Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • O yıllarda babası Mehmed Reşid Bey’in İzmir’de sorgu yargıcı yardımcısı olarak bulunması nedeniyle İsmet İnönü de Tilkilik’te doğdu (24 Eylül 1884). Doğduğu “San Sino” Mahallesi’nin adı daha sonra İsmet Paşa olarak değiştirildi. Sf. 15

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evliyazâde Mehmed Efendi’nin, Tilkilik’te büyük bir köşkü, köşkün de iki dönümlük bir bahçesi vardı.

    Çatısında büyük kubbesinin olduğu bu köşk, Konak’ta Kemeraltı Caddesi’nin başlangıç bölümündeydi. Özellikle yoksul Müslümanlar, bu köşkü yakandan tanırdı; çünkü her ramazan ayında köşkte, otuz gün boyunca iftar yemeği verilirdi. Evliyazâde Mehmed Efendi, bu iftarlara yakın dostlarını da çağırırdı. İftarda namaz kıldırmak için imam, müezzin de getirtilirdi. Bazen konağa, mukabele okuması için güzel sesli hafızlar davet edilirdi. Onlara da hayli yüksek miktarda “diş kirası” (bahşiş) verilirdi…

    Evliyazâde Mehmed Efendi’nin, iftar yemeklerinin gösteriş şekline getirmesi, bazı çevrelerin eleştirisini almıyor da değildi!..

    Tilkilik’te bir dönemin ünlü isimleri de oturuyordu…

    Evliyazâde Mehmed Efendi’nin mahalledeki komşularından biri de, İzmir Belediyesi personelinden Hafız Hacı Şakir Efendi’ydi. Gümrük İdaresi’nde başkantarcı olarak görev yapan Hacı Şakir Efendi, bugün Türkiye’nin en büyük aile şirketlerinden Eczacıbaşı Holding’in kurucusu Süleyman Ferid Eczacıbaşı’nın babası, Nejat Eczacıbaşı’nın dedesiydi…

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belediye,  Osmanlı kentleri için 19. yy. ikinci yarısında ortaya çıkmış yeni bir kurumdur. Başta İngilizler olmak üzere yabancı ticaret şirketlerinin baskısıyla kurulmuştu. Bu şirketlerin belediyelerden bekledikleri, ticaret akışını kolaylaştıracak altyapı hizmetlerini yapmasıydı. Örneğin, 1867’de İzmir’de belediyenin kurulmasına Liman’ın büyütülmesi sebep olmuştu. Sf. 12

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski Museviler Süleyman Mabedindeki Kudüsülakdas’da Tanrı ile birlikte onun dişi dengi Shekinah She Kinah (şekinah) ın da oturduğuna inanırlardı.  Ruhsal bütünlük arayan erkekler sevişecekleri rahibeleri ziyaret etmek için mabede gelirler ve fiziksel birleşme sayesinde kutsallığı tecrübe ederlerdi.

    Sonra Hıristiyanlar seksi kötü gösterdiler, iğrenç ve günahkâr bir davranış olduğuna inandılar, diğer dinler de onu izlediler. Sf. 341, 342

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 341, 342) romanından birebir alınmıştır.

  • “Tarih; üzerinde anlaşmaya varılan bir masaldan başka nedir ki?”

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 283) romanından birebir alınmıştır.

  • Çarmıh olayı sırasında, Magdalalı Meryem hamileydi. İsa’nın doğmamış çocuğunun güvenliği için kutsal topraklardan yani Filistin’den kaçmaktan başka çaresi yoktur. Mesih’in güvendiği amcası Arimetea’lı Yusuf’un yardımıyla Magdalalı Meryem o zamanlar, gizlice, Gaul olarak bilinen Fransa’ya gelmişti. Oradaki Yahudiler arasında kendisine sığınacak güvenli bir yer buldu. Kızının adı Sarah’tı. Sf. 283

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 283) romanından birebir alınmıştır.

  • Beş yaprak; dişi hayatının beş evresini temsil ederdi; doğum, adet, annelik, menopoz ve ölüm. Sf. 283

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 283) romanından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın karısı Magdelalı Meryem ve İsa’nın ölümlü oluşu kilise için bir sırdır. Vatikan bu sırrı dördüncü yüzyılda örtbas etmeye çalışmıştı. Haçlı Seferlerinin bir sebebi de buydu; bilgileri toplayıp yok etmek. Sf. 282

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 282) romanından birebir alınmıştır.

  • Mesih bir Yahudi idi ve o zamanlardaki sosyal kültür Yahudi bir erkeğin bekâr kalmasını yasaklıyordu. .. Eğer İsa evli olmasaydı İncil ayetleri bundan mutlaka bahsederdi ve normal olmayan bu evliliğin açıklamasını yapardı. Sf. 274

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 274) romanından birebir alınmıştır.

  • Constantine yeni bir İncil yazdırdı, eski İncil’i toplatıp yaktırdı. Yasaklanmış İncilleri Constantine’in yazdırdığına tercih edenler kâfir ilan ediliyordu. Kâfir heretik kelimesi tarihin bu döneminden gelir. Sf. 262

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 262) romanından birebir alınmıştır.

  • Constantine MS 325’ten sonra bir konsey topluyor. Tarihin o anına kadar Mesih, müritleri tarafından ölümlü bir peygamber olarak kabul ediliyordu, bir ölümlüydü.

    Mesih’in, Tanrı’nın oğlu olduğu Nikaia Konseyinde teklif edilmiş ve onaylanmıştır.

    İsa’nın Mesih olması, Kilise ile Devlet’in işlemesi için elzemdi. Sf. 260, 261

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 260, 261) romanından birebir alınmıştır.

  • Bugün bildiğimiz İncil, Pagan Roma İmparatoru Büyük Constantine tarafından yazdırıldı. MS 325 yılında Paganlarla Hıristiyanlar çok kötü tartışıyorlar. Roma İmparatorluğu yıkılabilir. bir pagan olan Constantine romanın bölünmesine engel oldu ve 325 yılında ülkeyi Hristiyanlık dini altında topladı. Sf. 259

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 259) romanından birebir alınmıştır.

  • Papa Clament tüm Avrupa’daki askerlerin eline aynı anda geçecek mühürlü bir mektup gönderdi ve şövalye katliamı da 13 Ekim 1367 Cuma günü başladı. Korkunç işkencelerle katliamlar yapılmış. Bu günden dolayı 13 rakamı uğursuz sayılmış. Sf. 181

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 181) romanından birebir alınmıştır.

  • Kudüs ül akdas, Tanrının bizzat oturduğuna inanılan oda. Tapınak Şövalyeleri bu odada yıllarca gizli sırrı aradılar. Sf. 181

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 181) romanından birebir alınmıştır.

  • Tapınak Şövalyeleri, Fransa kralı Godefroi de Bouillon’un Kudüs’ü fethetmesinin hemen ardından 1099 yılında kuruldu. Tarikat, Kudüs’teki Süleyman Mabedinin bulunduğu yerin üstüne inşa edilmiş Herod Tapınağının yıkıntıları altında gizli belgelerin gömülü olduğuna inandılar ve Kilisenin bu tehlikeli sırrı ele geçirmek için her şeyi yapacağını düşündüler.

    Tarikat bu belgeleri kurtarmak için askeri bir güç oluşturdu. İsa’nın Fakir Şövalyeleri ve Süleyman Mabedi Tarikatı isminde dokuz şövalyeden oluşan ve Tapınak Şövalyeleri de denilen bir gurup. Tapınak Şövalyeleri sanki Kudüs’e gelen hacıları koruyorlarmış gibi biliniyordu. Sf. 179

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 179) romanından birebir alınmıştır.

  • Da Vinci insan anatomisi üzerinde çalışmak için cesetleri mezardan çıkarırmış. Ters el yazısı ile günlük tutuyormuş. Sf. 57

    Pek çok Hıristiyan tablosuna, Hıristiyanlıkla ilgisi olmayan gizli semboller yerleştiriyor, Kiliseye, belli etmeden, küçümsüyor.

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 57) romanından birebir alınmıştır.

  • Venüs gezegeni her dört yılda bir semada beş köşeli bir yıldız çiziyor. İnsanlar bunu keşfedince büyülenmişler. O’nu, mükemmellik, güzellik ve cinsel aşkın sembolü yapmışlar. Olimpiyatların dört yılda bir yapılması ve beş halkalı yıldızı da bununla ilgilidir. Sf. 47

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 47) romanından birebir alınmıştır.

  • Şeytana tapanlar deniliyor ancak aslı bu değil; Latince Paganus, taşrada oturanlar ve doğaya tapınanlar demek. Sf. 46

    Alıntı: Da Vinci Şifresi – Don Brown, (Sf. 46) romanından birebir alınmıştır.

  • “Kendini tarif özgürlüğü…”

    2002 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Macar romancı İmre Kertesz’in bir sözü bu.

    “Sürgündeki dil” başlığını taşıyan bir yazısında uzun uzun “kendini tarif özgürlüğü” üze­rinde durmuş. Batı demokrasilerinde bile devlet otoritesinden kaynaklanan ayrımcılıktan dert yanıyor. Toplumda kendini ayrı­calıklı görme illetinin, “öteki”ne üstün görme küstahlığının de­mokrasilerde de sona ermemiş olmasından yakınıyor. “İnsan ru­hunu kirleten tutum ve uygulamalar” diye şikâyet ediyor bu has­talıklardan… Sf. 552

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 552) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin Celal Bayar, 10 Aralık 1936 tarihli “Yüksek Başvekâ­lete” başlıklı raporunda şöyle der:

    “Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve Şeyhler soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermek suretiyle müşterek idarei maslahat (vaziyeti idare etme) devri yaşanmıştır. Şark’ta bugün dahi tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. İstinat edeceğimiz en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır. Bu iki mühim kuvvetin inzibatî ve modern zihniyetle idaresi karşısında iftihar duymamak kabil değildir. Doğu illerinde hâkimiyet ve idare bakımından göze çarpan bariz bir hakikat var­dır: Şeyh Said ve Ağrı isyanlarından sonra Türklük ve Kürtlük ih­tirası karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri tenkil etmek (nakletmek, zorunlu göçürmek) için şid­detin manası anlaşılır ve yerindedir. İsyandan sonra, fark gözet­meksizin idare etmek de, bundan ayrı ve mutedil (ılımlı) bir sistemdir. Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın muzır cereyanlarını kır­mak ve yurttaşları anavatana bağlamak için devamlı çalışmak is­ter. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmî ağızlardan da ifade edildiği takdirde, bizim için elde edilecek netice, bir aksülamelden (tepki göstermekten) ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Ve daha doğrusu bu kısım vatandaşlar hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idare memurlarınca vazıh olarak (açıklıkla) bilinmiyor.” (Ce­lal Bayar; Başbakanlık Dönemi, 1937-1939, Nurşen Mazıcı, Der Yayınlan, s. 159-160.) Sf. 544, 545

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 544, 545) kitabından birebir alınmıştır.