Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “On yedinci budur ki, onlarla (Müslümanlarla) nikâh akdedilmemesi lazımdır.” Sf. 44

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapanî İbranicede İzmir’im demektir. Sf. 42

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yakubîler”, “Karakaş” ve “Kapancı” adlı bu üç Sabetayist gurubun toplumsal ve ekonomik konumları birbirlerinden farklıydı, Yakubileri, Selanik’teki üst sınıf Osmanlı memurları oluşturuyordu.

    En kalabalık grup olan Kapancılar, çoğunlukla İzmir’de oturuyorlardı; üst ve orta sınıfı oluşturan tüccarlardı.

    Muhafazakâr olmalarıyla bilinen Karakaşlar ise, zanaatkâr, esnaf ve işçilerden oluşuyordu, örneğin berberler, kasaplar, kunduracılar ve hamallar bu gruba dâhildi. Öyle ki, ilk dönemlerde Selanik’teki berberlerin tamamı Karakaş’tı.

    Bu üç ayrı grup, ayrı yerlerde ibadet ediyorlar, ayrı mezarlıklarda toprağa veriliyorlardı. Birbirlerinden kız alıp vermiyorlardı. Sf. 42

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tartışmalar sürerken, Osman Baha’nın ölümü grupta ayrılığı kesinleştirdi. Çünkü İbrahim Ağa, “Mesih ölmez, bedeni çürür görüşünü ileri sürerek, mezarın açılmasını istedi. Mezar açılıp ve İbrahim Ağa başkanlığındaki grup Karakaşlardan koptu.

    Çoğunluğu İzmirli olan ve başım İbrahim Ağa’nın çektiği gruba “Kapancı” (Kapaniler) denildi.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabetay Sevi öldükten sonra Sabetaycılığın merkezi durumuna gelen kent Selanik’ti.

    Sabetay Sevi’nin son eşi Ayşe, Selanikliydi.

    Ayşe, kardeşi Yakov Kerido’nun (Abdullah Yakub), ölen eşinin ruhunu taşıdığını öne sürdü. Sabetay Sevi (Maşiah) ile cemaat arasındaki bağlantıyı ancak Yakov Kerido’nun sürdüreceğini söyledi. Böylece Kerido’ya inanan taraftarlar oluşmaya başladı.

    Yakov Kerido, yani Müslüman adıyla Abdullah Yakub, İslam’ın emirlerini eksiksiz yerine getirmeye dayalı bir esas kurdu. Kendilerini “mümin” olarak gören bu grup üyeleri namazını, orucunu, zekâtını ihmal etmiyordu.

    Çokeşlilik ve boşanma konusunda Müslümanlardan farklıydılar. Sabetayistler birden fazla eşe karşıydılar.

    Evlilik, sünnet, seyahat, işe başlama, hatta ameliyat konusunda bile liderlerine danışıyorlardı. Din, giysiler, örf ve âdetler hususunda mevcut olan düzene ayak uydurmakta hiç güçlük çekmiyorlardı.

    Hatta Abdullah Yakub cemaat mensuplarına örnek olmak için, yanına “müritlerinden” Mustafa Efendi’yi alarak Kâbe’ye hacı olmaya gitti. Ancak Mekke’ye giderken deve üzerinden düşerek öldü. “Hacı” olup dönen Mustafa Efendi “tarikatın” başına geçti.

    Hacı Mustafa Efendi kendisine iki halef seçti: Mehmed Ağa ve İzak Ağa. Bunların unvanları “Zişan” dı!

    Yakov Kerido’nun sağlığında başlayan grup içindeki tartışmalar bitmedi, daha da alevlendi Muhalif grubun başını Mustafa Çelebi çekiyordu. Mustafa Çelebi, sadık adamlarından Abdurrahman Efendi’nin Sabetay Sevi’nin ölümünden dokuz ay sonra doğan oğlu Baruchiah Russo Maşiah’ın ruhunu taşıdığını ileri sürdü.

    Yani Sabetay Sevi’nin ruhunu Yakov Kerido değil, Baruchiah Russo taşıyordu.

    Sabetayistler ikiye bölündü. Baruchiah Russo, yani Müslüman adıyla Osman Baba’ya inananlar gruptan ayrıldı ve bunlara Karakaş (Karakaşî’ler) dendi.

    Kalanlara, Yakov Kerido’nun Müslüman adı Abdullah Yakub’dan dolayı “Yakubiler” denildi. Sf. 41

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, “avdeti” (dönme) denilmeye başlandı. Sf. 39

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzmirlilerin “Kara Menteş” dedikleri Haham Mordahay Sevi’nin ailesi, kentteki Yahudilerin büyük çoğunluğu gibi, 1492 tarihinde İspanya’dan kovulmuştu.

    Sevi ailesi önce Mora’ya sonra İzmir’e yerleşti.

    “Kara Menteş” in oğlu, Sabetay Sevi, 7 Temmuz 1626 tarihinde İzmir’in Agora semtinde doğdu. Sf. 37

    (Dip Not; Sinagoglar da dahil olmak üzere tarihi eserlere yeniden hayat vermek için TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Priştina Agora’da büyük bir restorasyon çalışması sürdürmektedirler.)

    Ve 31 Mayıs 1665 tarihinde “Mesih” olduğunu ilan etti. Yahudi inancına göre Mesih, kendilerine, bugünkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yanma dağılmış olan Yahudileri bir araya toplayacaktı.

    Gelişmelerden rahatsız olan Osmanlı yönetimi Sabetay Seviyi tutukladı ve yargıladı. Sultan IV. Mehmed, çok uzun süren yargılamayı perde arkasından takip etti. Yargılama sonunda Sabetay Sevi’nin önüne iki seçenek kondu: iddialarından vazgeçmezse öldürülecek ya da Müslümanlığı kabul ederse hayatı bağışlanacaktı.

    Burada bir parantez açmak gerekiyor Sabetay Sevi’nin sarayda sorgulanışı sırasında orada bulunanlardan biri de sultanın doktorlarından Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’ydi. Sf. 38

    Hayatizade aslında, gerçek adı Moses ben Raffael Abrabanel olan, Yahudilikten Müslümanlığa dönmüş biriydi.

    Gershom Scholem, Hayatizade için, Sabetay Sevi adlı kitabında,

    “Sultan’ın kız kardeşiyle evliydi ve 1670’te Erzurum valisiydi. 1665’e kadar Temeşvar (Macaristan) valiliği yapmıştı. (2001, s. 338)” diye yazıyor.

    Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’nin torunu Mehmed Emin Efendi, Osmanlı’da şeyhülislamlık yapan, -bilinen- ilk Yahudi dönmesidir! Oğullarından biri müderris olmuş, torunu Hayatizade Mehmed Emin de dedesinin izinden gitmiş, hekimbaşı, kazasker, kadı ve müderris olduktan sonra şeyhülislamlığa kadar yükselmiştir. Yani bir Yahudi dönmesi Osmanlı’nın şeyhülislamlığını yapmıştı.

    Sonuçta Sabetay Sevi kendisine önerilen iki seçenekten birini kabul etti.

    “Bu can bu bedende olduğu sürece Müslüman’ım” dedi ve “Mehmed Aziz Efendi” adını aldı. 

    Karısı Sara ise “Fatma Hanım” adını seçti! Sf. 39

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün, Kâmil Paşa, Kıbrıs’a giderken, Eşref’ten ne hediye istediğini soruyor. Eşref, “Kıbrıs’ın eşekleri meşhurdur, bir eşek getirirseniz makbule geçer Paşa’m” diyor.

    Bir ay sonra Kâmil Paşa, Kıbrıs’tan dönüyor. Valiyi rıhtımda karşılayanlar arasında Eşref de vardır. Kâmil Paşa vapurdan iner ve karşısında Eşrefi görünce, elini dizine vurarak Tüh! Sen benden eşek istemiştin. Unuttum. Şimdi, seni görünce aklıma geldi” deyince Eşref altta kalacak değil ya, hemen cevabını verir: “Ziyanı yok paşam! Siz geldiniz ya!” s.34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • O dönemde İzmir’in başında sadece tifo gibi salgın hastalıklar belası yoktu. Şehrin etrafını sarmış çeteler de İzmir halkını canından bezdirmişti.

    Bugün olduğu gibi dün de çeteler sırtını belli güçlere dayamışlardı. Örneğin İzmirli Whittall ailesi Çakırcalı Mehmed Efe’nin en büyük destekçisiydi!

    Whittalller, Çakırcalı’ya silah ve cephane yardımında bulunuyordu. Bu kuşkusuz karşılıklı bir çıkar ilişkisiydi.

    Lojistik desteğin karşılığında Çakırcalı Mehmed Efe, Levantenleri Rum çetelerinden koruyordu! Sf. 34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1895 yılının Kasım ayında İzmir Valiliğine bir kez daha eski bir sadrazam atandı: Kıbrıslı Kâmil Paşa!

