Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Matta ve Lukas, İsa’nın doğumunu mucizevî bir tarzda anlatırlar. İsa, Ruh-ül Kudüs’ten gebe kalmış bir bakireden doğmadır. Böyle yazmakla beraber, Matta ve Lukas, İsa’yı babası Yusuf tarafından Davut peygambere bağlamaktadırlar. Ancak, iki İncil’deki soy kütükleri birbirini tutmamaktadır. Bunun dışında bilinen ise, İsa’nın Beyt-Lehem’de doğduğu; ailesinin Nasıra’lı, kendi halinde bir aile olduğu; Babasının ve bizzat İsa’nın kendinin marangozluk yaptığıdır. İsa, vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmiş ve Yahya, halka, “Tanrı saltanatının” yakın olduğunu haber vermiştir.

    İsa, vaiz olarak dolaşırken, insanlara “sevgi dolu bir İradenin dünyayı sardığını” müjdelemiştir. Bir baba, çocukları için ne ise, bu İrade de bütün insanlar için odur. Tanrı bütün insanların ve varlıkların babasıdır. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün bu İncil karşılaştırma ve incelemelerinden ortaya pek çok faraziye çıkmıştır. Bunların en enteresanlarından biri Couchoud tarafından ileri sürülen faraziyedir. Buna göre, eksik İncil, Markion tarafından yazıldığı bilinen İncil’dir.

    Markion, bir din adamıdır. Babası bir piskopostu. İyi dini eğitim almış, Yunan felsefesini öğrenmişti. Markion’a göre, kötülüğün var olabilmesi ancak biri iyiyi yöneten, biri kötüyü yöneten iki Tanrı’nın varlığı ile çözüle bilinirdi. Kötüyü yöneten Tanrı, Eski Ahit’in Tanrısı idi. Âdeme günah işletmiş ve bu günahı Âdemin efradına, soyuna yani tüm insanlığa yüklemişti. Markion doktrini şöyledir: “Eğer yaratıcı Tanrı var ettiği dünyadaki kötülüğü önceden kestiremedi ise, cahildir; Bunu kestirip de önleyemedi ise, kötüdür; Önlemek isteyip de yapmadı ise, acizdir.” İyiyi yöneten Tanrı, ne dünyanın, ne de insanların yaradılışında rol oynamamıştı. O sadece görünmez varlıkları yaratmıştı. Ancak, merhametli olduğundan, kötüyü yöneten Tanrının baskısından insanları kurtarmak istemiştir. Bunu yapabilmek için, erişkin bir kişi olan İsa’nın suretinde yeryüzüne inmiştir. Dünyaya indikten sonra, kanun ve peygamberleri kaldırmış, herkesin iyi ve merhametli olmasını, kusurları bağışlamasını, kuvvet kullanmamasını öğütleyerek, insanların ruhunu kurtarmıştır.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Matta veya Levi, bir gümrük mültezimidir (gümrüklerde devlet adına vergi toplayan kişi). İsa’nın havarilerinden biri olmuştur. Markos ise, ilk Hıristiyanların, Kudüs’te evinde toplandıkları Meryem adlı bir hatunun oğludur. Markos önce Havari Pavlus’un iş arkadaşı, sonra da havari Petrus’un kâtibi olmuştur. Rivayete göre, Yuhanna İsa’nın en sevdiği müridi idi. İsa çarmıha gerilmeden önce annesini Yuhanna’ya emanet etmiş, o da, anne Meryem’i alarak Efes’e gelmişti. Yuhanna İncil’ini burada, Efesos’ta yazmıştır. Efesos’a gelmeden öncede, Patmos adasında Vahiy’i yazmıştı. Olaylar geleneksel olarak, yukarda gibi anlatılsa da, İncil’leri “kimin yazdığı belli olmayan kitaplar” sınıfına sokmak daha doğru olabilir.

    Markos ve Lukas İncil’leri birbirine benzediğinden bunlara “mukayeseli İncil’ler” denir. Bunlarla Yuhanna İncil’i pek çok açıdan farklıdırlar. İncil’ler arasındaki farkların bazılarını, okuyucuya fikir vermesi açısından, sayalım. Mukayeseli İncil’de İsa dini 1 yıl süreyle yayar, Yuhanna İncil’inde ise bu süre 3 yıldır. Mukayeseli İncil’de İsa Galile’de, Yuhanna İncil’inde ise Yahudiye’de faaliyet gösterir. İsa’nın mucizevi doğuşundan Markos’da, Yuhanna’da söz edilmez. İsa’nın soyunu Davut’a bağlayan soy kütükleri Matta ve Lukas İncillerinde yoktur. Matta’ya göre İsa, miladi sıfırdan önce doğmuştur. Lukas’a göre ise, miladi sıfırdan sonra doğmuştur. Ancak, 4 İncilin müşterek oldukları noktalar da vardır. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hıristiyanların pek çoğu, Kutsal kitabı ve özellikle İncil’i Tanrı kelamı kabul ederler. M.S. 1546 yılında, Merano ruhani meclisi, Kutsal Kitabın Tanrı ilhamı olduğundan şüphe edilmesini yasak etmiştir. Kiliseler, Kutsal Kitabın ya “söylenerek yazdırıldığını”, ya da “Tanrı tarafından ilham olunduğunu” söyleye gelmişlerdir.

    Hıristiyanlık için başvurulabilecek resmi evrakların başında İncil gelmektedir. 60‘ı aşkın İncil bulunmakla birlikte, sadece 4 tanesi asıl olarak tanınmıştır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil’leridir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hıristiyanlığın kutsal kitabı, daha öncede değindiğimiz Eski Ahit ile İsa’dan sonra yazılan Yeni Ahit’tir. Yani Tevrat ile İncil’dir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk İncil olan Markos İnciline göre, İsa, sıradan bir insan olarak doğmuştur. Babası Nasıra’lı bir marangozdu. Erkek ve kız kardeşleri vardı. Annesi Meryem yaşça babasından epey küçüktü. Çocukluğunda ve gençliğinde, olağan üstü bir durum olmamıştı. Sonra, birden tebliğlerini yaymaya başladı. Anlaşıldığına göre, vaftizci Yahya ile yakın ilişkisi vardı. Vaftizci Yahya’nın Esseni olma olasılığı fazladır. O, bir gezgin derviş idi. Kudüs yönetimini, iflah olmaz şekilde yozlaştığı için eleştiriyor ve hatta eleştiri dozunu çok ağır tutuyordu. Halkı, tövbe etmeye ve Ürdün nehrinde vaftiz olmaya ve böylece arınmaya çağırıyordu. Esseniler, Ürdün nehrinde vaftiz törenleri düzenliyorlardı. İsa da vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildi. Sudan çıkar çıkmaz, kendi ruhunun bir beyaz güvercin gibi, kendi üzerine indiğini gördü. Göklerden bir ses ona “Sen benim sevgili oğlumsun, senden razıyım.” dedi.

    Hemen o anda, vaftizci Yahya, İsa’yı Mesih olarak tanıdı. İsa’da, Tanrı krallığının vaktinin geldiğini ilan ederek, kasaba ve köyleri dolaşmaya başladı. Dini bütün bir Yahudi’ydi.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5, 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbranice olan Mesih sözü, Yunanca Hıristos (Christ; İsa) dır. Hıristos (Christ)’e inananlara, Hıristiyan (Christiani) denmiştir. Hıristiyanların kutsal kitabı İncil’dir. Yunancada, kutsal kitapların tümü anlamında “Biblia” denir. Bible (İncil) sözcüğü buradan gelmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın yaşamı hakkında bilgiler bize, ölümünden 40 yıl sonra yazılmış olan Markos İncilinden gelmiştir. İlk başlarda, İsa, Musa gibi, Yeşu gibi yeni bir peygamber olarak görülmüştür. Yaşadığı yıllarda, İsrail’de pek çok kişi tarafından bir Mesih olarak algılanmıştır. İsa, kendisine inananların bir kısmı ile birlikte, İsrail’i dolaştı ve gittiği yerlerde vaazlar verdi. Kudüs’e geldiğinde ise, birkaç gün içinde, tutuklanarak, çarmıha gerilmek gibi, feci bir ölümle öldürüldü.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • Claudius doğduğundan beri hastalıklı, zayıf ve silik bir tiptir. Çocukken önce sıtma, sonra kızamık, sonra yılancık, sonra kalınbağırsak iltihabı ve en sonda çocuk felci olmuştu. Bir kulağı az duyuyordu, bir bacağı aksıyordu, kekemeydi, kalbinde de bir problem vardı, sık sık kalp ağrısı çekerdi. Ailecek, Julian ailesine uygun olmadığı düşünülür ve hiç sevilmezdi. Aslında çok zeki olmasına rağmen, geri zekâlı zannedilirdi. Zaman içinde, ailenin önemli fertlerinin birbiri ardına, çeşitli entrika ve suikastlarla öldüğünü görünce, sakatlıklarını bile bile ortaya çıkaran bir hayat yaşamış ve böylece canını kurtarabilmişti. Livia’dan, Tiberius’dan ve Caligula’dan böyle kurtuldu. Onun İmparator olacağını düşünmek bir yana kimse onu adam yerine koymazdı. O, bu ailenin zavallı, sakat, yarı akıllı, yaşamasına göz yumulan bir ucubesiydi.

    Elleri sürekli kıpırdardı, başı sağa sola kesik hareketlerle dönerdi, kekelerdi, ağzından sürekli salyalar akardı. Kardeşi Germanicus hariç, kimse tarafından sevilmedi. O da kendini okumaya ve tarihe verdi. Yunancaya ilave birkaç dil daha bildiği söylenir. Onu anlayıp, ona değer verenler etrafındaki iyi eğitilmiş köle ve azatlılar ile çok iyi eğitim görüp, kendini okuma ve araştırmaya vakfetmiş birkaç Romalıydı….   Claudius, köleler ve azatlılar arasından, yetenekli kişileri seçerek, onları idari, askeri ve mali işlerde kullandı. Bu değişiklik, cumhuriyet kurumlarının daha da geri plana itilmesine sebep oldu. Senato ve bütün eski majistralıkların yerlerini ofisler aldılar. Ofisler, eskimiş kurumlardan daha etken çalışıyorlardı. Böylece yönetim, daha da merkezileşti.

    Daha önce görüldüğü gibi Roma’nın bütün önemli aileleri ve kişileri, Tiberius ve Caligula zamanında ya yok edilmiş veya pasifize edilmişti. Ortada doğru dürüst, Romalılık ruhuna sahip insan kalmadığı gibi, genel olarak fakirleşilmiş ve asil ailelerin mal varlıkları ve servetleri yok olmuştu. Yani istese de, Claudius yeterli sayıda uygun kişiyi bulamazdı. Diğer taraftan çocukluğu köleler arasında geçtiğinden, köleler ve azatlılar arasında çok iyi niteliklere sahip insanlar bulunduğunu kendi deneyimlerinden biliyordu. Onlara mevcut Romalılardan daha fazla güvenmiş olması da mümkündür.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunan saraylarında ve varlıklı evlerinde olan yalıtılmış kadınlar bölümü veya daha açık bir tabirle “harem” geleneği Roma’da bilinmiyordu. Roma geleneklerinde yoktu. Romalıların cinsellik anlayışı oldukça faydacıydı. Bu ahlak kuralına göre Romalı kesinlikle aktif ve etkin olmalıdır.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazı tarihçilere göre ilk 16 İmparatordan 15’i biseksüeldi.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Augustus zamanında Julian takvimi de değişti. Augustus adı Temmuz’dan (July) sonraki ada verilince, ortaya ayın kaç gün olacağı sorunu çıktı. July (Temmuz) 31 gün iken Augustus’un (Ağustos) 30 gün çekmesi pek uygun görülmemiş olacak ki yine son ay olan Şubattan bir gün alınıp Ağustos da 31 güne yükseltilerek, çağın moral değerleri korunmuş oldu.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’da, Hititler zamanından beri belli bir yol ağı vardı. Anadolu’nun coğrafi yapısı, yolların, coğrafi yer şekillerine uygun yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bugün de böyledir. Yani, tarihin ilk zamanlarından beri, Anadolu yol güzergâhları çok fazla değişmemiştir. Lidyalılar, Persler ve krallıklar döneminde ticari ve askeri amaçlı yollar yapılmıştı. Seleukoslar, yeni kurdukları kentleri, bir yol ağı ile birbirine bağlamışlardır. Ancak, yine de, Anadolu’da yol yapımında esas atılım Roma döneminde gerçekleşmiştir. Sıfır (0) yılına geriye gittiğimizde, Anadolu’da mevcut ana yolları aşağıdakiler olarak sayabiliriz. Efes’ten başlayıp, Dinar (Apameya, Apameia), Yalvaç (Antiokya, Antiocheia), Aksaray (Archelais), Kayseri (Caesareia), üzerinden Malatya (Melitene) ve oradan Fırat vadisine uzanan yol, ana batı-doğu yoludur. Bu yoldan ayrılan bir kol, Aksaray’dan güneye dönüp Tarsus’a (Tarsos) iner, oradan Suriye ve Mezopotamya’ya ulaşır. Bu iki yol, tarihin bundan sonraki safhalarında hem ticari ve hem de askeri olarak çok önemli olacaktır.        Karadeniz’i, Akdeniz’e bağlayan yol ise, Samsun’dan (Amissos) başlar, Kayseri üzerinden İssos ve Suriye’ye gider. Anadolu’nun bir diğer önemli yolu da, Marmara limanlarından başlar, Eskişehir (Dorileon, Dorylaion) ve Ankara üzerinden Sebasteia’ya (Sivas’a) uzanır. Bu yol, Sebasteia’da iki kola ayrılıp, Fırat vadisine girer. 

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musa tek başına dağa çıkmıştı, burada Kanun tabletleri kendisine verilmişti. Eskiden, ahenk ve adalet bizzat nesnelerin doğasındayken, şimdi Kanun yukarıdan iniyordu. Burada Tanrı ile (İsrail halkı adına) Musa arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmayla, İsrailliler, diğer bütün Tanrıları görmezden gelerek, Sina dağı Tanrı’sı Yahova’yı biricik Tanrı olarak tanıyacaklarına söz veriyorlardı.

    Ancak, uzun bir zaman diliminde, İsrailliler bu anlaşmaya pek sadık kalmadılar. Diğer Tanrılara tapmaya devam ettiler. Hele Kenan ülkesine yerleştikten sonra, Baal kültürüne geri döndüler. Musa’dan sonra gelen peygamberler, sık sık onlara verdikleri sözü tutmalarını hatırlatmışlardır. Bu peygamberler, kendilerinin Elohim’i olarak yalnızca Yahova’ya tapacakları sözünü vermişler, karşılığında Yahova da, İsraillilerin kendisinin seçilmiş halkı olacağına ve onları koruyacağını vaat etmiştir. 

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha önce kısaca anlattığımız gibi, Musa, Mısır’dan kaçıp, kayınpederinin koyunlarını güderken, tutuşturmadan, bir dış etki olmadan yanan bir çalılık görmüştür. İncelemek için yaklaştığında, Yahova onu adıyla çağırmış ve Musa buradayım (bineni) diye bağırmıştır.

    Tanrı “Daha yakına gelme” demiştir, “ayakkabılarını çıkar, çünkü üzerinde durduğun yer kutsaldır. Ben atalarının, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrı’sıyım.”

