Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Yunan Tarafından Yakılan Okulların İhyası Hakkında Bir Taslak Görüşülürken, Ormanlarımızın Yağması Hakkında Kanunlardan Söz Ediliyor;

    Muvazenei Maliye (bütçe) Encümeni Reisi Mustafa Abdülhalik Bey (Çankırı); “Büyük Millet Meclisi’nin iki tane kanunu vardır ki birisi 31 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli kanunda: düşmandan istirdat edilecek (kurtarılacak) olan mahaller ahalisine (halkına) kanunun dördüncü maddesinde muharrer (yazılı olan) tahrip ve ihrak edilen (tahrip edilen ve yakılan) mebaninin (binaların)  inşası için miri (devlet malı olan) ormanlardan usulü dairesinde kat ettirilecek (usulüne uygun kesilecek) keresteler orman resminden (vergisinden) muaftır (affedilmiştir). İkincisi meccanen (bedelsiz olarak) kereste kat’ına (kesilmesine) müsaade itasına (müsaade verilmesine) dair 18 Haziran 1338 (1922) tarihli kanun ilki;  vilâyatı garbiyenin (batı vilâyetlerinin) istirdadından (kurtarılmasından) sonradır.”

       Bu kanunun birinci maddesinde: “Harik (yangın), seylâp (sel), hareketi arz (deprem) ve ahvali harbiye (savaş hâli), isyan mıntıkai (isyan bölgesinde) harp ittihazı hasebiyle (çatışmalar sebebiyle) vuku bulan tahribat ve istilâdan mütevellit (kuşatmadan dolayı) ‘ilh… Meccanen (bedelsiz) kat’ına (kesilmesine) müsaade olunur.” deniyor” Sf. 320  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Matbaa Alât ve Edevatı ile Kitap ve Gazete Kâğıtlarının Gümrük Resminin İstisnasına (Gümrük Vergisinin Alınmamasına) Dair 9 Kânunuevvel 1336 (1920) Tarih ve 71 Numaralı Kanunun İkinci Maddesinin İlgası (Kaldırılması) Hakkında Kanun;

    Madde 1. Gazete ve kitap kâğıtları ile matbaa alât ve edevat ve levazımatının (gerekli malzemelerinin) gümrük ithalât (dış alım) resminden (vergisinden) muafiyetine mütedair olan 9 Kânunuevvel 1336 (1920) tarih ve 71 numaralı Kanunun ikinci maddesi mülgadır (kaldırılmıştır).  Sf. 318

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Zamir Bey (Adana); “Muhterem arkadaşlar; on üç sene evvel Adana’nın elektrik imtiyazını (ayrıcalığını) mühendis Osman Vehbi Bey namında bir zat alıyor, aradan bu kadar zaman geçtiği halde henüz ufak bir işe bile teşebbüs etmemiştir (girişmemiştir). Bilhassa (özellikle) takririmde arz ettiğim veçhe (önergemde belirttiğim) üzere şu asrı medeniyette her memlekette, her taraf, bütün cihan elektrik kuvvetlerinden istifade ederken Adana gibi iktisadî sahada büyük bir faaliyet gösteren bir memleket bugün maalesef geceleri zulmet (derin karanlık) içindedir. Adana, on bin hanedir, her hanenin yüz dirhem gaz sarf ettiğini göz önüne getirdim. Bu hanelerin tabiî büyük olan kısmı da vardır. Yevmiye (günlük) 600 liralık gaz sarfiyatı yapılıyor ki senede, 300 bin lira tutuyor. Memlekette 10 – 15 tane de fabrika vardır. Kısmı küllisi (tamamı) gaz ve benzin ile müteharriktir (tahrik edilir, çalıştırılır), bunlar da bu kadar sarfiyat yapıyor. Şu halde senede 600 bin liramız dışarı çıkıyor. Arkadaşlar memleketimizde mükemmel elektrik istihsaline (üretimine) kabiliyetli nehirlerimiz vardır, hem de bir tane değil, üç tanedir. Bittabi (tabii ki), Osman Vehbi Bey bu imtiyazı (ayrıcalığı, tekel yetkisini) aldığından dolayı memlekette, ne bir millî şirket teşekkül edebiliyor (kurulabiliyor) ve ne de bu tabiî kuvvetlerden istifade etmek (yararlanmak) imkân dâhiline giriyor. Bunun için muhterem Nafıa Vekili Beyefendiden bir sual takriri yazmıştım ve kendilerinden soruyordum, 13 seneden beri devam etmekte olan Osman Vehbi Beyin imtiyazı daha kaç sene Adana’nın üzerinde devam edecektir? Anlamıyorum ki, bu memleket de 13 seneden beri ufak bir iş yapmayan ve taş taş üzerine koymayan bir adam, eminim ki yirmi sene daha geçse hiç bir şey yapamayacaktır. Bu adam, her sene bir proje getirir ve yapıyorum, ediyorum der, neticede bakarsınız bir şey yok. Biz bunu ne zamana kadar bekleyeceğiz ve bu millet ne zamana kadar bekleyecek? Onun için muhterem Vekil Beyden çok rica ederim. Bilhassa bugün bulundukları makamı itibariyle en çok ticaret işlerinde ihtisasları (uzmanlıkları) vardır. Bunun memlekete ne kadar çok zararı vardır. Bunu bir defa gözünün önüne getirsinler ve bu hususta çok rica ederim, buna bir çarei acil (acil çare) bulsunlar, kendilerinden çok rica ederim, bu memleketi Osman Beyin ihmalinden kurtarsınlar. Sf. 315

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     26 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 31, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Alafranga Saat Uygulaması Kanunu Görüşülüyor; Saatlerin Yirmi Dörde Taksimi (Bölünmesi) Suretiyle İstimaline (Kullanılmasına) Dair Numaralı Kanun Lâyihası ve Encümeni Mahsus Mazbatası; 

    Muhtar Bey (Trabzon); “..Hatta Osmanlı İmparatorluğu zamanında Rumeli’nin bir kısmı Avrupa vasati saatine (orta saat dilimine) tesadüf ettiği (denk geldiği) için, Şark demiryolunun Selanik’ten Manastır’a kadar giden şimendifer hattı, Avrupa vasati saatiyle işler ve İstanbul saatine nazaran (göre) bir saat teehhürle (gecikmeyle) olan saatle muamele (işlem) görürdü, İstanbul saati bir saat evveli muamele (işlem) görürdü.  Bugün memleketimizin en Şark noktası olan Süleymaniye Sancağıdır. (Bravo sesleri) orada tamam İstanbul nısfınneharına (meridyene, boylama) göre 19 derece, İzmit nısfınneharına (meridyene, boylama) göre 18 derece 72 dakika bir farkla bir saat kullanılacaktır.”    

    Mahmut Nedim Bey (Malatya); “Efendim, 1914’te Avrupa’da beynelmilel (uluslararası) umumî (genel) bir kongre inikat etti (toplandı), Bu kongrede bütün milletler saatlerini Girinviç Rasathanesine nazaran (göre) tayin etmeyi (belirlemeyi) kabul ettiler.” Sf.269        

    Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti Dâhilinde günü yirmi dörde taksim eder saat kullanılır. Günün mebdei (başlangıcı) gece yarısıdır. 

    Madde 2. İzmit civarından geçip «Girinviç» e nazaran otuzuncu derecede bulunan nısfınnehar (boylam, meridyen) bütün Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esastır (asıldır). Sf. 275

    Rumî Takvimin İlgası (yürürlükten kaldırılması) İle Beynelmilel Takvimin Resmî Devlet Takvimi İttihazı (olarak kabulü) Hakkında Numaralı Kanun Lâyihası ve Encümeni Mahsus Mazbatası;

    Muhtar Bey (Trabzon); “.. Tarihin mebdei (başlangıcı) Milat olması meselesi 1332 (1916) senesinde mevzubahis (söz konusu) olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, hükümet bir kanun getirdi ve bu kanunda, beynelmilel kullanılan tarihi Milâdiyi (miladi takvimi) bizim de kabul etmemizi ve Rumî olarak kullanmakta olduğumuz Julyen takvimi yanlış olduğundan Giregoryen’e tahvil olunmasını (dönülmesini) istedi. Meclisi Mebusan ve Ayan’da (Osmanlı Senatosu, Padişahın seçtiği kişilerden oluşmuş) uzun uzadıya müzakerat (görüşmeler) cereyan etti. Hicreti Nebeviye’nin (peygamberin hicretinin) on sekizinci senesinde Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında tarih için mebde (başlangıç), hicreti nebeviye tespit edilmiştir (belirlenmiştir). O da (622) senei milâdisinin Temmuzunun 17 sine tesadüf ediyor ve bizim mebdei tarihimiz hakikatte milattan 622 sene farklı olunca bugün 1303 senesi olmak lâzım gelir. Hâlbuki hakikatte senei kameriye (ay yılı) ile senei şemsiye beyninde (güneş yılı arasında) on bir gün yirmi iki saat, şu kadar dakika, şu kadar saniye fark olduğundan, her otuz beş senede bir sene fark etmiş ve bu sene farkı teraküm ettiğinden (biriktiğinden) dolayı 1303 senesi olacağına 1342 senesi olmuştur. Devlet muamelâtında (işlemlerinde) hicrî ve kameri tarihi kullanmaktaki müşkülatı (zorluğu) Osmanlı İmparatorluğu dahi görmüş olduğundan dolayı, muamelâtı maliyesi (mali işleri) için malî bir takvim kullanmıştır. Lâkin devlet, muamelâtı tesmiyesinde (işlemleri isimlendirmesinde) gene kameri (ay takvimi) tarih kullandığı için 35 senede bir sene fark hâsıl ediyordu. Bunun için hâsıl olan bu farkı telâfi etmek maksadıyla o vakit bir seneyi atladılar. Meselâ, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1254 senesi yoktur. 1253 senesinden 1255 senesine atlamıştır. Şu halde gerek bizim için ve gerek dünya için fennen muayyen (bilimsel olarak belirli) olan hicret tarihini mebde (başlangıç) olarak kullanmak daha iyi olurdu. Çünkü: tarihi milâdi, milattan 600 sene sonra tespit olunmuş bir tarihtir. Yani tarihi milâdiyi, ayı ile günü ile kati olarak iyi bilen yoktur. Sf. 277   

    Takvim Kanunu;

    Takvimde Tarih Mebdeinin (başlangıcının) Tebdili (değiştirilmesi) Hakkında Kanun;

    Madde 1: Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde resmî devlet takviminde tarih mebdei (başlangıcı) olarak beynelmilel takvim mebdei (başlangıcı) kabul edilmiştir.

    Madde 2. 1341 senesi Kânunuevvelinin 31’nci gününü takip eden gün 1926 senesi Kânunusanisinin birinci günüdür. 

    Madde 3. — Hicrî, kameri takvimi kemakân (eskiden olduğu gibi) ahvali mahsusada (özel hayatta) istimali caizdir (kullanılması uygundur).

    Doktor Rıza Nur Bey (Sinop); “Şimdi teklif edildiği gibi fennen ayların ihtidalarının (dönüşümlerinin) tespit edilmesi kabul edilmiyor. Bu tespit edilir mi edilmez mi bilmiyorum? Mütehassısı değilim. Fakat heyeti celileye bir şey arz etmek istiyorum. Bu ahvali mahsusada (özel hayatta) bayram oluyor, her millet, herkes bayramının ne vakit hangi günde olacağını bir ay evvel, bir sene evvel bilir. Biz bilemiyoruz, çünkü hayatı içtimaiyeyi (sosyal hayatı) tebdil eden (değiştiren) mühim bir meseledir, tatil var, merasim var, birçok şeyler vardır. Bugün hazırlanıyoruz, ayı göremiyorlar, olmuyor, haydi öbür gün gene görülmüyor. Belki üç gün teehhür (tehir, gecikme) ediyor. Yahut hesap ediyoruz, Cuma günü diyoruz, haydi görmüyorlar, Çarşamba oluyor. Bazen de görmeden şahadet (şahitlik) ediyorlar. Haydi, bayram iki gün evvel oluyor. Hâlbuki daha bayrama hazırlanmamıştık. Efendim, bunun daha fenası var. Ecnebiler (yabancılar) adama bayramınız ne vakittir diye soruyorlar. Hâlbuki söyleyebilirseniz söyleyiniz, ne mahcubiyettir. Bu, Lozan’da bizim başımıza geldi. Karşımızdaki murahhaslar (özel temsilciler) bize bir cemile (güzellik, iyilik) yapmak için tatil yapacaklardı, bayramınız ne vakittir diye bize sordular. Bizde söyleyemedik, çok ayıp oldu. Heyeti Celile’den çok rica ederim, Allah aşkına bu tespit edilsin.”  Sf. 279   

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 31, Celse: 1, – Sf. 269 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     24 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 30, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Erzurum’daki Sıkıyönetim Kalktı.

    Basın ürünlerini gümrük vergisinden muaf tutan (gümrük vergisinin alınmamasını sağlayan) kanun ilga edildi (yürürlükten kaldırıldı).

    (Basına ekonomik baskı uygulaması başladı.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 30, Celse: 1, – Sf. 248 ile 262 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 28, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstanbul Mebusu Edip Servet Bey Musul Meselesini Ne Yaptınız Diyor;

                          Riyaseti Celile’ye

      Meclisi Akvam’ın (Birleşmiş Milletlerin) Musul Vilâyetimiz hakkında vermiş olduğu haksız karar için Hükümetimizin ne gibi mukabil (karşılık) bir karar ittihaz ettiğinin (karar aldığını) hemen bu celsede Başvekil Paşa Hazretleri tarafından izah ve beyan buyurulması rica ederim efendim. 21.12.1341

                                                                   İstanbul Edip Servet” 

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Edip Beyefendinin sualine arzı cevap ediyorum. Bu mesele için Meclise arz olunacak etraflı malûmatı (geniş bilgilendirmeyi), Büyük Meclisin, Baş murahhasımız (baş delegemiz, baş özel temsilcimiz) ve Hariciye Vekilimizden dinleyeceğini tahmin ediyorum. Bu sebeple Hariciye Vekilimizin avdetini (dönüşünü) bekliyoruz. (Muvafık sesleri) Sf. 202

    Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey İstifa Etti;

    Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

    İstanbul Mebusu Hamdullah Suphi Reyin ahvali sıhhiyesi (sağlık durumu) hasebiyle vuku bulan istifasına mebni (dayalı) inhilâl eden (boşalan) Maarif Vekâletinin, Başvekâletin intihap (seçmesi) ve işari (belirlemesi) veçhile (üzere), İzmir Mebusu Necati Bey’e tevdii (verilmesi) tasdik edilmiştir. Keyfiyeti Meclisi Âli’nin ıttılaına (bilgisine) arz eylerim efendim.

                          Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal” 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 28, Celse: 1, – Sf. 200 ile 224 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     12 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 23, Celse:2, Reis Kâzım Paşa

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Muhterem efendiler; dâhilî hadiseler olarak son günlerde tezahür eden (ortaya çıkan) münferit (bireysel) irtica vakaları (gericilik olayları) hakkında arzı malumat (bilgi vereyim) edeyim: Malumuâlinizdir (bilginiz vardır) ki Sivas’ta bir hadiseden bahsetmiştim. 14 Teşrinisani’de (Kasım’da) Sivas’ta bir beyanname (bildiri) yapıştırmışlardır. Bu beyannamede Mebusların bu sefer Meclis’e çok dolgun bir halde gittiklerinden ve Meclis açılır açılmaz hükümete muhalif mebusların 170 kişiye baliğ olduğundan (ulaştığından) bahs olunuyor ve şapkadan dahi bahsederek tahrikâmiz (tahrik edici) bir takım beyanat yapılıyor. 14 Teşrinisani’de Sivas’ta vuku bulan hadise bundan ibarettir. 22 Teşrinisani’de (Kasım’da) istiklâl Mahkemesi Kayseri’de bulunurken Ahmet Hamdi Efendi isminde birisi bulunuyor. Mekkeli olduğunu iddia eden bu efendi, bir müddet evvel (bir süre önce) uzun bir seyahat güzergâhı (yolu) takip ederek Kayseri’ye gelmiş, bunun bir propagandası keşfedilerek mahkemeye verilmiştir. 24 Teşrinisani’de Erzurum’da olan hadiseyi zamanında Heyeti Celile’nize arz etmiştim. Hadise, Gâvur İmam isminde bir hoca ile Hoca Osman isminde birinin ön ayak olarak, diğer bir takım hempalarıyla (yandaşlarıyla) beraber makamı vilâyeti tehdit ve gürültüler etmeleri gibi tahrikât (tahrikler) ile başlamıştır. 25 Teşrinisani’de Rize’de bir hadise oldu. Bir iki hocanın delaletiyle (aldatması ile), orada dinsizliğe doğru gidiyoruz, Hükümeti dinsizlikten menetmelidir, iddiası altında bir hareket yapılmak istenildi. Bu vaka da derhal bastırıldı, ileri gelenler derdest olundu (tutuklandı), mahkemededirler, İstiklâl Mahkemesi bugün Rize’de bulunuyor neticesini (sonucunu) göreceğiz. 26 Teşrinisani’de (Kasım’da) Maraş’ta İbrahim Hoca isminde birisi camide bir kısım halkı topladıktan sonra hükümet merkezine karşı bir nümayiş (gösteri) yapmak teşebbüsünde (girişiminde) bulundu. O gün hadisenin ileri gelenleri tevkif olundu (tutuklandı) ve peyderpey (zaman zaman) tevkif olunmaktadırlar. Bunlar kısmen mahallî (yerel) mahkemededirler ve bir kısmı da Ankara İstiklâl Mahkemesine sevk olunuyor. 4 Kânunuevvel’de de (Aralık’ta da) Giresun’da Şeyh Muharrem isminde bir hocanın delaletiyle (aldatmasıyla) bunlar gibi hareket yapmak istiyorlardı. Şeyh Muharrem tevkif olundu. İleri gelenler takip edilmektedir. Bu irticaî teşebbüsler ve hareketler içinde her yerde müşterek (ortak) olan bir takım propagandalar vardır ki, bunları da arz edeyim: Meselâ; dul kadınlar toplanıp Rusya’ya sevk olunuyor gibi.. Hadisatı (olayları) mahsus tarihleriyle (onlara has tarihleri ile) ve hulâsaten arz ettim (özetleyerek sundum). Hepsi, bir kaç gün içinde, memleketin muhtelif yerlerinde tezahür eden (ortaya çıkan) vukuattır (olaylardır). İsmet Paşa ölmüştür deniliyordu, Öldürülmüştür, filan tarzındadır. 24 Teşrinisani’de Erzurum’da vuku bulan hareketten 10-15 gün evvel Hacı Osman hariçten gelmiştir, Kayseri’de işe teşebbüs eden (girişen) Ahmet Hamdi’nin uzun bir seyahatten sonra Kayseri’ye geldiğini arz etmiştim. Giresun’da vukuat çıkaran Şeyh Muharrem, sıcağı sıcağına hariçten gelmiştir. Sf;110 Fakat propagandaların müttehit (birliktelik) noktaları, hariçle olan teması (dışarı ile olan ilişkisi), zamanla olan vahdet (eş zamanlı olması); heyeti umumiyesinin (tamamını) bir merkezden idare edilmekte oldukları kanaatini mahkemelere telkin etmiştir

      Başvekil İsmet Paşa (Malatya – Devamla) (Şeyh Sait İsyanı’ndan da söz ediyor); “Hazro’da, Garzan’ın şimalinde 7 Kânunuevvel’de bir askerî kıtamıza cephane götüren kafileye eşkıya taarruz ettiler (saldırdılar). Ondan sonra Hazro kasabasında bulunan bölüğümüze taarruz ettiler (saldırdılar). Hareket 7 Kânunuevvelde başladı ve Garzan ile Hazro etrafında bulunan mıntıkada (bölgede) hassasiyet ve müsellah (silahlı) harekât baş göstermek istedi. Mahiyeti (içeriği) ve isyanın derecei kuvveti (gücünün derecesi) ilk anda tahmin edilemiyordu. Fakat bugüne kadar olan vaziyet ve tedbir ile gerek Hazro civarında bulunan asilerin ve gerek bunların etrafında bulunanların oldukları yerlerde, sureti katiyede (kesin biçimde), hâkimiyet temin edilmiştir. Hazro’da bulunan bir bölüğümüzü muhasara etmişlerdi (kuşatmışlardı). O civara gelmekte olan bir jandarma alayı yolda idi. Asiler bunu karşılamak istediler, fakat asiler dağıldı, Hazro merkezine girildi, bölük kurtarıldı. Bu hareket; 7 Kânunuevvelde, yani Cenevre’de Musul meselesinin müzakeresine başlandığı bir sırada sahai isyanda (isyan bölgesinde) yeniden bir isyan parlatmak teşebbüsü (girişimi) mahiyetinde (içeriğinde) telâkki olunabilir (düşünülebilir). Bir noktayı daha Meclisi Âli’nin nazarı dikkatine arz etmek isterim. Geçen seneki isyanı tepelemek için nerelerde seferberlik yapılarak kıtaat (Askerî birlikler) sevk olunmuştur? Sivas’tan, Adana’dan, Erzurum’dan, Giresun’dan ve Rize’den seferberlik yaparak kıtaatı sevk etmiştik. İrticaî (gerici) hareketlere karşı halk umumiyetle (genellikle) her yerde amik (derin) bir nefret ve hiddet gösterdi, (Alkışlar). Tevkif edilenler hakkında aldığım son malumata (bilgiye) göre bazı rakamlar söyliyeyim. Sivas’ta 12 mahkûm 2 nefiy (sürgün) vardır. Erzurum’da 32 mahkûm vardır. 10 kişi Ankara’da muhakeme edilmek üzere mevkuftur (tutukludur). Rize’de 33 mevkuf (tutuklu) vardır. İstanbul da bir kişi tevkif edilmiştir. Bazı adamlar daha tahtı nezarete (gözaltına) alınmıştır. Maraş’ta 39 kişi derdest olunmuştur (yakalanmıştır).” Sf.116

    Musul meselesi hakkında çok ayrıntılı izahat var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 23, Celse: 1, – Sf. 93 ile 120 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 21, Celse:1, Reis Vekili Refet Bey

    Yerli Kumaştan Elbise Dikilmesi Hakkında Kanun;

    Yerli Kumaştan Elbise Giyilmesine Dair Numaralı Kanun Lâyihası (önergesi) ve Ticaret Encümeni Mazbatası;

    Besim Atalay Bey (Aksaray); ” .. Bugün bu memlekete turşu bile Avrupa’dan geliyor. .. Size Maraş’ı işhad ederim (şahit gösteririm). Vaktiyle beş yüz dükkândan ibaret ipek tezgâhı dükkânlarından bugün beş dükkân kalmamıştır.  Geçen sene Ticaret Bütçesi münasebetiyle arz etmiştim. Her sene muntazaman (düzenli olarak) yüz kuruş gidiyor. Geçen sene bugünlerde İngiliz lirası sekiz yüz bu kadar iken, bugün 910 – 915 – 920 arasında yuvarlanıyor. (Enflasyon var.)  Bugün istihsâl edilen (üretilen) 2,5 milyon metre kumaştır. Bilirsiniz ve takdir edersiniz ki, sermaye cıvadan cevval ve havadan da kaçkın bir şeydir.” Sf. 66

    Zekî Bey (Gümüşhane); “Bir kanun yaparak memleketin Heyeti Umumiyesine (herkse, tamamına) şunu giyeceksin diye ısrar ederek giydirmek kolay değildir. Mevcut varsa giydirilebilir. Fakat yoksa o kanun ancak bizim kâğıtlarımız için de ve dosyalarda kalır. Bugün hepimiz arzu ederiz ki, memleketimiz diğer devletlere numunei imtisal (kendi işini yapma konusunda örnek) olarak kendi mamulâtını (ürettiklerini) giysin. Bunu arzu etmeyen fert yoktur. Fakat elimizde mevcut olan fabrikalar kâfi midir (yeterli midir), değil mimidir? Bunu nazarı itibara (göz önüne) almalıyız.”

    Besim Atalay Bey (Aksaray); “İki buçuk milyon metrelik kumaş istihsal edildiğini (üretildiğini) dinlemediniz mi?”

    Zeki Bey (Gümüşhane); “Dinledim… Bugün Karamürsel fabrikasının kuvvei imaliyesi (üretim gücü) senevî (yıllık) 450 bin metre kumaştır. Hâlbuki bu fabrikaya nispeten (oranla) Hereke daha ziyade (fazla) kudreti imaliyeye (üretim gücüne)  maliktir (sahiptir). Maatteessüf (üzülerek belirtiyorum ki) bu kudreti imâliyeyi sarf edecek (kullanacak, harcayacak) elde ne pamuk vardır? Sf. 66 Hâlbuki bizim yünümüz velev ki biraz sert dahi olsa, elimizde bir filâtor makinesi olsa, bu gibi müesseseler (kurumlar) kendilerine lâzım olan trikotaj ipliği ihzar eder (hazırlar). İş ipliğin bükülmesindedir. Bu iplik bükecek makineler bizim elimizde bulunmadıkça daima, kendi muhitimizde imal edilen kumaşlar için muktazi (gereken) yünleri Avrupa’dan masuralar üzerine sarılmış iplik halinde getirtmek mecburiyetindeyiz. Kanun yapmak kolaydır ve lâkin bunları giydirmek müşküldür, çünkü vesait (araçlar) yoktur. Bunu temin için her vilâyet merkezinde lâakâl (en az) birer şube açmak mecburiyeti vardır. Bunun için de her şubeye gene lâakâl (en az) yirmi bin lira lâzımdır. Yekûnu üç dört yüz bin liraya varır. Fakat fabrikaların Heyeti Umumiyesi dört yüz bin liraya çıkar mı?”  Sf. 67

    Süleyman Sırrı Bey (Bozuk); “Süslü istemiyoruz, elde yapacağız ve o suretle giyeceğiz?”

    Zekî Bey (Gümüşhane); “Onu yapsanız çok memnun olacağız. Fakat zatıâlinizin bugün üzerinde bulunan elbise İspanyol kumaşındandır. Evvelâ zatıâliniz yapmalı ondan sonra söylemeli” Sf. 80

    Kanun kabul edildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 21, Celse: 1, – Sf. 60 ile 80 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     30 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 17, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ceza Kanununun 131’nci Maddesini Muaddel (Tadil Eden, Değiştiren) Kanun; (Üniforma inkılabı)

    Madde 1; Kanunu Ceza’nın (Ceza Kanununun) 131. Maddesi berveçhizir  (aşağıdaki gibi) tadil edilmiştir (değiştirilmiştir).  Türkiye Devleti tarafından nail ve mezun olmadığı nişanı takan (hak etmediği halde ve izin olmadan madalya takan) ve kendi rütbesinin mafevkinde (üzerinde) elbisei resmiye (resmi kıyafet)  veyahut hiçbir rütbe ve memuriyeti olmadığı halde üniforma telebbüs eyleyen (giyinen) ve Diyanet İşleri Riyasetine merbut (bağlı) dinî memurlara Hükümetçe tespit edilen kıyafeti hilafı salâhiyet (yetkisi dışında) ve mezuniyet iktisa eden (giyinen) eşhas (şahıslar, kişiler) üç aydan bir seneye hapsolunur.”

    Tartışmasız kabul edildi. Sf. 280

    Bir İnkılâp; Tekke, Zaviye (Küçük Tekke), Türbe Yasağı;

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının), Tekke, Zaviye (küçük teke) ve Türbeler Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi ve Adliye, Dâhiliye ve Muvazenei Maliye Encümenleri Mazbataları (Komisyonları Tutanakları);

    Refik Bey (Konya); “Kanun okunurken merakla dinledim. Kürsüi milleti (milletin kürsüsünü, milletin konuşma platformunu) suiistimal (kötüye kullanarak) ile kendisine siper ittihaz ederek (korunak yaparak) buradan milletin arasına nifak (ayrılık tohumları) ve şikak saçmak (bölücülük şeklinde düşmanlık saçmak)  isteyen ve geçenki kanun münasebetiyle (sebebiyle) milleti izlâle saî (milleti alçaltmaya çalışan) fikirleri kürsüi milletten neşretmek (milletin kürsüsünden yaymak)  isteyen Nurettin Paşa kendisi için müsait olan bu kanundan; istifade ederek (yararlanarak) yine kürsüi millete sığınarak yine milletin arasına bomba atacak mıdır? Fakat baktım Paşa yapacağını yapmış, maksadını istihsal etmiş (amacını gerçekleştirmiş), milletin kabul ettiği, hırzıcan ederek (sığınarak) giydiği şapkayı bahane ederek milletin arasındaki bir takım gafil ve masumları ifsat ve ızlâl edilmek (fesada vermek ve alçaltmak) için yapacağını yapmıştır. Bugünkü hâkimiyeti milliye gazetesinin neşrettiği gibi Sivas’ta ve Erzurum’da şurada burada bazı masumlar, sırf burada yapılan tahrik âmiz (tahrik edici) irticakâr (gerici) fikirlerin tesiriyle ızlâl edilerek (yoldan çıkartılarak) ahkâmı kanuniyeye (yasa hükümlerine) karşı hareket ederek mücrim vaziyetine (suçlu durumuna) düşmüşler, mahkûm olmuşlar, bunlardan bazıları idam bile edilmişlerdir. Nurettin Paşa da maksadını bu suretle istihsal etmiştir (elde etmiştir). İşte buradan soruyorum Paşa, tekkelerin, zaviyelerin, türbelerin şedidini teklif ettiğim kanunda bu maksadı irticakâraneniz (irtica işleriniz) için çok müsait bir zemini tahriktir (çok uygun bir tahrik ortamıdır). Niçin çıkıp da kendinizi burada bu vesileden bilistifade (yararlanarak) bir daha göstermiyorsunuz? ..Bu kürsüde kastı irtica (gericilik kastı) ile söylenen sözler muhakemesi noksan vatandaşları izlâl ve iğfal etmiştir (yoldan çıkartmış ve aldatmıştır).. Ne günahı vardır Sivas’ta asılan Necati’nin, ne günahı vardır Erzurum’da asılan bir kaç masumun? Geliniz Paşa, sizden sual ediyorum, sizinle konuşacak, milletlin dökülecek kanlarını soracak zamandayız. Geliniz, cevap veriniz.”  Sf.282

      İlyas Sami Bey (Muş); ” … Burada Meclisin sıyanet ve himayelerine (koruma ve kollamasına) bürünen ifsatkârlar (fesatlık çıkartanlar) kalıyor, millet onun kanını ödüyor. İçinizde oturan ve hıyanet ile fesat saçan bu adamlardır.” 

      Refik Bey (Konya); Arkadaşlar, o cinayeti, irtikâp eden adam buradan aldığı ilham ile Nurettin Paşanın takririnden aldığı cesaretle o cürmü (suçu) İrtikâp etmiştir (işlemiştir). Şu halde doğrudan doğruya o cürümün faili Nurettin Paşadır. Memleketin huzur ve sükûnuna kasteden takrir (önerge) sahibi Nurettin Paşadır. Eğer Nurettin Paşa’da zerre kadar vicdan, zerre kadar insaf, zerre kadar memleket duygusu, zerre kadar hayâ (utanma duygusu) olsaydı şimdi çıkar kendisini müdafaa ederdi (savunurdu). Bunun yeri burası değildir. İstiklâl Mahkemesidir, Zindandır. Necati’nin (Necati: Sivas’ta şapka isyanından asılan kişi) yanıdır. Açık Söylüyorum Sivas’ta, Erzurum’da dökülen kan Türk kanıdır; O Türk kanının akması doğrudan doğruya Nurettin Paşanın verdiği takrirden (önergeden) olmuştur “  Sf. 282

    İlyas Sami Bey (Muş); “Bir arkadaş ne olursa olsun itham edilmiştir (suçlanmıştır) ve en azamî bir cürmü vatanî ile (en büyük bir vatan suçu ile) itham edilmiştir. Çok rica ederim Meclisin nezahetini (temizliğini) muhafaza edelim (koruyalım). Kendisine müdafaa (savunma) vaziyetini verdik, söylemiyor. Binaenaleyh (bunun içindir ki) kendisinin sükûtu (susması, suskunluğu) Meclisi Âli’ye yalnız bir yol bırakmıştır, o da kendisini kolundan tutup kapı dışarı etmektir. Ya kendisini müdafaa etmelidir yahut başka yolu yoktur.  Dürüst, mertçe hareket budur.”

    2. Celse: Kâzım Paşa; Sf. 287  

    Tekke, Zaviye (Küçük Tekke) ve Türbeler Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi:

    Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde, gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin tahtı tasarrufunda (kullanımı altında) gerek suveri âharla (üçüncü kişiler tarafından) tesis edilmiş (kurulmuş) bulunan bilumum (bütün) tekkeler ve zaviyeler (küçük tekkeler), sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük (mülk edinme hakkı) ve tasarrufları baki kalmak üzere, kamilen (tamamen) sedd edilmiştir (kapatılmıştır).. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde (usulüne uygun olarak) filhal (halen) cami veya mescit olarak istimal edilenler (kullanılanlar) ipka edilir (yerinde bırakılır). Alelumum (genel olarak) tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, Babailik, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve kayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle (kullanımıyla)  bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ve kisve iktisâsı (kıyafet giyilmesi) memnudur (yasaktır). Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde selâtine ait veyahut bir tarikata veyahut cerri (kuran okutulması) menfaate müstenit (dayalı) olanlarla bilumum sair türbeler mescit ve türbedarlıklar mülgadır (kapatılmıştır). Sedd edilmiş (kapatılmış) olan tekke ve zaviyeleri (küçük tekke) veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler (yeniden yapanlar) veya ayini tarikat icrasına mahsus olarak (tarikat ayini yapılmasına özel olarak) velev muvakkaten (geçici olsa bile) olsa bile yer verenler, şeyh, derviş, mürit, tübedâr (türbe bakıcısı) unvanını taşıyanlar veya bunlara mahsus (özel)  hidamatı ifa (hizmetleri yapan) veya kıyafet iktisas eyleyen (kıyafet, üniforma giyen) kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdî (para cezası) ile cezalandırılır.” Sf. 291 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 281 ile 291 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   28 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 16, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Maliye Vekili Hasan Bey (Trabzon) Devamla; “.. Vardır, bendeniz de zeytinyağcıyım. İki bin zeytin ağacı da benim var.” Sf. 256  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 16, Celse: 1, – Sf. 249 ile 273 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 25 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 14, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şapka Kanununa Muhalefet Var; Nurettin Paşa’nın Takriri Okunuyor (1) 

    Refik Bey (Konya); “Bunu milletin başından alacak el hangi el ise millet onu daima kıracaktır.”

      Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

      1. Mebusini Muhteremden (saygıdeğer mebuslardan) bazı zevat (kişiler) taraflarından şapka iktisası (kullanılması) hakkında bu teklifi kanuni yapılırken vatanda bu hususta bir muamele (işlem) mesbuk değilmiş (geride kalmamış) gibi re’sen (doğrudan) bir teklifte bulunulmaktadır. Halbuki İcra Vekilleri Heyeti (hükümet) 2 Eylül 1341 (1925) tarihli ve 2413 numaralı bir kararname tanzim (düzenlemiş) ve bunda memurine şapka iktisası hakkında kanun mahiyetinde mukarrerat ittihaz (kararlar oluşturulmuş) ve neşir (yayımlanmış) ve tatbik etmiş (uygulanmış) ve ahaliye (halklara, halka) de teşmiline (yaygınlaştırılmasına) çalışmakta bulunmuştur…. 

      2. Mezkûr (söz konusu) teklifi kanunide (yasa teklifinde) Mebusini kiram hakkında kayıt vaz olunuyor (mebuslar da kayıt altına alınıyor). Malumuâlileridir ki, mebuslar memur değil doğrudan doğruya efradı halktandırlar. Hukuku tabiiyei ammeden (tabii halk hukukundan) fazla masuniyeti teşriiye (yasama dokunulmazlığı) ile de haizi tamamii hürriyet (tam bir hürriyete sahip) bulunmaktadırlar. Binaenaleyh (bundan dolayı) sıfatı vekâlete (mebusluk sıfatına) ve vaziyeti teşriiyeye (yasama durumuna) tevafuk etmeyen (uygun olmayan) ve mileli saire (diğer milletlerin) parlâmentolarında da mevcut bulunmayan böyle bir kaydın şayanı kabul (kabule değer) ve varit (söz konusu) olamayacağı tabiidir.

      3. Teşkilâtı Esasiye Kanununun (anayasanın) yüz üçüncü maddesi ‘Hiç bir kanun Teşkilâtı Esasiye Kanununa münafi (aykırı) olamaz’  diyor. Hâlbuki işbu teklifi kanuni (yasa teklifi) heyeti umumiyesiyle (bütünü ile) Teşkilâtı Esasiye Kanununa münafidir (aykırıdır). Zira: Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) üçüncü maddesinde ‘hâkimiyet (egemenlik) bilâkaydüşart (kayıtsız şartsız) milletindir’. Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun altmış sekizinci maddesinde ‘Her Türk hür doğar, hür yaşar’ Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmişinci maddesinde ‘şahsi masuniyet (kişisel dokunulmazlık), vicdan, tefekkür (fikir üretme faaliyeti), kelâm (konuşma), amel (çalışma), temenni ve tasarruf ilah., hak ve hürriyetleri Türklerin tabii hukukundandır’ Teşkilâtı Esasiye Kanununun yetmiş birinci maddesinde ‘ona, mal. İlâh.. Taarruzdan masundur’ Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmiş üçüncü maddesinde ‘işkence, eziyet, müsadere (devletin mala el koyması)  memnudur (yasaktır). Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmiş dördüncü maddesinde ‘hiç bir kimse hiç bir fedakârlığa icbar edilemez (zorlanamaz)’ Denilmektedir ki, âmmenin (kamunun) bu maddelerle müemmen (sağlam) olan hukuku tabiiyesi hilâfına (doğal hukukuna aykırı) hiç bir takyidat vaz edilemez (sınırlama getirilemez). Hürriyet ve serbestii fiil ve amelin kasır (kesilmesi) ve takyidini mutazammın (sınırlanmasını icap ettiren) olan böyle bir kanun lâyihasının (önerisinin) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun ruhuna mugayir (aykırı) olarak nazarı dikkate (göz önüne) alınması en vasi (geniş) ve mütekâmil hürriyeti idareyi mütekeffil (gelişmiş idari hürriyete kefil olmuş olan) olan Cumhuriyet Mefhumu ile bilhassa, tezat teşkil eder (karşıtlık oluşturur).

      4. Esbabı maruzaya binaen (bu gerekçelere dayanarak):

      a. Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na münafi (aykırı) olmasından dolayı işbu kanun lâyihasının red edilmesini,

      b. İcra Vekilleri Heyetinin (hükümetin) salâhiyeti kanuniyeleri (yetki kanunları) haricinde (dışında) ve Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na münafi nas (doğuştan aykırı) ve ahkâmı muhtevi (hükümleri içermekte) olup Takriri Sükûn Kanunu’na istinadı da gayrı mümkün olan (Takriri Sükûn Kanununa da dayanağı olmayan) 2 Eylül 1341 tarihli ve 2413 numaralı kararnamenin keenlemyekün addedilmesini (yok sayılması).

      c. Hukuku Esasiye (esas hukuka) ve Hâkimiyeti Milliye (milli egemenliğe) ve masuniyeti şahsiye (kişi dokunulmazlığına) hilâfında (aykırı olan) muamelenin (işlemin) halka âdemi tatbikinim temin (uygulanmamasının sağlanması) ve teyit buyurulmasını arz ve teklif ederim efendim.

                                    Bursa Mebusu Nurettin” Sf. 222 

    Refik Bey (Konya); “.. Necip milletimiz, bütün medenî milletlerin giymekte olduğu şapkayı da kendi serpuşu olmak üzere kabul etmiş ve temsil etmiş olduğumuz bu necip millet, herkese takaddüm etmek (herkesin önüne geçmek) şartıyla inkılâbın (devrimin) en şerefli ve en kuvvetli adımını bir defa daha atmıştır. (Bravo sesleri).  Arkadaşlar, bendeniz burada Nurettin Paşa’nın takririni (önergesini) dinlerken hayatı teşriiyeye (yasama hayatına) henüz dâhil olan Paşa’nın bu hususta da çok acemi olduğunu derhal anladım. Müsaadenizle izah edeceğim. Paşa; buraya toplanan heyeti muhtereme (saygıdeğer heyet), milletin arzu ve kanatlarının en şamil (kapsamlı) manasıyla tercümanı olmak üzere toplanmıştır. Eğer siz milleti ruhen ve vicdanen manen ve maddeten temsil ediyorsanız böyle bir takriri vermekte tereddüt edecek idiniz ve vermeyecektiniz.  Paşa, milletin, Bursa halkının bu necip ve yüksek duygularından olsun ilham almak insafını niçin göstermiyorsun?” Sf. 223    

      Refik Bey (Konya); “Esasen millet asrî (çağdaş) ve medenî hayatın icabâtından (gereklerinden) olan şapkayı da hiç bir telkine tabi olmayarak giymiş hırzıcan etmiştir. Artık onu milletin başından alacak hiç bir el kalmamıştır ve bunu milletin başından alacak el hangi el ise millet onu daima kıracaktır .” (Alkışlar)

    Nurettin Paşa (Bursa); (Nureddin İbrahim Konyar veya “Sakallı” Nurettin Paşa, Ali Kemal Bey’i linç ettiren Paşa); “Muhterem arkadaşım Refik Beyin şahsım hakkında söylediği sözlerin hiçbirisine cevap verecek değilim (Niçin sesleri). Çünkü çoğu hissidir (duygusaldır). Takririm dikkatle okunursa sırf kanuni bir maksatla yazılmış olduğu görülür. Ben vicdanen bu teklifi kanuninin (yasa teklifinin) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na tearuz eden (karşıt olan) noktalarını gördüğüm için vazifemi ifa etmiş (görevimi yapmış) oldum. Beni dünyada vazifemi ifadan men edecek hiç bir kuvvet tasavvur edemiyorum (hayal edemiyorum).”

      Refik Bey (Konya); “Vardır, o da millettir.”

      Nurettin Paşa (Devamla); “Evet vardır, o da Allah’tır. Bendeniz meselenin esası hakkında maruzatta (sunumda) bulunmuyorum. İş bir kanun meselesidir. İçinizde bu kadar hukukşinaslar (hukukçular) vardır. Bunu ciddi bir vukufla (bilgili olarak) tahlil ve tetkik edebilirler (onlar bir şey söylemiyorlar ki sesleri). Bu meseleyi hukukşinaslara bırakalım bu hususta söyleyecek başka sözüm yoktur.” Sf. 223 

      Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “…Hür ve Medenî Milletlerin kisvesini (kıyafetlerini) almak hürriyetsizlik midir? Sonra ‘Mal ve can mahfuzdur (korunmuştur). İşkence ve eziyet yoktur. Hiç bir kimse hiç bir fedakârlığa icbar edilemez’ diyorlar. Evet, efendiler, hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. Buna hiç şüphe yoktur. Bu kanunu Heyeti Celile’nizin kabul etmesi bu maddenin teyidinden (onaylanmasından) başka bir mana ifade etmez (anlam taşımaz). Milletin hâkimiyetini burada Heyeti Celile’niz temsil eder. Evet, efendiler, tekrar ediyorum, her Türk hür doğar ve hür yaşar. Fakat medeni milletlerin kisvesini (kıyafetini) almak Türk milletini esarete mi sevk etmek demektir ve sonra ikinci derecede hürriyet namütenahi, hudutsuz bir şey midir? Nihayet onun hudutları bu Türkün ve Türk milletinin yüksek menfaatleridir. Türkün ve Türk memleketlerinin yüksek menfaatleri neyi istilzam ederse (gerektirirse) o yapılır ve en muvafık tarzı hareket (en uygun hareket tarzı) o olur.”  

      Şükrü Kaya Bey (Menteşe); ..”Türk milleti badema (bundan böyle) kendi mukadderatını (geleceğini) altıncı, yedinci asrın köhne fikirlerine rapt edemez (bağlayamaz). (Alkışlar.) Sf. 227 Bugün bütün medenî milletlerin kıyafeti yeknesaktır  (tek tiptir). Bir Alman genciyle bir İngiliz ve ona karşı çarpışan bir Fransız’ı kıyafeti hariciye (dış kıyafeti) ile ayıramazsınız. Hepsi silindirli, smokinli, şapkalı, şöyle ve böyle hep aynı kıyafettedir. Fakat her birinin, kalbinde hissiyatı millîye en derin bir surette temerküz etmiştir (birikmiştir). Efendiler, biz de Türk milletini böyle görmek istiyoruz. Ve böyle yetiştireceğiz.” 

      Refik Bey (Konya); (Nurettin paşayı kastederek); “Ragıp Beyin söyledikleri gibi kafalarını bu kanuna uyduracaklardır.”

      Mustafa Necati Bey (İzmir); (Mektepler olmasaydı maarifi güzel idare ederdim. Diyen faşist.)Umumisine mutabık (çoğunluğa uygun) olan kanundur. O kanunun karşısında herkes boyun eğmeye mecburdur. Boyun eğmeyenler için yapılacak vazife, millete itaat etmeyenlere karşı yapılacak vazifedir. Hükümeti bu vazifeyi yapmaya davet ederim.” Sf. 230 (Nurettin paşadan başka hiç bir eleştiri yok; 2014)

      Şapka Kanunu; Şapka İktisası Hakkında Kanun

      Madde 1 Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları (üyeleri) ile idarei umumiye (genel idare) ve hususiye (özel idare) ve mahalliyeye (mahalli idare) ve bilumum müessesâta (bütün kurumlara) mensup memurin (memurlar) ve müstahdemin (Kamuda çalışanlar, kamu işçileri) Türk milletinin iktisa etmiş olduğu (takip etmekte olduğu) şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu (genel başlığı) şapka olup buna münafi (aykırı) bir itiyadın (alışkanlığın) devamını hükümet men eder (yasaklar).”

      Madde 2 İşbu kanun tarihi neşrinden (yayımlanmasından)  itibaren meriyülicradır (yürürlüktedir).”

      Madde 3 İşbu kanunun icrasına (yürütülmesine) Büyük Millet meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti (hükümet) memurdur (görevlendirilmiştir).   Sf. 231

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 14, Celse: 1, – Sf. 223 ile 232 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Bursa Mebusu Nurettin Paşa: Nurettin Konyar, Sakallı Nurettin Paşa. Kut ül Amare kahramanı diye anılan, gazeteci Ali Kemal ve İzmir papazını linç ettiren, Koçgiri İsyanını Topal Osman ile birlikte bastıran bir paşa.

  •     25 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 14, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Bazı İrticaî Tahrikât (gerici tahrikler) Görülmesi Üzerine Erzurum Vilâyeti Dâhilinde Bir Ay Müddetle İdarei Örfiye (sıkıyönetim) İlân Edildiği Hakkında Başvekâlet Tezkeresi:

    Reis; “Okunacaktır.”

                          “Büyük Millet Meclisli Riyaseti Celile’sine;

    19 Teşrinisani 1341 tarih 6/5474 numaralı tezkereye zeyildir (eklenmiştir): Bazı irticaî tahrikât (gerici tahrikler) görülmesi üzerine Erzurum vilâyeti dâhilinde bir ay müddetle idarei örfiye ilân edilmiştir. Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) keyfiyeti (durumu) Meclisi Âlinin tasdikine arz eylerim (onayına sunarım) efendim.

                                                                             Başvekil İsmet”      

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Efendim, Erzurum’da bir kısım halk çarşıyı kısmen kapatmaya çalışırlar, valinin ikametgâhı (lojmanı) önüne ve makamı vilâyet önüne gelirler, biz gâvur memur istemeyiz diye bağırırlar, nümayiş (gösteri) yaparlar, zabıta (güvenlik) müdahale eder. Zabıtanın ihtaratına (uyarılarına)  bidayette itaat etmezler (başlangıçta uymazlar), bunun üzerine Hükümet kuvvetiyle mütecasirleri (küstahları, cesaretlileri) dağıtır, dün akşama kadar 27 kişi tevkif olunmuştur (tutuklanmıştır). Halk umumiyetle hâdiseyi nefretle telâkki etmiştir (algılamıştır). Anlaşıldığına göre geçmiş senelerde casuslukla şöhret kazanmış bir takım adamlar ki, içlerinde eski şeyhler vardır. Bunlar Affı Umumi Kanunundan (genel aftan) istifade ederek (yararlanarak) çıkmışlar, şimdi serbest gezerken yeniden faaliyete geçip tertibat almışlardır. Bunların hepsi tevkif olunmuştur (tutuklanmıştır) hâdisenin üzerindeyiz, takibatı tesri etmek (takipleri güçlendirmek) ve biran evvel Meclisi Âli’ye arzı malumat edebilmek (bilgi sunmak) için Erzurum Vilâyetinin idarei örfiye ilân edilmemiş bazı, yerleri vardı, onlarda da idarei örfiye ilân edilmiştir. (Muvafık sesleri)

    Kabul edilmiştir. Sf. 218, 219

    Derhal Şapka Kanunu Çıkıyor;

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Şapka İktisası (Arkasından Gidilmesi, Kullanılması) Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi ve Adliye ve Dâhiliye Encümenleri Mazbataları.

    Reis; “Efendim, bundan evvelki evrakı varidemizde (mevcut belgelerimizde) şapka iktisası (Arkasından Gidilmesi, Kullanılması) hakkında bir teklif vardı. Dâhiliye Adliye Encümenlerine havale etmiştik gelmiştir, müstacelen (aciliyetle) müzakeresi (görüşülmesi) teklif olunuyor. Binaenaleyh müstacel ruznameye (gündeme) alıyoruz.”

    Refik Bey (Konya); “Bendeniz derhal müzakeresini (görüşülmesini) teklif ediyorum, kanunun ehemmiyeti (önemi) vardır. Derhal ve şimdi müzakeresini reye vaz buyurun.”

    Şapka Kanunu’nun Esbabı Mucibe (gerekçesi); 

    Haddi zatında (esasında) hiç bir ehemmiyeti mahsusayı haiz olmayan (özel bir önemi olmayan) serkuş (başlık) meselesi asrî (çağdaş) ve medenî milletler ailesi içine girmeğe azmetmiş olan Türkiye için hususi (özel) bir kıymeti haizdir (değere sahiptir). Şimdiye kadar Türkler ile sair (diğer) medenî ve asrî milletlerin arasında bir alâmetifarika (marka) mahiyetinde (içeriğinde) telâkki edilmekte (algılanmakta) olan mevcut serkuşun tebdili (değiştirilmesi) ve yerine medenî ve asrî milletlerin kâffesinin (tamamının) müşterek (ortak) serkuşu olan şapkanın ikamesi (konulması) lüzumu taayyün etmiş (ortaya çıkmış) ve muhterem milletimiz bu aslî ve medenî serkuşu iktisa eylemek (giyinmek) suretiyle cümleye (herkese) numune (örnek) imtisal teşkil eylemiş (misal olmuş) olduğundan merbuten (bağlılıkla) takdim kılınan kanunun kabulünü Heyeti Umumiyeye arz ve teklif ederiz.” 

    Hüseyin Bey (Elâziz); “Paşa Hazretleri, heyeti umumiyesi kabul edilmiştir.

    Reis; “Nerede kabul edilmiştir? Daha reye koyacağız. (Handeler).       

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 14, Celse: 1, – Sf.  ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

     

  •     23 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 13, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    2. Celse Hafidir (Gizlidir); Sf. 204

    Aşağıdaki Notlar; (TBMM GCZ IV – Sf. 550) kitabından birebir alınmıştır.

    Mebuslara Maaş Zammı; (Ayda 200 lira zam, maaşları 300 liraydı. Öğretmen maaşı 50 lira.)

    Besim Bey (Mersin) ; “… Birinci Büyük Millet Meclisinden sonra gelen ikinci Büyük Millet Meclisi ki Heyeti Âliniz, maalesef birinci senesinde eski tahsisata (ödeneğe) 2.400 lira zam ettirmek ve ikinci senesinde Teşkilâtı Esasiye kanununun da mebdei içtimain (başlangıç genel kurulunun) Teşrinisani olması itibariyle, bulunan bir hilei şer’iye (yasal kılıfa uydurulmuş hile) ile dört aylık fazla tahsisat (ödenek) alınmıştır. Bu da kâfi gelmemiş; üçüncü seneyi karşılayacağımız zaman yine böyle bir celsei hafiyede (gizli celsede) bir takrir (önerge) verilerek 1.500 lira tavizen (fazladan)alınması kabul edilmiştir. Bu defa 3.500 zer (altın) lira tavizen (fazladan) alınması kabul buyruluyor. Bundan anlaşılıyor ki biz bir içtimaa (toplantıya) nihayet verdikten sonra tekrar içtima yaptığımızda mutlaka kendimizi düşünmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Çok rica ederim beyefendiler, bendeniz hakikaten tahsisatın kâfi olduğu kanaatinde değilim. Ankara gibi galâi asardan (kötü, berbat eserlerden) boğulan bir memlekette bir mebus için 300 lira kâfi (yeterli) değildir.  

    Reis; “Hayır takrir (önerge) yoktur. Riyasetin bir tezkeresi (teklif yazısı)  vardır.

    Heyeti Umumiye’ye (Meclis Genel Kuruluna); bu sene zarfında (içerisinde) Meclisi Âli azası (üyeleri) elbise tedariki (temini) vesaire gibi fevkalade ihtiyaçlarını tatmin için fazla masraf ihtiyar ettiklerinden (fazla masraf yaptıklarından) bahs ile (söz ederek), Meclis veznesinden garzan (delerek, girerek) para talep etmektedirler. 1342 (1926) senesinde tahakkuk edecek (gerçekleştirilecek) matlubatlarından (alacaklarından) kat edilmek (kesilmek) üzere Meclis veznesinden garzan 3 500 zer  (altın) lira verilmesine ve buna tekabül edecek (karşılık gelecek) meblağın (tutarın) mukassatan (taksitle) Maliye Vekâlet’inden alınmasını mezuniyet itasını (izin verilmesini) arz ederim, 23 Teşrinisani 1341

                                               Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım” (TBMM GCZ IV – Sf. 550)

      Mebus Zammı Oylaması; 89 Kabul 31 Red.

      Reddedenler; Aksaray Besim Atalay Bey. Ankara; Ali Fuat Paşa, İhsan Bey, Şakir Bey, Biga; Mehmet Bey, Şükrü Bey.  Bursa; Osman Nuri Bey. Dersim; Feridun Fikri Bey.  Elâziz; Naci Bey.  Ergani; İhsan Bey, Kâzım Vehbi Bey.  Erzurum; Hazım Bey, Raif Bey, Ziya Bey. Eskişehir; Abdullah Azmi Efendi. Gaziayıntap; Hafız Şahin Efendi. Giresun; Hakkı Tarık Bey. Hakkâri; Nazmi Bey. İstanbul; Kâzım Karabekir Paşa. İzmir; Mahmut Celâl Bey. Kayseri; Hulusi Bey. Kastamonu; Halit Bey. Kırklareli; Şevket Bey. Malatya; Dr. Hilmi Bey. Mersin; Besim Bey.  Ordu; Faik Bey.  Sivas; Dr. Ömer Şevki Bey, Halis Turgut Bey. Siverek; Halil Fahri Bey. Trabzon; Ahmet Muhtar Bey, Rahmi Bey. 

    Şapka Takmaya Başlamışlar;

    Besim Atalay Bey (Devamla); “Arkadaşlar şunu arz edeceğim ki Milletin bütün ferdi şapka giydiği ve medeni serpuşu (başlığı) kabul ettiği halde, hâlâ aramızda ‘kalpakla dolaşan adam avamfiriblik (halk dalkavukluğu) sıfatını nasıl iade ediyor? Rica ediyorum. Avamfiriblik sıfatını ben tekrar iade ediyorum.”

    3. Celse sonu hafidir. Kazım Paşa Sf. 208

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 13, Celse: 1 Hafidir: (TBMM GCZ IV – Sf. 550) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 12, Celse:1, Refet Bey

    İsyan sahasında ve civarındaki Vilâyatta (vilâyetlerde) ilân edilmiş olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) bir sene daha temdidi (uzatılması) hakkında Başvekâlet tezkeresi:

                “Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine;

      İsyan sahasındaki (Kürt bölgesindeki) ve civarındaki (etrafındaki) vilâyaatta (vilâyetlerde) ilân ve Meclisi Âli kararıyla 23 Teşrinisani 1341 tarihine kadar temdit edilmiş (uzatılmış) olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) Dâhiliye, Müdafai Milliye Vekâlet ve Erkânı Harbiyei Umumiye Riyaseti Celilerince gösterilen lüzum üzerine tarihi hitamından (bitiş tarihinden) itibaren bir sene daha temdidine (uzatılmasına) Meclisi Âlice müsaade buyurulmasını Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) arz ve rica eylerim efendim.

                                    Başvekil İsmet”  Sf. 173 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 12, Celse: 1, – Sf. 171 ile 188 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •  16 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 9, Celse:1, Refet Bey

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Tekke, Zaviye Ve Türbeler Hakkında Teklifi Kanunisi. Encümene Gitti.

      Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Şapka İktisası (kullanılması) Hakkında Teklifi Kanunisi.  Sf. 125  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 9, Celse: 1, – Sf. 123 ile 125 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 6, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şurayı Devlet (Danıştay) Kanunu Görüşülüyor;

    Şûrayı Devletin Sureti Teşekkülü (Danıştay’ın Toplanma Şekli)

    Madde 1. Şûrayı Devlet Başvekâlete mevrut (bağlı) olup bir reisin tahtı idaresinde (bir başkanın idaresi altında) dört daire reisi ile on altı azadan (üyeden) mürekkeptir (oluşmuştur)

    Madde tartışmasız kabul edildi. Sf. 80 

    Madde 15 Şurayı Devlet (Danıştay):

    1. Hükümet tarafından ihzar ve tevdi edilecek (hazırlanacak ve gönderilecek) olan kanun lâyihaları (tasarıları) hakkında beyanı mütalaa (görüş bildirme) ve bilumum nizamname lâyihalarını (bütün yönetmelik tasarılarını) tetkik eder (inceler).

    2. Kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelikler) icabınca (gereğince) mevdu hususatı (bırakılmış konulara) rüyet eyler (bakar).

    3. Hükümetçe havale olunan her nevi mesail (işler) hakkında beyanı mütalaa eder (görüş bildirir).

    4. İdarî davaları rüyet (bakar) ve fasl eyler (çözümler). Sf. 89 

    Madde 17. İdarî dairelerde görülen işlerden Heyeti Umumiyede tetkiki iktiza eden (araştırılması gereken) hususat (hususlar, konular) şunlardır:

    1. Kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelikler) lâyihaları (tasarıları).

    2. Maden imtiyazına (ayrıcalığına) ait mukavelename (sözleşme) ve şartname lâyihaları (tasarıları).

    3. Nafıa (bayındırlık) işleri imtiyazları (ayrıcalıkları) ve bu imtiyazı mutazammın (içeren) veya ona müteallik (dayanan) ihalelere ait mukavelename ve şartname lâyihaları (tasarıları).

    4. Cemiyetin (derneğin), umumun (genelin) menfaatlerine hadim olup, olmadığına (yararına hizmet edip etmediğine) müteallik mükerrerat (yönelik kararlar).

    5. Heyeti umumiyede (Meclis genel kurulunda) rüyet (görülen, görüşülen) kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelik) icabından (gereğinden) olan mevad (maddeler).

    6. Şurayı Devlet (Danıştay) reisinin veya ait olduğu vekâletin veya Şurayı Devlet dairelerinin sevkine lüzum gösterdikleri sair mesail (diğer işler). Sf. 91

    İçtimanın sonunda Danıştay Kanunu’nun tamamı var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 6, Celse: 1, – Sf. 76 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 5, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kapatılması Hakkında;

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “Yalnız şu kadarını arz edeyim ki, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının sed (kapatılması) kararından hükümetin beyanatta (açıklamada) bulunmadığı halde gazetelerle ve bazı beyanatla bu fırka irticaa (gericiliğe) ve suikastlara (cana kıymalara) âlet olarak gösterilmiştir. Bu gibi beyanat ve neşriyatın (yayınların) böyle mühim bir zamanda dâhilde ve hariçte muvaffakiyetimiz (başarılarımız) için ve Cumhuriyetimizin teali (gelişme) ve tarsini (sağlamlaştırılması) için ne büyük zarar ikas edeceğini (oluşturacağını) müstağni (gönülden) arz addederim. Binaenaleyh dâhile ve harice karşı büyük bir vuzuh (açıklık) ile ve açık alınla bu işâratı red ve tekzip ederim.

    Kılıç Ali Bey (Gaziantep); “Vesikalar var.”

    Kâzım Karabekir Paşa; “Vesikaları irae edersiniz (gösterirsiniz).         

    Mustafa Bey (Tokat); “Kendi başınıza iş yapmayınız. 8-10 kişi ile iş olmaz. Kendi başınıza iş yapmak istiyorsunuz.”

    2. Celse: Rafet Bey;

    İş Kanunu Görüşüldü; Sf. 65, 70  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 5, Celse: 1, – Sf. 62 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  • 9 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 5, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Başvekil İsmet Paşa Hazretlerinin Devletin Siyaseti Umumiyesi Hakkında Beyanatı:

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); Hususi (özel) mesele malûmunuzdur (bilginiz dâhilindedir): Şark’ta şayanı ehemmiyet (Doğu’da önem verdiğimiz) bir irtica hadisesi (gericilik olayı) tezahür etmişti (ortaya çıkmıştır, görünür olmuştur). Herhangi bir meselenin, Büyük Millet Meclisinde bir karara iktiran ettikten (dayandıktan) sonra milletin arzuyu umumisine (genel arzusuna da) de muvafık (uygun) olup olmadığı derpiş edilmelidir (göz önünde bulundurulmalıdır). Suretinde ayrıca bir safsata şeklide mugalâtalı (saçma), müteaddit (sürekli) bir cereyanı efkâr (fikir hareketi) vücuda getirilmek istenildi.  (Bravo sesleri alkışlar). İrtica hadisesinin (Şeyh Sait isyanının) tenkilinden (cezalandırılmasından) sonra, isyana saha olmuş olan vilâyetlerimizin halkında; üzerinden bir bulut ve bir yük kalkmış gibi serin ve berrak bir küşayişi efkâr (fikir ferahlığı) hâsıl oldu (ortaya çıktı). (1) (Bravo sesleri) Vatandaşlar, doğrudan doğruya temas ederek ve dertlerini açık kalple doğrudan doğruya Hükümet kapılarına müracaatla (başvuruyla) ifade eyleyerek: arzularını tatmin etmek mevkiindedirler (durumundadırlar). Her gün oralardan aldığımız haberler, vatandaşların muzdarip olduğu (ıstırap duyduğu) birçok dertlerden her gün bir tanesinin daha hallolunduğunun ve bir tanesinin daha izale edildiğinin (giderildiğini), şimdiye kadar gasp edilmiş (elinden alınmış) olan, şunun bunun elinde kalmış olan haklarının her gün bir derece daha zahire (görünüre) çıkarıldığını ifade etmektedir.

    İsmet Paşa, Musul’u Konuşuyor. (Konuşmasında Musul meselesinin Şeyh Sait İsyanıyla bir irtibat kurmuyor) (Musul konuşmasının tamamı aşağıdadır: )

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya);  Lozan muahedesi (antlaşması), Musul meselesinde muahedenin (antlaşması) imzasından sonra, bir konferansa mevzubahis edilmesini derpiş eylemişti (bir konferansa konu edilmesini göz önüne almıştı). Bu konferansın İstanbul’da toplandığı ve bir neticeye (sonuca) vasıl olmadığı (ulaşmadığı) malûmunuzdur (bilginiz dâhilindedir). Fakat bir noktayı tebarüz ettirmek (belirtmek) isterim: İstanbul konferansı akamete uğradığı (kesintiye) zaman biz demiştik ki; Konferans, muahedenin (Lozan antlaşmasının) kendine havale ettiği (gönderdiği) meseleyi mütalâaya (değerlendirmeye) girişmeksizin, yani muahedenin (Lozan’ın) derpiş etmediği (göz önüne almadığı) mesail (işler)  karşısında bulunduğundan dolayı adeta (neredeyse) müzakereye iptidar etmeden (görüşmelere başlamakta acele etmeden) inkıta etmiştir (kesilmiştir). Çünkü biz, muahedenin (Lozan’ın) ruh ve mefhumundan (içeriğinden) hariç teklifât (teklifler, istenenler) karşısında kalmışızdır. Bunu takiben (devamında) geçen hadisat (olaylar), İstanbul konferansının hitamını mucip olan (sonucunu gerektiren) hususu (konuyu), dermeyan ettiğimiz (ortaya koyduğumuz) fikri teyit etmiştir (onaylamıştır). Yani, muallâk olan (ortada kalan) mesele, Musul Vilâyetinin mukadderatı (geleceği) meselesidir, bunun üzerinde konuşulacaktır, esas, gerek Cemiyeti Akvamda (Kavimler Cemiyetinde, Birleşmiş Milletlerde) ve gerek Cemiyeti Akvam Komisyonunum tetkikâtı neticesindeki (incelemesi sonucundaki) raporda tebarüz ettirilmiştir (bariz bir şekle konulmuştur). Ondan sonra Cemiyeti Akvamdaki safahatı (gidişatı) bilirsiniz. Cemiyeti Akvamda, Musul meselesinin müzakeresi esnasında (görüşülmesi sırasında) biz, Lozan Muahedesinin esasâtı ve hututu dâhilinde (esasları ve sınırları içerisinde) bulunduk. Lozan Muahedesi birçok fedakârlıklarla istihsal olunmuş (üretilmiş)  bir neticedir (sonuçtur). Bunun bize tamim ettiği (genellediği) haklar dâhilinde meselenin bir neticeye isâlini  (sonuca ulaşmasını) temenni eyledik (diledik). İstanbul Konferansına ait olan maruzatım (açıklamam), meselenin başından nihayetine (sonuna) kadar muahedenin (antlaşmanın) hududu (sınırları) dâhilinde, samimiyetle işi halletmek arzusu ile çalıştığımızı ve daima samimiyetle meşbu (dolu) olduğumuzu gösterir. Fakat bu arzu, muahedenin bize temin ettiği (sağladığı) bütün haklardan feragati istilzam etmez (vaz geçmemizi içermez, gerektirmez). Sf. 62 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 5, Celse: 1, – Sf.  ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): İsmet Paşa bu konuşmayı yaparken Kürt Bölgesine giriş çıkışlar yasaklanmış ve halkı terbiye etme operasyonu yapılıyordu.

  • 4 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 3, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İş Kanunu Görüşmeleri: Mesai Kanunu Lâyihası (İş Kanunu Tasarısı)

    Madde 2.Sarahaten (açıklıkla) zikrolunmayan (belirtilmeyen) hususlarda Ziraat işleri ve en çok beş bargir (beygir) kuvvetinde kuvvei muharrikesi (tahrik edici gücü) veya en çok on işçisi bulunan müesseselerle (kurumlarla) bir aile efradını ve yakın akrabasının bir araya toplanarak ev içerisinde el ile yaptıkları sanat ve hirfet (meslek) işleri işbu (bu) kanunun sahasından hariçtir. Şu kadar ki bunların hayat ve sıhhat (sağlık) için mazarrat veya tehlikeyi mucip (zararlı veya tehlikeli) ahval (durumları) hakkında Ticaret Vekâletinin teftiş ve murakabe (denetleme) hakkı mevcuttur.

    Madde 3. — Birinci maddede bahs olunan müesseselerin sahiplerine, müstecirlerine (kiracılarına), reislerine, âmirlerine, müdürlerine, müdiri mesullerine (sorumlu müdürlerine) veya vekillerine ise bu kanunda ‘işverenler’ namı umumisi (genel ismi) verilmiştir. İşverenler işbu kanunun hükümlerini icra etmeye veya ettirmeye mecburdurlar. Kendilerine taallûk eden (ilgilendiren) hususlarda işçiler veya onların ve vasileri (velileri, koruyucuları) dahi (bile) işbu kanunun hükümlerini icraya mecburdurlar.

    Madde 4. — Her işveren her sene Mart iptidasında (başlangıcında, başında)  müessesesinde istihdam etmekte (çalıştırmakta) olduğu işçinin adediyle iş mahallerinin hali ve vaziyeti ve iş şartları vesaire hakkında bir beyanname ita etmekle (vermekle) mükelleftir (sorumludur). İşbu beyanname mahallî idareler vasıtasıyla (aracılığıyla) Ticaret Vekâletine (bakanlığına) verilir. Beyanname şekil ve muhteviyatı (içeriği) Ticaret Vekâletince bir talimatnâme (yazılı emirler, tamim) ile tayin olunur (belirlenir).

