Hakça davranırsak, bugüne dek yazılmış neredeyse tüm tarihin, devrimci şiddete karşı baskın bir yanlılık eğilimi dayattığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Gerçekten, bu yanlılığın ne kadar derine indiğini kavrayınca insanın dehşete düşmemesi olanaksız. Baskıya direnenlerin başvurdukları şiddetle, baskı uygulayanların şiddetini eşdeğer görmek yeterince yanıltıcı olurdu. Ama iş bununla da kalmıyor. Spartaküs’ün zamanından başlayıp, Robespierre’den geçerek günümüze gelene dek, baskı altındakilerin eski efendilere karşı güç kullanmış olmaları, hemen hemen evrensel bir kınamaya konu olmuştur. Bu arada “normal” toplumun her gün uyguladığı baskılara, tarih kitaplarının çoğunda, geri planda, belli belirsiz değinilip geçilir. Devrim öncesi dönemlerin adaletsizlikleri üzerinde önemle duran radikal tarihçiler bile, genellikle, ilgilerini ayaklanmanın başlamasından önceki çok kısa bir zaman kesimi üzerinde yoğunlaştırırlar. Bu yoldan, onlar da, kasıtlı olmasa bile tarihsel gerçekleri çarpıtırlar. Sf.582
Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi, 4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın