneş çarpması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Pantolon çok defa, belde toplanan ve alttaki köşelerinde iki delik bulunan dokuz arşın genişliğinde bir torbadır. Bu beliklerden alaca işlemeli çoraplar içindeki ayaklar çıkıyor; iki, üç, altı, hatta sekiz kat üst üste hafif kumaştan, çok defa zengin işlemeli mintan vücudu ihtiyaca göre koruyor. Bele sarılan geniş kuşak ya da şalın içine para kemeri, tütün kesesi, hançer, bıçak, tabancalar ve divit yerleştiriliyor. Bir kürklü ceket, onun üzerinde de uzun bir kürk, kılığı tamamlıyor. Keçi kılından yahut dövme keçeden bir manto (kepenek) kötü havalardan koruyor, geceleyin de yatak ve yorgan vazifesini görüyor.

Böyle bol katmerli elbise içindeki adamın her hareketi ona kellifelli bir görünüş veriyor ve insan her dakika, resmini çizmek arzusunu uyandıran bir şahısla karşılaşıyor. Türklere Frenk elbisesi giydirilmeden önce onların neden dünyanın en güzel insanları sayıldığını anlamak kolay. Bizim mükemmel talim görmüş askerlerimize Türk kılığı giydirilseydi onların da muhteşem bir görünüşleri olurdu. Sf. 213, 214

Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 213, 214) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , ,

Yorum bırakın