    Madde 5. — İşbu kanunun neşri (yayınlanması) zamanında mevcut olan müesseseler kanunun meri (yürürlükte) olduğu andan itibaren nihayet (en son) dört ay içinde, kanunun neşrinden (yayınlanmasından) sonra vücut bulunan müesseseler işe başladıkları günden itibaren nihayet (en fazla) iki ay içinde beyanname vermek mecburiyetindedirler. Müesseseler kapandığı takdirde kapanmayı müteakip nihayet (kapanmadan sonraki) bir ay içinde yine mahallî idareler vasıtasıyla (aracılığıyla) Ticaret Vekâletine keyfiyeti (durumu) bildirmek mecburiyetindedirler.

    Madde 7 — Birinci maddede gösterilen müesseselere on iki yaşını ikmal etmemiş (doldurmamış, bitirmemiş) olan çocuklar çırak ve amele (işçi, beden işçisi) sıfatıyla iş işlemek üzere kabul olunamazlar, Maden ocakları için de on yedi yaşını bitirmemiş olanların çalıştırılması yasaktır.

    Şükrü Bey (Bolu); “O civar halkının maişetleri (geçimleri) tamamen o maden ocaklarının dâhilinde çalışmakla temin edilmektedir. Hatta 16-17 yaşında olan bu çocuklar babalarıyla bu maden ocaklarına girerler orada ta kırık, elli yaşını ikmal edinceye (dolduruncaya) kadar kalırlar. Hatta vaktiyle Fransız amelesinin (işçilerinin) çalıştığı bir ocakta Türk ameleleri grizu mu ne ise, bir şey hissetmişler, burada bir koku var, yakında bir patlak verecektir demişler ve terki vazife etmişler (bizim işçiler işi bırakmışlar), mühendisler gelmiş böyle bir şey yoktur demişler, yirmi dört saat arası geçmedi, orada o grizu patlak verdi, oradaki bütün o ecnebi ameleleri (yabancı işçiler) geberdi gitti (handeler).          

    Tunalı Hilmi Bey (Zonguldak); “Amele gebermez.”

    Şükrü Bey (Bolu) Devamla; “Bilmem ben ecnebi ameleye diyorum (o sesleri)  (gürültüler) (öldü sesleri, telef oldu sesleri) maksadım odur. Hepsi de telef oldu, vefat ettiler.”  

    Madde 8. Birinci maddede zikrolunan (belirtilen) Müesseselerde iş müddeti günde on veya haftada altmış saati tecavüz edemez (altmış saati geçemez). Bu iş müddetli esnasında bir saatten az olmamak üzere lâakal (en az) bir defa istirahat verilir. İş bu istirahat müddetleriyle namaz vakitleri ve makine ve tezgâhların, çalışan mahallerinin temizlenmesi için sarf olunan zaman iş müddetine dâhildir. İş müddeti altı saati geçmezse istirahat vermek mecburî değildir. Şu kadar ki beş saati tecavüz eden (geçen) gece hizmetlerinde iş müddetinin ortasında bir saat istirahat emek (dinlenmek) mecburidir (zorunludur). Sf.37

    Madde 9. Demiryollarının muhafaza (korunması) ve tamiri (onarılması) işlerinde olduğu gibi işçinin ikâmet ettirildiği (evlerinin olduğu) mahalden uzak bir mahalle nakli icabeden ahvalde (taşınması gereken durumlarda) işçilerin toplu olarak azimet ettiği (işe gittiği) mahalden (yerden) itibaren azimet (gidiş) ve avdet (dönüş) saatleri de bu on saatlik iş müddetine dâhildir.

    Madde 10. — Madenlerde yer altında çalışanların iş müddeti günde sekiz ve haftada kırk sekiz saati geçemez. Bu müddet her posta (vardiya) için bermutat (alışkanlık olarak, sürekli) ilk ocağa giren işçinin girdiği saatten son çıkan işçinin ocaktan çıktığı saate kadar hesap olunur. Bu iş müddeti esnasında bir saatten az olmamak üzere lâakal (en az) bir defa istirahat (dinlenme) verilir. İşbu istirahat müddetleriyle namaz vakitleri için sarf olunan zaman iş müddetine dâhildir.

    Madde 11. İşbu kanun, on saatten az çalışılmak üzere bazı müesseselerde mevcut teamüller (uygulamalar) ile bu yolda akdedilmiş (imzalanmış) olan mukaveleleri (sözleşmeleri) ilga etmez (ortadan kaldırmaz).

    Madde 12. — İşbu kanunun meriyetine (yürürlüğe girinceye) kadar on saatten fazla çalışılan müesseselerde çalışma müddetinin işbu kanun ile on saate tenzilinden (indirildiğinden) dolayı ücuratta (ücretlerde) tenkisat icra edilemez (indirim yapılamaz). Buna muhalif (karşı) olan mukaveleler (sözleşmeler) keenlemyekûndür (yok hükmündedir, yok sayılır, hükümsüzdür). 

    Madde 13. Vukua gelen veya vukua geleceği muhakkak (kaçınılmaz) bulunan bir kazanın önüne geçilmesi yahut müessesenin işlemesine engel olabilecek her hangi sebebin bir an evvel ortadan kaldırılması gibi ahvali mücbirede (zorunlu şartlarda) iş müddetinin tezyidi (çalışma saatlerinin uzatılması) ücret mukabilinde (karşılığında) uzatılması caizdir. Ancak bu cevaz (uygunluk) on yedi yaşını ikmal etmemiş (doldurmamış) olan erkek ve kız çocuklarına teşmil edilemez (uygulanamaz, kapsamına alınamaz).          

    Madde 15. Fazla çalıştırılan saatlerin ücret miktarı alelade (sıradan, normal) iş saatlerine isabet eden (denk gelen) ücretin en azdan yüzde ellisi nispetinde (oranında) fazla olur.

    Madde 17. — Birinci maddede zikrolunan (belirtilen) müesseselerden telefon işlemeleri müstesna (istisna, sayılamaz) kadınlar ile on yedi yaşını bitirmemiş erkekler için gece işleri yasaktır. Akşamın saat sekizi ile sabahın altısı arasında işlenen işler, gece işleri, sayılır. 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 3, Celse: 1, – Sf. 22 ile 44 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 1, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Reis: Reisicumhur Gazi Paşa Hazretleri

    Reisicumhur Gazi Paşa Hazretlerinin Nutku; “..Millet, muasır (çağdaş) medeniyetin alelumum (bütün) milletlere temin eylediği hayat ve vesaiti esasta (asıl araçlarda) ve eşkâlde (şekilde) aynen ve tamamen tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) kararı katisini vermiştir (şiddetli alkışlar), (bravo sesleri).  İnsanların vicdaniyatı (vicdanları), matbuatın (basının) hürriyeti ve hürriyeti siyasinin tecelliyatı (siyasi hürriyetin görülmesi) gibi nefsülemirde (işin özünde, işin aslında) aziz olan avamilin (etkenlerin) heyeti içtimaiyeyi (toplumsal hayatı) ıstırap ve tereddiye (gerilemeye) sevk edecek galat surette (kötü şekilde) istimal olunmasına (kullanılmasına) bizzat vücuda içtimainin (toplumsal bünyenin) hikmeti hayatı manidir (yaşama sebebi engeldir) (bravo sesleri, alkışlar). Muhterem efendiler: Hürriyeti matbuatın (basın hürriyetinin) izalei mahâziri (sakıncalarını gidermek) bizzat hürriyeti matbuatla kaim (sabit)  olduğuna dair bu büyük Meclisin mürşit (yol gösterici) ve musaffa sahasında (saflaştırma sırasında) tevkir olunan (saygı duyulan) esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum erbabı cürete (faziletli olmayan cüretkâr kişilere), sinei matbuatta (basının içinde) şekavet (eşkıyalık) fırsatını verirse; eğer iğfal ve idlâl (aldatma ve kötüye götürme) erbabının sahai fikriyattaki (fikir alanındaki) meşum (kötü) tesirleri tarlasında çalışan vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağıtılmasına sebep olursa ve eğer, en nihayet şekâvetin (eşkıyalığın) en muzırını (zararlısını)  ihtiyar eden (seçen) bu kabil erbabı ıdlâl (bunlar gibi dalalet yani sapkınlık yapanlar), kanunların hususî müsaadelerinden istifade (özel izinlerinden yararlanmak) imkânını bulurlarsa Büyük Millet Meclisinin mürebbi ve kahhar (öğretici ve kahredici) yedi idaresinin (idari elinin) müdahale ve tembih etmesi (uyarması) elbette vecibeden (gereklilikten) olur (bravo sesleri alkışlar). Muhakkaktır ki Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakiyatıyla mütehalli (ahlaki değerleri ile yoğrulmuş) matbuatını (basınını) yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Azayı Kiramı (sizleri, kerem sahibi olan siz üyeleri) irtica hadisesi (gericilik olayı, Şeyh Sait İsyanı) bazı vilâyetlerimizde mevcut ve mahsus (özel) olan içtimaî (toplumsal) ve idarî hastalıkları bütün milletin enzarı ibretinde (ibretli gözünde) tamamen tebarüz ettirmiştik (belirtmiştik). Musul meselesindeki vaziyeti hukukiyemiz  (yasal durumumuz) Akvam Komisyonu mahsusunun (Özel Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun) mahallinde (yerinde) tetkikatıyla (incelemesiyle) bir daha tezahür eyledi (ortaya çıktı). (Bravo sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar). Bu hakikate rağmen meselenin halli yeniden duçarı teahhur oldu (tehire, gecikmeye sebep oldu) (yazık sesleri, ayıp sesleri).

    2.Celse: Reis vekili Ali Süruri Bey (Şarki Karahisar)

    Meclis Başkanı seçimi yapıldı Karesi Mebusu Kâzım Paşa Reis seçildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 1, Celse: 1, – Sf. 1 ile 15 arası) kitabından birebir alınmıştır.