Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Harput, Elazığ
-
Ey Mastarların, Hazarların, Gölcüklerin, Muratların ülkesi Elazığ, ey bağlarında tat, dağlarında buzlu sular kaynayan yeşil Uluovaların evlatları, ey Tunceli ve Bingöl’ün göklerle yarışan çetin dağları, bağrını bin bir haşeratın kemirdiği boynu bükük ormanları, ey dar zümrüt vadilerin çileli yiğit çobanları ve mert insanları, hepinize gönül dolusu selam, sevgi ve saygılar… Ey saadetinize sevinç, dertlerinize gözyaşı…
-
“Demokrat Parti İdaresi tıpkı müstemleke sahibi memleketlerin yaptıkları gibi, halka bazı maddi nimetler vermeye çalışmış, bir takım imar ve cihazlama hareketlerine atılmıştır. Fakat yine müstemleke idarelerinin yaptığı gibi, kendi iktidarını alabildiğine devam ettirmek ümidiyle Cehalet ve taassubu bir afyon diye kullanmayı, kütlelerin gözlerini açmamaya dikkat etmeği aklına koymuştur. Yani her milli idarenin yapması lazım olduğu…
-
Nihayet trene bindim, Bingöl Valisi Sayın Naci Rollas da trendeydi. Yerleştiğimiz açık vagondu. Herkes bir birini görüyor. Ben Vali Beylerin bölümündeyim. Ortadan laf ediyorlardı gayet laubali, bize bakarak ve yüksek sesle… Bereket versin Vali Beyle eşi arkaları dönük oturmuşlar da küstah bakışları görmüyorlardı. Otobüsteki sözler tekrarlanıyor, kadın hürriyeti, kadın memurlar, kadın mebuslarla alay ediliyordu. Vali…
-
DP GELDİ; “ŞEYHLER, SEYİTLER GERİ GELECEK. CAMİLER TEKKELER AÇILACAK, ŞEHİR KARILARI ÇARŞAF GİYECEK”
Ertesi gün seçim neticeleri belli olmuş, Demokrat Parti kazanmıştı. Genç ayak takımı coşkunca bayram ediyordu. İlk otobüsle Genç’e trene gidiyordum. Otobüste söyleniyorlardı ihtiyarlar: -Şeyhler, seyitler geri gelecek. Camiler tekkeler açılacak, şehir karıları çarşaf giyecek. Gençler: -Karılar dayralarda (dairelerde) çalışmayacak, kız mektepleri kapanacak. Kızların okuması da noli ki. Erkekler dört karı alacak. Karılara “boş” dedin mi…
-
Yasak Bölge’den dönüşümüzde Sayın Niyazi Akı’ya oradaki durumu anlattık. Ertesi gün Elazığ’a dönmek için kamyona binerken “Gakko Vali” Bey’in gece Elazığ’a indiğini, yardım istemek üzere bu sabahki tayyareyle Ankara’ya uçacağını öğrendim. 20 bin lira yardımla dönen Sayın Niyazi Akı, Yasak Bölge karakollarına un dağıtarak ekmek pişirilip muhtaç halka kış boyu dağıtılması için tedbir almıştı. Kendisi…
-
Bu bölgeye gelen valilerden çoğunun halk tarafından verilmiş takma isimleri vardır; “Yağcı Vali” “Kuzucu Vali” “Tavukçu Vali” “Kaburgacı Vali”… Bir de “Gakko (‘) Vali” vardır: Sayın Niyazi Akı. Halkın içine giren, onların şikâyetlerini -saçma da olsa- samimi bir sabırla dinleyen, her köyü ziyaret eden, “hükümet” denilen umacıyı yumuşatıp bu zümrütü ankayı halkın içine ve işine…
-
İki sene sonra yine Kırby arabasıyla geldi ve Köy Enstitüleri konusunda araştırma yaptı. Birçok köy ve kazalara çocukları beraber götürüp teslim ettik. Aradan ne kadar geçti bilmem, Mrs. Kurby bana 380 ‘küsur sahifelik “Türkiye’de Köy Enstitüleri” kitabını hediye olarak gönderdi. Sf. 94 Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen Yayınları, İnternetten PDF, Ekim 2011 –…
-
Kırby’nin telini alıp gece 2’de istasyona karşılamaya gittim. Başında kırmızı bere, bej bir palto, kürklü kocaman pabuçlar ve sırtında bir hamal yükü kadar büyük çanta ve yatağı ile vagon penceresinde. -Helo Miss Kırby! -Helo Mrs. Avar! -Welcome to Elazığ. -Hoş bulduk Mrs. Avar. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Okulda ona hazırladığımız revirdeki yerine getirdik. Bizimle 22…
-
Geçen yıl okulumuzu ziyarete gelen Amerikalı gazeteci Mr. L.Moor bu yılsonunda köylere götürülmek üzere yine Bakanlık izniyle okulumuza geldi. Öğrencileri dağıtırken, onu Bingöl’ün İbrahiman köyüne götürmek üzere katırlar tuttuk. Tek eğerli atı ona verdik. Biz çocuklarla ikişer ikişer palanlı katırlara binip, şafakla yola çıktık. Öğle sonu İbrahimanlıların çocuklarını heyecanla karşılamaları, bizi misafir etmeleri pek hoşumuza…
-
Ağustos ayı içinde Profesör Cemal Alagöz idaresinde üniversite Coğrafya Bölümü’nü konukladık. Harput’un meşhur Buzluk Efsanesini inceleyeceklerdi. Yazın Buzluk mağaralarında kudret buzu olur, Elazığ’a da getirip satarlardı. Güya buraya abdestsiz girilmezmiş. Bir yeni gelin abdestsiz girdiği için, dipsiz kuyu çekivermiş içine. Karısının üç gün, geceli gündüzlü ismini çağırarak arayan eşinin feryadına dayanamayan gelin, yüzüklü parmağını kesip…
