Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: İnançlar, Mezhepler

  • İlk bakışta dikkat çeken nokta, Macaristan ve Polonya’da ilk zamanlarda seçkin Yahudilere verilen görev ve mevkilerin birbirine çok benzemesidir. Gerek Macar, gerekse Polonya kaynakları Yahudilerin darphanelerde görev aldığını, hazine yöneticisi, tuz tekeli denetçisi, vergi toplama görevlisi ve faizci, yani bankacı olduklarını belirtmektedir. Bu uygunluk bize bu iki göçmen topluluğun aynı kökenden gelmiş olabileceğini düşündürtmekte, ayrıca…

  • Ortaçağda Yahudi dinine inananların büyük çoğunluğunun Hazarlar olduğu anlaşılmaktadır. Hazarların oldukça büyük bir bölümü Polonya, Litvanya, Macaristan ve Balkanlara yerleşmiş, bir Doğu Avrupa Yahudi toplumu oluşturmuş ve yine dünya Yahudilerinin çoğunluğu teşkil etmeyi sürdürmüşlerdir. Sf. 178 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları, Nisan 2015…

  • Bilindiği gibi Karaimlik, haham literatürünü öğrenmeyi reddeden bir temel felsefe mezhebidir. Sf. 174 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları, Nisan 2015 – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne olursa olsun, uzaklaşmadan sonra bile, Hazar etkisi bir zaman sürmüş olmalı ki, Selçuk’un dört oğlundan biri Yahudilere özgü bir ad olan İsrail adını taşımaktadır. Torunlarından biri ise Davut’tur (David). Burada Artamonov’a dayanarak, Yahudi adlarının Oğuzların bir başka kolu olan Kumanlarda da kullanıldığını söylemek yerinde olur. Kuman prensi Kobiak’ın oğullarının adları İzak ve Daniel’dir. Sf.…

  • Bar Hebraeus’un anlattığına göre, Selçuk’un babası Dukak Bey (Temür Yalıg), Hazar kağanının ordusunda komutandır. Onun ölümünden sonra hanedan sülalesinin kurucusu olan Selçuk, kağanın sarayında büyütülmüştür. Selçuk dik başlı bir gençtir. Kağanla konuşurken kafa tutar gibi davranmaktadır. Hatun, yani kraliçe bu işten hiç hoşlanmaz. Bunun sonucu olarak Selçuk saraydan uzaklaşır ya da uzaklaştırılır. Bu kaynakla aynı…

  • Karaim mezhebi de VIII. yüzyılda İran’da ortaya çıkmış, sonra bütün dünya Yahudileri arasında yayılmış, özellikle Küçük Hazarya’da (Kırım) rağbet görmüş bir Yahudilik türüdür. Hatta modern çağlarda bile, Türkçe konuşan (herhalde Hazar kökenli) Karaim Yahudilerinin köyleri bulunmaktadır. Sf. 85 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları,…

  • Ama yine de Hazarların başkanı, Yahudi inancının bütün katılığını, sünnet dâhil, kabul etmiş değildi. Halkın inançlarını sürdürmesine, eski putlarına tapmasına izin vermekten de kaçınmadı.” Sf. 66, 67 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları, Nisan 2015 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir kez daha Bury’nin satırlarına göz atalım: “Başkanlarının Yahudi dinini kabul etmekteki amacının siyasi olduğuna hiç kuşku yoktur. İslam dinini kabul etmek, halifenin ruhsal tebaası arasına karışmak demekti. Zaten halife, epey zamandan beri Hazarları kendi dinine girmeye zorluyordu. Hıristiyanlıkta ise, Roma kilisesinin vasalları durumuna gelme tehlikesi yatmaktaydı. Oysa Yehova’nın dini de saygın bir dindi, öteki…

  • Cassel ise, Hazar sistemiyle satranç arasında çok ilginç bir ilişki bulunduğuna dikkati çekmektedir. Bu çifte krallık, satrançta da şah (kral) ve vezir (bey) tarafından temsil edilmektedir. Şah tek başına durur, hizmetkârları tarafından korunur, gücü azdır, ancak adım adım ilerleyebilir. Vezir ise tam tersine, tahta üzerindeki en güçlü kişidir. Bütün tahtaya o hâkimdir. Ama yine de…

  • “Kağanın yönetim süresi kırk yıldır. Eğer bu süreyi bir gün bile aşarsa, adamları, ‘mantığının körleştiği, sezgilerinin bulanıklaştığı’ gerekçesiyle onu öldürür.” Îstahrî ise bunu daha farklı biçimde anlatıyor: Kağanı tahta çıkarmak istedikleri zaman boynuna ipek bir ilmik geçirip, soluksuz kalıncaya kadar sıkıştırıyorlar. Sonra soruyorlar ona: “Ne zamana kadar hüküm sürmek istiyorsun?” O zamana kadar ölmemişse, günü…

  • Hazarların gerek Yahudi olmadan önce, gerek olduktan sonra, bir kimseye dini bir zorlamada bulunduklarına ya da bu nedenlerden dolayı işkence uyguladıklarına ilişkin hiçbir belirti yoktur. Bu bakımdan, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan ya da İslam’ın ilk çağlarından daha hoşgörülü ve daha aydın oldukları öne sürülebilir. Sf. 58, 59 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar)…

  • İbni Fadlan’dan, Yalnızca Başkirlerin “Phallus” putu onun ilgisini çekiyor. Tahtadan yapılmış bir penise tapmanın nedenlerini çevirmenine soruyor, aldığı cevabı da şöyle not ediyor: “Çünkü ben de dünyaya buna benzeyen bir nesneden geldim ve beni yaratan bir başka güç tanımıyorum.” Sf. 42 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs…

  • “Kadınları, ne kendi erkeklerinin ne de yabancıların yanında peçe kullanıyor; vücutlarını da örtmüyorlar. Bir gün bir Oğuz’un evinde oturuyorduk. Karısı da yanımızdaydı. Biz konuşurken kadın bir ara vücudunun görünmemesi gereken bir tarafını açıp kaşıdı… Hepimiz gördük. Hemen ellerimizle gözlerimizi kapatıp, “Allah’ım, sen bize günah yazma,” diye yakardık. Kocası güldü, çevirmenimize şunları söyledi: “Sizin önünüzde açılmamızın…

  • “Ertesi gün Türklerden biri karşımıza çıktı. Görünüşü pek çirkin ve kirliydi, davranışları kaba ve nefret uyandırıcıydı. O sırada sağanak yağmur altında ilerliyorduk. O, “Durun!” diye bağırdı. 3000 hayvan ve 5000 kişiden oluşan kervan olduğu yerde durdu. Adam, “Biriniz bile bir adım ileriye geçmeyeceksiniz” dedi. Emrine uyup durduk.  “Biz Kudarkin’in (vali) dostlarıyız” dedik.” Sf. 40 “Bunlar…

  • Sık sık karşılaştıkları kar fırtınalarından birinde İbn Fadlân bir Türk’le yan yana yolculuk ederken Türk ona yakınmış: “Başbuğ bizden ne istiyor? Öldürecek bizi soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk?” demiş. İbn Fadlân buna cevap olarak, “Bütün istediği ‘Allah’tan başka Tanrı yoktur’ demeniz,” diye karşılık verince, Türk gülmüş: “Doğru olduğunu bilsek, söylerdik,” demiş. Sf. 39…

  • Câbir’den: Allah Resulü buyurdu: “Efendilerinden izinsiz evlenen herhangi bir köle zânî (zina yapmış) sayılır.” [Ebû Dâvud ve Tirmizî.] Sf. 187 Alıntı; Hadisler Hadisi Şerif midir? – Tunay Bayrak, (Berfin Yayınları, Kasım 2016 – Sf. 187) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ebu Umame; “Ne mutlu hem Allah’a kulluğunu, hem efendisine hizmetini, güzelce yaparak ölen köleye! Ne mutlu ona! Ne Mutlu Ona!” (Hadislerin Dili, s.198; Hemmam, s.119; Abdürrezak, Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel’in kitaplarında da var). Sf.182 Alıntı; Hadisler Hadisi Şerif midir? – Tunay Bayrak, (Berfin Yayınları, Kasım 2016 – Sf. 182) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbn Ömer’den: [Allah Resulü (sav) buyurdu:] “Hastalık bulaşması ve uğursuzluk diye bir şey yoktur. (Uğursuzluk) ancak üç şeyde olur: At, kadın ve ev.” Sf. 177 Alıntı; Hadisler Hadisi Şerif midir? – Tunay Bayrak, (Berfin Yayınları, Kasım 2016 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ebû Hureyre’den: Allah Resulü (sav) buyurdu: “Karın ağrısından ölen şehittir. Karın ağrısının devası baldır.” [İkisi Rezîn’e ait.] Şehitliğin bir hadiste bu kadar ucuzlatılması demek ki İslâmî kesimin bir anlayışı. Akit Gazetesi yazarı Hasan Karakaya’yı da şehit saymışlardı. Sf. 175 Alıntı; Hadisler Hadisi Şerif midir? – Tunay Bayrak, (Berfin Yayınları, Kasım 2016 – Sf. 175) kitabından…

  • Ebu Zer’den; “Ey Allah’ın Nebîsi! Allah beni sana feda etsin, taşlıkta seninle konuşan kimdi? Sana karşılık veren kimse duymadım (kiminle konuşuyordun öyle?)” “O Cibrîl idi. Taşlığın yanında bana göründü ve şöyle dedi: «Ümmetine müjdele: Her kim, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse cennete girer.» Dedim ki: «Ey Cibril! Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?»…