Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür

  • 1930’un acı tecrübelerinden ders almış olan gayrimüslimler, 1935’teki genel seçimlerin arifesinde cemaat sorunlarından hiç söz etmemişler, ağız birliği etmiş gibi Türk kimliğine ve CHP’ye bağlılıklarını açıklamışlardı. Bu tavrın ödülünü de aldılar. Bizzat Atatürk tarafından hazırlanan CHP listesinin dışında yine bizzat Atatürk’ün hazırladığı ‘Müstakiller’ listesindeki 43 aday arasında 12 gayrimüslim vardı. Anlaşılan bu kişilerin ‘kutsal’ CHP…

  • 1877’den itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun meclislerinde gayrimüslimler geniş biçimde temsil edilirken, 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM’de tek bir gayrimüslim milletvekili yoktu. Birinci Meclis’in 1 Nisan 1923’te kendini feshedip seçimlere gitme kararı aldığı günlerde, 1915’ten beri bozuk olan Türk- Ermeni ilişkilerini düzeltmek için 1922 yılının son günlerinde İstanbul’da kurulan Ermeni Türk Teali (Dostluk) Cemiyeti’nin şeref başkanı,…

  • Bu ısrarlı tutumları sayesinde elde ettikleri seçme ve seçilme hakkı, resmi ideologların tekrarlamayı pek sevdikleri gibi; Fransa’dan (1944), Japonya’dan (1945), İsviçre’den (1971) önceydi ama Yeni Zelanda’dan (1893), Avustralya’dan (1894-1908), Finlandiya’dan (1906), Norveç’ten (1913), Danimarka ve İzlanda’dan (1915), Rusya ve Hollanda’dan (1917), İngiltere, Almanya, Avusturya, Letonya, Polonya ve Estonya’dan (1918), Arnavutluk, Çekoslovakya ve ABD’den (1920), Azerbaycan,…

  • Seçimlerden sonra misyonunu tamamladığına inandırılan Nezihe Muhiddin’in kurduğu TKB, Mayıs 1935’te feshini istedi. Birliğin o zamanki başkanı Latife Bekir’in açıklaması şöyleydi: “Bundan böyle Türkiye’de bir kadınlık meselesi yoktur ve bu arada her erkek gibi kadın da bir tek şefin idaresi altında memleketin iyiliği için çalışmaktadır.” Sf. 214 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar)…

  • Nezihe Muhiddin 1931’de yazdığı Türk Kadını adlı kitapta Mustafa Kemal’i yücelten ifadelere bol bol yer vererek son bir barışma hamlesi yaptı ama TKB’nin (Türk Kadınlar Birliği’nin) 1935’te kendini feshinden sonra köşesine çekildi. Küskün yıllarında 20 roman, 300 öykü yazdıktan sonra 10 Şubat 1958’de İstanbul’da bir akıl hastanesinde, unutulmuş bir kadın olarak dünyaya veda etti. Halen…

  • 1930 baharında kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı. Kadınlar Birliği, 11 Nisan’da İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda bu karara teşekkür mitingi yaptı. Ardından Nezihe Muhiddin ve bir grup arkadaşı, CHF’ye üye olmak için başvurdu ama cevap yine olumsuzdu. 1933’te Cumhuriyet’in 10. yılı şerefine, kadınlara köy yönetimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı. İlk kadın muhtar, Aydın’ın…

  • Bu durum karşısında, Osmanlı döneminden beri kadın hakları konusunda mücadele veren öğretmen ve yazar Nezihe Muhiddin önderliğindeki bir avuç kadın elbette yılmadı ve Mustafa Kemal’in kurduğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kadınlar kolunu oluşturmak amacıyla başvuruda bulundu. Cevap alamayınca, daha cüretkâr bir adım attılar: 15 Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası (KHF) adıyla bir partinin kuruluş beyannamesini İçişleri…

