Behçet Cantürk davası, hukuk fakültelerinde “örnek dava” olarak öğrencilere anlatılmalıdır…
Behçet Cantürk’ün polis sorgusu ise, “devleti koruyan kişilerin bilgisizliğini ortaya çıkaracağı” için acilen “yakılmalıdır”!..
Emniyet görevlisi Behçet Cantürk’e soruyor. “Uyuşturucu, Hazar Denizi’ndeki gemilerle Milano’ya mı götürülüyor?”
Hadi, soruyu yönelten emniyet görevlisi, Hazar Denizi’nin dünyanın en büyük gölü olduğunu, Milano’nun ise kıyıdan 500 km içeride olduğunu bilmiyordu. Peki, bu sorunun, ifade tutanağına geçirilmesine ne denmeliydi?
Liceli Aziz Cantürk, o kadar reddetmesine rağmen, sonunda işkenceye dayanamayıp, “Tamam, kabul ediyorum” dedi. Aziz Cantürk’e, Behçet Cantürk’ün akrabası olduğu işkence zoruyla kabul ettiriliyordu.
Hem Liceli olacaksın, hem de soyadın Cantürk olacak ve sen çıkıp, Behçet Cantürk’ün akrabası olmadığını söyleyeceksin! Polis yanılır mı? Ama yanılıyordu, akrabası değildi! Sf. 166
Polis, “delilden zanlıya gitme yerine, zanlıdan delile gitmeyi tercih ediyordu. Çekiyor zanlıyı işkence tezgâhına, veriyor elektriği, alıyor bilgiyi! Genellikle elinde, işkenceyle alınmış ifade dışında hiçbir delil olmuyordu! Savcı da, bu polis tutanaklarını okuyarak iddianame hazırlıyordu. Sf. 167
Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 166, 167) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın