Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 16 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 26, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa  

    Ali Şükrü Bey’in Ailesine Yardım Kanunu;

    (Karar yeter sayısı olmadığı için oylanamadı. Hüseyin Avni Meclis’te yok.) Sf. 229

    1. Meclis Tatil Oldu. Sf. 240

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 26, Celse: 1, – Sf. 229 ile 240 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • «Sevgili Necip Fazıl;

    Sana tevkifhanede söylediğim bu sözü benden yazılı olarak istediğin için aynen kaydediyorum.

    Dahlim olmadığı halde bazı ahbaplarımın padişaha suikast teşebbüsünde bulunmaları sebebiyle ben de maznunen (zanlı olarak) Beşiktaş karakolunda tevkif edilmiştim. İsticvabımı (sorgulamamı) yapan Müşir Hasan Paşa ile Yaver Kenan Paşa bana daima «efendi oğlum» diye hitap ederlerdi. Beni zaptiye hapishanesine gönderdikleri zaman bileklerime kelepçe vurmamışlar ve sivil bir polis terfik etmişlerdi (ayırmışlardı). Bu esnada 21 yaşında bir genç mektep talebesiydim.

    Hâlbuki 60’ını geçmiş, vekillik etmiş, mebusluk etmiş bir ihtiyar olarak birkaç sene evvel İstanbul polis müdüriyetinde tevkif olunduğum zaman, mahut (Zeki), vaziyete muvafık söz söylemediğim zaman bana «eşek!» diye hitap ve dayakla tehdit etti.

    İşte azizim, haşin ve mütehakkim dediğimiz adamların siyaset maznunları hakkında gösterdikleri nezaketle, Cumhuriyet mefkûresine bağlılıklarını iddia eden kesanın izhar ettikleri muamele! Artık sen ilerisini tasavvur et!

    19 Ağustos 1947 Hüseyin Sırrı Bellioğlu”

    Hüseyin Sırrı Bellioğlu, Atatürk’ün isteğiyle, lV. Dönemde (1931-1935) muhalefet yapması için müstakil mebus olarak seçilmiş, bu dönemde liberal perspektifle TBMM’nde ciddi katkılarda bulunmuş ve bu yüzden de Atatürk’ün isteğine rağmen İsmet İnönü ve Recep Peker’in muhalefetiyle yeniden seçilememiştir. 

    Muhalif ve liberal pozisyonu daha sonra devam ettiren Bellioğlu, tek parti diktatörlüğüne “mektupla muhalefet” edince hapsedilmiş, kitapları yağmalanmış ve çok ağır eziyetler görmüştür. Sırrı Bellioğlu 1940 yılının Mart ve Nisan aylarında Cumhurbaşkanı’na, Genelkurmay Başkanı’na, Yüksek Askerî Şura üyelerine, yüksek rütbeli general ve amirallere, belediye başkanlarına, üniversite hocalarına ve gazetelere mektuplar göndermek suretiyle Cumhurbaşkanını ve hükümeti eleştirmiştir. Bu mektuplarda “…hükümetin idaresi tarzı, ferdin, insanlık haklarına, milletin hâkimiyet salahiyetlerine karşı tahammül edilmemesi lazım bir tecavüz ve tahakküm şeklini almış, ilk çağları andıracak bir mahiyeti müstebidane iktisap ettiği…” düşüncesinden hareketle eleştirilerini dile getiren Bellioğlu, 27 Nisan 1940’da İngiltere ile yapılan ittifakı eleştiren imzasız 100 mektup yazdığı iddiasıyla tutuklanır. Mektup gönderdiği kişiler arasında askerler de yer aldığı için, askeri hükümete karşı tahrik ettiği iddiasıyla 9 yıl 4 ay ceza alan Bellioğlu, aynı suçtan İstanbul adliyesi ikinci ağır ceza mahkemesinde de 27 Şubat 1941 tarihinde yargılanmış ve gizli devam eden mahkeme sonucu da 4 yıl 8 ay ceza almıştır.

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 25, Celse: 1, – Sf.  ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 25, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    Şer’iye Vekiline Vekâleten Musa Kâzım Efendi, Hariciye’ye Hüseyin Rauf Bey, Sıhhiye’ye Dr. Tevfik Rüştü Beyler seçildi.

    2. Celse.  Ali Fuat Paşa

    Hıyaneti Vataniye Kanununun 1. Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi:

    (Mardin Mebusu Necip Bey 3 maddelik bir değişiklik Kanunu teklifi veriyor. Aslında, Meclis iç tüzüğü gereği Meclis’in reddettiği bir takrir bir yıl içerisinde yeniden teklif edilemez. Ama bu teklifin görüşülmesi kabul edildi. Refik Şevket Bey ve Yahya Galip Bey bu kanunu savundular.) Sf.189  

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Seçim öncesi böyle bir kanunu doğru bulmuyorum. Suiistimal edilebilir.” (Refik Şevket Bey’in Hâkimiyet-i Milliyenin manası hakkında konuşmuştu.) “Hâkimiyet-i milliyenin manasını elbette ki heyet-i celile pekâlâ biliyoruz. Her dili boğazına tıkamaktır. .. Meclis istibdadıdır. ..” 

    Sırrı Bey (İzmit); “-Memleketin kanununa itaat, bir insan için en büyük fazilettir. … İnsanlıkla beraber doğan, insanlığın fikrine, düşüncesine pranga vuruyor!”          

    Dr. Mazhar Bey (Aydın); “-Serbesti-i mutlak (mutlak özgürlük) hayvanlara mahsustur.” (1)

    Sırrı Bey (İzmit); “-Çok korkarım ki bu kanunun va’zını müteakip (kabulünden sonra) bu kanunun efkâr (fikirler) üzerindeki tazyikine tahammül edemeyerek (baskısına dayanamayarak) nûr fikirli (aydınlık düşünceli) gençlerimiz memleketi terk etmek mecburiyetinde kalacaktır.” 

    Refik Bey (Konya); “-.. gençler giderse millet istifade etmiş olur.”  

    Sırrı Bey (Devamla); “-Bu kürsüden her mebus serbesti-i içtihada (özgürce düşünce beyan etmeye) maliktir, söyleyebilir. Hiçbir fikirlerinden dolayı tenkit olunamazlar. Kanun-u Esasi (Anayasa) bunu temin ediyor.”

    İhsan Bey (Cebelibereket); “-Saltanat-I Milliye Aleyhinde Söyletmeyiz. Memleketi Kana Boyayacak fikir memlekette merduttur (reddolunmuştur)

    Sırrı Bey (İzmit); “-Beyefendiler! Abdülhamit devrinde on senelik hayatımı hapsanede geçirdim ve onun için hürriyetin kıymetini senden daha iyi bilirim. .. Refik Şevket Bey dedi ki; her hareket hürriyet ve kanun dairesinde serbesttir. Bu söz beni tedhiş etti (şiddetlendirdi) . Abdülhamit devrinde Matbuat (basın) Kanunu’nun bir maddesi ‘Matbuat, kanun dairesinde serbesttir.’ şeklinde idi. (Avrupa ülkelerini kastederek) .. biz onlardan daha ziyade (çok) milletin hakimiyetine, serbestisine hürmet etmiş oluyorduk. Onlar istedikleri gibi düşünüyorlardı. Fakat vaz’ edeceğimiz bu kanun ile hatta teklifimizle çok korkarım ki daha evvel mücahedatımızı (gayretlerimizi) temin ettiğimiz o hür milletler fevkindeki mevki-i âliden (hür milletler üzerindeki yüce konumdan) sükût etmiş olmayalım. .. mesela faşistler hürriyetin aleyhindedirler. .. Beşeriyet hürriyetten bıkmıştır diyorlar. Eğer biz de faşist olacaksak, faşist teşkilatını..” 

    Yunus Nadi; “Bolşevik mi olalım?”

    Sırrı Bey (Devamla); “-.. memlekette tesis edeceksek, bu pek doğrudur. Yoksa aleyhimizde netice verecek bir sebeptir.”

    Değişiklik Kanunu

    “Madde 1- Saltanatın ilgasına (kaldırılmasına) ve hukuk-u hâkimiyet (egemenlik hukukunun) ve hükümrâninin (hükümranlık hakkının), gayr-i kabil-i terke (terk edilmemek) tecezzi (bölünmemek) ve ferağ olmak (bırakılmamak) üzere Türkiye halkının mümessil-i hakikisi (gerçek temsilcisi) olan BMM’nin şahsiyet-i maneviyesinde mündemiç (manevi kişiliğinde toplanmış) 1 Temmuz 1338 (1922) tarihli karar hilafında (karara muhalefet) veya TBMM’nin meşruiyetine isyanı mutazammın (isyan etmeyi içeren) kavlen (sözle) veya tahriren (yazı ile) veya fiilen ankasdin (kasıtlı olarak) muhalefet veya ifsadat (fesatlık) ve neşriyatta bulunan kesan (kimseler) hain-i vatan addolunur.”

      Kabul Edildi. Sf.190

      Hıyanet-İ Vataniye Kanununun 8 Maddesi de değiştirildi,

      Kanun, Mahkemenin verdiği karar önce temyize gidecek sonra Meclise gelecek şeklinde kabul edildi. Sf.192

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 25, Celse: 1, – Sf. 189 ile 192 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Önceleri demokrat çıkışları olan bu doktor öyle anlaşılıyor ki Ali Şükrü olayından sonra korkmuş.

  • 14 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 24, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    Yunus Nadi’nin Şer’iye Vekili Vehbi Efendi Hakkında İstizahı (Gensorusu);

    (Vehbi Bey de muhalifler de yani 2. Gurup da çok iyi savunma yaptı ve buna rağmen güvensizlik oyu verildi.) Sf.100, 123  

    Vehbi Efendi; “-Teşekkür ederim. Efendiler, ben kula kul olamam.” Sf.146 

    Lozan Heyetine İzin Verildi; İsmet Paşa, Rıza Nur, Hasan Bey (Trabzon), Zeki Bey (Adana), Sf. 124 

    2. Celse. Ali Fuat Paşa 

    Vehbi Efendi İstizahı Hakkında 196 Kişi Oy Kullanmış, 2 Çekimser 125 Âdem-i İtimat (güvensizlik), 65 İtimat (güven) Oyu Verilmiş. Sf.147, 148

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 24, Celse: 1, – Sf. 100 ile 148 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 12 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 23. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Kıyak Emeklilik Yasası Değiştirilerek Kabul Edildi. Sf. 96

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 23, Celse: 1, – Sf. 96) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 22. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Kıyak Emeklilik Yasası

    (Çorum Mebusu Ferit Bey’in bir teklifi var. Milletvekillerinin emeklilikte memur maaşı üzerinden değil de mebus maaşı üzerinden emekli olmalarını istiyor. Lazistan mebusu Osman ve Erzurum Mebusu Salih karşı çıkıyorlar. Oylamaya sunuluyor.) Sf. 40

    12.4.1923’de 23. İçtimada kabul edildi.

    Umumi Af Kanunu Teklifi Görüşmeleri;

    Kâzım Karabekir Paşa Edirne Mebusu Olarak Meclis’e teşekkür ediyor ve af kanununu seçimden sonra görüşelim diyor. Af Kanunu Reddediliyor. Sf. 54, 57

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 22, Celse: 1, – Sf. 40 ile 57 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 22. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Cafer Tayyar Paşa Meclis’e Takdim Edildi.

    Cafer Tayyar Paşa Meclis’e teşekkür konuşması yaptı ve 10.000 esirden söz etti. Sf. 30

    Mardin Mebusu Necip Bey Hıyanet-i Vataniye Kanununda Değişiklik Teklifi Verdi

    “Madde 1- … TBMM’nin meşruiyeti aleyhine kavlen (sözle) veya tahriren (yazı ile) veya fiilen muhalefet veya ifsadat (fesatlık yapan) veya neşriyatta bulunan kesan (kimseler) Hain-i Vatan addolunur.” 

    (Bu değişiklik reis tarafından encümene gönderilmeden oylamaya sunuldu ama reddedildi.)

    Osman Bey (Lazistân); “-Acemi aktörün işi bu kadar sürer.” Sf. 32

    (Bu kanun daha sonra 25. İçtimada usulsüz olarak yeniden Meclis gündemine alındı ve değiştirilerek kabul edildi.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 22, Celse: 1, – Sf. 30 ile 32 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 21. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    2. ve 3. Celseler Hafidir

    Aşağıdaki Notlar, TBMM e-arşivden birebir alınmıştır.

    Mebus Alacaklarının Ödenmesine Dair Teklif: Azayı Kiram Tahsisatı Seneviyesinin Sureti Tesviyesine (Ödenmesine) Dair Divanı Riyaset Teklifi.

    Yahya Galip Bey (Kırşehir); “ ..  Bendenize öyle geliyor ki, arkadaşlar mutlaka bu tahsisat için buraya gelmiş. Eğer tahsisat olmasa gelmeyecektir ve bu verilen iki yüz lirada ekmek parasına yetişmez.   

    Salih Efendi (Erzurum); Beyefendiler, ben bu hususta bir şey söylemeyeceğim. Çünkü ben bu paranın verilmesi taraftarı değilim.

    Hakkı Bey (Ergani); İn aşağı. (Müzakere kâfi sesleri)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 29 (9.04.1923 / 16.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 21, Celse: 2 ve 3 Hafidir: (TBMM e-arşiv) kaynağından birebir alınmıştır.

  • 8 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 20, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    İngiliz Şirketlerine İmtiyaz (Ayrıcalık Tanınması) Kanunu Görüşülüyor. Kabul Ediliyor;

    Anadolu’da Demiryolları ve Limanlar İnşası İçin Mr. Canedy ve Chaster ile Akdedilen Mukavelenin Tasdikine Dair Kanun Layihâsı;

                “TBMM Riyaset-i Celile’sine;

    Anadolu’da demiryolları ve limanlar inşası ve işletilmesi ve demiryolu güzergâhının her iki tarafında ve yirmişer kilometrelik sahadaki maadin (madenlerin) işletilmesi hakkında Nafıa Vekâleti ile müşterek Akleyton Canedy ve Artur Chester beyinlerinde (aralarında) takarrür eden mukavelename-i iptidaiye (kararlaştırılan ilk antlaşma) ve mukavele-i esasiye (esas antlaşma) ve… 

                                    İcra Vekilleri Reisi Hüseyin Rauf”

    (Encümenin Esbab-ı Mûcibesi; 1325 (1909) yılında Sivas ile Erzurum arasında bir demiryolu tesisi ve hattın Karadeniz sahilinde şubeler oluşturmak üzere takip eden 3 bin kilometrelik bir şebeke yapılması için New York ve Londra’da şubesi bulunan Ç-Civait nam (adlı) Demiryolu İnşaat şirketi hesabına hareket eden Amerikalı Dr. Glaskov tarafından imtiyaz istenmiştir. Sonunda 105 cm eninde olacak hattın Sivas, Harput, Diyarbekir, Bitlis, Van Gölünün Güney veya kuzeyinden geçen ve bu hattan ayrılarak Musul ve Kerkük’ten geçen Süleymaniye’ye ulaşan, yine başka bir güzergâhla Ceyhan-Yumurtalık körfezine giden hat kararlaştırılmış ve bu hattın 20 km sağında ve solunda madenler için etüt yapma yetkisi veriyor. On altı ay müddetle bu etüdü yaptıktan sonra yatırımı yapıp yapmayacağını Osmanlı hükümetine bildirecek, eğer hattan vaz geçerse para talep etmeyecek, şayet hattı yaparım derse 15 sene bu madenlerin rüsumunu (gümrük vergisini) vermeyecek ve 99 sene işletecek. Daha sonra bu işe başka talipler de çıkmış bu sefer Amerikalı bir şirket Ottoman Amerikan Developman Kumpani şirketi adına Mr. Chester ve arkadaşı Mr Kolt devreye girmiş. Yeniden sözleşme yapılmış 25 Şubat 1325 (1909) da Nafıa’dan geçerek Sadarete gitmiş. Bu yeni sözleşmede hattın 20 kilometre sağ ve solundaki madenlerin dışında da Sivas ve Mâmuratülaziz vilâyetlerinin tüm madenlerinin verilmesini içeriyormuş, zamanın Meclisi bunu reddetmiş. 1996)

