Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bizde uygulanan modele tepkiyi, Şeyh Said’in torunu, eski DP ve DYP milletvekili Abdülmelik Fırat 1999 yılının nisan ayında, aşırı bir dille şöyle ifade eder:

    “Yaşananlar ortada. Bu sistemin garabetlerinden biri şu: eğer siz Arap, Kürt, Arnavut, Boşnak, Çerkez olduğunuz halde ‘Ben Türk’üm’ derseniz, Kürtlüğünüzü dile getirmezseniz, size bu ülke­de en yüce noktalar bahşedilir. Bir nevi Osmanlı’nın devşirmele­ri gibisiniz. Bir süre önce ülkeye başbakan aranıyordu. İleri sürü­len isimlerin üçü de Kürt’tü: Bülent Ecevit, İsmet Sezgin ve Yalım Erez. Kastamonu’da Ecevit’in dedesinin mezarına gidin, üzerinde “Kürtoğlu Mustafa Bey” yazıyor. İsmet Sezgin, Kemah’tan Aydın’a sürgün gitmiş Alevî Kürdü’dür. Kürtler, Kürtlüğünü inkâr eden Kürtlere sıpa anlamına gelen ‘çaş Kürtler’ derler. Tabiî ben bu muhterem zevata o tabiri kullanmıyorum. Mesela bir Hikmet Çetin’e ‘çaş’ demek yakışmaz. Ama Meclis Başkanı Çetin benim gi­bi Kürtçe bilir…” Sf. 543

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 543) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1870’te İtalya ulusal birliğini kurduğunda nüfu­sunun sadece yüzde 4’ü İtalyanca, yine o yıllarda Fransa’nın an­cak yarısı Fransızca biliyordu.

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 534) kitabından birebir alınmıştır.

  • Almanya’da 1950’li yıllarda kapatılmış olan Komünist Partisi hakkında. Bu parti kapatıldıktan sonra mahkemeye “de­mokrasiye aykırılık” gerekçesiyle başvurmuş ama reddedilmiş.

    Mahkeme özetle demiş ki: ,

    “Sizin Komünist Partisi olarak hedefiniz şiddet kullanarak, ih­tilal yoluyla rejimi değiştirmek ve yerine demokratik olmayan bir dikta düzeni kurmaktır. Oysa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre demokrasinin kendini koruma hakkı vardır.” Sf. 510

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 510) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kardeşi Osman Öcalan’ın 28 Ekim 1999 tarihli İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung gazetesine verdiği demeçte şu satırlar ilginç:

    “1 Eylül itibariyle (1999) silahlı mücadele bitti. Bir daha başlamayaca­ğız. Öncelikli hedefimiz, Türkler ile Kürtlerin bir arada yaşaması­dır. Bağımsızlık, federasyon ya da özerklik başka şeyler. Ayrılık­çılıktan vazgeçtik, Türklerle birlikte yaşamaya karar verdik. De­mokratik bir cumhuriyette özgürlük içinde yaşamak, bizim için bağımsızlık anlamını taşıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye ol­masına eskiden karşıydık, şimdi taraftarız.” Sf. 496

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 496) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fazilet Partisi Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın soru önergesi;

    “Nisan 1998 tarihli ve dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Çe­vik Bir’in olurunu taşıyan ‘Andıç’ başlıklı yazıda, PKK’lı terörist Şemdin Sakık’ın yakalanıp ifadesine başvurulmasından istifade edilerek, ‘bazı gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması, itibarının düşürülmesi, terör örgütüne destek sağladıkları iddiala­rıyla aleyhlerine kamuoyu oluşturulması’ talimatı verilmiştir. Can Ataklı Öküz dergisine verdiği beyanatta (Ekim 1999), ‘Bir General, Şemdin Sakık’ın ifadesine kendi yazdığı metni ekleyerek Cengiz Çandar ile Mehmet Ali Birand’ı suçladı; bu metin yayımlanmadığı takdirde gazeteyi batırmakla tehdit etti’ diyordu. Acaba Can Ataklı’nı bahsettiği General, Andıç’a olur veren Çevik Bir mi?”

    Soru önergesine ek olarak TBMM Başkanlığı’na verilen Andıç’ın Güçlü Eylem Planı bölümünün yedinci sayfası şöyle:

    “Gazeteciler: M. Ali Biran d, Cengiz Çandar, Yalçın Küçük, Yaşar Parlak, Mahir Kaynak, Mahir Sayın; ilave edilmesinin fayda sağlayacağı değerlendirilen Yavuz Gökmen, Altan kardeşler gibi. Maksat: Adı geçen gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi ile terör örgütüne sağladığı dolaylı destekle ilgili aleyhlerine kamuoyu oluşturulması.

    Kullanılacak yöntem: Örgütün parayla her şeyi kendine müza­hir gazetecilere yaptırdığının gazete sahiplerine, seçilen köşe ya­zarlarına ve televizyonlara aktarılması.

    İcra edecek makam: GENSEK.

    İcra zamanı: 5 Mayıs 1998.” Sf. 429

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sanıyorum, bizim “Özel Kuvvetler” den. Bütün hayatı Güneydo­ğu’da, PKK’ya karşı geçmiş. Anlattıkları bazen irkiltici…

    Şam’da tesadüfen tanıştım.

    Kulağıma eğiliyor:

    “Şemdin Sakık, Apo’ya karşı yeni bir örgüt kurmuştu. Hatta biz bir miktar silah da vermiştik, birbirlerini yesinler diye… Biraz da­ha bıraksaydık iyi olabilirdi. Erken aldık şerefsizi…”

    25 Nisan 1998

    Hürriyet‘in manşeti:

    “Sakık’ın ifadesini açıklıyoruz.

    Dehşet itirafları!

    Öcalan bazı gazetecilere para veriyordu.”

    Bu gazetecilerin kimler olduğu haberde yoktu. Ortalık çalka­lanmaya başladı. Kimdi bu gazeteciler? Oktay Ekşi’nin Hürri­yet’teki başyazısı, “Alçakları tanıyalım” başlığını taşıyordu. Cu­martesi günü öğleden sonra. Sabah gazetesindeki odamda yazımı yazıyorum. Fatih Çekirge’den, Ankara temsilcimizden telefon:

    “Şemdin Sakık’ın isimleri sızdırıldı: Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar… Postmodern darbe süreci…”

    Hürriyet’in manşeti:

    “İfadedeki isimler… Şemdin Sakık: ‘Abdullah Öcalan bana Ma­hir Kaynak, Mahir Sayın, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Yalçın Küçük’ün isimlerini söyledi.”

    “Örtülü 12 Eylül yaşıyoruz.”

    Sabah’ta Mehmet Ali Birand’ın işine son verildi. Zafer kendisi­ne “Seni daha fazla taşıyamayız” demiş… Cengiz Çandar bir süre yazı yazmayacak. Fatih Çekirge, “Cavit Çağlar’a dönüyorlar. Cen­giz ile Taha Akyol’un programı da kalkacak” dedi. Mahir Kaynak’ın Aktüel dergisindeki köşesi kaldırıldı.

    Ankara’da güvenilir bir kaynaktan öğrendiklerim: Şemdin Sakık’ın ilk sorgusuna asker, MİT’i de almamış. Ve ilk sorgu videoya da çekilmemiş. MİT bozuk atıyormuş buna… Sf. 424, 427

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 424 ile 427 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransız ordusunun Cezayir’de uyguladığı baskı yöntemleri büyük tartışma ve kavga konusu, işkence haberleri kamuoyunu dalgalandırıyor. Jean-Paul Sartre, Cezayir’deki Fransız askerlerine çağrı yapıyor.

    “Emirlere uymayın!”

    Ortalık karışıyor. Sartre’ın tutuklanmasını isteyen yakın çalış­ma arkadaşlarına Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle şu unutul­maz karşılığı veriyor:

    “Voltaire’i tutuklamak olur mu hiç?”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 379) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtçenin Cumhuriyet döneminde ilk kez yasaklanması, 1925 yılında kabul edilen ve uzun yıllar gizli tutulan Şark Islahat Planı uyarınca gerçekleşiyor. Planın 41. maddesi şöyle:

    “Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Ho­zat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ova­cık, Hısnımansur (Adıyaman), Besni, Arga (Arguvan olmalı), Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye da­irelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emri­ne aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.’ Sf. 378, 379

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 378, 379) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarık Ziya Ekinci Anlatıyor;

    “Ömer, babamın amcasının oğlu, Şeyh Said İsyanından Lice’de devletin ilk idam ettiği kişi… O yıllar, 1924-1925. Lice’de Şapka İnkılabının sonrası. Şapka satan tek dükkân var Lice’de: Hikmet Çetin’in amcası Tahir… Ucuza getirip bayağı pahalıya satıyorlar. Ömer de tel çekiyor Ankara’ya, Mustafa Kemal’e: ‘Sıkıyönetim komutanı falan zatla şapka ticareti yapıyorlar; elli kuruşa alıp beş liraya satıyorlar.’ Bu ihbar geri dönüyor, isyan sonrası Lice’den ilk idam edilen babanım amcaoğlu Ömer oluyor.

    Kaymakam babama demiş ki: ‘Sen CHP’lisin ama oğlun Demokrat; ikili oynuyorsunuz!’

    Babam beni evden kovdu. Sf. 376

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 376) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarık Ziya Bey:

    “Hayal meyal hatırlıyorum. O zamanlar Lice dağın eteklerine uzanırdı. Tepeye kadar teras teras. Bizim mahallede bir cami vardı. Jandarma mitralyözlerini caminin toprak damının üstüne kurmuştu. O mitralyözlerin güneş altında nasıl parıl parıl parladığı gözümün önüne gelebiliyor hâlâ…”

    Çocukluk hatırası olarak silah…

    Devam ediyor Tarık Ziya Bey:

    “Hafızama kazınmış bir başka şey var. Yazları kaldığımız mez­raya jandarma gelirdi. Suyun başına oturur haber gönderirdi: ‘Bi­ze yemek gelsin!’ Sadece ayran, ekmek gelirse, beğenmez, bağı­rır çağırılardı. Ayranı döker, kadınları iteklerlerdi. Tavuk kes­sin!’ derlerdi. Kadınlar Türkçe bilmez, telaşlanırlardı. Sf. 374

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 374) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarık Ziya Ekinci 1925’te Lice’de doğmuş.

    1925 yılında çıkan ve Kürtçeyi yasaklayan Şark Islahat Planı’nın 41. maddesinde Doğu ve Güneydoğu illeri tek tek sayıldıktan sonra şöyle denmiş:

    “Hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okul­larda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükü­met ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.”

    Tarık Ziya Bey anlatıyor:

    “1932-1933 yılları. İlkokuldayım. Sekiz on komu, yani mezrası olan Karabasan Mahallesinde yaşıyoruz. Komlardan Lice’ye ge­lirdi köylü. Çarşıya yumurtasını, peynirini, yoğurdunu getirirdi. Pazarda Kürtçe konuştu diye jandarma gelir, elinden parasını alırdı. Bu bana çok acı geliyordu. Kürtçe konuşmak da yasaktı o zamanlar. Babam beni arada bir çarşıya gönderirdi. Komlardan gelen akrabalara Türkçemle göz kulak olayım diye. Onlar bir kö­şede durur, esnafla hiç konuşmazlardı. Ben onlarla fısıl fısıl ko­nuştuktan sonra esnafa gider pazarlığı başlatırdım. Böylece çarşı pazardaki Kürtçe yasağı delinmemiş olurdu. Sf. 373

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adı; Saliha Şener

    Altmış bir yaşında. Diyarbakır’da yaşıyor.

