Çankaya’daki Köşk’te bir akşam sofrasında Hukuk Fakültesi Profesörü Sadri Maksudî de konuk olarak bulunuyordu.
Sofrada şarap içen Sadri Maksudî, Deniz Bank’ın gramer kurallarına aykırı olduğunu savunuyor ve bu düşüncesinden bir adım bile geri gitmiyordu. O konu orada kapandı. Aradan bir iki saat kadar geçmişti. Atatürk, bir ara bir şeye sinirlenmiş olacak ki, hala kendi tezinde ısrar eden Sadri Maksudî’nin sözünü kesip:
-“Siz profesör değilsiniz” dedi.
Bu beklenmedik sesleniş, herkesi şaşırtmış, profesörü de can evinden vurmuştu. Hepimiz put gibi yerimizde dona kalmış, neye uğradığımızı şaşırmıştık.
Atatürk nazik adamdı. Kızsa bile pek belli etmezdi. Acaba profesör büyük bir pot mu kırmıştı?
Bir an süren şaşkınlığından kurtulan Sadri Maksudî’nin titreyen eliyle kadehini masaya koyup, kendini toparlayarak Atatürk’e şu karşılığı verdiği duyuldu.
-“Haşa, ben profesörüm. Hem de Türkiye’de değil. İsviçre’de bana kürsü vermişler. Olmazsa gider, orada dersimi veririm. Şimdi ben kalkıp burada bir kumandana “Siz kumandan değilsiniz” dersem ne olur? Kumandanlığı elinden alınır mı? Yalnız böyle bir söz o kumandanın nasıl gücüne giderse, bu söz de benim gücüme gider. Ama kumandanlara kürsü vermediler daha.” Sf. 178
Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın