Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Seneka; “Mutluluk bile haddini aşarsan azap olur.” Sf. 122

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dertleşemeyen insanlar arasında dostluk olamaz. Sf. 116

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aristippos, kendisinin olan çocuklarını nasıl olup ta sevmediği söylenince, tükürmüş ve demiş ki; “Bu tükürükte benden çıktı, bitler, kurtlar da çıkıyor benden.”

    Plutharkos’un kardeşi ile barıştırmak istediği biri de şöyle der; “Aynı delikten çıktık diye, kardeşimin benim için büyük bir önemi olamaz.” Sf. 71

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çocuklarla babalar arasında duygu, düşünce alışverişine dayanan dostluk düzeyinde bir ilişki kurulamaz. Sf. 71

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Küçük ruhlu insanlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler. Sf. 68

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cinsel gerçekliğin erken öğrenilmesi insanların daha namuslu ve daha verimli olmasını sağlar. Sf. 64

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sokrates‘in karısı; “Ah bu yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar!” diye ağlarken; Sokrates; “Haklı olarak öldürselerdi daha mı iyi olurdu?” Demiş. Sf. 34

    Alıntı: Denemeler – Michael de Montaigne, (Kum Saati Yayınları, 2004 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu konuşmanın üstünden birkaç gün geçmeden, 3 Ağustos I960’da çıkarılan 42 numaralı kanunla, 235 General ve ertesi gün de en çokları yüksek rütbeli olmak üzere 5.000 kadar subay, birden emekliye sevk edildiler. Bu iş, Millî Birlik Komitesinin 26 ağustos gecesi ve emeklilik kanununda yapılan bir tadil teklifi ile tezgâhlanmıştı. Orduda yapılan bu geniş tasfiyeden sonra, bu sefer de, Üniversitenin hasta olduğu kanaatine varıldı. 28 Ekim 1960 sabahı Resmî Gazetede çıkan 114 sayılı kanunla, Üniversite bünyesinden 147 Hocanın birden görev dışı bırakıldığı anlaşıldı.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ama Bilim Heyetinin bu arada en önemli çalışma eseri «Anayasa Komisyonunun Raporu» başlığını taşıyan, çok dikkati çekici ve darbeyi, hukuk açısından da doğrulayan, meşru kılan, önemli bir Belge’nin tanzimi ve yayınlanması oldu. Bu Belge, 28 Mayıs 1960 tarihini ve Bilim Heyetinin bütün üyelerinin imzalarını taşır. Bu belge bir dayanaktır ki, ona İhtilâlin Berat’ı veya meşruluğunun fermanı da diyebiliriz. Öyle sanıyorum ki, hiç bir İhtilâlin tarihinde, hemen ertesi günü ve hepsi de tarafsız hukukçuların düzenlediği böyle bir beratın misali yoktur. Sf. 357

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk talep ve hedefler tamamen dumanlıydı: İlhak, taksim vb. Birtakım gelişmelerden sonra taraflar, başında nihayet, Kıbrıs’ta tarafsız bir Cumhuriyet kurmakta, prensip anlaşmasına varırlar. Bu karara uymakta, karşı tarafın ciddî bir inanışla taahhüde girmediğini, o gün gibi, bugün de ifade etmek mümkündür. Yunanlılarla Kıbrıs Rumlarının, artık vaktin geldiğine karar verdikleri anda, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını (Enosis) ilân edivermekle, bu anlaşmalar safhasının, nasıl olsa sona ereceğine inandıkları gizlenmemektedir. Çünkü hem bu Cumhuriyetin başına gelecek Makarios, hem Kıbrıs’ta İngilizlere karşı mücadelede sivrilen ve EOKA denilen ilhakçı cephenin Lideri olan General Grivas, Enosis bahsinde, açıktan mutabıktılar. Mesele, zamanın tayini meselesidir.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 280) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlbuki yakın tarihimizde bütün siyasî müdahaleler ordudan gelmiştir. 1876’da Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi olayın­dan beri bu gelenek, Prensip gücünde bir şekle dayanmaktadır. Bu prensip, Türkiye’de ordunun, siyaset dışı olduğu ve buna her iktid­arın, ehemmiyetle dikkat etmesi esasıdır.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 264) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aynı ay içinde, 27 Aralık’ta, başka bir tedbir ortaya atıldı. İktidar, yeni bir İçtüzük getiriyordu. Daha ilk bakışta görünüyordu ki bu içtüzük, Muhalefetin Meclis denetimini kısıtlayıcı hükümler taşımaktadır. Meselâ sözlü sorulara Bakanlar, artık cevap vermek zorunluğunda olmayacaklardı. Muhalefet Milletvekillerini hedef tutan bir ye­ni usul olarak da kürsüde konuşulan sözlerden beğenilmeyenler, tu­tanaklardan çıkarılabilecekti. Böylece Muhalefet direnişlerinin ileride, tarihî tetkikler için de malzeme olmak vasfı kaldırılıyordu. Milletvekilliği dokunulmazlıklarının kaldırılması bahsinde de, yeni ve elbette ki muhalefet aleyhine kullanılabilecek hükümler getiriliyordu. Mec­lis Başkanının bir Milletvekilini Meclisten çıkarma hakkı, 3 oturum yerine, 12 oturuma çıkarılıyordu vb… Sf. 262

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.

  • Meselâ tekrara hacet olmamakla beraber, başka partiye oy verildi diye Kırşehir vilâyetinin kaza haline getirilişi, daha sonra İnönü oy topluyor diye Malatya Vilâyetinin parçalanışı, bu arada sayılabilir. 12 Haziran 1957’de Kırşehir ilçesi, yeniden Vilâyet haline getirildi.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 254) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşte bu Kıbrıs davasına bağlanacaktır ki, 6 Eylül 1955’te, o güne kadar pek de adı duyulmayan “İs­tanbul Ekspres” gazetesi, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bir bomba atıldığı haberini heyecan uyarıcı manşetlerle yaydı. Evet, bu evin bahçesinde bir bomba patlamış, eve zararı dokunmamıştı. Bu olayın gerçek yönü ise, hiç bir zaman aydınlanamadı. Hatta Binadaki Türk Bekçi ile Selanik konsolosluğumuzdaki genç bir görevlimiz, Türkiye’de, sanıklık havası içinde yargılandılar. Ama sonra bu gö­revli, ülkede resmî vazifeler aldı ve bazı maddî imkânlara yol açıldı. Sf. 249, 250

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 249, 250) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Anayasaya aykırı bulunan kanunların süratle değiştirilme­sini, yerine demokratik kanunların kabulünü istiyoruz. Bu hu­susta Demokrat Parti Meclisi Grubu tarafından verilecek takrir kabul edilmediği takdirde, Meclis Grubunu Meclisten çekerek milletin sinesine dönmek kararını vermeye, Genel Merkezi sa­lahiyetli kılıyoruz. Bu takdirde CHP’yi kendi ve me­suliyetleri ile baş başa ve büyük hâkim milletle, karşı karşıya bırakıyoruz.” Sf. 159

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halk Partisi iktidarının 1930’dan sonraki İktisadî faaliyet tablosu hemen hemen bunlardan ibarettir. Kaldı ki, bu iktidarın İktisadî siyaset uygulamalarında, bazı çarklar da birbirleriyle çarpışıyordu, meselâ bir taraftan «Sanayii Teşvik Kanunları» çıkarılırken, diğer taraftan, bu gelişmeyi önlemek istercesine, akıl almaz kanun ve nizamname engelleri yaratılıyordu.

    Meselâ, «Muamele Vergisi Kanunu» motorsuz sanayiyi, motorlu sanayi, yani modern işletmeler aleyhine olarak koruyordu. Motorlu işletmeler yahut ancak 5 beygirden aşağı güçte ilkel işletmeler Vergiden muaftı. Motorlu ve fazla işçi kullanan işletmelere ise vergilendiriliyordu. Bu suretle, hatta motorlu sanayi de vergiden kurtulmak garip, gülünç denecek kombinezonlara başvuruyordu. Sf. 143

    Akıl almaz, ama sanayii ve yatırımları önleyen bir devlet tedbiri de «Sür prodüksiyon Nizamnamesi» denilen bir kısıtlama ve kayıtla­ma tedbiriydi. Bu Nizamnameye göre, bir sanayiin tesisinin kurulabil­mesi için, o sanayi sahasında memlekette, bir ihtiyaç fazlası üretim, yani Sür prodüksiyon olmaması lâzımdı. Bu durumu da, İktisat Ve­kâletinin Sanayi Umum Müdürlüğü tayin edecekti. Sanayi Umum Mü­dürlüğü, yani Sanayii geliştirme mesele ve muameleleri ile uğraşa­cak daire ise, gerçek bir perişanlık içindeydi. Ama nice tesis ve yatırım müracaatlarına, sanayide Sür prodüksiyon vardır diye, kesinlik­le karşı çıkılıyor, iş engelleniyordu. Görünüşe göre amaç, güya yatı­rımların gerçek ihtiyaçlara yöneltilmesiydi. Hâlbuki ortada, ne gerçek ihtiyacın ne gerçek olmayan ihtiyacın sistemli bir takip usul ve me­kanizması yoktu. Kaldı ki memlekette, küçük, büyük hiç bir sanayi ilanında, zaten Sür prodüksiyon yoktu. Gümrük rıhtımları, en basit sınai ihtiyaç maddelerinden, hatta kaput bezi, Amerikan bezi, basma gibi en harcıâlem dokuma türlerinden, daha nelere kadar, ithal edil­miş denklerle doluydu. Ve memleket aslında, tam bir mal açlığı içindeydi.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 143 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lozan Konferansında istiklâlimiz imzalanmakla beraber, gümrük tarifelerinde, daha beş yıl koruyucu tarife uygulayamazdık. Sf. 141

    Nitekim İsmet Paşa’nın Lozan’da en büyük savaşı, sınır ve toprak meselelerin­de değil, yabancı sermaye davalarında oldu. Sf. 143

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 141 ile 143 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransız sarraf­ları Lozan’da:

    “Alacaklarımızı kabul edip ödemezseniz, biz bu barış masasını derhal terk ederiz!” diye, sakallarını hiddetle titretiyorlardı. Evet, ödeniyordu. Öyle oluyordu ki, mesela 1930 yılı bütün gelir bütçemiz iki yüz küsur milyon lirayken, yabancı alacaklılar için bütçeye 49.000.000 lira konmuştu. Hâlbuki o yıl, bütün Maarif bütçemiz 3.500.000, bütün Bayındırlık bütçemiz 17.000.000 ve bütün Millî Savunma bütçemiz, ancak 30.000.000 liraydı.

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusya’nın, denebilir ki, ancak 1.000 yıllık bir tarihi vardır. Meselâ Moskova’nın kuruluşunun tarihi, ancak 850 yıllık bir geçmişe iner. Ünlü Rus tarihçisi Pakrovski’ göre, Moskova’nın adı bile Fincedir. Sf. 75

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeriliğin kaldırılmasından (1826) sonra ise, 1274 (1858) Arazi Kanunu ile toprakta şahsi mülkiyet sistemi kabul edilerek, ona göre bir tapu tesciline başlandı. Sf. 55

    Alıntı: İhtilâlin Mantığı – Şevket Süreyya Aydemir, (Remzi Kitabevi, 7. Baskı 2000 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.