Kategori: Osmanlı Devleti
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Burada servilikler çok defa geniş alanları kaplar ve Üsküdar mezarlığında çevresi üççeyrek millik bir orman meydana getirir. Türkler Avrupa’nın kendi yurtları olmadığını hissetmişlerdir, kehanetler onlara Roma İmparatorluğunun daima kendilerine ait olmayacağını bildirmiştir kimin gücü yeterse ölüsünü boğazın Asya tarafında, Üsküdar’a taşıtır, ölü Müslümanın yüzü kutsal Mekke şehrine dönüktür,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 22 Şubat 1837, İstanbul) Fakat eğer bir Frenk vebaya tutulursa, yüz Türkün bu akıbete uğramış olmasından daha çok patırtı ediliyor. Bununla birlikte hastalığın bir defa kendini gösterdiği yerde en ciddî tedbirlere başvurulması, bütün elbiseler, yataklar ve halıların yıkanması, bütün kâğıtların tütsülenmesi, duvarların badana edilmesi ve döşeme tahtalarının ovulması lâzım. Bunun büyük bir evde…
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt camiinin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Evlerde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi, fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar çünkü köpekler burada temizlik memurlarının görevini hemen hemen…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Padişahın, Hüsrev Paşa gibi, otuz iki kölesini vilayetlere Paşa ve vali yapmış olan bir adamı, aynı zamanda «kellesini koltuğunun altına verdirmeden» azle cesaret etmesi Türkiye’de ileri bir duruma delâlet ediyor; çünkü eskiden bu imkânsızdı. Sf. 79 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Kibarların evleri böyle olduğu gibi, daha aşağıların ve fakirlerin evleri de böyledir. Memlekette en imtiyazlı sınıf olan Türkler’in evlerinin dış görünüşü reayanınkilerden ayrılır. Müslüman, evini, geniş cephesi Boğaz’a doğru olarak yapar, kırmızı, mavi, ya da sarı renge fakat daha çok kırmızıya boyar; hâlbuki Rumlar ve Ermeniler, evlerinin dar…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Yemekte yere küçük, alçak, arkalıksız bir iskemle konur, üzerine büyük, yuvarlak bir tahta tepsi yerleştirilir (zenginlerde daima tertemiz parlatılmış olan bir nevi pirinç kalkan), bunun üstünde bütün yemekler birden bulunur, önce leğen ibrik ve zarif işlemeli peşkirler gezdirildikten sonra herkes eliyle yemeğe girişir; bıçak, çatal ve tabak lüzumsuzdur.…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Burada yangın ne kadar korkunç ise, özellikle kışın, o kadar da kolay çıkabilir. Soba ancak birkaç Frenk evinde vardır. Türkler, Ermeniler ve Rumlar mangal kullanırlar ve mangallar yer halısının üstüne, çoğu zaman da üstü yorganla örtülü bir masanın (tandır) altına konur. Bundan, en ufak bir dikkatsizliğin bir yangın…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Öte yandan şurası da inkâr edilemez ki burada ahşap evlerde oturmak, daima rutubetli olan ve hiç bir zaman bunlar kadar güneşli, aydınlık ve ferah olmayan kârgir evlerde oturmaktan çok daha rahattır. Burada güzel bir evin baş şartı dörtte üçünün pencereden ibaret olmasıdır ki bu da ancak ahşap bir…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Ekim 1836, Büyükdere, İstanbul) Bizim taraflardaki şarap eksperleri nasıl tadarak şarabın bağını ve yılını keşfederlerse, bir Türk de bir içim suyu tadınca şu ya da bu, çok beğenilen pınardan geldiğini, Çamlıca’dan mı, Asya tarafındaki Bulgurlu’dan mı, Büyükdere yakınındaki Kestane suyundan mı, yoksa Beykoz’daki Sultan suyundan mı alındığını söyler. Bizim en başta saydığımla…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 27 Eylül 1836, Büyükdere, İstanbul) Boğazların İstanbul için büyük bir askeri önemi vardır. Bütün yaz