Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Altı aded medresesi olup, Mekteplerinin sayısı elli adeddir. Yüz yirmi aded de soylu kimseler için hamam vardır.

Sultanî çarşısı altı yüz dükkândır.

Halkı Türkçe ve Kürtçeyi güzel konuşurlar. Bütün halk Türk ve Kürtlerdir.

Adı Harput’tur. Diğer bir söylenişe göre, burada havarilere gölge yapmış dikenli bir söğüt ağacı varmış. Onun için Harbit demişlerdir. Bazıları da, buranın toprakları diken yetiştirdiğinden, Harbirid yani diken getirici demişlerdir. Osmanlı defter kayıtlarında ise Hasan Zeyyad Ülkesi olarak kayıtlıdır.

Padişah sefere çıktığında her vilâyetin bir çeşit adı olur ki, büyük alay ve cemiyette bir şehir halkı bulunması istendiğinde «Ya Ahad!» diye bağırırlar. Sivas’a «Rum, Rum», Diyarbekir’e «Âmid, Âmid» diye oran çağırırlar. Harput için de «Hasan Zeyyâd» diye bağırırlar. Sf. 170

Altı aded medresesi olup, her camide bir küçük dershâne vardır. Amma Zahriye, Ulucami, Hatuniye medreselerinin vakıf tarafından tayin olunmuş müderrisleri vardır. Hepsinde de hadis öğrenimi yapılır. Mekteplerinin sayısı elli adeddir. Vakıf tarafından yetimlere her yıl birer kat elbise verilir. Ayrıca hediyeleri de boldur.

Kaleden dışarıda Feth-i Bâb Tekkesi büyük âsitânedir. Enkuzbaba Tekkesi de fakirler yeridir.

Hamamları: Kale hamamı, Cemşid Hamamı, Dede hamamı: Bunlar herkese açık hamamlardır. Yüz yirmi aded de soylu kimseler için hamam vardır. Yedi aded büyük tüccar hanı olup, Eski bedesten yanındaki Çarşı Hanı hepsinden güzel ve teşkilatlıdır.

Çarşı ve pazarı: Sultanî çarşısı altı yüz dükkândır. Dükkânlar gayet güzel ve muntazamdır. Saraçhânesi hepsinden şirindir. Gayet sanatlı saraç örtüsü işlenir. Mutafları dahi beğenilir. Gerçi şehir Kürdistan hudududur amma, su ve havasının güzelliğinden yer yer civanları bulunur. Halkı Türkçe ve Kürtçeyi güzel konuşurlar. Bütün halk Türk ve Kürtlerdir.

Yiyecek ve içecekleri: Beyaz ve has ekmeği, çöreği, böreği güzeldir. Bağlarında Hezârî denilen bir çeşit elma yetişir ki, İstanbul yakınındaki Kocaeli sancağında yetişen misket elması gibi hoş kokulu, yuvarlak bir elmadır. Bahçelerinde yetişen bir çeşit üzüm, Şam’ın zeynî üzümünden daha lezzetlidir. Sf. 171

Harput gölü: Şehrin batı tarafında bağ ve bahçeler ile çevrilmiş, şehirden iki saat uzaklıkta bir göl vardır. İki kişi çevresini bir günde gezebilir. Yılan zehiri gibi acı bir göldür. Bazı tarihçiler, «Bu gölün kaynağı Van gölüdür, yer altından yol bulup karışır ve Harput’ta göl olmuştur» derler. Hakikaten, Van deryasının balıkları bu gölde dahi bulunur. Muhakkak ki Allah her şeye kâdirdir… Bu göl içinde bir ada vardır. Adanın üzerinde de bir köy kurulmuştur. Tahmini olarak üç yüz hânelidir. Köyün halkı hep boyacı ve terzidirler. Gölün etrafındaki Habus köyünden ve diğer köylerden kayıklarla gelip bu adayı seyrederler. Adada bir kilise var. Taptıkları eşek burada ölmüştür. Bütün patrik ve rahipler eşeğin cesedini mumyalayıp, kilisenin içinde, yeraltında saklamışlardır ki, onu bu kilisenin hizmetkârları bile bilmezler. «Halen olduğu gibi, dört ayak üzere durmaktadır. Şeb çırağ gözlü, altın sırmalı, çullu bir eşektir» diye güvenilir kimselerden öğrendik. Amma ben görmedim. Eskiden Hristiyanlar bu eşeğe taparlarmış. Sf. 172

Garib bir hikmet: Harput’un kıble tarafında, bağlar içindeki yalçın kayalarda büyük mağaralar vardır. Temmuz ayında, oradan akan sular donup buz olur. O şiddetli sıcaklarda bu buzları kullanan halk, ciğerlerini tazeler. Temmuz günleri gidip şiddetli kış gelince bütün buzlar eriyip suları hamam suyu gibi olur. Mağaraların içi o kadar sıcak olur ki, nice gurbette bulunan kimseler oralara gidip hamam gibi yıkanırlar. Garip olan şu ki, şiddetli sıcaklarda sıcak olup kışın soğuk olacağına, mutlak yaratıcı olan Allah kudretini göstermek için böyle yaratmıştır. Sf.172

Allah’ın diğer bir kudreti: Bu şehrin sahrasında bir çeşit kaynak olur. Her sene kabak mevsiminde, yakın ve uzak yerlerden bey, fakir, miskin ve garip gelip, bu sahrada çadırlar kurup otururlar, önce, üç gün tuzlu yemek yemeyip perhiz yaparlar. Dördüncü gün sabahleyin, o sudan bir fincan içince üç amel eder. Bir fincan daha içince yine üç amel eder. Bu tertib üzere, on fincan içen kuvvetli bünyeli kimseler tam otuz amel eder. Bazı kimseleri kusturup bütün hastalıklardan temizler. Bunun için Harput halkı dinç, kırmızı yüzlü, kuvvetli yapıya sahip, pehlivan kimselerdir. Bu su sebebiyle asla hekime muhtaç olmazlar. Sf. 173

Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 170 ile 173 arası) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , ,

Yorum bırakın