    İngiliz çevrelerine yakınlığıyla tanınan Kıbrıslı Kâmil Paşa İzmir’e gelir gelmez başta Whittalller ve Forbesler olmak üzere İngiliz Levanten aileleriyle çok yakın ilişki içine girdi. Bu yakın münasebetler o kadar arttı ki, kentte; “Şehre korku salan Çakırcalı Mehmed Efe’nin eylemlerine bilerek göz yumuyor. Amacı asayişi sabote edip, İngiltere’nin bölgeye müdahalesini temin etmek, müdahale arkasından ise İzmir’in muhtariyet kazanmasıyla birlikte kendisi de bağımsız vali olacak” dedikoduları yayılmaya başladı.

    Kâmil Paşa’nın İngilizlerle yakın ilişkisi İzmir’de başını belaya soktu. Gerek bu ilişkisi gerekse Çakırcalı Mehmed Efe’yi koruduğu şeklindeki jurnaller Yıldız Sarayı’na ulaşınca, II. Abdülhamid Kâmil Paşa’dan kurtulmaya karar verdi. Saraydaki dostları sayesinde, azledileceğini öğrenen Kıbrıslı Kâmil Paşa soluğu İzmir İngiltere Konsolosluğu’nda (baba kucağında) aldı. Sf. 33, 34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 33, 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • O karışık günlerde Evliyazâde Mehmed Efendi İzmirli bazı tüccar arkadaşlarıyla birlikte Mekke’ye gitti, “hacı” oldu.

    Giderken limanda nasıl ilahilerle uğurlandı ise dönüşlerinde de aynı törenle karşılandılar. Her gidenin yaptığı gibi dostlarına dağıtmak üzere, tespih, poşu, akik yüzük, allı pullu minicik torbalarda Kâbe toprağı, Zemzem suyu, hurma ve hasır yelpazeler getirdi.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Komisyonun adı, Düyunu Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi’ydi.

    20 Aralık 1881’de yürürlüğe konulan bu sistem, dünya tarihinde bir ilki gerçekleştirecekti: yabancılar, alacaklı oldukları ülkenin başkentinde bir şirket kurarak, devlet adına bir kısım vergi ve gelirleri tahsil edecekti.

    İdaresinde İngiliz, Fransız, Alman, Avusturya-Macaristan, İtalyan ve Osmanlı alacaklarının temsilcisi bulunan Duyunu Umumiye, Osmanlının sanki ikinci bir maliyesiydi.

    Zamanla “birinci maliyesi” de olacaktı. 1911’de Osmanlı Maliyesinde 5.472 memur çalışırken, Duyun Umumiye’de 8.931 memur çalışacaktı!

    Başta tütün olmak üzere kaçakçılığı önlemek için silahlı jandarma gücü bile kuracaktı…  Sf. 27, 28

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 27, 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusya savaşını gerekçe gösteren II. Abdülhamid, 13 Aralık 1877’de Sadrazam Midhat Paşa’yı Yıldız Sarayı’na çağırttı ve Meclisi Mebusan’ı süresiz tatil ettiğini bildirdi.

    Midhat Paşa’nın sadrazamlığı kırk sekiz gün sürmüştü… Sf. 27

    II. Abdülhamid, her fırsatta “babası gibi sevdiğini” söylediği Midhat Paşa’yı İzzeddin adındaki vapura bindirerek İtalya’ya sürgüne gönderdi. Bu arada halkın Midhat Paşa’nın sürgüne gönderilmesini protesto edebileceğini düşünerek vapuru biraz bekletti. Fakat Osmanlı halkından hiçbir tepki gelmedi.

    Midhat Paşa’nın sürgüne gitmesinden iki ay sonra II. Abdülhamid, meşrutiyeti kaldırdığını, Meclis’i kapattığını açıkladı. Soma İngilizlerin desteğini alarak Rusya’yla masaya oturdu.

    İngilizlerin desteği yine karşılıksız değildi. İngilizlere, Kıbrıs ve Mısır rüşvet olarak verildi.

    II. Abdülhamid sadece İngilizlere toprak vererek kurtulamadı.

    Bulgaristan fiilen, Romanya, Sırbistan, Karadağ tam bağımsız oldular. Bosna-Hersek ve Yenipazar sancağı Avusturya işgaline bırakıldı. Diğer yandan Rusya Kars, Ardahan, Batum ve Besarabya’yı; İran Kotur’u; Yunanistan Tesalya’yı; Fransa ise Tunus’u aldı. İngiltere ayrıca, Sudan ve Kuveyt üzerinde fiili egemenlik kurdu.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Midhat Paşa Rusçuklu Hacı Hafız Mehmed Eşref Efendi’nin oğlu olarak bilinmektedir. On yaşında Kuranı Kerim’i ezberlediği söylenen Midhat Paşa’nın Yahudi bir aileden geldiği iddia edilmektedir. 1889 yılında yayımlanmış olan Edvaro Drumont’un La France Juwe adlı kitabının birinci cildinin 113. sayfasında Yahudilikten geldiği ileri sürülmektedir. Bu kitapta Midhat Paşa’nın annesinin Macaristanlı bir hanım olduğu yazılmaktadır.” (Hikmet Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, c. I, s. 259) Sf. 26

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yavuz Sultan Selim’den beri Saray’a Türk kadınları sokulmazdı. Padişah ve şehzadeler, çoğu Slav olmak üzere yabancı kan taşıyan devşirme kadınlardan dünyaya gelmişlerdi. Ancak zamanla bu “ganimet” ve istila yolları kapanınca sarayın kapıları bu sefer de Çerkez ve Gürcü cariyelere açıldı. Sf. 26

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rus yanlısı olduğu için “Nedimof” diye anılan Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın 6 Ekim 1875 tarihinde yaptığı bir açıklama Avrupa’yı ayağa kaldırdı. “Tenzili faiz kararı” ile Osmanlı hükümeti, beş yıl süreyle faiz borçlarının ancak yarısını ödeyeceğini, ödeyemeyeceği faizlere karşılık ise yüzde 5 faizli tahviller vereceğini açıkladı.

    Mali iflastan iki ay sonra, 2 Mayıs 1876’da Bulgarlar, üç ay sonra ise Haziran 1876’da Sırplar isyan etti.

    İstanbul’da da hareketlilik vardı: 10 Mayıs 1876’da medrese öğrencileri hükümet aleyhine gösteri yaptılar. Veliaht Murad’ın sarrafı Hınstaki’den aldığı paraları Midhat Paşa vasıtasıyla öğrencilere dağıttırdığı iddiası başkent İstanbul’da kulaktan kulağa fısıldandı.

    Bir gün sonra, borçları ödememe kararını açıklayan Rus yanlısı Sadrazam Mahmud Nedim Paşa azledildi.

    Ancak “iç isyan” durmadı.

    30 Mayıs sabahı saat 03.00’te Sultan Abdülaziz’in oturduğu Dolmabahçe Sarayı, Askeri Mektepler Komutanı Süleyman Paşa tarafından kuşatıldı. Donanma da Dolmabahçe’yi denizden sardı. Sf. 24, 25

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 22 ile 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzmir Belediye başkanlığına neden Evliyazâde Mehmed Efendi atanmıştı?

    Evliyazâde Mehmed Efendi’nin göreve getirilmesinde başta Giraud-Whittall ailesi olmak üzere yabancı tüccarların katkısının olmaması imkânsızdır.

    Ayrıca İzmir’deki konsolosların etkisini de unutmamak gerekir. 

    Tanzimat’ın önemli isimlerinden Sadrazam Ali Paşa, 1850-1884 yılları arasında Osmanlının Londra büyükelçiliğini yapan Kostaki Musurus Paşa’ya gönderdiği mektupta bakın ne diyor: “Görevini yaparken, konsolosların hoşuna gitmemek bedbahtlığında bulunan bir vali, mahvolmuş demektir.”

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evliyazâde Mehmed Efendi işte bu yerli simsarlardan biriydi.

    “Sebilürreşat’tı, yani “komprador”!

    Evliyazâde Mehmed Efendi’nin “iş ortağı” J.J. Frederic Giraud adlı bir Levanten’di! Sf. 19

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı bürokrasisi daha fazla tüketebilmek için, daha fazla kirleniyordu; yani rüşvetsiz iş yapılmıyordu.

    Bitmedi. 1838 ticaret ve 1839 Tanzimat antlaşmalarına imza koyan Sadrazam Reşid Paşa, yeni tip devlet adamlığının da kapısını açtı. Eskiden nüfuzlu paşaların himayesine girerek koltuk – makam kapılırken, Reşid Paşa yabancı devletlere dayanarak kariyer yapma dönemini başlattı. Sadrazamlar ve paşalar, “İngilizci”, “Fransızcı”, “Ruscu” gibi isimlerle anılır oldu. Sf. 18

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih, 16 Ağustos 1838.     

    Sadrazam Reşid Paşa, samimi dostu İngiliz elçisi Lord Stratford Canning’le Osmanlı – İngiltere ticaret antlaşmasını imzaladı. Antlaşma aynı yıl Avrupa’nın öteki devletleriyle de yapıldı.

    Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti, dış ticaretteki tekel düzenini, savaş dönemlerinde mâliyeye gelir getirmesi için koyduğu ek vergileri ve darlığı çekilen hammaddelerin ihracatına izin vermeyen “devletçi ekonomiyi” rafa kaldırdı. Sf. 16

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.