    Her ne kadar Yahova, ben atalarının Tanrı’sıyım dese de, o, İbrahim ile oturup yemek yiyen, sohbet eden Tanrıdan farklı bir Tanrıdır. Musa’nın karşılaştığı Yahova şiddet çağrıştırmakta, araya mesafe koymaktadır.

    Musa, ona ismini ve delillerini sorar. Cevap Kimsem oyum (Ebyeb aşer ebyeb) olur. Bu İbranicede belirsizlik bildiren bir deyimdir. Yani, Tanrı Musa’ya “bu seni ilgilendirmez” veya “sana ne” demiştir. Tanrı adını vermez, göçebelerde ad kabile içinde geçerlidir. Aynı kabileden olmayan için, adı olmak bir şey ifade etmez ve zaten kendinden olmayana ad verilmez. Adını bilmek yakınlaşmak demektir. Yahova, insandan çok yukarıda bir varlıktır. Neredeyse Sümer Tanrıları gibi, ayrı bir dünyadandır.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 134) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski Ahit, Kitap-ı Mukaddes’in birinci bölümüdür, ikinci bölüm ise Hıristiyanların Yeni Ahitleri yani İncil’dir. Eski Ahit’i meydana getiren kitaplar İbranice yazılmıştır, bazı bölümleri ise Aramca yazılmıştır. Eski Ahit’in Massoretik denilen, İbranice yazılmış geleneksel nüshası bundan 14 ila 11 yüzyıl önce yazılmıştır.

    Kutsal kitabın hiçbir İbranice, orijinal, el yazması nüshası bugüne gelememiştir. Ama Yunanca ve Latince çevirilerin el yazmaları oldukça eski tarihlere dayanmaktadır. Ayrıca Süryanice ve Gotca çeviriler de bulunmaktadır. Ancak en eski olanlar 2.000 yıldan daha yenidir. Eski Ahit’in Şeriat kitabı yani Tevrat, 5 kitaptan meydana gelmiştir. Bunlar Tekvin, Çıkış, Sayılar, Levililer, Tesniye (ikinci şeriat kitabı) dir. Yunanlıların Pentateuque dediği bu beşliye sonradan Yeşu’nun kitabı da eklenerek, Eski Ahidin birinci kısmı 6 kitaba çıkarılmıştır (Hexateuque). Eski Ahit’te ayrıca Peygamberlerin kitapları ile Neşideler Neşidesi (türküler türküsü), Meseller (atasözleri), Eyüb’ün kitabı, Vaiz kitabı vs… vardır.

    Beş kitabın yazar veya yazarları, iki ayrı hikâyeyi, birbiri ile karıştırmadan, yan yana anlatmışlardır. Bunların birinde, Tanrı, Elohim (Eloh= ruh; Elohim= ruhlar) diye adlandırılır. Elohim yani ruhların tümü, çünkü çoğul olan Elohim’den sonra gelen fiil tekildir. Diğer hikâyede ise, Tanrı, Yehova (var olan) diye adlandırılmıştır. Elohist diye adlandırılan metin Tekvin’in ilk bölümünü ve 2’ci bölümün ilk üç ayetini içine alır. Yehova metni diye adlandırılan metin ise, 2’ci bölümün dördüncü ayetinden başlar. Elohist metine, kısaca E diye ad vermek âdet olmuştur. Yahova (Juda) metnine ise J demek âdet olmuştur.

    Genel olarak, bu yan yana metinlerin, M.Ö. 800 yılında bittiği düşünülür. Yazarlardan J, Juda (Yahuda) krallığında yaşamıştır. Yazarlardan E ise kuzeydeki İsrail krallığında yazmıştır. J ve E, komşu ülkelerin mitlerinden tabii ki etkilenmişlerdir. Ancak, M.Ö. 800 yılına gelindiğinde, artık İsraillilerin kendi özgün bakış açılarını geliştirdikleri görülür.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babil sürgünü sonunda biten peygamberler döneminin yerini, hahamlar devri almıştı. Hahamlar dönemi, bundan sonra sürüp gidecektir. Hahamlar Musevi dinini ve kutsal kitap Tevrat’ı geliştirerek, son haline getireceklerdir. 

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sakarya ile Kızılırmak arasındaki geleneksel Galatya topraklarına, Likaonya (Lykaonia, Konya ovası), ve buradaki kentler, Derbe (Kertihöyük), Listra (Lystra, Hatunsaray), Laranda (Karaman) dâhil olmuştu. M.Ö. 39 yılında Pisidya (Göller bölgesi) ve Pamfilya (Pamphylia, Antalya ili),….  Mazaka’nın (Kayseri) adı, Galat Kralı Arkhelaos tarafından Sezarya (Caesarea) olarak değiştirilmişti. Likaonya (Lykaonia, Konya), Melitene (Malatya) yolu; Ankara (Ankyra), Kilikya kapıları (Gülek geçidi) yolu; Sebasteia (Sıvas), Pontos yolu buradan geçer.   

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 126, 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Roma edebiyatı, M.Ö. 100 yılından başlayarak Augustus’un ölümüne kadar altın çağını yaşamıştır. Bizzat Augustus’un hamilik yapması ile edebiyat, tarih ve felsefeyi destekleyen pek çok zengin şahsiyet ortaya çıkmış, bu da özgün eserlerin yaratılmasına yardımcı olmuştur. Edebiyatçıları destekleyen en önemli kişilerden biri de Maecenas’dır.

    Maecenas’ın kültür ortamı içinde kendine yer bulan, Q. Horatius Flaccus (M.Ö. 65 – 8), önemli ozanlardan biridir. Babası bir azatlıydı. Oğlunu, idari hizmetler için yetiştirmek istiyordu. Onu, eğitimini tamamlasın diye Atina’ya yolladı. Tam o sırada yine savaş çıktı ve Horatius, asker olarak orduya katıldı. M.Ö. 40 yılında, Roma’ya dönerek, bir kestörün yanında kâtip olarak çalışmaya başladı. Bu sırada, Triumvira sırasında, babasının ufak olan toprakları devlet tarafından gasp edildi. Horatius, şiir yazmaya başladı. Epodes ve Yergiler gibi ilk eserlerinde, Cumhuriyet ülküsüne duyduğu bağlılığın izleri görülür. Vergilius ile dostluk kurduktan sonra, Maecenas’ın çevresine girdi. Maecenas’la dostlukları gittikçe ilerledi. Maecenas, ona, güzel bir malikâne aldı. Octavianus da özel kâtipliğini önerdi. Horatius da, insanların yaşamdan zevk almaya çağıran, aşk şiirleri yazmaya başladı. M.Ö. 17 de, Augustus’u göklere çıkaran “Yüzyıllık Şarkı”yı yazdı. Horatius’un Odes’leri, Roma lirik şiirinin en tepesinde yer alır. Bunlar birer şaheserdir, ama içlerinde ilerici fikirler bulunmaz.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 123, 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karadeniz kıyısındaki kentler Sinope (Sinop), Amissos (Samsun). … Laodikeya (Eskihisar), Apameya (Dinar), Synnada (Şahut) … Hellespontos (Çanakkale Boğazı), Propontis (Marmara denizi), Pontos Eukseinos (Karadeniz kıyıları) dır. Bu kentler, Hellespontos’da Colonia Gemina Lampsacus (Lapseki), Propontis’de Colonia İulia Condordia Apameia (Mudanya), Pontos Eukseinos’ta Colonia İulia Felix Sinope (Sinop) ve Herakleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi) dir. Ayrıca, Colonia Augusta Alexandria Troas (İstanbul) ve Colonia Gemina İulia Pariana (Kemer),

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 111, 112) kitabından birebir alınmıştır.