Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •     22 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 109, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi. Sf. 429

    3. Celse: Refet Bey

    Yunan’ın Yaktığı Yerlerin İmarı İçin Banka Kurulması Hakkında Kanun Teklifi:

    Dr. Hilmi Bey (Malatya); “Efendim; hârikzedelere (yangın felâketzedelerine) lüzumundan (gereğinden) fazla muavenet (yardım) edilmiştir. Ermeni emvali menkûlesini (bina ve mallarını) onlara tahsis ettik (verdik, ayırdık). Sonra beri tarafta gazetelerle ilân ediyoruz. Şehit yavrularına sadakai fitri (sadaka ve fitre) verelim diye. Bu, doğru bir muamele ve adalet değildir. Şarkî (doğu) Anadolu’da düşman tarafından, sırtlarında cephane taşıyan çocukların babaları öldürüldü, çocuklar öldü. Bütün yağmayı İzmir civarı, tarafları kapıştılar. Üstelik de yine şu kadar para verelim, banka yapalım deniyor. Yalnız onlar için çalışalım, onların hayatını kurtardık.” Sf. 432

    6. Celse: Kâzım Paşa

    Hükümetin Teklifi; Hükümet Namına Vuku Bulacak Müzayede ve Münakaşa ve İhalat (ihaleler) Kanun Layihası (Yani İhale Kanunu) Sf. 501

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 109, Celse: 1, – Sf. 389 ile 501 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •      21 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 108, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Osmanlı Bankasının İmtiyazlarının Ayrıcalıklarının Yani Kapitülasyonun Uzatılması İçin Başvekil İsmet’in Tezkeresi;  Sf. 345

    Niyazı Bey (Mersin);”..  Arkadaşlar! İmtiyazının temdidi (ayrıcalığının uzatılması) mevzubahis (söz konusu) olan Osmanlı Bankası, esasında (ottomanbank) namıyla 1856 tarihinde İngiltere kralının şartıyla teşekkül etmiş (şekillenmiş, kurulmuş), asıl merkezi Londra’da, bir şubesi de İstanbul’da bulunan ve sermayesi 500 bin İngiliz Lirası olan bir banka idi. Bu bankanın İstanbul’daki vazifesi (görevi) nakıs (eksik) idi. Fakat zaman geçtikçe İstanbul’da o zaman Kırım Muharebesinden (savaşından) sonra mevcut olan nüfuzu siyasilerin (siyasilerin etkisi ile) de kısmen inzimamı (kısmen de buraya eklenmeleri) ile bilhassa vaziyeti maliyemizin (mali durumumuzun) vahametine (vahim durumuna) çaresaz (çare) olmak üzere bir banka teşkili ihtiyacını (oluşturma ihtiyacını) derk ettik (idrak ettik). İşte Osmanlı Bankası 4 Şubat 1863 miladisinde yahut 16 Şubat 1279 tarihinde sadır olan ferman (çıkartılan padişah emri) ile Fuat ve Ali Paşalar tarafından bir Devlet Bankası olarak (Bankı Osmaniî Şahane) namıyla sermayesi 2.700.000 İngiliz Lirasından ibaret bulunmak üzere tesis edilmiş (kurulmuş), 1279 tarihli imtiyaznâme (ayrıcalık belgesi) bazı ahkâmı itibariyle (bazı hükümleri dolayısı ile) bozuk olmakla beraber gene az çok devletin hukukunu ihlâl etmeyecek (devletin haklarına zarar vermeyecek)  bir şekilde idi. Hâlbuki bilâhare 1290 Şubat tarihinde veyahut 1875 senei milâdiyesinde (miladî senede) imtiyaz müddeti (ayrıcalık süresi) hitam bulmadan (bitmeden) tecdiden akdedilen (yenilenerek imza edilen) mukavelenameye (sözleşmeye) yahut senedi munzamma (ekleme senedine) nazaran (göre) vaziyet (durum), devlet aleyhine daha fazla kendisini göstermiştir. Yani, Ali ve Fuat Paşaların teşkil ettikleri (şekillendirdikleri) Devlet Bankasına verilmiş olan imtiyaznâme mevaddı (ayrıcalık maddeleri) ile ondan sonra Hüseyin Avni Paşa zamanında akdedilmiş (imzalanmış) olan mukavelenamenin ahkâmı (sözleşmenin hükümleri) yan yana getirilirse, görülür ki sonuncusu devlet namına (devlet adına) ve bir devletin umuru maliyesindeki istiklâli ve serbesti harekâtı namına (Devletin mali işlerinin bağımsızlığı ve özgür hareket etmesi adına) akla girmeyen ve kafamıza sığmayan ahkâm da (hükümleri de) camidir (kapsamaktadır, içinde bulundurmaktadır, toplamıştır). Bir kere Osmanlı Bankası, Divanı Muhasebat (hesaplamaların divanı yani Sayıştay) vazifesini haizdir (görevine sahiptir). Keza bu mukaveleye nazaran (bu sözleşmeye göre) Maliye Nezaretinin (maliye bakanlığının) hikmeti teessüsüne taallûk eden (kuruluş sebebine dayanan) bir kısım vezaifi haizdir (görevlere sahiptir). Aynı zamanda Millet Meclisine ve bir parlâmentoya has (özel) olan bazı salâhiyetleri (yetkilere) de haizdir. Sf.356 Bu, bilhassa o zaman, mukaveleleri (sözleşmeleri) akdetmiş (imzalamış) olan sermayedarların (hisse sahiplerinin, kapitalistlerin, para sahiplerinin) ifadesiyle Türkiye Umuru Maliyesinde (Türkiye’nin mali işlerinde) vesayeti tazammun ediyordu (vesayeti içinde bulunduruyordu). 1311 (1895) senesinde gene hükümetin müzayakalı (parasal darlık) zamanını bulmuştur. Gene para demişiz, para.. 300 bin altın istemişiz. 300 bin altına karşı banka bize demiş ki, müddeti uzatınız on iki sene daha. Sf.358 Şu halde, yeni ruhla itilâfnâme  (antlaşma) yapılmalı, eğer bu cihete (yöne) gidilmeyecek ise bazı mevadı (maddeleri) memleketin menafiine (yararlarına, menfaatlerine) muvafık surette (uygun şekilde) ıslah ve tadil edilmelidir (iyileştirilmeli ve değiştirilmelidir). Bu zaruridir ve bunun için de bir takrir, bir itiraznâme (itiraz yazısı) takdim ediyorum (sunuyorum).Sf. 362

    Muhalefet sonuç alamadı, banka sözleşmesi aynen 1935 yılına kadar uzatıldı. Sf. 365 

    Ceza Kanunu Görüşülüyor; Sf. 367

    İstiklal Madalyası Listesi Bu İçtimanın Sonunda Var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 108, Celse: 1, – Sf. 355 ile 367 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  21 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 108, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Darülfünun Yani İstanbul Üniversitesi Bütçesi;

    Ağaoğlu Ahmet Bey (Kars);Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) meselesi, bir memleket bir millet meselesi. Efendiler! Türkün lisanı tetkik edilmemiştir (araştırılmamıştır), çünkü darülfünunu yoktur. Türkün içtimaiyatı (sosyal hayatı) tetkik edilmemiştir. Çünkü Darülfünunu yoktur. Türkün tarihi yazılmamıştır, çünkü Darülfünunu yoktur, Türk halkının içtimaiyatı ve ruhiyatı tetkik edilmemiştir, çünkü Darülfünunu yoktur. Darülfünunun olmadığı bir yerde bu mevad (maddeler) ve bu arz ettiğim mevzular taayyün ve tenevvür etmedikçe (belirlenip, aydınlanmamışsa), vicdanı millî (milli vicdan), şuuru millî (milli şuur) teşekkül edemez (şekillenemez, oluşamaz), teessüs edemez (kurulamaz), millet kendi şahsiyeti milliyesini idrak edemez (milli kişiliğini algılayamaz). Almanya mesahai sathiyesi (yüzey büyüklüğü) itibariyle memleketimizin yarısı, hatta üçte biri kadardır. Mekâtibi Âliyeden (yüce okuldan, bürokrat okulu olabilir) başka bütün fakülteleri ihtiva etmek (içermek, bulundurmak) şartıyla otuz Darülfünunu (üniversitesi) vardır. Berlin ile Lâyıpzik arasında üç saatlik mesafede üç Darülfünun vardır. Alman milletinin Alman Darülfünunlarında okuyan, tahsil eden gençlerinin miktarı yetmiş beş bindir. Orada tedris eden (ders veren) mütehassısların (uzmanların), âlimlerin miktarı on iki bindir. Fransa’da 26 darülfünun bulunuyor, İsviçre bizim memleketimizin tek bir vilâyeti kadar olup, nüfusu da 3,5 milyondan ziyade (fazla) değildir. Yedi Darülfünunu var. Efendiler! Asri (medeni) bir millet olmak için, kendini bilmek için Darülfünun şarttır. Oksford bir darülfünun şehri olmuştur 12 bin talebeyi havidir (bulundurur), 4.000 muallimi vardır. Binaenaleyh efendiler! Darülfünunu bir kül (bütün) olarak kabul etmelidir. Zaten efendiler! ‘Üniversite’ kelimesi kül demektir ve Araplar bu kelimeyi bizden daha evvel tercüme etmişlerdi. Onlar ‘külliye’ demişlerdir. Bendeniz efendiler! Bu darülfünun muallimlerinden (hocalarından) birisiyim. Ali Kemal’in Maarif Vekâletinde ilk işi beni ve merhum Ziya Gökalp Beyi alıp oradan atmak oldu. Efendiler! Bendeniz muallim idim, müderris (profesör) unvanını haiz değildim. Fakat Heyeti Âliye’nizi temin öderim ki bir darülfünunda muallimlik unvanını dahi ihraz etmek (bulundurmak) liyakatini (yeterliliğine) haiz (sahip) değildim. Bizim Deli Petro dediğimiz ve Rusların hakikaten ve bihakkın (hakkını vererek) Büyük Petro dedikleri insan, Çar, Petersburg şehrini 1705 senesinde malûmu âlileri (bilgileriniz) olduğu üzere tesis etti (kurdu). 1727 senesinde yani yirmi iki sene sonra darülfünunu yani Petersburg Darülfünunu ile Petersburg Akademisini tesis etti (kurdu). Petersburg Darülfünunu ile Petersburg Akademisinin bütün azaları (üyeleri)  Almanya’dan celp edilmiştir (getirilmiştir). Evet, Almanya’dan celp edilmiştir. Bunlar, orada bir ilim, bugün Rus ilmi denilecek, Rus harsı (kültürü) denilecek kadar kuvvetli bir ilim ve kuvvetli bir müessesei irfaniye (bilim ve kültür müessesesi) tesis ettiler (kurdular). Sf. 309, 310 Japonya’da Japon Revalüasyonunun (yenilenmesinin), teceddüt (yenilik) devrinin başlangıcı malûmu âliniz 1858’dir. Yani 70-80 senelik kadar bir şeydir. Fakat bunlar, bu vaziyeti derhal idrak ederek İngilizlere müracaat ettiler (başvurdular) ve İngilizlerden bir heyeti talimiye (eğitim heyeti) davet ederek bugün Tokyo Darülfünunu vücuda (meydana) getirdiler… Fakat maatteessüf harbi umumî neticesinde Ali Kemal gibi bir adam bu müesseselerin başına geçti ve her şeyi alt üst etti.”  Sf. 312

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 108, Celse: 1, – Sf. 296 ile 354 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Darülfünun (Üniversite, İstanbul Üniversitesi) Bütçesi;

    Muhtar Bey (Trabzon); “Efendim! Güya Darülfünun hakkında Ankara’da muhalif bir fikir varmış. Yani, âdemi lüzumuna (gereksizliğine) kani (ikna) olanlar varmış. Veyahut Darülfünunun muhtariyeti ilmiyesine (bilimsel özerkliğine) itiraz edenler varmış. Darülfünun muhtariyeti ilmiyesi kanaatindeyim. Yalnız Darülfünunu idare edenlerin bazı hareketleri tenkit olunabilir. Nitekim ben de ufak tefek bazı şeyleri arz edeceğim. Bu noktayı da zannedersem Darülfünun heyeti işitmiş olsa gerektir ki rüesadan (reislerinden) birisi şikâyet makamında, Ankara’daki kitapsızlar, kitapları tenkit edemez, diyor. Yani bu kitapsızdan maksat ilmi olmayanlar demektir. … Maarif Müsteşarı Köprülüzade Fuat Bey burada Maarif Müsteşarı idi. Ve hem de Darülfünunun iki kürsüsünden maaş aldı ve hem şube reisliğinden maaş aldı. Hem de Mektebi Mülkiyeden maaş aldı. Hatta Mektebi Mülkiyeden de zamlı maaş almıştır. Orada maaşı 2.500 kuruş iken 3.000 kuruşa çıktı.” Sf. 253        

    Akçoraoğlu Yusuf Bey (İstanbul) “..    Fakat asıl Darülfünunun vazifesi ilim, hars (kültür) yapmaktır. Millî kültürü vücuda getirmektir. Bendeniz zannediyorum ki Darülfünun bu aslî vazifesini tamamen ifa edememektedir. (Bravo sesleri). O halde Darülfünunu ilga mı (kaldıralım mı), ıslah mı edelim (düzenleyelim mi)? (Islah sesleri).

    Ali Rıza Efendi (Amasya); “Bütün müderrisleri (üniversite hocalarını) Avrupa’dan getiriversek daha iyi olmaz mı?” Sf. 255

    Akçoraoğlu Yusuf Bey (Devamla); “Daha iyi olmaz. Çünkü o zaman millî harsı tedvin edemeyiz (milli kültürümüzü yayınlayamayız).

    3. Celse: Refet Bey:

    (Darülfünunun bir Müderrisi, kendi müdafaanamesinde «Darülfünunu tenkit edecek olanlar Darülfünunun bir Müderrisini tenkit edecek kadar ilim sahibi olmalıdır. Bizce Avrupa Darülfünunu tarafından verilecek hükümler muteberdir» diyordu.) Sf. 259  

      Hakkı Tarık Bey (Giresun); “Darülfünun (İstanbul üniversitesi) gönderdiği müdafaanamesinde (savunmasında) bahsetmiştir, demiştir ki: «Darülfünunun son on iki senelik hayatında son vukuat (olay) müstesna olmak (ayrı tutulmak) üzere şayanı dikkat (dikkati çekecek) bir (sadece) Ali Kemal hadisesi vardır. Bu hadisede talebe Ali Kemal ile diğer iki kişinin tardını (atılmalarını) ve tart edilmedikçe derslere girilmeyeceğini söylemiştir Meclisi Müderrisin ve Divan (Hoca meclisi ve divanı, üniversite senatosu denilebilir) ise tazyik altında karar verilmeyeceğini ve derslere devam etmelerini ve Darülfünunun vazifesini yapacağını mükerreren (tekrar tekrar) vaat etmiş. Fakat talebe tazyikten (baskıdan) vazgeçmeyerek vesaiti harbiye (savaş aletleri) istimal eylemiştir (kullanmıştır). Mevzubahis (söz konusu) olan kimseler, talebenin tazyikiyle Darülfünundan tart edilmiş oldular.» Sf.263   

    (İstanbul Üniversitesinin muhtariyetini (özerkliğini) alıp Maarife bağlamak istiyorlar.) 

    Hakkı Tarık Bey (Giresun); …”Efendiler: Darülfünun Emini (İstanbul Üniversitesi Rektörü) İstanbul’da Sıhhiye Vekili (sağlık bakanı) Mazhar Bey’e karşı söylediği bir nutkunda demişti ki: “Ankara’ya tarafımızdan söyleyiniz ki (bravo sesleri) Darülfünun mevcuttur ve yaşayacaktır. Haricin ve dâhilin elim şeraitine (üzücü şartlarına) rağmen yaşayacaktır. Gelsinler, razıyız, teftiş ve murakabe etsinler (araştırsın ve denetlesinler). Fakat ilim, ancak ilim ile mukayese edilir (karşılaştırılır). Kitapsız hükümler kitapla muhakeme edilir. Kitaplı hükümleri kitapsız hükümlerle tenkit ederlerse bu doğru olmaz” Sf. 268

    Saraçoğlu Şükrü Bey; “… Japonya ve Rusya da tıpkı bizim gibi Darülfünun (üniversite) hayatında geri kalmış iki memlekettir ve her ikisi de biraz evvel bulduğumuz şekli halle (çözüm şekline) bir an evvel müracaat ettikleri (başvurdukları) için Avrupa Darülfünunlarıyla (üniversiteleri ile) müsabaka edebilecek (yarışabilecek) bir Darülfünunu memleketlerinde kurabilmişlerdir. Sf.277 … hatırlıyorum, muhterem mebuslarımızdan biri: ‘Biz burada İstiklâl mücadelesi yaparken Darülfünun orada oturuyordu.’ dediler.”

    Maarif Vekîlî Hamdullah Suphi Bey; “… Müsaadenizle Darülfünun bütçenizin 723 bin liraya istinat ettiğini (dayandığını) bir defa daha hatırlatacağım ve size misafiriniz olan Amerikalıların kurduğu bir mektebin, Amerikan kolejlinin bütçesinin de, müdüründen doğrudan doğruya, şahsen aldığım malumata nazaran (bilgiye göre) altı yüz elli bin lira raddesinde (miktarında) olduğunu ilâve edeceğim. Bir tek kolej altı yüz elli bin liralık bir bütçe, Darülfünununuzun beş medrese ve on altı on yedi müteferri (çeşitli) darülmesai (işyeri), kütüphane vesaire yedi yüz küsur bin lira, buna ne dersiniz?”  Sf. 281 

    (İçtimanın sonunda Darülfünun bütçesi var.  Emin yani rektör; aylık 100 lira müderrisler 60 ile 100 arası alıyorlar. Memurlar 30 lira, Mebuslar 400, reisicumhur 4.000 lira.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 253 ile 281 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa    

    Ankara İstiklâl Mahkemesine De Meclisi Âli Tekrar İçtima Edinceye Değin İdam Salâhiyeti Verilmesi Hakkındaki Başvekâlet Tezkeresi:

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “Arkadaşlar! İdam Salâhiyeti, isyan sahasında anî olaraktan tesir yapması için makul olabilir ve yapılır.” (1) “Fakat şimdiye kadar gerek hükümetin ve gerek diğer arkadaşların vaziyet hakkında verdikleri malûmata nazaran (bilgilere göre) Ankara İstiklâl Mahkemesi için idam salâhiyetine hiç lüzum görmüyorum. Şarktaki hadise (doğudaki olay), muayyen (belirli) ve herkes tarafından artık görülebilir ve tel’in edilecek (lânetlenecek) bir vaka olduğu için, orada tatbik edilecek idam hükümleri bilâhare (sonradan) bizi mütessir etmeyebilir (üzecek kadar etkilemeyebilir). Fakat Meclisi Âlinizin bulunmadığı bir zamanda, Ankara İstiklâl Mahkemesinden geçecek herhangi bir hükmü idamın icrası (idam hükmünün yerine getirilmesi), bilâhare meyus olsak dahi (üzüntüye kapılsak bile) telâfisi imkânı gayri kabil (telafi etmek imkânsız olur) bulunur.” Sf.244 

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “Fakat beş kişinin idamı endişesi karşısında, memleketin menafii âliyesini (memleketin yüce menfaatlerini) hiç bir zaman ihmal etmek hakkını haiz (sahip) değiliz. Cumhuriyetin menafii bunu âmirdir (Cumhuriyetin menfaati bunu emreder). (Bravo sesler). Efendiler! Yalnız Cumhuriyet için, yalnız Türk Vatanı ve Türk Milletinin menfaati için gözyaşı döker ve onun için ıstırap duyarız. Yoksa beş kişinin idamından dolayı katiyen ıstırap duyamayız. Memleket sağ olsun. Onun yükselmesi lâzımdır (Bravo sesleri) ..  Hadisei isyaniye mıntıkasında on tane Divanı Harp vardır. Hepsi de hüküm vermektedir.”

    Refik Bey (Konya); “… Hayatı, memleket içinde muhtelif vazaif ve muhtelif hidemat (çeşitli görevler ve çeşitli hizmetler) içinden geçmiş olan Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinden bunu işitmek ne kadar elimdir (elem vericidir). Şark’ta (doğuda) bulunan Hasan’la, Garp’ta (batıda) bulunan Mehmet arasında acaba ne fark görüyorlar?” Sf.247

    “Meclisi Âli’nin Tatili Mesaisi Devrinde İsyan Sahası Teşkilâtı Mülkiyesinde (İsyan Bölgesindeki Mülki Yani İdari, Siyasi Yapıda) Tadilât İcra Ve Tatbiki (Değişiklik Yapılarak Uygulanması) İçin Meclisi Âli’nin Tadil Veya Tasdik (değişiklik yapmak ve onaylamak) Hakkı Mahfuz (hakkı saklı) Kalmak Üzere Hükümete Salâhiyet (Yetki) ve Mezuniyet (İzin) İtasına (verilmesine) Dair Başvekâlet Tezkeresi (Başbakanlığın izin isteyen yazısı);”      

    Feridun Fîkrî Bey (Dersim); “… Çünkü Vilâyat teşkilâtı bir kanuna müstenittir (dayalıdır). Kanuna müstenit bir teşkilâtın kanun ile tebdil ve tağyiri (değiştirilmesi ve dönüştürülmesi) lâzım gelir.”

    Reis; “Ankara İstiklâl Mahkemesine idam salâhiyeti verilmesi hakkındaki kararda (149) zat reye iştirak etmiştir. Muamele tamamdır (130) kabul, (18) ret, (1) müstenkif vardır. Binaenaleyh karar (129) rey ile kabul edilmiştir.” Sf. 248      

    “İstiklâl Mahkemelerinin müddetlerinin temdidi (süresinin uzatılması) hakkındaki karara (149) zat iştirak etmiştir. Muamele (işlem) tamamdır. (130) kabul, (17) ret, (2) müstenkif vardır. Binaenaleyh (130) rey ile kabul edilmiştir.”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 244 ile 267 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Kâzım Paşa diyor ki; Kürtleri rast gele asabiliriz!

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ramazan ayı olması nedeni ile Meclis tatile gidiyor;  Sf. 229

    İstiklâl Mahkemelerinin Temdit Müddetine (Süresinin Uzatılmasına) Dair Tezkere Görüşülüyor; Kabul Edildi. Sf. 240 

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “İstiklâl Mahkemeleri altı ay için müntahaptır (seçilmiştir). Dört Mart’ta intihap edildiğine nazaran (seçildiğine göre) daha dört buçuk aylık bir müddetleri Vardır. İstiklâl Mahkemeleri fevkalâde mehâkimden (olağanüstü mahkemelerden) oldukları için bunların mevcudiyeti (varlıkları) memlekette hali tabiinin âdemi mevcudiyetine (normal durumun olmadığına) bir nişane gibi, addolunacağından ve zaruretler (anlaşılacağından ve ihtiyaçlar, zorunluluklar) miktarlarınca tahdit edilecekleri cihetle (belli miktarlarla sınırlandırılma yoluna gidileceğinden) bunların böyle fazla bir müddet temadi (devam) ettirilmesinde memleket için bir fayda yoktur. İstiklâl Mahkemelerinin daha altı ay devamında hiç bir fayda ve hiç bir zaruret (zorunluluk) bulmuyorum.”

    Ali Fuat Paşa (Ankara); “Efendim! Malumuâliniz (bildiğiniz gibi) Meclis tatili faaliyete (çalışmasını tatil etmeye) karar vermiştir. Bu tezkereden şunu anlıyorum ki, memleket dâhilinde bir fevkalâdelik vardır. Gerek şarkta (doğuda) olsun, gerek garpta (batıda) olsun. Eğer böyle olmasa idi İstiklâl Mahkemelerinin devamı faaliyetine lüzum görülmezdi. ..  Hâlbuki Meclis bugünlerde tatil ediyor, bu tatili faaliyete dair takrir müzakere edilirken zatı âliniz de burada idiniz. Meclis tatili faaliyet etmeden memleketteki bu vaziyeti bir kere daha izah etmek (açıklamak) lâzım değil mi idi?”

     Bir Takrir Daha; İsyan Sahasında ve Civar Vilâyatta (etrafındaki vilayetlerde) İlân Edilmiş Olan İdarei Örfiyenin (sıkıyönetimin) Daha Yedi Ay Temdidine (uzatılmasına) Dair Olan Başvekâlet Tezkeresi;

    Tartışmasız kabul edildi. Sf. 242

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 230 ile 247 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  19 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 106, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    29 Ekim Bayram Olarak Kabul Edildi;

     Cumhuriyetin ilânına müsadif  (tesadüf eden) 29 Teşrinievvel (ekim) gününün millî bayram addi (addedilmesi, kabul edilmesi) hakkında kanun;

    Madde 1. Türkiye dâhil ve haricinde Devlet namına yapılacak millî bayram merasimi Cumhuriyetin ilân edildiği 29 Teşrinievvel günü icra edilir.         

    Madde 2. İşbu Millî Bayram merasiminin tarzı icrası ile sair bayramlarda icra olunacak merasimin tarzı icra vekilleri heyetince (hükümet tarafından) tayin olunur. Sf.166

    (Sade bir müzakere, sonunda kabul edildi. Alkış falan yok.)

    Türk Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu görüşüldü;  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 106, Celse: 1, – Sf. 110 ile 166 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 104, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu Bey İtalyan Mebus’un Sözlerini Telin Ediyor Yani Lânetliyor

                                    “Riyaseti Celile’ye

    Efendim! Geçen gün İtalya parlamentosunda Türkiye’ye karşı hasmane telâkki olunabilecek (düşmanca olarak algılanabilecek) bir hadise vuku bulmuştur. Mösyö «Pedarci» namında bir mebus müzakere (görüşmeler) esnasında (sırasında) Küçük Asya yani Anadolu meselesini ortaya atmış ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin vaz ettiği (uyguladığı) yeni gümrük rüsumunun (gümrük vergisinin), Anadolu ile Avrupa arasındaki münasebatı iktisadiyeyi (ekonomik ilişkileri)  ihlâl ettiğini (zarar verdiğini) ve Avrupa ticaretine karşı bütün Anadolu kapılarının kapanmış olduğunu söylemiştir ve bu beyanatına ilâveten demiştir ki, “Bu vaziyet yalnız bizi müşkülâta (zorluğa) sokmuyor, bütün Anadolu’yu inhitat ve izmihlale (çöküşe ve aşağıya düşmeye) sürüklüyor. Kendi menabii (kaynakları) ve kendi vesaiti (araçları) ile yaşamak daiyesinde  (iddiasında) bulunan bu devlet ancak beş altı milyon nüfusa maliktir (sahiptir). Hâlbuki Küçük Asya elli milyondan fazla nüfusu ihtiva edebilecek vasi (bulundurabilecek genişlikte) bir ülkedir ve vaziyeti coğrafiyesi itibariyle (coğrafi durumu açısından) Asya’dan ziyade Bahrisefide (daha çok Akdeniz’e) aittir. Binaenaleyh İtalya bir Bahrisefid devleti olmak dolayısıyla bundan fevkalâde müteessir olmaktadır (üzüntü duymaktadır). Türk Hükümetinin bu ecanibgiriz (yabancı düşmanlığı) siyasetine bir hatime (son) vermek ve kendisine bizim iktisadî ve ihsaî (istatistikî) muavenetimize (yardımlarımıza) ne kadar muhtaç olduğunu bildirmemiz lâzımdır. Günden güne fakru sefalete, harabiyet ve izmihlale (yıkıma ve yokluğa) düşürülen bu Akdeniz havalisinin, tahlisi vazifesi (kurtarılması görevi) her Avrupalı devletten ziyade (çok) bize düşüyor.” Mebus Pedarci’nin bu beyanatı üzerine müzakere (görüşmelerde) hazır bulunan Başvekil Mösyö Mussolini şu yolda mukabelede (karşılıkta) bulunmuştur. “Beyanatınızı kemali dikkat ve ehemmiyetle (tam bir dikkatle ve önem vererek) dinledim” mürettep (düzenlenmiş) bir sahne mahiyetini (içeriğini) haiz bulunan (kapsayan) bu müzakere hakkında Hariciye Vekilimiz Beyefendinin ne düşündüğünü öğrenmek isterim ve Vekil Beyin bu hususta Meclis huzurunda lâzım gelen izahatı vermesini rica ederim efendim.

                                                         Mardin Yakup Kadri”   

    Muhtar Bey (Trabzon); “Tenevvür (aydınlanmak) için bir kandil lâzım.”

    Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “Vekâletin bu müzakereye vakıf olduğunu arz ettim ve zannederim kâfi derecede malûmat arz etmiş oldum. Sf. 87, 88

    Sanayii Teşvik Kanunu Kabul Edildi  

    Ceza Kanunu Kabul Edildi (1)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 96, Celse: 1, – Sf. 73 ile 105 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Bir İtalyan Mebusun Türkiye hakkındaki değerlendirmesinden rahatsızlık duyuluyor ama Faşist İtalyan yönetiminin ceza kanunu neredeyse tartışmasız bir şekilde kabul ediliyor.

  •  7 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 96, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Şeyh Sait İsyanı Hakkında Halis Turgut Hükümetten Bilgi İstiyor (Halis Turgut 1926’da İzmir Suikastı Davasında idam edildi)

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “…asiler 7/8 Mart gecesi kabili cem (toplanması mümkün) olan bütün kuvvetleriyle bir noktayı münciye (kurtuluş noktası) addettikleri Diyarbekir üzerine taarruzlarını tevcih ettiler (saldırılarını yönelttiler). Bundan sonra bu taarruzda muvaffak olamadılar, zayiatla (zararla) tard olundular (Diyarbakır’dan atıldılar). Sonra Diyarbekir’in şarkına (doğusuna) doğru Silvan’a taarruz ettiler, orasını da aldılar, sonra Mardin üzerine teveccüh ettiler (yöneldiler), Beşirin ve Behrameti mıntıkalarına (yörelerine, kesimlerine) vaziyet ettiler (el koydular, hâkim oldular). Ondan sonra, Şimalde (Kuzeyde) Palo (Palu) civarında, Palo zaten Mart bidayetinde (başlangıcında) ellerinde idi, şimalinde (kuzeyinde) tevcihi fesat ettiler (fesatlık çıkarmaya yöneldiler), daha bir takım yerleri Malazgirt, Bulanığa kadar aldılar, Muş’un irtibatını kestiler. Bununla da iktifa etmediler (yetinmediler), Malatya vilâyetine kadar hulul ederek (girerek) Petürk (Pütürge) kazasında fesat yaptılar, Çemişkeze’ye dayandılar, Eyyin (Kemaliye) hududuna geldiler. Görüyorsunuz ki, biz “Vaziyet ciddidir, mühimdir” dediğimiz zaman, zan ve vehim (tahmin ve kuruntu) üzerine söz söylememişiz..  Bir defa harekâtı askeriyeyi (askerî hareketi) intaç edeceğiz (sonuçlandıracağız). Erbabı fesat (fesatlık yapanlar), ne kadar uzak ve men’i (güvenilir, emin) yerlere iltica etmişlerse (sığınmışlarsa) oraların kendilerine mezar olduğunu anlayacaklardır, bu bir, ikincisi harekâtı katiyye (kesin harekât) bittikten sonra bu havali de ve alelumum (genellikle) bilhassa ve böyle irticaî dine müstenit tesvilâtı (dini gericiliğe dayalı ve onu güzel gösteren) siyasiye yapmak hususunda müstait olan havalide (buna uygun olan yerlerde) bu imkânı serdedecek tedabir (bu olanağı ileriye sürecek önlemleri) alacağız. ..” Sf. 151, 152  

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 47 (7.04.1925 / 14.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 96, Celse: 1, – Sf. 151 ile 153 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     31 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 90, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Divanı Harp Kararlarının Uygulanması Hakkında Kanun

    Harp ve İsyan sahalarındaki idarei örfiye mıntıkalarında (sıkıyönetim bölgelerinde) müteşekkil umum divanı harplerden (kurulmuş olan bütün Divanı Harplerden) verilecek idam kararlarının sureti icrasına (yerine getirilmesine) dair Kanun.      

    Madde 1. Hali harpte (savaş zamanı) yahut müsellehan ve müçtemian İsyan vukuunda (silahlı veya toplu isyan olması halinde) sahayı harekât (askeri harekât alanı) ve isyandaki idarei örfiye (sıkıyönetim) mıntıkalarında müteşekkil (oluşmuş) bilumum (bütün) divanı harplerden (savaş mahkemelerinden) sadır olan (çıkan) idam kararları ordu veya kolordu veyahut müstakil fırka veya mevkii müstahdem (yerelde görevliler) kumandanları tarafından badettasdik (onaylanmaksızın) derhal infaz olunur (derhal gerçekleştirilir).”       

    Tartışma Başlıyor;

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “.. Bugün şarkta (doğuda) zuhura gelen (ortaya çıkan) hadiseyi, bizler ancak gazetelerde bir çerçeve dâhilinde okuyor ve anlıyoruz. Şu kanun bir buçuk gün fırkada (partide, Cumhuriyet Halk Fırkasında) müzakere ve münakaşa edildiği (görüşüldüğü ve tartışıldığı) halde, burada yarım saat zarfında iki hatip (hitap eden, konuşmacı) arkadaşımızın münakaşasına (tartışmasına) tahammül gösterememek çok insafsızlık olur. Bugün en şedit (şiddetli) kanunu, hükümetimiz eline alınca bütün matbuat (basın) susmuştur, her şey susmuştur, herkes tamamıyla susmuştur. Şu halde hür olarak milletvekillerinin fikrini beyan edeceği ancak bu mukaddes (kutsal) kürsü kalmıştır. Bunu da, burada Müdafai Milliye Vekâletini işgal eden Recep Beyefendinin, gayet şedit (şiddetli) beyanatı (açıklaması) ile ve hatiplere karşı şahsi tecavüzatıyla (kişisel saldırıları ile) tesir (etki) yaparak takyit etmesi (sınırlaması), zannederim ki, hayırlı bir iş olmaz…. Efendiler! Bu hadise yeni bir hadise değildir, inşallah yakında mesele bitecektir. Bittikten sonra daha iyi teşrih olunur (açılır, açıklanır, anlaşılır). O vakit bendenizin de söyleyecek sözlerim vardır. Bu hadise, çok evvelden beri madum olan (yok olmuş) hadise idi. Fakat bunu hükümet belki çıkarttırmayabilirdi.” (Gürültüler) Sf. 309       

    Müdafaai Milliye Vekili Recep Bey (Kütahya); (Karabekir Paşaya uzun uzun saldırdıktan sonra devam ediyor;) “…   Efendiler! Türkiye’de hürriyet vardır. Türkiye’de namus borcunu anlamış olanlar için hürriyet ebediyen nâmahduttur (hudutsuzdur, sınırsızdır). (Bravo sesleri) Fakat namus ve namuslarının müttekâsı (dayanağı) olan devlet bünyesini kökünden kal’ etmek (sökmek) üzere harici düşmanlara karşı zayıf bir zemin ihdas etmek (yaratmak) tarikine (yoluna) gidenlere karşı hürriyet değil, hayat yolu kapanmalıdır.Sf. 311 

    Refik Bey (Konya); “Efendim! Bütün ekseriyetin (çoğunluğun) mevcudiyetine (varlığına), bütün teşkilâta (örgüte, Cumhuriyet Halk Fırkasına) tecavüz ettiği (saldırdığı) halde onun sözünü kestik mi? İcap ederse onu kaldırırız, kürsüden atarız. Bütün ekseriyetin mevcudiyetine (varlığına), mukaddesatına (kutsallarına) Kâzım Karabekir Paşa tecavüz etmiştir, bu tecavüz karşısında: ne yaptık? Hâlâ mı tecavüzden bahsediyorlar? (Kanun var sesleri)”

    Muhtar Bey (Trabzon); “Bu kürsüden atmak serbest midir?”

    Refik Bey (Konya); “Memleketin hayatı mevzubahis (söz konusu) olduğu vakit, meclislerde onlar dahi olmuştur.”

    Muhtar Bey (Trabzon); “Olamaz efendim, olamaz! 

    Kanun 20 red oyuna karşı 123 kabul oyu ile geçti.

    (Reddedenler; Bursa; Necati Bey, Nurettin Paşa, Osman Nuri Bey, Dersim; Feridun Fikri Bey. Edirne; Cafer Tayyar Paşa. Ergani; İhsan Bey Erzurum; Câzim Efendi, Münir Hüsrev Bey, Rüştü Paşa. Eskişehir; Arif Bey. İstanbul; Kâzım Karabekir Paşa. İzmit; Ahmet Şükrü Bey, Mustafa Bey. Kastamonu; Halit Bey. Mersin; Besim Bey. Ordu; Faik Bey. Saruhan; Abidin Bey. Sivas; Halis Turgut Bey. Trabzon; Ahmet Muhtar Bey, Rahmi Bey.)  Sf. 317

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 90, Celse: 1, – Sf. 294 ile 319 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  •     25 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 87, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İskân Müdüriyeti Umumiyesi Bütçesi 

    Feridun Fikri Bey; “Dersimdeki Aşiretleri Elazığ’daki Ermeni Köylerine Yerleştirelim.” Diye teklif ediyor:

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “…Vilâyatı Şarkiye’de (doğu vilâyetlerinde), meselâ Elâziz’de birçok Ermeni köyleri vardır. Hâlbuki aynı zamanda Erzincan’a civar olan sahalarda misal olarak arz ediyorum ezcümle (özetle) Dersim’de birçok aşiretler vardır ki, arazi kifayet etmediğinden (yeterli olmadığından) maişet (geçim) noktai nazarından (açısından) son derece ıstırap ve elim bir vaziyeti iktisadiyededirler (ekonomik durumdadırlar). Hâlbuki bu aşair ki (aşiretler ki), iskâna taliptir (yerleştirilmeye taliptir, yerleştirilmeye isteklidir). Bunlar Elâziz ovasında kısmen iskân edilirlerse (yerleştirilirlerse), Dersim’in vaziyeti umumiyesi (genel durumu) için son derecede iyi bir tesir yapacaktır. Binaenaleyh Vekil Beyefendiden bu hususta tenvir edilmekliğini (aydınlatılmasını) rica ederim.” Sf. 201

    Dâhiliye Vekili Cemil Bey (Tekfurdağı); “-Lozan muahedesiyle (antlaşmasıyla) mübadeleten (mübadele için, değişim için) memleketimize gelen mübadiller, memleketten çıkanların emlâk (mülkler) ve emvaline (mallarına) yerleştirileceklerdir. Bu ahdi (sözleşmeden doğan) bir mecburiyettir...  Müstahsil (üretici) olmak için geçen sene beş milyon liralık tohum, âlâtı ziraiye (zirai alet) ve hayvan tevzii edilmiştir (ve hayvan dağıtılmıştır). Demek ki yalnız 360 bin muhacire aid olmak üzere, beş milyon liralık vesaitle (araçlarla) yardım edilmiştir.” Sf. 205

    2. Celse: İsmet Bey. Sf. 215

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 87, Celse: 1, – Sf. 201 ile 215 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     23 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 85, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Müdafai Milliye Vekâleti Bütçesine Devam 23.3.1925 Sf. 132 

    Muhtar Bey (Trabzon);”… Herkesin nazarı dikkatini celp ediyor (çekiyor). Hatta çocuklar mektebe devletin otomobiliyle, kamyonu ile gidiyor, rica ederim bu böyle olmasın!” 

    Müdafaai Millîye Vekili Recep Bey;“.. Efendiler; bir vekile otomobil vermişseniz buna ailenizi çocuğunuzu bindirmeyeceksiniz diye bir kayıt var mıdır? Ve bu Meclisin kürsüsünde medarı bahis olacak (söz konusu olacak) şeylerden midir?” Sf. 138 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 85, Celse: 1, – Sf. 132 ile 138 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     23 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 85, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstiklâl Madalyası Taliki Merasimi (takma töreni); Sf. 126

    (Bütün Paşalara ve bazı zabitana (subaylara) madalya verildi;) 

    2. Celse: İsmet Bey. Sf. 127

    Sıkıyönetim Uzatılıyor

    “Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine 23 ve 24 Şubat 1341 tarih ve (6/908), (6/931) numaralı tezkerelere zeyildir (ektir, ilavedir).

    Ergani vilâyetinin bir kısmında kuvvei müsellehai (silahlı isyancıların)  devlete karşı vuku bulan isyan hadisesi münasebetiyle Elâziz, Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri ve Malatya vilayetleriyle Erzurum vilâyetinin Kiğı kazalarında bir ay müddetle ilân edilmiş olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) bir ay daha temdidine (uzatılmasına) Meclisi Âli’nin müsaade buyurmasını (izin vermesini) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) arz ve istirham ederim efendim.

                                                                                 Başvekil İsmet”

    (Tartışmasız kabul edildi.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 85, Celse: 1, – Sf. 123 ile 160 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 22 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 84, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Ankara İstiklal Mahkemesi Savcısı Seçimi;

    Reis; “Ankara İstiklâl Mahkemesi Müddeiumumîsi (savcısı) için reye iştirak eden (oylamaya katılan) azanın (üyenin) adedi 149 dur. 126 rey Necip Ali Bey (Denizli), 1 rey Yusuf Kemal Bey (Sinop), almışlardır. 22 zat da müstenkif  (çekimser) kalmıştır. Muamele (işlem) tamamdır. Necip Ali Bey ekseriyeti ârâ (oy çokluğu) ile intihap olunmuştur (seçilmiştir) . (Allah muvaffak etsin sesleri). Sf. 98 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 84, Celse: 1, – Sf. 93 ile 122 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  21 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 83, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Müdafai Millîye Vekâleti Bütçesi; Sf. 67

    (İzmir Mebusu Mustafa Necati Beyin Ankara istiklâl Mahkemesi Müddeiumumiliğinden İstifanamesi) Sf.80

    Müdafaai Millîye Vekâleti Bütçesi;

    Arif Bey (Eskişehir)(Ayıcı Arif Bey, İzmir suikastı davasında 1926’da idam edildi); “Müdafai Milliye Vekâletiniz on daire, altmış şube, yedi müfettişlik ve on bir komisyondan mürekkep (meydana gelmiş) olmak üzere 400 küsur zabit (subay) ve 200 küsur memur istihdam etmektedir (çalıştırmaktadır)…  Bu teşkilâttan (örgütten, kişilerden) başka 25 odacı ve bundan maada (fazla, bunun dışında) 700 küsur nefer (er) dahi emirber ve hizmetçi olarak istihdam edilmektedir. Bir zabit, bir memur denildiği zaman onun vasatı (ortalama) olarak senevî (yıllık) 1.000 – 1.500 liraya mal olduğunu ve bir nefer denildiği zaman 100 – 150 liraya mal olduğunu ve bir hayvan denildiği zaman bunun da 200 liraya mal olduğunu daima unutmayınız.”  Sf. 92 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 83, Celse: 1, – Sf. 67 ile 92 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •  18 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 81, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ticaret Vekâleti Bütçesi Sf. 5

    Arif Bey (Eskişehir); “Efendiler! Bu fasla taalluku hasebiyle (bu bölüme ilgisi sebebi ile) kil madeninden bahsedeceğim. Kil Eskişehir’in Mihalıççık kazası dâhilinde çıkar. Fakir halkın nezafet (kıyafet temizliği) ve tahareti (beden temizliği) için istimal edilen (kullanılan) en ucuz bir vasıtadır.”

