28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever ve sayarız. Yakınlarımdan kardeşlerimin bana sevgi ve saygıları da alışılmışın üstündedir. Babam bunu kıskana gelmiş; kardeşlerime: “Bana değil, ona bağlısınız, beni değil, onu sayıyorsunuz. Hepinizi dinsiz etti o.” der, durur. Röportaj için babama gidenler, ondan bunu öğrenmişlerdir ve o yüzden, yakınlarımın orada bulunduğu açıkça yazıldığı halde onlara gitmemişlerdir. Babam yoluyla beni vurmak… Bu bir gazetecilik sayılmıştır. Bir “iman kahramanlığı”.
Babam:
Babam, ne de olsa babamdır, fazla bir şey söyleyemem. Beni 11 yaşıma değin okuttuğunu söylemişse bu yanlış. Bu yaşta ben, Ağrı’nın Tutak İlçesi’nde ve Kargalık Köyü’nde, ilerlemiş ölçüde Arapça gramer (sarf ve nahv) okuyordum. Babamsa Arapça bilmez. Biraz ben öğretmeye çalıştım, ama olmadı, öğrenemedi. Resmî imamlık kadrosuna benim müftülük dönemimde geçti. Amiri de oldum; ama o sırada bile bastonunu çekip beni dövdü. Falanca caminin imamını o camiden ve “meşrutasından” (lojmanından) niye çıkarmıyorum ve kendisini onun yerine yerleştirmiyorum diye… Dövmeye alışıktı. Kur’an’ın da buyruğuyla (Nisa, ayet: 34) karısını döverdi, çocuğunu döverdi. Gelinini ve torunlarını bile dövmeye yönelirdi. Babamdı: Ne yapabilirdim? Ve şimdi ne yapabilirim? Sf. 275
Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın