Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •     1 Kasım 1341 (1926) tarihinde İçtima: 1, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İzmir Suikastı Sonrası Bir Konuşma. Açılış Nutku; 1.11.1926

    Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini Nutku İftitahileri (açılış nutku); “.. Bu teşebbüsatın (girişimin) son tezahürü (görüntüsü) olarak meydana çıkan, suikast hâdisesi (Haziran. 1926 İzmir Suikastı olayı), naçiz (zavallı) şahsımıza taallûku (denk gelmesi)  itibariyle değil, fakat Türk Milletinin merdane (mert) evsafına (kişiliğine) yaraşmayan ve Millet Vekâleti (milletvekilliği) gibi yüksek bir mertelbei itibarı (onurlu mevkiyi) vasıtai tecavüz kılmağı (saldırı aracı olarak) düşünecek kadar tereddi eden (alçalan) irticaî (gerici) bir zihniyet göstermek itibariyle mucibi teessür (üzüntü sebebi) olmuştur.” 

    Refik Bey (Konya) “O sefiller, Türk Milletinden değildir. Büyük Dâhi...”

    Tunalı Hilmi Bey (Zonguldak); “Onları Türklük değil, cehennem bile kabul etmez. (Lanet olsun sesleri).

    Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Devamla); “…Takriri Sükûn (susturma kararları) Kanununun, Milletin hayatı için asıl olan huzur ve emniyetin, ıslahat ve inkilâbatın (devrimlerin) müdafaa (savunma) ve teyidi (tekrarı) gibi esasâtı hayatiye (hayati esaslar), iktiza ettirirse (gerektirirse) münasip (uygun) bir müddet (süre) daha idamei mer’iyeti (yürürlüğünün devamı), Büyük Millet Meclisince derpiş (göz önüne alınmaya) ve mütalâa edilmeye (değerlendirilmeye) şayandır (gereklidir).”

    (Musul meselesine çok az ve alakasız değiniyor, Kürt isyanı ile ilgili bir şey yok.)         

    2. Celse: Refet Bey

    Reis Seçimi Yapıldı Tekrar Kazım Paşa Seçildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 57 (1.11.1926 / 09.11.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 1, Celse: 1, – Sf. 1 ile 7 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     29 Mayıs 1341 (1926) tarihinde İçtima: 109, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Bazı Vilayetler Ortadan Kaldırıldı: Üsküdar, Beyoğlu, Çatalca, Gelibolu, Genç, Ergani, Ardahan, Siverek, Kozan, Muş, Dersim.

    Dersim’in Esbabı Mûcibesi; Dersim Vilâyeti; Bu vilâyet küçük, ümrandan (gelişmeden) mahrum, imârata (imar etmeye) az kabiliyetli, maarifsiz (öğretimsiz) halkı iptidai hayatta (ilkel yaşamda), dağlık, yolsuz, ücra bir yerdir. İki yüz bin liralık masarifine (harcamalara) mukabil (karşılık) yüz bin lira varidatı (geliri) vardır, İşbu erbabı metali (doğuş yeri) tabiatın kahrına uğramış olan bu yerin biçare halkına medeni bir hayat vermek, medeniyetin maddi ve ruhi huzuzatından (yararlarından) o zavallıları da mehmaemken (olabildiğince) müstefit etmek (yararlandırmak) lâzım gelir. Bu da Dersim’i etrafındaki vilâyetlerin himayei ıslahkârına (ıslahatçı himayelerine, yenilikçi yardımlarına) tevdi etmekle (vermekle) bir dereceye kadar mümkün olabilir. Bunun fevaidi (faydaları, yararları) şu suretlerde mütalâa olunabilir (düşünülebilir).

    1.Dersim unvanı kadimden (eskiden) beri hatırhıraş (hatırsız) olagelmiştir. Çünkü devletimizin her gaileli (sorunlu) zamanında orası dâhili şürişe (iç karışıklığa) boğulmuş ve vatanın nice dilâver evlâdı ölüp gitmiştir. Böyle olduğu halde ona bir de vilâyet gibi yüksek kıymette bir suratın izafesiyle (verilmesiyle) tesiri müessifini (kötülüğünün etkisini) arttırmakta elbette mahzur vardır. Bu fikre mebni (bu fikre dayanarak), Dersim vilâyeti unvanının ortadan kalkması iltizam olunur (gereği sunulur).

    2. Bugün otuz bin liradan ibaret varidatı hususiyesiyle (özel gelirleri ile) Dersim kendi kendini bir veçhile (bir şekilde) idare edemez. Ona hakiki evlât gibi rahmü şefkatle bakacak kudretli bir vasiye (koruyucuya) ihtiyaç vardır. Bu vasi de civarındaki vilâyetlerden biri olabilir. Fakat Dersimin yanındaki vilâyetler de bu işi başlı başına deruhte (üstlenecek) ve ifa edecek (yerine getirecek) bir halde değildir. Şimalindeki (kuzeyindeki) Erzincan vilâyeti Dersim’i takımıyla yüklenemez. Kaldı ki o mıntıkanın (bölgenin) teşekkülâtı tahliyesi (kurumlarının dışarıya çıkışı) de buna manidir (engeldir). Tetkikatımızda (incelememizde) yalnız Nazimiye kazasının arazice Erzincan’a raptına (bağlanmasına) imkân görülebilmiştir. Ve Dersim’in bu kazadan gayri bütün aksamı da Elâziz’e kabili tevhiddir (birleştirilmesi mümkündür). Mamafih (böylece) Erzincan ile Elâziz‘in varidatı hususiyeleri (özel gelirleri) cem’an yekûn (toplam) iki yüz bin liradan ibaret olmasıyla bu vilâyetler o kadar kudretli addolunmazsa (sayılmasa) da Dersim’e üvey evlât nazariyle bakmak gibi bir kayıtsızlık da bulunmayarak onu da bu vatanın aziz bir parçası ve ora halkını da saikai cehaletle (cehalete sevk olmuş) medeniyetten mahrum kalmış biçare kardeşler addederek rahimane (merhametle) ve şefikâne (şefkatle) himaye ve sahabet ettikleri (koruyup sahiplik yaptıkları) halde Dersim’e her halde faydalı olabilir.

    3. Dersim’in ıslâhı hususunda (iyileştirilmesi konusunda) civardaki vilâyetlerden hâsıl olacak (elde edilecek) fayda bu kadarla kalmaz. Dersim, aynı zamanda haşarı bir çocuk gibi uygunsuz hallerde bulunduğu vakit kendisini terbiye edecek müessir (etkili) ve kuvvetli (güçlü) nigehbalara da (koruyucu bekçilere de) muhtaçtır. Bugünkü haline göre Dersimin üzerinde yalnız bir vilâyetin yani Dersim vilâyetinin kuvveti hâkim bulunmaktadır. Hâlbuki Dersim’i parçalayıp iki Vilâyete taksim edersek hini iktizada (gerektiğinde) Dersim’in üzerinde heyeti umumiyesi itibariyle (tamamı ile) iki vilâyetin kuvveti hâkim ve âmil olacak (egemen ve yapıcı olacak) demektir ki bu da başkaca faydandır. Hülâsa (kısaca) Dersim vilâyetinin, sureti mâruzada (sunulduğu gibi) taksimi (bölünmesi) suretiyle ilgası (ortadan kaldırılması) muvafık (uygun) görülmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi 17. 5. 1926 Dâhiliye Encümeni Adet: 103 1/950″ 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 55 (1.05.1926 / 31.05.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 109, Celse: 1, – Sf. 624) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     29 Mayıs 1341 (1926) tarihinde İçtima: 109, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ermenilerin Öldürdüğü Devlet Adamlarına, Ermenilerden Geriye Kalan Malların Verilmesi;

    Ermeni Suikast Komiteleri Tarafından Şehit Edilen Ricalin (devlet büyüklerinin) Aile ve Evlatlarına Emlak ve Arazi veya Nakden (nakit olarak) Tazminat İtası (verilmesi) Hakkında Başvekâletten Gelen Kanun Lâyihasıyla Denizli Mebusu Haydar Rüştü Beyin Teklifi Kanunisi ve Kavanini Malîye ve Muvazenei Malîye (Bütçe) Encümenleri Mazbataları;

    (Ermenilerin öldürdüğü devlet adamlarının ailelerine, ülkeyi terk eden Ermenilerin mallarının verilmesi kararlaştırıldı.)

    “Riyaseti Celile’ye;

    Madde 1. Ermeniler tarafından siyasî maksatlarla şehit edilen Türk rüesayı siyasiyesinin (siyasi reislerin) zevce (eş) yahut çocuklarına Ermeni emval ve emlâki metrukesinden (terk edilmiş mallarından) bir mesken (ev) temlik olunur (mülk verilir).

    Madde 2. İşbu meskenin kıymet ve mahiyeti şehit edilen zevatın en müreffeh zamanındaki hal ve şanı nazarı itibara alınarak takdir olunur.

    Talât Paşa; Zevcesi Hayriye Hanım, ismi tespit edilemeyen hemşiresi Hanım.  

    Cemal Paşa; Zevcesi Seniha Hanım, kerimesi (kız kardeşi) (Kâmuran Hazım Hanım, mahdumu (oğlu) Ahmet Behçet Necdet Bey. 

    Cemal Azmi Bey; Zevcesi Müzeyyen Hanım, mahdumu Yüzbaşı Kemal Efeme! Bey

    Bahaettin Şakir Bey;  Zevcesi Cenan Hanım, mahdumu Alp ve Celâsin Bey.

    Cemal Paşanın Yaveri Süreyya Bey;  Validesi Hüseyin’e, hemşireleri Melâhat ve Müteehhile Hatice Hanımlar, biraderleri Mustafa, Nurettin, Rüçhan Beyler.        

    Cemal Paşanın Yaveri Nusret Bey; Zevcesi Perihan Elmas Hanım, hemşiresi Nebiye Hanım, biraderi Doktor Nihat Bey. 

    Sait Halim Paşa; Mahdumları Prens Halim ve Prens Ömer Beyler (Ömer Bey Mısır’dadır)      

    Tehcir Meselesinden Dolayı Kürt Mustafa’nın Riyaset Ettiği Divanıharp Kararıyla İdam Edilenler;

    Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey Refikası Hayriye Hanım, mahdumları Nasuhi, Ekrem, Mazlum, Tarık Beyler, hemşireleri Faika ve İrfan Hanımlar, biraderi Zonguldak’ta mukim mütekait Cevdet Bey. 

    Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey; Pederi Kereste Gümrüğü Müdürü Arif Bey, validesi Nafia Hanım, kerimeleri Mazhar ve Müşerref Hanımlar, mahdumu Adnan Bey.       

    Muhakemesinin hini cereyanında firar ve intihar eden Doktor Reşit Bey; Refikası Mazlume Hanım, mahdumları (çocukları) Şinasi, Cezmi, Cehdi Beyler, kerimeleri Fikret, ismet, Müteehhile Nimet Hanımlar.” 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 55 (1.05.1926 / 31.05.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 109, Celse: 1, – Sf. 624) kitabından birebir alınmıştır.

  •  29 Mayıs 1341 (1926) tarihinde İçtima: 109, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ordunun Rütbeleri;

    Madde 2. Ordu zabitanının (subaylarının) rütbeleri atide (aşağıda) gösterilmiştir; Müşir (Mareşal), Birinci Ferik (Orgeneral ve Korgeneral), Ferik (Tümgeneral), Mirliva (Tuğgeneral), Miralay (Albay), Kaymakam (Yarbay), Binbaşı, Yüzbaşı, Birinci mülâzım (Üsteğmen), Mülazım (Teğmen), Zabit vekili (Yedek Subay). Sf. 582- 583

    Hava – Cıva; Bir orman ürünü olarak hava cıva var. Sf. 594

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 55 (1.05.1926 / 31.05.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 109, Celse: 1, – Sf. 624) kitabından birebir alınmıştır.

  •     20 Mayıs 1341 (1926) tarihinde İçtima: 105, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

                                   “Riyaseti Celile’ye;

    Ankara Şehremaneti (belediyesi) Heyeti Fenniye (Fen Heyeti) Müdürü Beyin istifasını müteakip (istifasından sonra) şehremaneti heyeti fenniyesinde memur bilumum (bütün) mühendis ve kondüktörler (kontrol elemanları) birden istifa eylemişlerdir. Merkezi Hükümetin imar hususunda pek büyük faaliyete muhtaç olduğumuz bir zamanda Şehremanetinin Heyeti Fenniye’den kâmilen (tamamen) mahrum olması, şehrin kendi varidatından (gelirlerinden) maada (fazla) kanunu mahsusla (özel kanunla) bu sene için ikraz olunan (borç verilen) iki milyon liranın dahi hesapsız ve projesiz keyfemayeşa (keyfe göre) sarfiyatını mucip olacaktır (icap ettirecektir). Keyfiyet (durum) haizi ehemmiyettir (öneme sahiptir). Dâhiliye Vekili Beyin şifahen (sözlü olarak) izahat (açıklama)  vermesini ve Meclisi tenvir eylemesini (aydınlatmasını) rica ederim.

                                                         Trabzon Ahmet Muhtar”

    Dâhiliye Vekili Cemil Bey (Tekirdağ); Şehremini (belediye başkanı, Ankara ve İstanbul Belediye başkanlarına verilen unvan) bu işleri ifa (yapmak) için istihdam ettiği (çalıştırdığı, işe yerleştirdiği) memurlardan heyeti fennîyeye mensup mühendis beylerden bir kaçı Şehremini tarafından işe sevk ve fazla tazyik edildiklerinden (baskı yapıldığından) dolayı istifa etmişlerdir. Sevk ettiğinden fazla tazyik ettiğinden dolayı mühendis beylerden bir kaçı istifa etmişlerdir. Sahibi sual (soru sahibi) beyefendinin buyurdukları gibi bütün heyeti fenniye ve kondüktörler istifa etmiş değildir. Bugün altı mühendis ve mimar vazife başında çalışmaktadırlar…” 

    Muhtar Bey (Trabzon); “Arkadaşlar; Şehremanetindeki (belediyedeki) heyeti fenniye müdürünü her hangi bir sebeple, sebebini burada izah edemeyeceğim, istifasını müteakip (istifasından sonra) Şehremini Beyefendi, Heyeti Fennîyenin idaresini tedvir (yürütmek, döndürmek) için idare memurlarından birisini Heyeti Fenniye müdürü tayin etmiştir. Şimdi nazarı insafınıza arz ederim. Yirminci asırda böyle milyonlarca liralık bir bütçesi olan Ankara Şehremaneti Heyeti Fenniye Müdüriyetini bir idare memuruna tevdi etmiştir (vermiştir). Sf.319 İşittiğime göre Haydar Bey badema (sonradan) ben Türk mühendislerini kullanmayacağım. Bunlar serkeş oluyor ve emrimi bilâkaydüşart (kayıtsız şartsız) icra etmiyorlar (yapmıyorlar), diyor. Buna delil ve ispat da yeniden mühendis diye getirdiği adamlardan birisi Cemil Beydir. Birisi de Hırant Efendi’dir. İkisi de mühendis değil. Kondüktör bile değildir. Ankara Şehremanetinin yaptırdığı kireç fabrikasında yapılan kireçlerin muzır (zararlı) olduğu bugün tahakkuk etmiştir (ortaya çıkmıştır). Şartnamelere bu kireçten kullanılmayacaktır diye maddeler konuluyor. Bu kireç sönmüyor. Binaya girdikten aylarca sonra sönmeye başlıyor. Kireç sönerken kabarır, şişer; onun için binanın duvarlarını da şişiriyor. İşte Emanet (şehremaneti, belediye) bu şekilde kireç yapmıştır. Nazarı insafınıza arz ediyorum, işi uzatmayalım. Şehremanetinin bütün mühendisleri kovması yeni değildir. Şehremini Haydar Beyefendi, şehremini olalı beş heyeti fenniye müdürü değiştirmiştir, 18 tane mühendis çıkarmıştır.” Sf. 320

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 55 (1.05.1926 / 31.05.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 105, Celse: 1, – Sf. 319 ile 351 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 18 Mayıs 1341 (1926) tarihinde İçtima: 102, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ankara ve Şark İstiklâl Mahkemeleri müddetlerinin (görev sürelerinin) altı ay daha temdidi (uzatılması) ve idam kararlarının tenfizi (infaz edilmesi, uygulanması) salâhiyetinin (yetkisinin) de kemâfissâbık (eskiden olduğu gibi) Mahâkimi mezkûreye itası (söz konusu mahkemeye verilmesi) hakkında Başvekâlet tezkeresi:

                       “Büyük Millet Meclisi Riyasetine;

      Kanunu mahsus mucibince (Özel kanunu gereğince) altı ay için intihap edilen (seçilen) ve müddetleri (görev süreleri) iki defa temdit edilmiş (uzatılmış) olan Ankara, Diyarbekir İstiklâl Mahkemelerinin 7 Eylül 1926 tarihinde hitam (son) bulacak olan müddetlerinin (görev sürelerinin) altı ay daha temdidi (uzatılması) ve Meclisi Âli’nin tatili zamanında idam kararlarının tenfizi salâhiyetinin (uygulanması yetkisinin) de kemâfissâbık (eskiden olduğu gibi)  mehâkim mezkûreye itası (söz konusu mahkemeye verilmesi) hakkında karar istihsaline (karar üretilmesine) delâlet buyurulmasını rica ederim efendim.

                                                          Başvekil İsmet”

    (Hiç bir tartışma olmaksızın kabul edildi.)  Sf. 243, 244  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 55 (1.05.1926 / 31.05.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 102, Celse: 1, – Sf. 243 ile 265 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  17 Nisan 1341 (1926) tarihinde İçtima: 87, Celse:1, İsmet Bey

    2. Celse Hafidir (Gizlidir):

    Aşağıdaki Notlar; TBMM GCZ IV – (Sf. 570) kitabından birebir alınmıştır.

    Milli Savunma Bakanlığı İçin Ek Ödenek Talebi Görüşülüyor:

    Recep Bey (Müdafaai Milliye Vekili) (Kütahya); Muhterem (sayın) arkadaşlar, son günlerin vaziyeti (durumu) Hükümetlerce tetkik edildiği (araştırıldığı) sırada bu vaziyetin (durumun) bir mukabili fiilisi (fiili bir karşılığı) ve mukadderatı milliyenin (milli geleceğimizin) icabında (gerektiğinde) silâhla müdafaası icap edebilir. Bu mülâhaza (anlayış) ile umumî (genel) bir seferberlik (savaşa hazırlanma hâli) veya kısmî bir seferberliğe lüzum kalmaksızın ve bu toplanışın mümkün olduğu kadar piyasalarda ve Devletin dâhilî ve haricî vaziyeti maliye (mali durumu) ve iktisadiye (ekonomik durumu)  ve ticarîyesini (ticari durumunu) sarsmasını intaç etmeyecek (neticelendirmeyecek) surette (şekilde), manevra (askeri manevra, savaş taklidi yaparak eğitim yapmak) namı altında ve içinde bulunduğumuz vaziyetin tehlikeli addettirdiği mıntıkada (Kürt Bölgesinde), askerî harekâtın ittihazı (yapılması) tedbiri bir zaruret (zorunluluk)addedilmiştir.” 

    Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Bey; “…Tam Musul rnüzakerâtı (görüşmeleri) başlayacağı sırada aldığımız malûmat (bilgiler), gazetelerde gördüğünüz veçhile (gibi), iptida da (başlangıçta da) Mussolini’nin seyahati, sonra İtalya’da bir manevra olacağı, sonra Yunanistan’da bir manevra yapılacağı ve İngiltere’de de bir manevra yapılacağıdır. Meselenin mahiyetini (içeriğini) teşhisten mukaddem (teşhisten sonra) gaflete düşmek istemeyen Hükümeti Cumhuriyet için derhal tevessülü (yönelinmesi) lâzım gelen tedbir, bizzat karşı taraftan dikte edilmiş bulunuyordu. Komşularımızda büyük mikyasta (çapta) manevra olunca sizin de manevraya iştirakiniz (katılmanız) gayet tabiî olur. (TBMM GCZ IV – Sf. 570)  

    3. Celse Alenidir: İsmet Bey

    Askeriyeye 4 Milyon 607 Bin Lira İlave Tahsisat Verildi.    

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 54 (1.04.1926 / 28.04.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 87, Celse: 2 Hafidir: (TBMM GCZ IV – Sf. 570) kitabından birebir alınmıştır.

  • 7 Nisan 1341 (1926) tarihinde İçtima: 84, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İktisadî Müesseselerde Mecburî Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun;

    Madde 1. Türk tabiiyetindeki (Türkiye yurttaşlığındaki) her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmaya mecburdurlar.”   Sf. 98

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 54 (1.04.1926 / 28.04.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 84, Celse: 1, – Sf. 85 ile 108 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  1 Nisan 1341 (1926) tarihinde İçtima: 81, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Zafer Bayramı Kanunu:

    Madde 1. İstiklâl muharebatında (savaşında) zaferi katiyi (kesin zaferi) temin eden 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi günü Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramıdır.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 54 (1.04.1926 / 28.04.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 81, Celse: 1, – Sf. 1 ile 15 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 76, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Petrol Kanunu;

    Madde 1. Arazii menlûke (nakledilebilir arazi) ve mevkufei sahiha (gerçek vakıflar) dâhil olmak üzere Türkiye hududu dâhilindeki bilcümle (bütün)  arazide bitüm (asfalt) ve petrol ve müştakkah tabiiyesi (doğal türevleri, doğal parçaları) madenlerinin taharri (aranması) ve işletilmesi hakkı Maadin Kanunu ahkâmına (hükümlerine) tabi olmak kaydıyla (şartıyla) hükümete verilmiştir,  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 76, Celse: 1, – Sf. 320 ile 337 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   20 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 74, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Maarif Teşkilâtı ve Kanunu;

    Halit Bey (Kastamonu); “… Şu istatistik beliğ (açık) bir şahittir ki bu devlet salnamesinden (yıllıklarından) aldım, yetmiş iki vilâyetimiz vardır. Bu vilâyetlerde ilk mekteplerimizin adedi kız mektep olarak 605, erkek olarak 4.270’dir. Demek ki, ilk mekteplerin yekûnu 4.875’dir. Bunların içerisinde liselerin ve orta mekteplerin ilk iptidaî kısımları dâhildir, ecnebi mektepleri hariçtir. Bu 72 vilâyette 4.875 mektepten isyân sahası olan on üç vilâyetteki: Bitlis, Van, Siirt, Diyarbekir, Muş, Genç, Dersim, Mâmuratülaziz, Malatya, Ergani, Mardin, Siverek, Hakkâri; buralardaki mektebin miktarı kız 24, erkek mektebi 191’dir. Yekûnu (toplamı) 215. Demek bütün Türkiye’de 4.875 mektepten 215 mektep buralarda yani bu on iki vilâyetedir. Yetmiş iki vilâyette 61.921 kız 266.263 erkek, cem’an 328.183 talebe vardır. Bundan isyan sahasına isabet eden şudur: 1.398 kız, 7.348 erkek yani 8.376 talebe vardır, İlk mektepleri terakki etmiş (gelişmiş) Saruhan Vilâyetinde belki bundan daha fazla talebe vardır. Erkek orta mektebi yetmiş iki vilâyette 59’dur. Bunun 3.675 talebesi vardır. Bu 59 mektep içerisinde on iki vilâyete isabet eden yedi tane orta mektep vardır, talebesinin mevcudu da 311’dir. İsyan sahasında bulunan vilâyetlerimizden Diyarbekir’deki bir lisenin 60 talebesi vardır.  Sf.266 Kız Lisesi ve orta mektebi yetmiş iki vilâyette on altı tanedir. Bu isyan sahasındaki vilâyetlerde hiç bir tane yoktur. Erkek muallim (öğretmen) mektebi, kız muallim mektebi yetmiş iki vilâyete dokuz tane olup, talebenin mevcudu 1.228’dir, Diyarbekir’de bir tanedir. Tabiî benim bunların içinde en ehemmiyet verdiğim ilk mekteplerdir. Bir Hakkâri vilâyetimiz vardır ki, arkadaşlar, bu Hakkâri vilâyetinde ilk mektepten hiç bir tane mektep yoktur. Geçen sene Nasturî Vakayii (olayı, Nasturî İsyanı) bizi çok işgal etmiştir. Bu vilâyette lise derecesinde mektebimiz yoktur. Sonra arkadaşlar ilk defa isyanın çıktığı genç vilâyetinde iptidaî (ilk) mekteplerimizin miktarı sekizdir. Talebenin miktarı 170’dir.” 

    Maarif (Öğretim) Teşkilatına Dair Kanun; 

    Birinci Madde “Türk dili ve buna müteallik (bununla ilgili olan) bilcümle (bütün) İlmî meseleler ile iştigal etmek (meşgul olmak) üzere Maarif Vekâletinde bir Dil Heyeti teşkil edilmiştir (oluşturulmuştur). Heyet azalarının (üyelerinin) ne suretle tayin edilecekleri ve vazifelerinin hududu (görevlerinin sınırı) İcra Vekilleri Heyeti’nce (hükümetçe) yapılacak bir talimatname ile gösterilir. Sf.270 

    Besim Atalay Bey (Aksaray); ” ..  Biz ne vakte kadar, hangi güne kadar Türk dediğimiz halkın dilini Türk yapacağız. Acaba neden cebretmiyoruz (zorlamıyoruz, cebir kullanmıyoruz), neden sıkıştırmıyoruz. Buraya gelen Arnavut neden Arnavutça konuşacak? Boşnak Boşnakça, Çerkez Çerkezce konuşacak? Konuşacaksa gitsin Arnavutluk’a, gitsin Kafkasya’ya, Arabistan’a. O da bir millettir, hürmetim vardır, fakat buraya gelince Türkçe konuşacaktır. .. Ben alelade bir esnafınım.” 

    Üçüncü Madde; Maarif Vekâleti veya diğer bir vekâlet tarafından açılmış veya lüzumuna (gereğine) göre açılacak mekteplerle bilumum (bütün) hususî (özel) mekteplerin derecelerinin tayini Maarif Vekâletine aittir. Diğer vekâletlere merbut (bağlı) orta tedrisat (öğretim) derecesindeki mekteplerin programları alâkadar (ilgili) vekâletle (bakanlıkla) Maarif Vekâleti tarafından müştereken (ortaklaşa) yapılır. Yüksek tedrisat (öğretim) mekteplerinin programları, Maarif Vekâletinin mütalâası (görüşü) alınmak şartı ile ait olduğu vekâlet (bakanlık) tarafından tanzim (düzenlenir) ve Maarif Vekâletince tescil olunur (onaylanır).

    Dördüncü Madde: Türkiye’de hiçbir mektep Maarif Vekâletinin ruhsat (izin) ve muvafakati (onayı) olmaksızın açılamaz. Vekâletler muayyen (belirli) tahsil dereceleri haricinde kendi memur ve mensupları için muvakkat (geçici) kurs ve talimgâhlar (uygulama yerleri) açabilirler.” 

    Altıncı Madde: İlk Tedrisat (ilköğretim) Mektepleri Maarif Vekâletinin müsaadesi ile açılır. Bunların programları İle tedris tarzlarının (öğretim biçimlerinin) tayini ve murakabesi (belirlenmesi ve denetlenmesi) Maarif Vekâletine aittir. İlk tahsil (öğretim) çağındaki çocuklar meslek mekteplerine giremezler. İlk tahsil çağını geçirmiş ve hiç tahsil görmemiş çocukları kabul eden müesseseler bunlara ilk tahsili de vermeğe mecburdur.  Sf.275

    İspirto ve Alkollü İçkiler de Tekel Oldu. Sf. 281

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 74, Celse: 1, – Sf. 263 ile 291 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     15 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 71, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Memurin Kanunu; Memur ve müstahdem (hademe, görevli) olabilmek şartları

    Madde 4. Memur olabilmek için aşağıdaki şartları haiz olmak lâzımdır:

    A) Türk olmak,

    B) Hukuku siyasiyesine sahip olmak,

    C) Hüsnü ahlâk ashabından (güzel ahlak sahibi) olmak ve muhilli haysiyet ve namus cünha ile ve alelıtlak cinayetle mahkûm bulunmamak, Sf. 178

    Memurların Siyasetle İştigalleri;

    Madde 9. — Memurların siyasî cemiyet ve kulüplere intisap (katılmak) ve devamları, her nevi intihabata (seçimlere) müdahaleleri ve siyasî neşriyat (yayın) ve beyanatta bulunmaları memnu (yasak) ve bilmuhakeme sübutu (mahkeme kararı ile suçu sabitlenmesi) halinde tardlarını (işten atılmalarını) muciptir (gerektirir). Vekillerin (milletvekillerinin) mezun (izinli) kılacakları memurlar ile valiler ve onların salâhiyet (yetki) verecekleri memurlar beyanatta bulunabilirler. Sf.183

    Memurinin Sicili;

    Madde 10. Her memurun bir sicili bulunur ve atideki (gelecekteki) hususat (hususlar) sicilin esaslarını teşkil eder:

    İsmi, mahlası (takma adı), lâkabı, mezhebi ve milliyeti

    (Milliyeti ilave olunurken, mebusların Türk ifadesinden Türkiye milletini anladıkları görülüyor)  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 71, Celse: 1, – Sf. 162 ile 208 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     3 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 65, Celse:1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Ankara Şehremaneti’ne Ödenek Yağıyor; Sf. 24

    Muhtar Bey (Trabzon); “Arkadaşlar! Bu kanunla yeniden Ankara’ya iki milyon lira daha hükümetin ikraz etmesini (borç vermesini) müzakere ediyoruz (görüşüyoruz). Merkezi hükümet (hükümet merkezi) olması dolayısıyla Ankara’nın imarı (yeniden yapılması) zaruret (zorunluluk) kesp etmiştir (kazanmıştır). Lâkin evvelce bütün Anadolu’nun parasını İstanbul’a sarf ettik derken şimdi bütün Anadolu’nun parasını Ankara’ya sarf ediyoruz. (Anadolu’ya sesleri) Evvelkinden bir fark ile ki, İstanbul’da umumî bütçeden değil, kendi belediye parası sarf olunuyordu. Şimdi bir defa beş yüz bin lira, bir defa bir buçuk milyon lira bir defa da iki milyon lira gibi bütçemizin kıymetine nispetle oldukça mesele teşkil edecek (sorun oluşturacak) ehemmiyetli (önemli) paralar sarf ediyoruz. Hamam önünden ileriye geçerseniz öyle bir vaziyet görürsünüz ki şehrin mecrası (pis suyu) açıkta akıp gidiyor. Bunların üzerini kapatmadan 40 – 50 metrelik caddeler yapmaya kalkmak çok nazarı dikkatinizi celp ederim (dikkatinizi çekerim) çıplak adamın başına silindir şapka koymaya benzer. Sokaktan vıcık vıcık pislik akarken, elli metrelik cadde yapacağım, park yapacağım demek doğru değildir. En evvelâ lâğımlar yapılmalı ve sıhhati umumiyeyi (toplum sağlığını) kurtarmalı, suyunu kurtarmalı, sonra geniş caddeler açmalıdır. Onun için rica ediyorum bu para buradan çıkarken esas itibariyle en mühim olan Ankara’nın sıhhatini kurtarmak, yani lâğımlarını yapmak lâzımdır. Hiç olmazsa Ankara’da sokakta açıkta lâğım akmasın. Sonra su meselesi mümkün mertebe çabuk hal olunsun. Benim teklifim, maruzatım sudu: Menafii umumiyeye müteallik (toplum yararına yönelik) iş dururken yirmi ev ilâve etmişsin, etmemişsin hiç tesiri olmaz. Çünkü görüyoruz ki senede Ankara’da 200 – 300 ev yapılıyor. Şehremaneti (belediyesi) buna yirmi ev daha ilâve etmiş ne tesiri olabilir? Hiç.”

    Ankara’ya 2 Milyon Para Verildi.

    6 Mart 1926 67. İçtima.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 65, Celse: 1, – Sf. 20 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   1 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 64, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Türk Ceza Kanunu;

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); ” …  Fransa Ceza Kanunu’nun yalnız bu kısımları alınmıştır. ..  Gayet demokratiktir ve Türk memleketinin, Türk milletinin, Türk inkılâbının ihtiyaçlarına göre vücuda getirilmiştir. ‘Bu kanunun ihzarında (hazırlanmasında) bilhassa (özellikle), İtalya cezaiyatı (ceza mevzuatı) örnek ittihaz olunmuştur (kabul edilmiştir). Bu, tasarı hazır ceza ilmi arasında en mütekâmil (tamamlanmış) ve müterakki (gelişmiş) olanıdır. Sf.4 Yani esasına dokunulmaksızın ufak tefek tadilât (değişiklik) yapılmıştır… Arkadaşlar! Ceza Kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılâp çok kıskançtır. Fakat şunu Heyeti Celile’nize temin edebilirim (garanti verebilirim) ki, sertliği ile beraber ilmî bir eserdir. Bundan korkacak olanlar ve korkması lâzım gelenler Türk milletinin menfaatlarına (yararlarına), Türk milletinin hukukuna ve inkılâbına karşı tekin (uğurlu) olmayanlardır ve bunların korkması lâzımdır. (Bravo sesleri) Fakat memleketimizi sevenler, bizden olanlar, Türk İnkılâbına hayırhah olanlar, namuslu insan olanlar, bu sert Ceza Kanununda kendilerine bir masuniyet melcei (dokunulmazlık alanı) bulacaklardır. Sf.5

      Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunu yapılırken nazarı itibara alınan kanun, Fransa’nın 1808 – 1810 tarihli Ceza Kanunudur.” (Tunalı Hilmi bu bir abidedir diyor.)   

      Feridun Fikri Bey (Dersim); (Yumuşak ve teknik bir biçimde muhalefet ediyor. İdamı kaldıralım diyor.) “Efendiler! 26 Mayıs 1874 tarihli İsviçre Cumhuriyet Kanununun 65’nci maddesindeki idam cezası ilga edilmiştir (kaldırılmıştır). Yalnız bilâhare (sonradan) idamı, ceraimi-gayri siyasiye için (siyasi olmayan suçlar için) ihya etmek (yeniden getirmek, geri getirmek) salahiyeti bazı kanunlara verilmiş ve bazı kanunlar bunu ibka etmişlerdir (devam ettirmişlerdir). Fakat hututu umumiyesi (genel hatları) itibariyle ekseri memleketler idam cezasını kaldırmışlardır. Romanya 1864’te idam cezasını ilga etmiştir. Portekiz 1866’da ilga etmiştir. Felemenk (Hollanda) 1870’te ilga etmiştir. Almanya’da dahi bazı hükümetler idam cezasını ilga etmişler ise de bilâhare bazı hükümetler koymuşlardır. Belçika’da hukuken idam cezası mülga değilse de fiilen tatbik edilmemektedir (uygulanmamaktadır). Fransa’da ise ceraimi adiyede (adi suçlarda) idam mevcut olup ceraimi siyasiyede (siyasi suçlarda) idam cezası 1848 senesinden beri mülgadır (ilga edilmiştir, kaldırılmıştır). Binaenaleyh bendeniz idam cezasının kanunumuzdan ref’ini (kaldırılmasını) teklif ediyorum. Mademki yeni ve mükemmel bir hayatı medeniyete mefkûrevî (fikirsel) olarak yürümek azmindeyiz ve bu azlimle gidiyoruz, binaenaleyh istikbale tam bir ahenk içinde ve bugünkü ruhî tekâmülü ihtiva ettiğini (ruhsal gelişimi taşıdığını) göstermek için Heyeti Âliye’nin, teklifimi kabul edeceğini zannediyorum. 146’ncı maddeye gelince “…maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nâsın (insanların) toplandığı mahallerde nutuk irat (nutuk vermek, topluluğa konuşmak) ve yafta (afiş) yapıştırarak ve neşriyat icra ederek (yayın yaparak) bu cürümleri (suçları) işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs (girişim) derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur.” deniyor. Burada meseleyi telâkkide (anlamada) bir hata vardır. Kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) fesat nasıl olur? Burada maksudu aslî (asıl maksat), fiilî fesat (fesat yapmak) olmak lâzımdır. Bu cihetle (bu yönden) kavli veya tahriri kelimelerinin tay edilmesi (çıkartılması) icap eder (gerekir).” Sf. 12

    Adlîye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “.. Arkadaşlar! Fertlerin siyasî hürriyeti için Türk Camiasının büyük menfaatlerini, büyük âlî (yüce) haklarını tehlikeye ilga etmek hakkını, memleketimizde hiç bir vatandaş haiz değildir (çok doğru sesleri) Nazariyatta (teoride) ne denilirse denilsin, bir cürmün (suçun) neticesini hayatiyle ödemek ile hayatiyle ödememek arasında büyük farklar vardır. Bu cihet (yön) herkesin kulağına küpe olmalıdır ve küpe olmak lâzım gelir ki, Türk Milletinin büyük fedakârlığı ile vücut bulan inkılâba en ufak bir tariz (bulaşma) behemehâl (mutlaka) hayat ister, (sürekli alkışlar, bravo sesleri) Vazedilen (konulan) idam cezasının hedefi bu olduğuna göre Feridun Bey için endişeye mahal yoktur. Maruzatım (sunacağım) bundan, ibarettir. Yalnız şurasını da arz etmek isterim ki, İtalya’da idama muadil (denk) tatbik edilen (uygulanan) “erkastol” sistemli son ceza nazariyatında (teorisinde, kuramında) idamdan daha ağır görülmekte ve İtalya cezacıları arasında bunun idama tahviline (dönüştürülmesine) doğru temayül (meyil, eğilim) vardır. Efendiler! İtalya’da idam şu suretle yapılır: Mahkûmu “erkastol” denilen küçük 2 – 3 metre murabbaı (metre kare) genişliğinde, beyaz bir odaya kaparlar. Penceresi yoktur tavandan bir penceresi vardır. İdama mahkûm olan beyaz bir entari ile oraya girer. Hatta eline oynayabilecek bir ip bile vermezler, kitap: okutmazlar, hiç bir yerle temasa yoktur. Lakırdı edemez (konuşamaz). Bu suretle mahkûmların akıbeti, iki, üç ay nihayet bir iki sene nihayetinde, ölmeden mezara konulan mezar içinde kafalarım vura vura intihar etmekte veyahut tecennün etmektir (cinnet geçirmektedir, delirmektedir).” Sf. 14

    Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 146’ncı maddenin birinci fıkrasını okuyacak olursak Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (1924 Anayasasının) tamamını veya kısmen tağyir (başkalaştırma) ve tebdil (değiştirme) veya ilgaya (ortadan kaldırmaya) ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisine iskât (sükût ettirmeye, susturmaya) veya vazifesini yapmaktan men’e (engellemeye) teşebbüs edenlere (girişenlere) aittir. Bu maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca ve gerek bir kaç kişi birlikte gerek kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak, diyor. Böyle bir fiili yalnız fiilisine atfedilen, tahrirîsine (yazılısına) atfedelim, serbest bırakalım olur mu beyler, olur mu arkadaşlar? Zannederim Sivas’ta böyle bir şey oldu. Bu gibi hususta kavlîsi (sözlüsü) de fesattır, fiilisi de fesattır, tahrirîsi de fesattır. Çünkü yapılmak istenilen şey Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmak Teşkilâtı Esasiye’yi kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak Cumhuriyeti ortadan kaldırmaktır, (teşebbüs) kelimesine bir de (tam) koyalım diyor.”

    Feridun Fikri Bey (Dersim); 156’ncı maddede encümen (teşebbüsü tam) kelimesini kullanmıştır.”

    Yusuf Kemal Bey (Devamla); “Belki kullanmıştır, Fakat bu kanunun bütün harflerinde ve bütün maddelerinde bize itiraz için hatalar arıyorsanız zannederim bu doğru olmaz,”

    (Başka muhalefet yok, maddelere geçilmeden kül olarak kabul edildi, buna da itiraz yok. Feridun Bey bir takrir verdi onu da reddettiler.) Sf. 19 

    Kanunun Tamamı Celse Sonunda Var.

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 64, Celse: 1, – Sf. 4 ile 19 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     15 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 57, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Medeni Kanun Görüşülüyor;

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); ” ..Reisicumhur Hazretlerinin Meclis’in küşadı (açılışı) merasiminde (töreninde) irad (emir)  buyurdukları nutukta mevzubahis (söz konusu) ettikleri kanunlarımızın hepsi hazırdır.  .. Bu kanunları inkılabın (devrimin) büyük liderinin ilhamından aldığım feyiz (aydınlanma) ile düşünerek teklif ettim.” Sf.230 

    (907 maddelik kanun kül olarak kabul ediliyor, muhalif tek ses yok. Maddelere geçildi;)

    Mazbata Muharriri Şükrü Kaya Bey (Menteşe); “…Encümen (komisyon), Türk seciyesine (karakterine) ve Türk ihtiyacatına (ihtiyaçlarına) en lâyık olan kanunun bu kanun olduğuna kanidir (inanıyor). Ve bu kanun doğrudan doğruya İsviçre Kanunundan ve harfiyen nakledilmiştir (aynen taşınmıştır). Nazarî (bakınca, görüş olarak) olarak belki denilebilir ki, mevcut ahkâmı (hükümleri) ihtiyacatı asra tevfik (çağın ihtiyaçlarına uydurarak) ederek ayrıca bir kanun yapılabilirdi.” (Medeni Kanun’un İsviçre’den Bire Bir Kopya Olduğunu İtiraf Ediyor.)  Sf. 232 

    Emin Bey (Tokat); “Büyük Liderimiz, Ulu Gazimiz, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin,…  Bu mükemmel kanunun ibaratı (ibareleri, ifadeleri) gayet açık ve selis (anlaşılabilir), madde ve fıkraları arasında tam ahenk ve insicam (uyum) vardır. Bunun bir maddesine, bir fıkrasına dokunmak ruhunu, vaziyeti insicamını ihlâl eder (düzenini bozar). Aynen kabul buyurularak Türkiye Cumhuriyeti adliyesinde biran evvel sahayı tatbika (uygulama alanına) geçmesini istirham ederim.”

    2. Celse: Kâzım Paşa

    Celse Sonunda Medeni Kanunun Tamamı Var. Sf. 237  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 57, Celse: 1, – Sf. 190 ile 237 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 54, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstiklâl Mahkemeleri Çalışanlarının Maaşlarına Sınırlama Geldi; (İstiklal Mahkemeleri Kanununun 12 maddesini değiştirerek mahkeme çalışanlarının maaşını aylık 300 lira ile sınırlıyorlar, mebus maaşı da 350 lira.  Her İstiklâl Mahkemesi ketebe ve müstahdemin maaşatı asliyesi şehrî (aylık) üç yüz lirayı geçmeyecektir. Diyorlar.)

    Eğlence ve Özel Tüketim Vergisi Çıkıyor. Sf. 154

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 54, Celse: 1, – Sf. 146 ile 164 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 54, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Türkiye ile SSCB Arasında Akdolunan (İmzalanan) Tarafsızlık Antlaşması;

    Türkiye Cumhuriyetiyle, İçtimaî (Sosyal) Şuralar (Danışma Meclisleri, Çalıştaylar) Cumhuriyetleri İttihadı (Birliği) Hükümeti arasında imza olunan bitaraflık (tarafsızlık) muahedenamesiyle (antlaşmasıyla) merbutu (buna bağlı olan) üç protokolün tasdiki hakkında;

    Haricîye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “Türkiye Cumhuriyeti ile Rus İçtimaî (sosyal) Şûralar (Danışma Meclisleri) İttihadı (birliği) Cumhuriyeti arasında Paris’te 17 Kânunuevvel 1925 tarihinde imza olunan muahedenameyi akdetmiştir. Filhakika (gerçekte) dost Sovyet Rusya’sıyla Hükümeti Cumhuriyemiz arasında carî (yürürlükte) olan münasebatı veratkârane Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Rusya Şuralar Federatif Sosyalist Cumhuriyeti arasında tevessü (genişleme, yayılma) ve istilâ (ele geçirme) siyasetine karşı olan mücadelelerindeki tesanütlerini (dayanışmalarını) ve iki milletten her birine vaki olan müşkülâtın (meydana gelen zorluğun) diğerinin vaziyetini de (durumunu da) vahim (kötü) kılacağını bilmüşahede (görerek, müşahede ederek, şahit olduklarından) aralarında daima münasebatı muhadenetüâranenin (antlaşma ortamında olmanın) ve her iki milletin menafii mütekabilesine müstenit (karşılıklı menfaatlerine dayalı) devamlı revabıtı dostanenin (dostlukla dayanışmanın) caykir (geçerli) olmasını görmek arzusuyla mütehassıs (hassasiyet sahibi, çok memnun) olarak 16 Mart 1921 tarihide Moskova’da akdedilen muahedename (antlaşma) ile tespit edilmişti. Binaenaleyh hedefi sulh ve müsalemet (selametlilik) olan bu vesikai düveliyenin (devletlerarası belgenin) lütfen ve hemen tasdik burulmasını Heyeti Celile’nizden istirham ediyorum. (Bravo sesleri, alkışlar). Sf.150

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 54, Celse: 1, – Sf. 146 ile 164 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1998): Acele tasdik edin diyor, alkışlıyorlar, çok memnun oluyorlar, SSCB’nin yayılmasından korktukları için bu antlaşmayı çok seviyorlar.

  •     25 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 45, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şeker İnhisarı (tekeli) Hakkında Kanun

    Madde 1. Türkiye’ye şeker ithali Hükümetin tahtı inhisarındadır (tekeli altındadır). 5 Nisan 1341 tarihli kanun mucibince (gereğince) memleket dâhilinde tesis edilecek (kurulacak) olan şeker fabrikalarının istihsalâtını (üretimlerini) Hükümet, hariçten celp ettiği (dışarıdan getirttiği) şekerin beşinci maddede muharrer (yazılı) maliyet fiyatıyla satın almağa mecburdur. 

    Madde 2. Bulama lokum, alelumum (bütün) şekerlere ve haiviyat, şekerli şuruplar, meşrubatı küuliyeden (alkollü içeceklerden) olmayarak esası şeker olan içkiler, meyve şekerlemeleri, çikolata ve emsali (benzeri) şekerli mevaddın (maddelerin) memlekete hariçten ithali inhisar (tekel) idaresine aittir. İhtiyacatı tıbbiyeden (tıbbi ihtiyaçlardan) olan ve listesi Maliye ve Sıhhiyi Vekâletlerince müştereken tasdik edilen (onaylanan) şekerli mevaddın (maddelerin) bersabık (eskiden olduğu gibi) gümrük ve istihlâk rüsumuna (tüketim vergisine) tabi olarak ithali serbesttir. (Tartışmasız kabul edildi.)  

    Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun;

    Madde 1. Dâhili memleketteki alım ve satımı tamamen serbest olmak üzere Türkiye’ye petrol ve benzin ithali hükümetin tahtı inhisarındadır (tekeli altındadır).

    Madde 2. Kuvvei muharrike makinalarında (kuvvet makinelerinde) kullanılan mazot, paküre ve emsali gibi (benzeri) petrol müştakkatı (kat edilmişi, kesilmişi, türevi, türetilmişi) inhisara (tekele) tâbi değildir. 

    Muhtar Bey (Trabzon); “…Böyle ihtiyacatı zaruriyeden (zorunlu ihtiyaçlardan) olan eşyaya zam yaparak fukara ahaliye bâr (yük) olacak vergilerle memleketi idare etmek doğru bir şey değildir. Petrol hasis (özellikli) bir maldır. Menşeinde (kökeninde) maliyet fiyatı altmış para veya iki kuruştur. Bunun maliyet fiyatına bütün muamelât (işlemlerin) fiyatını da ilâve ederek tüccara satacağız. Tüccar da buna bittabi (tabii ki) kâr ilâve edecek, bu suretle memlekette bilhassa bunlara muhtaç olan fukara halka gadretmiş (kötülük etmiş) olacağız. Varidatı (gelirleri, varlıkları) çoğaltalım diye petrolün kilosuna birden sekiz kuruş zammetmek bendenizce (bence, bana göre) hiç doğru olmayan bir şeydir. Bu maddenin kabul edilmemesini istirham ederim. Altmış para falan zam yapılmalı.” Sf. 253   

    Dr. Adnan Adıvar Sağlık Durumunu Gerekçe Göstererek Milletvekilliğinden İstifa Etti.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 45, Celse: 1, – Sf. 241 ile 270 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  14 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 41, Celse:1, İkinci Reis Vekili İsmet Bey

    Halkın Seçtiği Vilayet Meclisi İle İlgili Kanun Maddesi Değiştirildi, Merkeziyetçi İdare Kuruldu;

      Madde 1. İdarei Umumiyei Vilâyat Kanununun 62’nci maddesi berveçhiati (aşağıdaki gibi) tadil edilmiştir (değiştirilmiştir). Vilâyetlerde idare heyeti vali, muavin, defterdar veya muhasebeci, tahrirat (yazı işleri), umuru hukukiye (hukuk işleri), maarif (öğretim), nafıa (bayındırlık), sıhhiye (sağlık), ziraat, ticaret müdürlerinden veya onların vazifelerini gören memurlardan teşekkül eder (oluşur). İdare heyetine vali veya muavini, muavin bulunmayan yerlerde valinin heyet meyanından (arasından) tevkil (vekil) edeceği zat riyaset (başkanlık) eder.  

    Madde 3. Meclisi İdarenin müntahap (seçilmiş) azasına (üyesine) mevdu vazaif (verilmiş görevler), Hükümet tarafından vuku bulacak talep ve maslahatın (işlerin) icabına göre, belediye heyetlerinin kendi azaları meyanından (arasından, içlerinden) intihap edecekleri (seçecekleri) zevat (zatlar, kişiler) tarafından ifa olunur. İntihabı Mebusan Kanunu (meclis seçimleri kanunu) mucibince (gereğince) meclisi idarenin müntahap azasına (seçilmiş üyelerine) ait vazaif (görevler), mecâlisi belediyece (belediye meclislerince) ifa edilir (yerine getirilir).”

    (Tartışmasız kabul edildi.) Sf. 158

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 41, Celse: 1, – Sf. 151 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 38, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Musul Meselesi Hakkında Beyanat ve Görüşme;

    Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “… Bu çok mühim (önemli) meselemizin halli hususunun Lozan Muahedenamesi (anlaşması) üçüncü Maddesiyle Lozan Muahedesinden sonraya kalmış olduğu ve şayet (eğer) muayyen (belirli) bir müddet zarfında (zaman içinde) Büyük Britanya Hükümeti ile aramızda Doğrudan doğruya bu bapta (konuda) itilâf (uzlaşma) olunamadığı halde ihtilâfın (anlaşmazlığın) Milletler Cemiyeti Meclisine arz edileceği malumunuz idi (biliyordunuz). Filhakika (hakikatte, gerçekte) bu büyük meselemiz son iki sene zarfında Milletler Cemiyeti Meclisince dört defa müzakereye (görüşmelere) kondu. Ve Hükümeti Cumhuriye (Cumhuriyet Hükümetimiz) Haliç Konferansının mevzuuna (konusuna) temas etmeksizin (değinmeksizin) dağıldığını ve Büyük Britanya Hükümetinin her ne suretle olursa olsun bu ihtilâfı (anlaşmazlığı) mutlaka ve bir an evvel Milletler Cemiyeti Meclisine götürmek istediğini de görmüyor değildi. Ancak Büyük Britanya Hükümeti ile aramızda mevcut kalan bu yegâne (tek) ihtilâfın (anlaşmazlığın) tercihan iki hükümet arasında veya Milletler Cemiyeti Meclisinin tavassutuyla (destekleri, tavsiyeleriyle) hüsnü suretle hallini (güzellikle hallolmasını) istediğimiz cihetledir ki mutadımız veçhile (alışkanlığımız üzere) azamî (en çok) hüsnüniyet ibrazında (iyi niyet göstermeye) devam edildi. Uysallık gösterildi. Esasça Musul meselesinin müzakeresinde manda mefhumunun asla varit olamayacağını heyeti murahhasa (özel temsilciler heyeti) Milletler Cemiyeti Meclisinde müdellelen (kanıtlı) serdü beyan etti (açıklama yaptı). Zati mesele Musul Vilâyetinin hukuku hükümranisinin yekdiğerine (bir diğerine) temas etmeğe başladığı noktada muvafık (uygun) bir hudut bulmaktan ibaretti. Yahut Musul Vilâyeti halkının reylerine (oylarına) müracaat ederek ekseriyeti ârâsı (çoğunluğun oyu) ile izhar edecekleri (açıklayacakları) arzuya göre münazâunfih (tartışma konusu) arazinin ciheti aidiyeti (nereye ait olduğu) dahi müzakereye vazedilerek (tartışılarak) iki tarafın yekdiğerine emniyeti mucip (güveni oluşacak) olabilecek şekil ve şerait altında bir hudut bulmaya çalışmaktı. Çünkü Türkiye Devleti hukuku hükümranisinden (egemenlik hukukundan) ancak ve ancak alâkadar (ilgili) halkın reylerine (oylarına) tevdi suretiyle (verilmek sureti ile) feragat edebileceğini (vaz geçebileceğini) beyan etmişti. Bu arada Hükümeti Cumhuriye’ce, İngiltere Hükümeti ile bu meselenin resmî alâkadarları (ilgilileri) arasında hal (çözüm) için fırsat aramaktan ve bu gayretin daima ret gördüğünden bahsetmeye mecburum. Sf. 90 -91 Bu bapta (konuda) temas devam ettiği ve vaziyet henüz tamamıyla tebellür etmemiş (billurlaşmamış, açıklık kazanmamış) bulunduğu cihetle şimdilik daha fazla izahatta (açıklamada) bulunamayacağım. Yalnız şu kadar söyleyebilirim ki meselenin esasını teşkil eden münazaanfih (tartışmalı) arazide tarafeyn (taraflar) için kabili kabul (kabul edilebilir) bir hudut etrafında itilâfa (anlaşmaya) vasıl olmak (ulaşmak)  başlıca emelimizdir. Binaenaleyh arz ettiğim temas neticesinde bir müzakere açılırsa müzakerenin neticesini ancak Büyük Britanya Hükümetinin hini müzakerede (görüşmeler sırasında) beyan edeceği teklifleriyle kabul edeceği tarzı müzakere (görüşme biçimi) tahmine medar olacaktır…” 

    Musul Görüşmelerine Devam; Büyük Tepki Var, Durumu Anlayanlar Var; 

    Ekrem Bey (Rize); “Erbil’de Belediye Reisinin evinde yemek yemiştim. Kendimi Yeniçeri zamanındayım zannettim. Hatta o zaman o mıntıkada bulunan Avusturya ve Almanlar eski bir Türk Vilâyetini görmek için Musul Vilâyetine gitmek lâzım geldiğini bana çok defa söylemiştiler. Şimdi görüyoruz ki arkadaşlar, İngiltere Hükümeti öz bir Türk vilâyeti olan Musul Vilâyetini zapt etmek istiyor. İngiliz Hükümetinin bir yeri zapt etmek istemesi garip bir şey değildir. Çünkü o her zaman ve her yeri zapt etmek ister. Tarihin gösterdiği vukuata nazaran (olaylara göre) o, haktan ziyade (çok) kuvvet önünde eğilir ve onunla ekseriya (genellikle) siyasî temaslar, ziyaretler beyhude (boşuna) yorgunluğu mucip olur (getirir). Cemiyeti Akvam Meclisi nihayet hakikaten mühim ve ciddî bir rol ifa eder gibi şu kararı verdi: İngiltere lütfen 25 sene Irak’ı idare etmeli; zahmetine katlanırsa hukuken Türklere ait olan Musul’un Irak’a yani İngilizlere verilmesi muvafıkmış (uygunmuş). Eğer İngiltere bu zahmete katlanmazsa o zaman Musul Türklere verilebilirmiş; (Handeler) Bir milleti ve cihan efkârı umumiyesini (dünya kamuoyunu) aldatmak için hu kadar basit yapılan bir muameleye (işleme) karşı insan gülmekten ve asabileşmekten kendini alamıyor. Cemiyeti Akvamı (Birleşmiş Milletleri) teşkil eden (oluşturan) devletler kendi menfaatlerini onun delaletiyle (yol göstericiliği ile) temin edeceklerini zannederek İngiltere’nin arzularını yapmak için tehalük gösteriyorlar (can atıyorlar). Fransa politikası müstakil imiş (bağımsızmış). Buna benim inanmaklığım müşküldür (zordur). Filhakika bir müstakil kralın idaresindeki millet efradı kendi evinde ve aile hususatında (özelinde) hürdür. Fakat o krala karşı esirdir. Fransız milleti Fransa dâhilinde hürdür. Fakat Fransa politikası İngiltere’ye karşı tamamıyla esir bir vaziyettedir. 130 Sene evvel Fransız Meclisinden «İngilizlere karşı kanun» unvanlı bir kanun çıktı. O zamanki hükümet Fransa Meclisine bu kanunu teklif ederken şu suretle hitap ediyordu: “Vaktiyle Romalılar Kartacalılara karşı nasıl kin taşıyorlarsa bugünün bir Kartacası olan Londra Hükümetine karşı ilelebet kin taşımayı çocuklarınıza öğretiniz.”  Sulhu daimiden bahsedebilmek için behemehâl İngiliz ihtirasının İngiliz emperyalizminin nihayet bulması lâzım gelir.”

    (Şeyh Sait isyanı ile ilgili hiç bir ima yok, Musul’un kaybedilmesinde Sait İsyanının etkisi çok sonradan konuşulmuş.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 38, Celse: 1, – Sf. 93 ile 97 arası) kitabından birebir alınmıştır.