Şimdi bunları eleştirelim:
a) Önce Osmanlılarda egemenliğin saray, ordu, medrese arasında bölüşülür gözüktüğüne katılmamak mümkün değil. Burada medrese ile ulema ve öğrencileri kastediliyor olmalıdır. Fakat bu bölüşme aynı zamanda hiyerarşik bir niteliktedir. Bunlar egemenliğin hiyerarşi içinde ortaklarıdır. Sarayın kapusu kullarıdır. Osmanlı sarayından birine biat etmek zorundadır. Bu bakımdan ikinci seçmen gibi görülmezler. Sf. 118
b)Osmanlı Ordusu içinde Yeniçeriler, on yedinci yüzyıldan beri esnaflaşmıştı. O zaman sanayi gelişmemiş ya da önemsiz kaldığından sanayici değil de esnaf haline gelmeleri, mevcut ticaretten haraç almaları kendilerine açık bir yoldu. Bu niteliğin kazanılması ile yeniçeri-esnaf-ulema cephesi saray ve onun yönetici kullarına karşı çıkabilmişti. Sf. 118
c) Yeniçeri-esnaf-ulema cephesine, yenilik, ıslahat adı altında sınıfsız “devleti kurtarma” çabaları karşı düşmüştür…. Yeniçerilik kaldırılınca, militer-bürokratik mekanizma bütünleşti. Bu bütünleşme, bugüne kadar ana hatlarıyla süregeldi. Sf.118
Mustafa Kemal, Osmanlı’dan gelen militer-bürokratik devlet yönetimini 1924 Anayasası ile ikinci seçicilere kaydırmamıştır. Militer- bürokratik yönetimin ordu ve medrese kanadını emri kumanda hiyerarşisinde arkasına almıştır. Muzaffer olduğu için de bu hiyerarşiyi zaferden sonra kolayca kurabilmiştir. Sf. 119
Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın