Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Psikologlar, elli yıl boyunca şempanzeye dil öğretmeye çalışmışlar, ama bir sonuç alamamışlardır. Şempanzelerin sentaksı algılayacak sinir donanımından yoksun oldukları görülmektedir. Dolayısıyla, geçmişten veya gelecekten konuşamazlar. Dili keşfeden atalarımız, okuma ve yazmanın keşfinden çok önce zengin bir sözlü gelenek geliştirebilmişlerdir. Konuşmanın gelişmesi, beynin, özellikle bilgi depolamayla ilgili kısımların (bellek) büyümesi üzerine büyük bir seçilim baskısı uygulamıştır. Büyüyen bu beyin, sanat, edebiyat, matematik ve bilimin gelişmesini mümkün kılmıştır. Sf. 313

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 313) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan beyni, tasavvur edilemeyecek kadar karmaşık bir yapıdır. Bir yetişkinde, yaklaşık otuz milyar sinir hücresi (nöron) vardır. İnsan türünde çok fazla gelişmiş olan beyin zarı, yaklaşık on milyar nöron ve sinaps adı verilen milyon kere milyar bağlantıyı içerir. Her nöronun bir ana gövdesi, aksonu ve sinapsların içinde diğer nöronlarla temas eden dendrit isimli birçok küçük dalı bulunur. Nöronların elektro-fizyolojisi hakkında epey bilgimiz olmasına rağmen zihinsel fonksiyonları hakkında çok az bilgi sahibiyiz, örneğin, sinapslar, anıların akılda tutulmasında önemli rol oynarlar fakat bunu nasıl yaptıkları neredeyse hiç bilinmemektedir. (1)

    Uzun süre önce, bizi insan yapanın beynimiz olduğu anlaşılmıştır. Anatomimizin herhangi başka bir parçası, diğer bir hayvanın ona karşılık gelen bir parçasına uyabilir ya da hayvanınki bizimkinden üstün olabilir. Yine de, insan beyni, çok daha küçük ve basit memeli beyinlerine çok benzer. Beynimizin benzersiz niteliği, çok sayıda, (bazıları sadece insana özgü olan) muhtemelen kırk farklı tipte nörona sahip olmasıdır. Sf. 311

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 311) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2020); Artık hafıza konusunda çok şey biliniyor.

  • Muhtemelen, sapiens niteliklerim edindiği, en azından yarım milyon yıl kadar bir süre boyunca, Asyalı Homo erectus popülasyonlarından soyutlanmıştı. Sonunda, bir Homo sapiens dalgası, Afrika’dan çıkıp, hızla dünyanın her tarafına yayılmıştır. 50.000-60.000 yıl önce Avustralya’ya, 30.000 yıl önce doğu Asya’ya ve söylenenlere bakılırsa, 12.000 yıl önce Kuzey Amerika’ya ulaşmışlardır. Bununla birlikte, Amerika’nın 50.000 yıl önce işgal edildiğine dair kanıt da mevcuttur. Sf. 309

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 309) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat bu, birkaç milyon yıl içinde, doğum kanalında bir genişleme gerekmeden beyin boyutunun büyümesini sağlamıştır. Beyin büyümesinin ertelenmesi, insan bebeğinin beyninin büyüklüğünün doğumdan sonraki ilk yılda neredeyse iki katına çıkmasını gerektirir. Sf. 308

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 308) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanın atalarının tüm tarihindeki en hızlı beyin büyümesi, Homo ortaya çıktığı zaman gerçekleşmiştir. Homo rudolfensis ile Homo erectus, çevrelerine karşı savunmasız konumlarıyla baş edip, yaşamak için maharetlerine güvenmek zorundaydılar. Beynin büyümesi için muazzam bir seçilim baskısı olmuş olmalıydı fakat bu büyüme, yeni sorunlar ortaya çıkarmıştı. Daha büyük beyni olan bebeklerin kafaları da daha büyük olacaktı fakat paleontolojik kayıtların gösterdiği üzere, doğum kanalının boyutundaki büyüme, dik duruş ve iki ayaküstünde yürümeye uyumlu değildi. Dolayısıyla beyin büyümesinin büyük bir kısmı doğum sonrasına kalmalıydı. Diğer bir deyişle, bebekler prematüre doğmak zorundaydı. Neyse ki, anne artık kollarını tırmanmak için kullanmak zorunda değildi, bebeğine bakmak için kullanabilirdi. Deyim yerindeyse, artık prematüre doğum prim yapmıştı. Tamamen yerde yaşama geçiş, insanlık tarihinde çok zor bir dönem olmalıydı. Bu geçiş sürecinde olan bitenler, anne ve bebeği ilgilendiriyordu, her ikisinin de yeni duruma ve yeni seçilim baskılarına uyarlanmaları gerekiyordu. Eğer bebeğin kafası (beyni) çok büyük olsaydı doğum güçlükleri nedeniyle ölürdü. Ancak biraz prematüre doğup, beynin hızlı büyüme süreci, doğum sonrasına kaydığı takdirde hayatta kalabilirdi. Yeni doğan insan, esasında, doğum esnasında 17 ay prematüredir. Sf. 307, 308

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 307, 308) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyin boyutundaki o ana kadar görülmemiş hızlı büyüme, çalılık savanların ağaçlık olanların yerini alması esnasında gerçekleşmişti. Australopithecus artık, ağaçlara tırmanarak etçillerden kaçamamış ve maharetlerine bel bağlamak zorunda kalmıştı. Böylece, beyin boyutunun büyümesi için güçlü bir seçilim baskısı gelişmişti. Sf. 307

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 307) kitabından birebir alınmıştır. (455 – Evrim Nedir? – Ernst Mayr – Sf.307)

  • Afrika’da iklim bozulmaya başlamıştı. İklim, daha kurak bir hale geldiği için ağaçlık savanlar zarar görmüş, ağaçlar giderek ölmüş ve ortam yavaşça çalılık savan haline dönüşmüştü. Bu durum, ağaçsız bir savanda tamamen savunmasız kaldıkları için Australopithecus’u, güvenli sığınaklarından mahrum etmişti. Australopithecus daha hızlı koşan aslanların, leoparların, sırtlanların ve vahşi köpeklerin tehdidi altındaydı. Boynuz ve güçlü köpek dişleri gibi silahları da, olası düşmanlarıyla boğuşacak kuvvetleri de yoktu. Dolayısıyla/ Australopithecus bireylerinin çoğu, kaçınılmaz olarak, yüz binlerce yıl süren bu bitki örtüsünün dönüşüm sürecinde yok olmuşlardı. Sf. 302, 303

    Bununla birlikte, insanlık tarihi için daha önemli olan şey, bazı Australopithecus popülasyonlarının başarılı savunma mekanizmaları keşfetmek için akıllarım kullanarak hayatta kalabilmiş olmalarıdır. Bunların ne oldukları hakkında ancak tahminde bulunulabilir. Yaşamlarını sürdürebilenler, düşmanlarına taş atmış veya ağaçtan ya da bitkisel materyallerden ürettikleri ilkel silahlan kullanmış olabilirlerdi. Sf. 303

    Gerçek, Australopithecus’un Homo olarak evrimleşen bu torunlarının hayatta kalıp sonunda gelişmiş olmalarıdır. Australopithecus’un ağaçta bipedal devinimi, Homo’nun yerde bipedal devinimine dönüşmüştür. Sf. 303

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 302, 303) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dik duruşun, elleri ve kolları, başka görevlere, özellikle alet yapımı ve kullanımına olanak sağlayacak şekilde serbestleştirdiği öne sürüldü. Bu görev, beyin faaliyeti gerektirdiği için, insan beyninin büyümesine neden oldu. Bu nedenle bipedalizm insanlaşmanın en önemli sıçrama tahtası olarak kabul edildi.

    Bu mantık zinciri, artık tatmin edici değildir. Australopithecus  milyon yıldan fazladır bipedal olduğu halde, beyin boyutlarında belirgin bir büyüme olmamıştır. Keza şempanzelerin kapsamlı alet kullanımı ve kargagillerle diğer hayvanların gelişmemiş alet kullanımlarının keşfi, alet kullanımının bu konudaki önemini azaltmıştır. Sf. 301, 302

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 301, 302) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonuçta, Australopithecus’un, küçük vücut, eşeysel dimorfizm (erkekler, dişilerden yaklaşık yüzde 50 oranında büyüktür), küçük beyin, uzun kol, kısa bacak gibi atasal şempanze karakterlerinin çoğunu değiştirmeleri gerekmiyordu. Sf. 299

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 299) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kuyruksuz maymunlar, bu yeni habitata uyarlanmak için çok az değişmek zorundaydılar. O zamanlarda çoğunlukla ağaçlar arasında biraz mesafe vardı dolayısıyla kuyruksuz maymunlar, bipedal devinime uyarlanmak zorundalardı fakat esasen ağaçta yaşamaya ve çoğunlukla diğer kuyruksuz maymunlar gibi ağaç üzerine kurulmuş yuvalarda uyumaya devam ettiler. Sf. 298

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şempanze Aşaması: Yağmur ormanında yaşayan kuyruksuz maymunlar, genelde ağaçtan ağaca brasiyasyon (ağaç dallarına kollar aracılığıyla asılıp, salınarak devinme) yoluyla geçerler. Başlıca besinleri, yumuşak meyveler ile yumuşak bitkisel maddelerdir (yaprak, sap, vs.). Küçük beyin ve büyük ölçüde eşeysel dimorfizm, kuyruksuz maymunlar için tanımlayıcıdır. Ömürlerinin büyük bir kısmım ağaçlarda geçirirler ve bipedalizm için bir seçilim baskısı bulunmaz. Sf. 297, 298

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 297, 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aslına bakılırsa, 2 milyon yaşından eski fosil hominidler, sadece Afrika’da bulunmuştur. Artık, insanlığın beşiğinin Afrika olduğuna dair hiç şüphe kalmamıştır. Sf. 294

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir organizma, bir parçası diğerini etkilemeksizin değişmesi mümkün olmayan, özenle dengelenmiş, uyumlu bir sistemdir. Sf. 272

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 272) kitabından birebir alınmıştır.

  • Buna karşın bazı ekolojistler, nişi, onu işgal eden türün bir özelliği olarak addederler. Onlar için, niş, bir türün ihtiyaçlarının dışa yansımasıdır. Sf. 195

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bununla birlikte, canlı doğanın daha yakından incelenmesi, vahşet ve israfın endişe verici boyutlarda olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bilim insanları, doğal âlemi daha çok anlamaya başladıkça şefkatli bir yaratıcının kusursuz tasarımlarının inandırıcılığı giderek azalmıştı. Tanrı’nın, yaratma görevini nasıl yürüttüğü düşüncesi daha da ciddi zorluklar doğurmuştu. Sf. 191

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Görünüşteki bu kusursuzluğun örnekleri, omurgalıların ve böceklerin gözleri veya kuşların her yıl, kış için tropikal bölgelere göç edip sonra da olağanüstü bir kesinlikle önceki sonbaharda ayrıldıkları noktaya dönüş yapabilmeleri veya karıncalar ile arılar gibi sosyal böcek kolonilerinde üyelerin hayranlık uyandıran işbirliği gibi yapılardır.

    Kayıtları yazdığımız eski zamanlarda herhangi bir düşünür ya da bir dinin kurucusu, bu neden ve nasıl sorularını soracaktı. Bilimin yükselişinden önce, bunları sadece ortaya çıkmış dinler cevaplayabilirdi. Aslında on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda dindarlar, uyarlanmaları, yarattığı her organizmayı doğadaki belirli yerine uygun bünye ve davranışa sahip olacak şekilde tasarlayan hikmet sahibi yaratıcının varlığının bir ispatı olarak görüyorlardı (örn. William Paley). Doğal teoloji, yani yaratıcının eserlerinin etüdü, teolojinin bir dalı olarak görülüyordu. Canlılar âleminin tasarımının bu yorumu, yaratılışçılar tarafından bu bilim çağında hâlâ savunulmaktadır. Sf. 190, 191

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 190, 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dişilerin genelde eşlerini seçme fırsatları olduğundan, eş arayan dişilerin ilgisini çekmekte en başarılı olan erkekler, eşeysel seçilim tarafından destekleneceklerdir. Sf. 177

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rekabet genellikle aynı popülasyonun üyeleri arasında daha şiddetlidir; bu rekabet, sadece besin için değildir, barınak ve başarılı üremenin bölge ve eşler gibi tüm gereksinimlerini de içerir. Ve Darwin şöyle devam eder: “Bireyler yaşama ihtimali olanlardan fazlasını ürettiklerinden, her durumda varoluş için bir mücadele olmak zorundadır” Sf. 162

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Darwin, Türlerin Kökeni’nin üçüncü bölümüne “varoluş mücadelesi” başlığını koymuştu. Hayvan, bitki, ya da başka bir organizma türüne ait olan her birey, hayatının her dakikasında hayatta kalmak için mücadele eder. Eğer potansiyel bir avsa, yırtıcılarla mücadele eder; yırtıcı bir hayvansa, av için diğer yırtıcılarla savaşır. Bir birey, hayatta kalmak için yaşam koşullarının tüm gerekliliklerini başarıyla yerine getirmek zorundadır. Darwin’in dediği gibi: “Çölün kenarındaki bir bitkinin yaşamı için kuraklığa karşı savaştığı söylenir oysa tam anlamıyla, neme bağlı olduğu söylenmelidir” Sf. 159

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Darwin, evrimle birlikte bu çekişmeye son verdi. Kısacası, doğal seçilimin iki aşamalı yapısından ötürü evrim, hem rastlantının hem de zorunluluğun sonucudur. Gerçekten de evrimde, özellikle genetik varyasyonun oluşumunda çok fazla rastlantı (“şans”) faktörü mevcuttur, oysa doğal seçilimin ikinci aşaması, ister seçilim ister eliminasyon olsun, şans içermeyen bir süreçtir. Mesela göz, Darwin karşıtlarının çoğunlukla iddia ettiği gibi şansın eseri değil, görme açısından en etkili yapıya sahip bireylerin nesiller boyu kayırılan hayatta kalışlarının sonucudur. Sf. 157

    Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri; Nurdan Soysal, (Say Yayınları,  3. Basım 2018 – Sf. 157) kitabından birebir alınmıştır.