Kırby’nin telini alıp gece 2’de istasyona karşılamaya gittim. Başında kırmızı bere, bej bir palto, kürklü kocaman pabuçlar ve sırtında bir hamal yükü kadar büyük çanta ve yatağı ile vagon penceresinde.
-Helo Miss Kırby!
-Helo Mrs. Avar!
-Welcome to Elazığ.
-Hoş bulduk Mrs. Avar.
Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Okulda ona hazırladığımız revirdeki yerine getirdik. Bizimle 22 gün yaşadı. Çocuklarımızdan bizim halayları öğrendi. Birçok yeril ailelere götürdüm. Birçok kurslar gezdik.
Bu arada, Marshall Planı gereğince yapılan yollardaki makinaları işleten birkaç Amerikalı teknisyen ailesi de Elazığ’da idiler. Bizi yemeğe davet ettiler, gittik. Ben çocukları ve kitaplarıyla meşgulken büyükler aralarında konuşuyorlardı.
Onlar amelenin tembelliğinden, görgüsüzlüğünden dem vururken Kırby şöyle cevaplıyordu:
-Siz en aşağı, cahil tabaka ile temastasınız. Ben kolejde en şımarık, en dejenere insanları tanıyorum. İkisi de halis Türk ailesi değil, asıl bizim tanımadığımız muhafazakâr, örf ve ananesi bozulmamış Türk ailesidir. Bu klasik ailelerin terbiyesi çok derindir, saygı ve nezaketi onlarda görmek lazım.
Bunu bir Amerikalı kanaati olarak dinlemek insana gurur veriyordu. Misafirimiz şerefine bir çay ve folklor gösterisi tertipledik. Buradaki Amerikalıları davet ettik. Harput’ta ve oradaki kolejde çalışırken ölen Amerikanların mezarlarını ziyaret ettik.
Müdür odasında arkadaşlarla sohbet esnasında daima garp ve Amerikan hayranlığından bahsedip bizi küçümseyen bir arkadaşa çok güzel bir cevap verdi.
-Siz tarihi olan, mazisi olan, adet ve ananeleri çok güzel olan bir millete mensupsunuz. Siz kendi çerçeveniz içinde çok büyüksünüz. Böyle garpçı olursanız küçük olursunuz. Maymundan farksız olursunuz.
Bu cevabı çok beğendim. O arkadaşa tesir etti mi acaba? Gece yarısı giderken bütün yatılı öğrenciler kalkmış, onu “güle güle!…” adlı okul şarkısıyla uğurluyordu. Birçokları ona hazırladıkları manileri hediye etmişlerdi. Bundan çok mütehassıs olmuştu. Kırby trende ayrılırken:
– Eğer adetimizde el öpmek olsaydı, bu dünyada yalnız sizin elinizi öperdim, dedi,
1950 – 1951’de Amerika’ya gidişimde beni New York’ ta buketi, Waşington’da kendisi karşıladı, ablasıyla tanıştırdı. Göremeyeceğim yerleri gezdirdi. Sf. 94
Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen Yayınları, İnternetten PDF, Ekim 2011 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın