Kategori: Sağlık, Tıp
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ben imparator tribününün yerini şimdiki tımarhane, yani deliler yurdunun bulunduğu mevki olarak kabul ediyorum. Bu tımarhane de camiye aittir,. çünkü Türkler delileri ermiş olarak kabul eder ve onlara saygı gösterirler. Sf. 128 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 128)…
-
(Moltke’nin Mektubundan 27 Şubat 1837, İstanbul) Osmanlı imparatorluğunda veba yok olursa Avrupa’daki karantina da ortadan kalkacaktır. Bu sayede Doğunun limanları Avrupa, Amerika ve Hindistan’a 14 ilâ 40 gün yakınlaşacaktır. Bütün yolculuklar kısalacak, gemide çıkan bir veba vakası yüzünden uğranılan şahsî tehlikeler ve büyük masraflar ortadan kalkacak ve sigortalar bu kadar yüksek olmayacaktır. Bunun doğrudan doğruya…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 22 Şubat 1837, İstanbul) Fakat eğer bir Frenk vebaya tutulursa, yüz Türkün bu akıbete uğramış olmasından daha çok patırtı ediliyor. Bununla birlikte hastalığın bir defa kendini gösterdiği yerde en ciddî tedbirlere başvurulması, bütün elbiseler, yataklar ve halıların yıkanması, bütün kâğıtların tütsülenmesi, duvarların badana edilmesi ve döşeme tahtalarının ovulması lâzım. Bunun büyük bir evde…
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt camiinin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Evlerde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi, fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar çünkü köpekler burada temizlik memurlarının görevini hemen hemen…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy İstanbul) Tandır, (1) üzerine kocaman bir yorgan örtülü bir masadır. Yorgan yandan yere sarkar. Masanın altına bir mangal konur, etrafında da alçak bir sedir vardır. Bacaklarını masanın altına sokup yorganı burnuna kadar çektin mi, artık değme keyfine! Bütün aile burada birbirine sokulur; çene çalınır, ekarte, domino veya tavla oynanır;…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, İstanbul) Bu pek esaslı bir temizlenme. İnsanın bir Türk hamamında yıkanmayanın ömründe hiç yıkanmamış olduğunu söyleyesi geliyor. Sf. 24, 25 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
İslam’da felsefe doruk noktasına, Ebu Ali İbn Sina (980 – 1037) ile vardı. Orta Asya’da, Buhara’da Şii bir ailede doğdu. Harika çocuktu. On altı yaşında, hekimlere öğüt veriyordu. On sekiz yaşında matematik, mantık ve fizik hocası olmuştu. Gençliğinde babası ile tartışmaya gelen İsmaililerden etkilendiği sanılır. İslam imparatorluğunu dolaşarak, gezici hekimlik yaptı. Bir süre, batı İran…
-
Lesbiazein fiili, emmek anlamına geliyordu. Yunan haremlerinde ve Roma’da kadınlar arasında göz yumulan bu uygulama, sakalı çıkmaya başlayan özgür bir erkek için utanç verici bir iğrençlikti. Lezbiyenlik iki kadının gerek duygusal, gerekse fiziksel anlamda eşcinselliği olarak bilinir. Kısaca bir cinsel yönelimi ifade eder. Tarihin ünlü kadın şairi Sappho’nun yaşadığı Lesbos adasına izafeten sonradan verilmiş bir…
-
Atina’da erkeklerin fahişelik yapması, bunu yapan kişinin vatandaşlık haklarını yitirmesine neden oluyordu; aynı kişi politika yaparken yakalanırsa, ölümle cezalandırılıyordu. Bu, kadınların zina yapmasından daha yüz kızartıcı bir suç olarak kabul ediliyordu. Kadınlara zina nedeniyle ölüm cezası verilemiyordu. Kadın fahişeliği günlük hayatın parçası ve kârlı bir işkoluydu. Genelevler ayıplanmaz hatta merkezi yerlerde kurulabilirlerdi. Yaşlı zengin hanımlara…
-
Aristoteles, insanların çoğalmasını sağlayan kadın erkek ilişkisini ve aralarındaki aşkı küçük görmekteydi. Çünkü eksik yaradılışlı kadına duyulacak aşkın yüceltilmesi mümkün değildi. Gerçi kadın ve erkeğin çoğalması için çiftleşmesi gerekliydi ama bu süreç “aşkın dünyevi bir biçimiydi.” Bu aşk biçimi; bilgeliği seven erkeklerin, ulaşmaya çabaladıkları “göksel aşk“ değildi. Atinalı erkekler, “cesaret, yüreklilik ve erkekçe sevgiler aramalı,…
-
… pederastirinin Girit’ten Sparta’ya yayıldığını, peşinden kimi Yunan şehirlerince de benimsenerek Yunanistan’a yerleştiğini, diğer teorilerden daha kuvvetli bir olasılık haline getirmektedir. Teori ne olursa olsun pek az kültürde eşcinsel ilişkiler Yunanistan’da olduğu kadar öne çıkarak toplumsal kurallara dönüşmüştür. M.Ö. 630 civarına gelindiğinde ise Pederastri artık bir Dor geleneği olarak biliniyor ve yayılıyordu. Öte yandan…
-
Bu arada bazı ilk tarihçiler, tarihin gidişini doğal olaylarla açıklamaya çalışıyorlardı. Bu ilk tarihçiler, Herodot (Herodotos) (M.Ö. 484 – 424) ve Thukydides (M.Ö. 460 – 400) idi. Tarihçiler ortaya çıkarken, hastalık ve sağlığa da doğal yorumlar getiren bir bilim, tıp şekilleniyordu. Kos Adası’nda, M.Ö. 460 yılında yaşayan Hippokrates, Grek tıp biliminin başını çekiyordu. Hippokrates’ci tıp…
-
Homeros’un kaydettiğine göre, Mısırlılar en mükemmel hekimleri yetiştirmişlerdir. Herodotos, Mısır’da her hastalığın ayrı bir hekimi olduğunu kaydetmektedir. Örneğin çok yemenin kötü olduğunu biliyorlardı. Temizliğin önemini anlamışlardı. Kanalizasyon sistemleri vardı. Çok sık yıkanırlardı. Evlerinin yediklerinin ve içtiklerinin temizliğine çok dikkat ederlerdi. Bazı rahipler günde iki kere yıkanır üç günde bir saçlarını keserler domuz eti yemezler, kaynamış…
-
Bence, sırf kendi gücümüz ve maharetimizle yaşamadığımızı, yaşamın bize doğa tarafından sunulan paha biçilmez bir armağan olduğunu hatırlamanın yararı vardır. Sırf yaşıyor olduğumuz için bile şükredebiliriz. Darvin’in evrim kuramı çağdaş toplumda geçerli olan bir kuramdır. Bu kurama göre; bizler doğal ayıklama ve mutasyon yoluyla evrimleştik ve sâdece yaşamaya en uygun olanlarımız hayatta kaldı. “En uygun…
-
İnsan türünün tarihini şereflendiren olağanüstü dehâlar vardır. Bu dâhilerin evlatlarının dünyaya aynı sıra dışı özelliklerle gelmemiş olmaları birçok insanı hayrete düşürür. Örneğin, Goethe’nin oğlu hem zayıf bünyeliydi, hem de ortalamanın altında bir zekâya sahipti. Mozart’ın birçok çocuğu olmuş, ama çoğu daha bebeklik çağındayken ölmüştü. İki oğlundan biri besteci olmuşsa da, babasının düzeyine asla ulaşamamıştı. Dâhiler…