  • 23 Nisan 1937’de yayınlanan şu tehditkâr tamim ise modernleşmenin emirlerle gerçekleştirilmesinin imkânsızlığını adeta ilan ediyordu: “Medenî vasıflarla donatılmış bir milletin kadınlarında görülmesi asla yakışık almayan peçe ve çarşaflara ötede beride ara sıra rastlanılmaktadır (…) Türk medenî rejimi ise asla bu gibi çirkin ve alelacayip kıyafetlere taraftar değildir. Her vatandaş şunu iyice bilmelidir ki inkılaba, rejime…

  • 16 Mart 1935’te Adana’da, 29 Nisan 1935’te Ordu’da, 10 Temmuz 1935’te Sungurlu’da peçe ve çarşaf kullanımı yerel yönetimlerce yasaklandı. CHP’nin 16 Mayıs 1935 tarihli oturumunda Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, “Kadın devrimi, bir ülkenin bağımsızlığının ve geleceğinin koruyucusu, rejimin esasıdır. Komisyonumuzun ve hükümetimizin ilgi ile takip ettiği bu işi onaylamanız hükümet için büyük bir direktif olacaktır,”…

  • Atatürk benzer bir konuşmayı 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da da yapınca, yerel yöneticiler canla başla giyim kuşam devrimini hayata geçirmeye soyundu. Eskişehir Belediye Başkanı yerel gazetede yayımlanan bir bildiriyle, hanımların giydikleri peştamalın terk edilerek uygar bir giysi giyilmesini istedi. Ordu’da yayımlanan Güzel Ordu gazetesindeki başmakalede, peçe ve çarşafın yüzyıllardan beri toplum hayatında sebep olduğu anlamsız…

  • Trakya Olayları üzerine en kapsamlı araştırmaların sahibi Rıfat N. Bali’ye göre olayların gizli aktörü, ırkçı Türkçülüğün efsanevi lideri Nihal Atsızadır. Edirne Erkek Lisesi’nde, 11 Eylül – 28 Aralık 1933 tarihleri arasında edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, ırkçı mecmua Orhun’un yöneticiliğine Edirne’de başlamıştı. Orhun Edirne’de İstanbul’dan daha çok satılıyordu ve Edirne’deki yağma olaylarının liderlerinden Körmutlu İbrahim Ağa…

  • Bir grup lise öğrencisinin Yahudi mahallesindeki evleri taşlamasıyla tırmanan olaylar, taşlamaya silahsız askerlerin ve halkın da katılmasıyla çığırından çıkmış ve 65 ev yağmalanmıştı. Olaylar çarşıya sirayet etmeden bastırılmıştı, ancak çapulcular, Kırklareli hahamı Moşe Fintz’i evinde yakalayıp çırılçıplak soymuşlar ve usturayla sakalını kesmişler, biriktirdiği paralarını almışlar, sokaklarda birkaç genç kızın yüzüklerini çalmak için parmaklarını kesmişler, bir…

  • Edirne’de olaylardan kısa süre önce Yahudi esnaf ve tüccardan vergilerini derhal ödemeleri talep edilmişti. Keşan’daki Yahudi ailelerine şehri terk etmeleri için sadece 24 saat verilmişti. Uzunköprü’deki Yahudiler ise şanslıydı (!) çünkü onlara üç gün süre tanınmıştı. Böylece 100 Yahudi hanesinden 95’i mallarını yok pahasına ellerinden çıkararak şehirden göç etmek zorunda kalmıştı. 2 Temmuz 1934 günü…

  • Yerel faşistlerin, mandıracılık ve ticaretteki başarıları yüzünden yıllardır büyük bir kıskançlık duydukları, tefecilik yaptıkları için büyük öfke duydukları, Türkçe konuşmadıkları için sadakatlerini sürekli sorguladıkları Yahudilere karşı harekete geçirilmesi hiç de zor olmadı. Edirne, Kırklareli, Keşan, Çanakkale gibi merkezler başta olmak üzere, Trakya’nın çeşitli bölgelerinde Yahudi cemaatinin önde gelen üyelerine ölüm tehditleri içeren mektuplar gelmeye, halkı…

  • Nitekim 21 Haziran 1934’te kabul edilen Soyadı Kanunu ile “her Türk’ün kendine yeni bir ad alması” zorunlu kılındı. Ancak alınacak yeni adlarda ‘yan’ gibi Ermenice kökenli son ekler; ‘of ya da ‘ov’ gibi Slavca kökenli son ekler; ‘is’, ‘dis’, ‘pulos’, ‘aki’ gibi Yunanca kökenli son ekler; ‘zade’ gibi Farsça kökenli son ekler, ‘mahdumu’, ‘veled’, ‘bin’…

  • Ancak devletin Kürt paranoyası öyle kolay geçecek türden değildi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sadece beş gün sonra, 1 Haziran 1960’ta, bölgelerinde etkili olan toprak ağalarından, aşiret reislerinden, şeyhlerden ve Kürt milliyetçisi olduğundan şüphelenilen toplam 485 kişi tutuklanarak Sivas-Kabakyazı’da açık arazide kurulan bir kampa kapatıldı. Sivas Kampı sakinlerinden bir bölümü, 7 Ekim 1960 günü, 2510 Sayılı…

  • Bu atmosferde 1947 yılında çıkarılan 5098 Sayılı Kanun ile sürgünlerin iskân edildikleri yerde oturma zorunluluğu kaldırıldı. Aynı kanunla, ülkeyi üç mıntıkaya ayıran maddeler kaldırıldı. Bu sayede 4.128 hanede yaşayan 22.516 kişi Şark vilayetlerindeki eski yurtlarına döndüler. 1948 yılında çıkarılan 5227 Sayılı Kanun la 917 hanede 4.607 kişi daha yurduna döndü. 1950 seçimlerinde büyük çoğunlukla iktidara…

  • Ama 29. Madde önemliydi, çünkü hükümetin ‘serpiştirme’, ‘sürme’ ‘vatandaşlık ve ülkeden çıkarma’ gibi yollarla, ‘asimilasyon’ için ne kadar süreyi yeterli gördüğüne dair ipucu veriyordu: “A: Hükümetçe iskân edilen muhacirler, mülteciler, göçebeler ve 1 numaralı bölgelere hükümetçe yerleştirilen kimseler, yerleştirildikleri yerde en az 10 yıl oturmağa mecburdurlar. Bunlar Dâhiliye Vekilliğinin izni olmadıkça başka yerlerde yurt tutamazlar.…

  • Modern öncesi dönemlere ait ceberut yöntemlerle feodaliteyi tasfiye etme iddiasının kofluğu bir yana, bu tasfiyenin olmazsa olmaz şartı olan ‘topraksız çiftçiyi topraklandırma’ meselesi ‘bir başka kanuna’ bırakılmıştı. Bu kanun ise ancak on bir yıl sonra çıkarılabildi. Öte yandan nedense Kemalist rejim, Türk asıllı reislere, ağalara, şeyhlere karşı değildi; sadece Kürt asıllı reisler, ağalar, şeyhler hedef…

  • Buradaki ‘temsil’ terimi günümüzdeki ‘asimilasyon’ terimine karşılık geliyordu. Latince ‘benzer’ anlamına gelen similis kökeninden gelen asimilasyon, sosyolojide “çoğunluk veya iktidar sahibinin baskısıyla, farklılık gösteren grupların, bunların kültür birikimleri ve kimliklerinin, baskın yapı içinde eriyerek yok olması/edilmesi” anlamına gelir. Temsil ise Arapçada ‘benzetme, bir şeyin aynını yapma’ anlamına gelen ‘misi’ kökünden geliyordu. Anlaşıldığı kadarıyla, kanunu yapanlar…