boyunca esen kuzey rüzgârı ve daimî olarak Karadeniz’den Marmara’ya akan akıntı bir düşman filosunun başşehir sularına girebilmesini, Çanakkale’ye göre çok kolaylaştırır. Fakat buna karşılık İstanbul boğazının kıvrımlılığı ve darlığını da gözden uzak tutmamalıdır. Kıyılar en dar yerde de…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Ağustos 1836, İzmir) Körfezin sonunda, arkasındaki dağa amfi şeklinde tırmanan İzmir şehri görülüyor. En altta, deniz kenarında, gemilerin arkasında, önce büyük bir kışla, bir top bataryası, çok kubbeli bir kervansaray, birçok camiler ve solda taş binalarıyla Frenk şehri var. İkinci tabakada asıl Türk şehri bulunuyor. Eğer bir avuç dolusu küçücük kırmızı damlı…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 16 Haziran 1836, Bursa) Derli toplu Türklerin en önemli işlerinden biri de (keyif etmek), yani asude ve rahat bir yerde kahve, tütün, içmektir. Böyle bir yeri mola verdiğimiz köyde buldum. Sf. 59 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 16 Haziran 1836, Beyoğlu, İstanbul) Osmanlılar Doğu Roma’nın eyaletlerini zapt ettikleri zaman kiliselerin Yunan üslûbunu benimsediler, fakat bunlara Arap tarzındaki minareleri ilâve ettiler. Sf. 57 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1836, Beyoğlu, İstanbul) Genç prenslerin sünneti vesilesiyle şenlik yapılıyordu. Kordiplomatik de davetli İdi. Bu tam bir Türk şenliği olduğu için bize de hakikî bir Türk ziyafeti verildi. Tabiî çatal, bıçak ve şarap yoktu. İlk yemek içi pirinç ve üzümle doldurulmuş bir kuzu kızartması idi. Herkes bir parça koparıyor ve parmaklarıyla pilâva…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1836, Beyoğlu, İstanbul) İnsan, İstanbul nedir ve eğer burada iyi bir hükümet ve çalışkan bir halk bulunsa ne olabilirdi diye düşünmekten kendini alamıyor. Sf. 54 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 13 Nisan 1836, Beyoğlu, İstanbul) Eğer Çanakkale boğazındaki topçu araç ve gereçleri düzenlenecek olursa sanmam ki dünyada hiç bir düşman donanması bu boğazdan yukarı yelken açmayı göze alabilsin. Daima karaya asker çıkarmak ve bataryalara hücum edip onları ele geçirmek lüzumu elverecektir. Fakat bu, hiç de söylendiği gibi kolay olmasa gerek. Sf. 51 Alıntı;…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836 Beyoğlu, İstanbul) Eğer her hükümetin ilk şartlarından biri güven uyandırmak ise, Türk idaresi bu ödevini asla yerine getirmemektedir. Rumlara karşı olan muamele, Ermenilerin, Osmanlı hükümetinin bu sadık ve zengin uyruklarının, haksız yere ve zalimce ezilmesi, birçok şiddet hareketleri, herhangi birinin sermayesini ancak zamanla kâr getirecek bir işe yatırmasına müsaade etmeyecek…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu) Hiç bir yerde buradakinden fazla süs eşyası merakı yoktur ve zengin ailelerde çocukların bile taşıdıkları mücevherler memleketin fakirliği için parlak bir delildir. Sf. 47 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836 Beyoğlu, İstanbul) Hediye, bütün Doğuda olduğu gibi burada da âdettir. Aşağı tabakadan biri yukarıdakine hediyesiz yaklaşamaz, kadıdan hakkını arayan, bir hediye getirmelidir. Memurlar ve subaylar bahşiş alırlar; fakat en çok hediye alan bizzat padişahtır. Sf. 46 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu, İstanbul) Vilâyetler kendilerini soymak için yeni bir paşanın geldiğini önceden haber alır ve ona karşı silâhlanır. Müzakerelere girişilir, anlaşmaya varılamazsa savaş olur, anlaşma bozulursa isyan çıkar. Paşa âyanla anlaşınca bu sefer onların yerine Babıali’den korkmaya başlar. Bu sebeple başka paşalarla karşılıklı yardım anlaşmaları yapar, padişah da bir yeni paşa…