    Yerel seçimler öncesi, 20 Mart 1989’da bir SHP mitinginde ko­nuştu. “Gelin millet oyunuzu SHP’ye verin, zamlara ‘hayır’ demek için oyunuzu SHP’ye verin!’ dedi. Ama konuşmasını Kürtçe yap­tı, çünkü Türkçe bilmiyordu. Bu yüzden 1 yıl hapis cezasına çarp­tırıldı. Diyarbakır’da mahkemenin verdiği karar özeti şöyleydi:

    “Belediye önünde SHP’nin düzenlediği açık hava mitinginde Sa­liha Şener’in bir konuşma yapığı… Sanığın konuşmayı Türk­çe’den başka bir dille ve Türk devleti tarafından tanınmayan ve Kürtçe denilen bir lisanla yaptığı… Böylece sanığın, seçimin temel hükümlerine ve 2932 sayılı yasaya muhalefette bulunduğu, topla­nan deliller ve sanığın ikrarıyla anlaşılmıştır…  Her iki yasaya muhalefetten 1 yıl hapis cezasına çarptırılmasına… Bu cezanın 2 milyon 845 bin lira para cezasına çevrilmesine… Sa­nığın ileride suç işlemekten çekineceğine dair mahkeme heyetine kanaat geldiğinden, para cezasının ertelenmesine karar verildi.”

    Türkçe bilmediği için mahkemede çevirmen aracılığıyla ifade vermiş olan Saliha Şener, Cumhuriyet muhabirine yine çevirmen aracığıyla şunları söyler:

    “Ben köylüyüm. Köyümüzde herkes Kürtçe konuşuyordu. On beş yaşında evlendirildim. Hiç okul yüzü görmedim. Başka hangi dille konuşayım? Mitingde Diyarbakır Milletvekili Fuat Atalay beni kolumdan tutarak kürsüye çıkardı. Türkçe bilmediğim için Kürtçe konuşmak zorunda kaldım. Verilen cezayı kabul etmiyo­rum. Beni idam etseler de ben Kürt’üm. Bunu ne ben ne de dev­let değiştirebilir.” Sf. 370, 371

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 370, 371) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmî politika olarak “Kürt yok Türk var!” dediğimiz yıllar.

    1960’lann başları. Mısır’da “Arapların Sesi” radyosu arada bir Kürtçe yayın yapmaya başlar. Türkiye rahatsız olur. Kahire’deki büyükelçimiz, Başkan Nâsır’a çıkıp yayının durdurulmasını iste­yince şu yanıtı alır:

    “Madem ‘Türkiye’de Kürt yok’ diyorsunuz, o zaman Kürtçe ya­yından ne diye rahatsız oluyorsunuz ki?..” (Jonathan C. Randal, My Encounters With Kurdistan, Farrar, Straus and Giroux, New York, 1997, s.88, dipnot.) Sf. 348

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine aynı 1979 yılında düzenlenen CIA raporundan bir başka bölüm:

    “General Barzanî (bugünkü lider Mesud Barzani’nin babası, H.C.) 1979’da Amerika’da öldü. 1975’ten itibaren Amerika’da sür­günde yaşamış olan Barzanî, İsrail ve İran gizli Haberalma örgüt­lerinden yardım aldığına ilişkin açıklamalar yüzünden inandırıcı­lığını bir ölçüde yitirmişti.”

    1979 CIA raporundan bir bölüm daha:

    “1972’de Sovyetler Birliği – Irak Dosttuk Antlaşması imzalanınca, Kürtlere Moskova desteği sona erdi. Barzanî her geçen gün İran şahına daha çok dayanmaya başladı.”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 320) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başbakan Çillerin yakın çevresinde bulunmuş üst düzeyde bir güvenlik yetkilisiyle yaptığım bir sohbette, PKK’ya karşı mücade­lede 1994’ün bir dönüm noktası olduğunu belirtmişti. Topyekûn mücadele için asıl bu yıl düğmeye basıldığını, onun deyişiyle, “Cumhuriyet tarihinin en büyük Kürt isyanının üstüne tam bir kararlılıkla 1994’te gidilmeye başlandığına işaret etmişti.

    Söyledikleri şöyle özetlenebilirdi: “1994 başında düğmeye basıldı Ankara’da. Amerika’dan da istihbarat desteği akmaya başladı. Bu sayede Güneydoğu’nun birçok yerinde nokta atışlarıyla terör örgütünün 200-250 kişilik gruplarını vurduk. Washington’dan CIA eliyle gelen mesaj da çok açıktı: ‘Elinizi çabuk tutun! En çok bir yıl içinde bu işi bitirin!’ Sf. 231

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 231) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barzanî, Apo ve PKK konusunda Talabani’ye göre sözünü daha az sakınarak konuşuyor. PKK’yı terör örgütü olmakla suçluyor. Tabiî Ankara’nın duymak istediklerini dile getiriyor. “Kürt dava­sına zarar verdiğini belirtiyor. PKK’nın Irak Kürtlerinin içinde de bir taban yapması ihtimali var mı? Bu ihtimalin iki lideri tedirgin ettiği anlaşılıyor. Kendilerine hatırlatılınca önemsemez gözükü­yorlar ama bu ihtimal yok değil. Özellikle Irak Kürtleri arasında gördüğüm yoksulluk manzaraları değişmezse, PKK daha etkili olabilir, buralarda da taban oluşturabilir kendisine…

    Barzanî bir ara şöyle dedi:

    “Apo kendini neredeyse bütün Kürdistan’ın hâkimi olarak gö­rüyor. Bizleri de emperyalizmin maşası, faşist falan diye niteliyor. İdeolojik farklılığımız var Apo’yla. O hâlâ Marksist-Leninist…”

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • 4 Ekim 1992 Irak Kürt Federe Devleti’nin kuruluşunun ilanı. 5 Ekim 1992’de Türkiye’nin Kuzey Irak’a düzenlediği en büyük çaplı askeri operasyonu yapıldı. Sf. 164

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celal Talabani’nin heyecanı da, Apo’ya öfkesi de anlaşılan bu yüzden. Kürtlerin ele geçirdiği bu eşsiz fırsatın değerlendirilmesine taş koyan bir insan olarak Apo’ya ağzına geleni söylüyor:

    “Bu adam hasta, tam bir megaloman… Saçmalıklarıyla Kürt da­vasına büyük ihanet içinde. Marksist-Leninist, aynı zamanda te­rörist! Yan yana gelen bu iki şeyden daha kötüsü yoktur Batı ka­muoyunda…” Sf. 148

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Irak Kürtleri için “Amerikan gücü” her şey demek. Bu güvencenin yaşamsallığını her söyleşi­de vurguluyorlar. Çünkü böyle bir koruyucu şemsiyeden yoksun kalmayı düşünmek bile istemiyorlar, Şaşırtıcı değil. 1988’deki Anfal adını taşıyan operasyonla Kuzey Irak’ta altı ay içinde 4.500 köy yok edildi, yaklaşık 182 bin Kürt öldürüldü. Kürtlerin Guernica’sı diye bilinen katliam sonucu Halepçe’de; 5 bin Kürt Saddam kuvvetleri tarafından kimyasal silahlarla gazlanarak öldürüldü. Sf.147

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu geçici anayasa uyarınca, 11 Mart 1974’te ‘Kürdistan Bölgesi İçin Özerklik Yasası’ Bağdat’ta yayınlanmış. Aynı günlerde Molla Barzanî’ye bağlı peşmergeler, Kuzey Irak’ta hükümet kuvvetle­rine saldırmışlar. Barzanî, özerkliğe ilişkin hükümlerin yetersiz olduğunu öne sürmüş ve Irak’ın can damarı olan petrol kenti Ker­kük üzerinde hak talep etmişti. Barzanî’ye göre, Kerkük’te nüfu­sun çoğunluğunu Kürtler oluşturmaktaydı, bu nedenle Kerkük’te Kürt özerk bölgesine dâhil edilmeliydi. Barzanî o günlerde Batı basınındaki açıklamalarında, ‘Kürt davasını destekleyin; Ker­kük’ü de içine alan bir Kürt devletinin kurulmasına yardımcı olun; Kerkük petrollerinin işletmesini Amerikan şirketlerine bırakırız’ diyordu.” Sf. 146

    Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.