    Talât Bey (Ardahan); “Fukara sabunu.” Sf. 5

    Dış Ticaret Vekili Ferit Bey (Kütahya); “1339 (1923) istatistikîni alacak olursak 144 milyon kâğıt liralık ithalâtta bulunmuşuz, küsuratını arz etmiyorum (küsurunu söylemiyorum)  84 milyon liralık ihracatta bulunmuşuz. 60 milyon liralık bir açık görürsünüz ve nispet edecek (oranlayacak olursak)… İthalâtımıza gelecek olursak; gerek 1329 (1913) senesinde gerek 1339 senesinde yekdiğerine (bir diğerine) adeta muadil (eşit) bir farkla birincisi pamuk mensucatı gelir. Bu, memleketimize itidal ettiğimiz (dengelediğimiz) en büyük şeydir. İkincisi hububat gelir. Üçüncüsü şeker gelir. Dördüncüsü 1329 (1913) senesinde maadin mamulâtı (maden ürünleri) idi. Yani makine vesaire. .. Efendiler! 1329 (1913) senesinde pamuk mamulâtı (üretimi) olmak üzere 16 milyon kilo ihracat yapmışız. Yani tabiî bir senede çıkardığımız pamuk ihracatını gösteriyorum. Buna mukabil (karşılık) 42 milyon kilo ithalât yapmışız. 1339 (1923) senesinde 10 milyon kilo ihracat yapmışız. 25 milyon kilo ithalât yapmışız,..  1339 senesinde vasati (ortalama) olarak beş kuruştan pamuk satmışız. Vasatî olarak 14,5 kuruşa mukabil (karşılık) masnuunu (üretilmişini) almışız. 1339 senesinde 18,5 milyon kilo ihracat yapmışız. 161 milyon kilo ithalât yapmışız. Verdiğimiz para, ithalâtla ihracatı mahsup yaptıktan sonra fark olmak üzere 13 milyon kâğıt paradır. Bir senede 13 milyon kâğıt para vermişizdir.” Sf. 14

    2. Celse: Ali Sururi Bey 

    Ticaret Vekâleti Bütçesi Sf. 23

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 81, Celse: 1, – Sf. 1 ile 23 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 78, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İnşaası mukarrer (yapımı kararlaştırılan) Yenişehir’e muktazi (gerekli) arazi ile ıslahatı umumiyei (genel ıslahı) beldeyi siyaneten tefcir (beldeyi korumak için drenaj) ve tesciri (kurutulması) iktiza eden (gereken) bataklık ve merzağî (tarla) mahallerin istimlâki (kamulaştırılması) hakkında (1/563) numaralı kanun lâyihası (tasarısı) ve Dâhiliye Encümeni mazbatası:  

    Madde 1. Merbut (ekli) harita mucibince (gereğince) terakkiyatı hazırai fennîyeye tevfikan (gelişmiş olan tekniğe dayanarak) Ankara’da tesis ve inşaası takarrür (kurulumu ve yapımı kararlaştıran) eden yeni mahallere muktazi yerlerin ve sıhhati beldeyi siyaneten (koruyaraktan) ve sıtmanın sureti katiyede (kesin biçimde) ref’i (kaldırılması) maksadıyla bataklık ve merzağî (tarla olan) arazinin işbu kanuna tevfikan istimlâkine Şehremaneti (Ankara Belediye Başkanı) salâhiyettardır (yetkilidir).” Sf. 471

    Vehbi Bey (Karesi); “Efendim! Ankara’nın imarını istemek hepimizin borcudur. Yalnız imar ederken haksızlığa da meydan vermemek o da borcumuzdur. Bunun için 1340 (1924) senesi iptidasında (başlangıcında) ki 15 misil (15 kat) bazı sahiplerine nimet olacaktır. Bazılarının sebebi mağduriyet ve hikmeti olacaktır. Farz ediniz ki; bir yetim, bir şehit asker ailesi dedesinden, babasından, babasının dedesinden kalmış arazisi vardır ve şimdiye kadar da hiçbir muamele ve tadilât görmemiştir. 1340 senesinde, 1287 (1871) senesinde ki tahrir (yazılı) kıymeti üzerinden 15 misli alacaktır. Öbür taraftan, meselâ; aşar mültemiziminin (aşar vergisini halktan toplamak için Osmanlının ihale ile yarattığı vergi toplama müteahhidi) birisi mahza aşar iltizam ettirmek için malının kıymetini bugünkü kıymete yakın bir hale ifrağ etmiştir. Tadil ettirmiştir o da on beş mislinden alacaktır… Efendiler, göreceksiniz ki, bunun tatbikatında çok haksızlıklar olacaktır.” Sf. 476

    1. Celse: Kâzım Bey

    Yenişehir ve Bakanlıkların Yağma Kanunu;  

    Madde 3. “Şehremanetince (Belediyesi tarafından) esbabı ânifeden (gençleştirme, yenileme sebebinden) dolayı istimlâk icrası (kamulaştırma yapılması) Dâhiliye Vekâletinden menafii umumîye (kamu yararı) kararı istihsaline vabestedir (karar verilmesine bağlıdır). İstimlâk edilecek tarla ve arazi sahiplerine Şehremanetince lüzumu ferağı natık ihbarname tebliğ olunur (gerekli sözlü ihbarname yapılır). Tarihi tebliğinden itibaren bir hafta zarfında ferağ itasından imtina edenlerin (arsasını bırakmaktan çekinenlerin) yahut daveti vakıaya icabet etmeyenlerin (davet olayına katılmayanların) arazisi, tadil görmeyen araziden ise 1331 senesi iptidasındaki (başlangıcındaki) kıymeti muharrerlerinin (yazılı bedellerinin) on beş misli namlarına Ziraat Bankasına teslim edilmek şartıyla Şehremanetine ferağ (devir veya bağış) ve tefviz (bırakma) olunur. Hazinenin uhdeyi tasarrufunda (kullanımında) bulunan bu kabil (benzeri) arazı dahi bedeli mezkûr mukabilinde (belirtilen bedel karşılığında) Şehremanetine terk olunur. Birinci madde mucibince yeni mahalle sahasına müsadif (tesadüf edilen, rastlanan) araziden dörtte biri kendilerine terk edilecek olan arsa sahipleri yaptıracakları ebniyeyi (binaları) Şehremanetinin tayin edeceği şeraite tevfikan (şartlara dayanarak) inşa ettirmeğe mecburdurlar.”  Sf. 500  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 78, Celse: 1, – Sf. 471 ile 500 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 77, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    1341 (1925) Ziraat Vekâleti Bütçesi:

    Niyazi Bey (Mersin); (Orman katliamını anlatıyor:) “22 Nisan 1340 (1924) tarihinde, son günde kabul ettiğimiz bir kanun vardır. Bu kanun hükümete, Heyeti Vekile’ye subulmürur (bağışlanmış ormanlar olmalı) olan yerlerde bulunan bazı ormanları bilâmüzayede (açık arttırmaya gidilmeksizin) pazarlık suretiyle ihalesine salâhiyet (yetki) veriyoruz. Ancak bu kanun daha evvel 1333 (1917) tarihinde İstanbul Meclisi Mebusan’ında kabul edilmiş olan bir kanunun tadili (değiştirilmesi) şeklindedir. O da aynı veçhile (biçimde) İstanbul Meclisi Mebusan’ının tatilinden bir gün evvel müzakereye (görüşmeye) tabi tutulmuştu ve o zaman da hükümet bu kanunda mevcut hükümlerce yapılamayacağı dolayısıyla şirketlere ihalesini müfit (faydalı) gördüğünden dolayı arzu etmişti. Sf. 434 Hulâsa (kısacası) muhterem arkadaşlar; biz geçen sene Heyeti Vekile‘ye ormanların pazarlık suretiyle ihalesi salâhiyetini verdi isek bu, subulmurür ormanlar için büyük sermayeleri bu işe angaje etmek (bağlamak), kendi tabirlerince «mühim tesisat (önemli donanım) yapmak» mukabilinde idi (karşılığındaydı). Hâlbuki kendi dairei intihabiyem (seçim bölgem) olan Mersin Vilâyetinde Toros’un, belki Anadolu’nun en büyük bir katran ormanı olan (Sucakdere) ile diğer (Cehennem deresi) ormanı Heyeti Vekîle’nin kararı ile bilâmüzayede ihale edilmiştir. Bu orman bir milyon küsur bin metremikâptır (metreküptür). Bunun lâakal (en az) altı yüz küsur beygir katrandır ve bedeli ihale de çam için metremikâbına yüz elli kuruş, katran için üç yüz on kuruştur. (Kim aldı sesleri). Bilmiyorum birisi almıştır.”

    Rüştü Paşa (Erzurum); “Memlekette mevcut ormanların en güzellerinden birisi de Kars, Ardahan, Artvin’de bulunan ormanlardır…” Sf. 441    

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 77, Celse: 1, – Sf. 434 ile 441 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 8 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 72, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Ankara Yenişehir’in İmara Açılması Islahı vs. Hakkında Kanun Teklifi;

    (Ankara’nın pejmürdeliğini Trabzon Mebusu Muhtar Bey çok güzel anlatıyor.) Sf. 233, 237

    2. ve 3. Celse: İsmet Bey

    Âli Şurayı Askerî (Yüksek Askeri Şura) Kanunu Görüşülüyor; Sf. 260, 265  

    Kâzım Karabekir Paşa (Devamla); “Evet efendim; okursanız görülecektir ki, Müdafai Milliye Vekili hiçbir şeyle alâkadar (ilgili) değil. Reisicumhur olmazsa Başvekil, Başvekil de olmazsa vekilin de vekili olarak Müdafai Milliye Vekili riyaset (başkanlık) edeceklerdir.”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 72, Celse: 1, – Sf. 263 ile 275 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  11 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 75, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Nafıa (Yararlı İşler, Bayındırlık) Vekâleti Bütçesi:

    Mithat Bey (Aydın); ” ..  Bendeniz devri istibdatta (Abdülhamit döneminde, baskı döneminde) tahsil ettim (okul okudum) ve devri meşrutiyette (1908’de ilan edilen Meşrutiyet devrinde) mühendis oldum ve devri cumhuriyette de arkadaşınız bulunuyorum. Sf.352 Bugün Türk mühendisleri hakikaten Avrupa’daki arkadaşları kadar kıymetlidir ve bununla Türkler iftihar edebilirler. Mühendislerimiz ilmen, ahlaken yüksektirler…  Fakat bu efendiler Nafıa Vekâletinin emrine geçtikleri zaman tuhaf, âdeta atıl bir hal alıyorlar. Bilâkis hayatı hariciyeye (serbest hayata) atıldıktan sonra azimperver (azimli)  oluyorlar. Hâlbuki nafıada bu azimlerinden istifade olunmuyor (yararlanılmıyor). Bendeniz bütün bu şeyleri tetkik ettiğim (araştırdığım) zaman öyle zannediyorum ki, bütün bu şeylerin sebebi, idarî teşkilâtın (idari kuruluşumuzun) noksanlığında ve bir de Vekâletin mükemmel bir heyeti fenniyesinin (fen adamları topluluğunun) bulunmamasındadır.” Sf. 354  

    2. Celse: İsmet Bey

    Rüştü Paşa (Erzurum); “Efendim! Haritaya göz gezdirecek olursak, Nafıa işlerinde en ziyade ihmal edilmiş kısım Şark (doğu) vilâyetleridir. Asayişin takarrürü (yerleşmesi), maarifin (öğretimin) ilerlemesi arzu ediliyorsa, şimendiferden (demiryolundan) vaz geçtik, hiç olmazsa Trabzon’dan çıkan bir yolcu Muş’a, Bitlis’e kadar gidebilmelidir, Erzurum’dan çıkan bir yolcu Diyarbekir’e kadar gidebilmelidir, ana hatlar bu suretle teessüs etmelidir (kurulmalıdır). Bu yollar için fazla bir paraya da ihtiyaç yoktur. Bu yolların bir kısmı harp zamanında Ruslar tarafından yapılmıştır. Yapılan yollar da maatteessüf görüyoruz ki, harap olmaktadır. Hiçbir memur Van’a, Hakkâri’ye gitmiyor. Hiçbir idare memuru, hiçbir muallim (öğretmen), hiçbir nafıa memuru bu mıntıkaya (bölgeye) gitmek istemiyor. Haklıdır. Çünkü giderse çocuğunu okutamıyor, iaşesini (yiyecek ve içeceğini) temin edemiyor, hatta bir mektup alamıyor, bir gazete okuyamıyor. İstanbul’dan Hakkâri’ye bir mektup iki ayda gidiyor, Hakkâri’ye gidenler de şöyle böyle açıkta kalmış olan kısımlardır. Zarurî olarak gidiyor, gider gitmez de kaçmak sevdasına düşüyor, kaçmak çaresini arıyor. Yolların arzı (genişliği, eni) 4,5 metre yapılmaktadır. Yani iki kamyon yan yana gelirse geçemeyecektir… Ruslar tarafından yapılan yollar 10 – 12 metre kadardır. Bu yapılan yollarda nazarı dikkatimi celbeden şey, dönük yerlerinde (virajlarda), bilhassa Zigana dağında filân korkuluk yapılmıyor. Kamyonlar vesaireler giderken yuvarlanıyorlar, hiç ay geçmez ki, kamyon yuvarlanmasın, bir kaç kişi ölmesin. Bu gibi büyük vakayi (olaylar) oluyor. Bunu da nazarı dikkatlerine arz ederim. Taahhüde verirken bunların dönek yerlerine ve sairesine korkuluk yaptırılsın. Sf. 386

    Nafıa Vekâleti Bütçesi Görüşmelerine Devam; 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 75, Celse: 1, – Sf. 352 ile 388 arası) kitabından birebir alınmıştır.