-
Bir bayan arkadaş, anlaştığı bekâr delikanlı ile geceleri Hanköyü caddesinde geziye çıkıyormuş. Okulumuz öğretmenlerinden birinin yakını olan bir genç geldi, -Beni gençler yolladılar. Size büyük saygıları var. Hocanım her gece …… ile geziye çıkıyor, üç gün daha sabredecekler, siz bunun önünü olmazsanız hocanın üstünü başını paralayacaklar. Size daha evvel de bu gezmeleri haber vermişler. -Evladım,…
-
Haziran başında Elazığ Kız Enstitüsü Müdürlüğü’ne tayin emrimi aldım. Sf. 33 Önce Ankara’ya uğrayıp yetkililerin direktiflerini almak ve oradaki çeşitli yoklukları dile getirmek istiyordum. Nurettin Boyman’a gittim. İçeri girer girmez Elazığ’ın durumunu önce o çizdi: Yatılı çocuklar yalınayak, başıkabak, bit içinde, Okul perişan. Müdür yeni evlenmiş, okulun durumunu anlatmaya gelmedi bile. Rapor aldı oturdu. Genç…
-
Bir telaş, bir kıyamet, Elazığ kaynıyor. Gençler, ihtiyarlar, bacılar bile bu heyecanla hareketli. Memurlar hele okullar… Eylül başı üniversite haftası… Elazığ için ne büyük şeref! Hocaların hocaları gelecek buraya… Işıklı kafalara nur verenler gelecek. 9 medrese, 13 kervansaraylı eski âlim Harput’un evlatlarına, asrın aydın profesörleri günün bilimlerini getirecek. Biz de aç kafalarımızı doyuracağız. Sf. 31…
-
Bu gün okula Paşa gelecekti: 4. Umum Müfettişi Korgeneral Abdullah Alpdoğan.Elazığ, Tunceli, Bingöl isyan bölgesi emri altındaydı. O Paşa ki, Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu, o bölgede ipe çekme ve ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. Sf. 16 Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen Yayınları, İnternetten PDF, Ekim 2011 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.…
-
Kework Gregoryan (Mehmet Balcı) Anlatıyor; Amcam on beş sene Amerika’da kalıyor. Geliyor sonra Marsilya’da beş sene de orada otelcilik yapıyor. Geliyor tekrar Elazığ’a… Elazığ’ı bilir misin, bilmem. Xulvank var orada (Xulvank manastırının olduğu yer; Şahinkaya köyü-y.n.). Xulvank’in yarısını bir Türk’le beraber satın alıyorlar. Kavaklık, bilmem neler. Sf. 256 Tapu Müdürü: “Oğlum Ermeni malı diye bir…
-
Baran: (Ermenice baran, ip) Dizi, sıra, sıra halindeki asmalar (yere çekilen bir ip hiza alınarak dikim yapıldığı için bu adla anılır) Sf. 291 Baclimac: (Yazarın anlatımına göre, hamur, yağ ve yumurtayla yapılan bir yiyecek) Şekerli ekmek. Hamur açılıp yağda kızartılır, üzerine şeker ekilip veya bala bandırılıp yenir, [bazlımaç: Mısır, arpa, darı ve buğday unlarından yapılan…
-
Duttan pekmez hazırlardık. Dut bizim ikinci ana ürünümüzdü. Bağlarımızın dut ağaçları eylülü yarıladıktan sonra bile ürün verirdi, başka yerlerdeki gibi sadece haziran, temmuzda değil, iri ve çekirdeksizdi, şiresinden parmakların birbirine yapışırdı. Her evin pekmezi olurdu. Önce siyahken gitgide sararır, katılaşır, taş gibi sertleşirdi. Bıçakla keserdik. Öyle de tatlanmış olurdu ki, içimiz yanardı. Duttan rakı, sirke,…
-
Peki, biz ne yerdik? Hemen her gün çorba içerdik. Yazın içtiğimiz soğuk çorbaydı. Yarmayı, yani kırık buğdayı pişirir, ayrana karıştırır, ayran çorbası yapardık. Kışın sıcak çorbalardı, tarhana çorbaları. İki çeşit tarhanamız vardı. Ayran tarhanası ve üzüm tarhanası, ilki ayran, un ve yarmaylaydı, pişirir, güneşte kuruturduk. İkincisi ise, üzüm şırası, un ve yarmayla yapılırdı, aynı şekilde…
-
Sütü, yoğurdu, tereyağını tüketmesek de, ayranı içerdik. İçine ekmek doğrar, etrafına oturur yerdik. Biterse, tekrar doldurur, tekrar kaşıklardık doyana kadar. Ayrandan çorba pişirirdik, çortan ve tarhana yapardık. Sf. 201 Çayımız yoktu, kimse çay içmezdi, bilmezdi bile yiyecek şekeri de, İstanbul’dan memlekete dönenler okkalık, iki üç okkalık yuvarlak tahta kutularda, ağızda hemen eriyen cinsten, Türkçe “peynir…
-
Biz süt de içmezdik. Sabah akşam inekleri, koyunları sağardık kap kap. Küleklerle sütümüz olurdu; ocakta kaynatır, aşağı alırdık. Bir bardak doldurup da içmezdik. Ben yirmi sekiz yaşıma kadar memleketteydim ve hiç süt içmedim. Zaten kahvaltı nedir bilmezdik ki sofraya süt getirelim. Biz sabah, öğle, akşam, her öğün yemek yerdik. Sadece biz değil, Surp Kevork’taki, Karabudak…