    Ahiren (sonradan) yine aynı proje dâhilinde mezkur (zikredilen, söylenen) işin kendilerine verilmesini talep etmek üzere Ankara’ya gelen ve ibraz ettikleri 5. Mayıs.1922 tarihli Vekâletnâme ile .. Mr. Kleyton kenedi ve Mister Artur Cester Banka Kommerçiyale İtalya’nın Dersaadet (İstanbul) Şubesine 50 bin lira depozito edildiği ve bu bankanın 4. Teşrinisani 1922 tarihli teminat mektubu verildi…. ” (ve hükûmet ile yapılan yeni mukavele ilk mukaveleye yakın şartlar içeriyor,  bazı ilaveler var.) Sf. 440

    “Madde 7- … maden lafzının (maden sözünün) alelıtlak (genellikle) maden tabakatına (tabakalarına, katmanlarına), maden sularına, petrol sahalarına, taş ve kum ocaklarına şamil olduğu (kapsadığı) kabul edilmiştir. “

    (Devlet arazisi bedava, vatandaşın malı istimlâk edilecek. Ergani madeninden dünyanın en zengin bakır madeni diye söz ediliyor. İktisat Vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey 11 Kânunusani 1339 tarihli yazı ile hattın 20 km sağ ve solunda işletme hakkı verilmesine karşı çıkıyor.)  Sf.441

    Mukavelenâme-i İptidaiye (İlk Sözleşme);

    (Madde 1- Sivas’tan başlayıp Harput, Ergani, Diyarbakır, Bitlis ve Van’a gidecek, Harput’tan ayrılıp Ceyhan-Yumurtalık’a gidecek, yine bu hattan ayrılıp Musul ve Kerkük’e ve Süleymaniye’ye giden 1435 km’lik bir hat olacak. 

    Madde 3- Ottoman Amerikan Development Kumpani Şirketine bu keşifleri yapması için 2 yıl zaman tanınıyor.

    Madde 5- Eğer şirket fizibilite raporunu hükümete vermezse teminatına el konulur. 

    Madde 6- Şirket kabul ederse teminat akçesi olarak 70 bin lira daha yatıracak.          

    Madde 10- Hükümet bu şirketin işini bir fen memuruna kontrol ettirebilecek. Bu memur icraata müdahale etmeyip keşfi takip edecek ve teftiş edecek.  Sf. 443  

    Şarkî (Doğu) Demiryollarına Ait Mukavelenâme (sözleşme);

    (Madde 2- İmtiyaz (ayrıcalık) müddeti 99 senedir. 

    Madde 4- Şirket altı ay içerisinde bir Türk Anonim Şirketi kuracak bu şirketin sermayesinin yarısını halka arz edecek halktan alan olmazsa dilediğine satacak.  

    Madde 9 Demiryolu tek hat olacak ama istimlâki çift hatta göre yapılacak.           

    Madde 10- İçeriden ve dışarıdan alınacak makine, alet, edevat, kömür, ağaç, demir dâhili vergi ve gümrük vergisinden muaftır.

    Madde 11- Şirket imalat ve işletme için gerekli olan ahşap malzemeyi devlet ormanlarından kesebilecektir. Yol boyunca tuğla, doğrama vs. atölyeleri kurup işletebilecektir. 

    Madde 12 Maden ocaklarının güvenlik ve iyi muhafaza edilmesinden şirket sorumludur. 

    Madde 18- Şirket madenlerle anayol arasında demiryolu döşeyebilecek ve bu hat imtiyazın bitiminde hükümete kalacak. Şirket petrol boru hatlarını da Türkiye arazisi üzerinden döşeyebilecek, arazi terki aynen demiryolunda olduğu gibidir.   

    Madde 19- Şirket doğal gazlardan da yararlanabilir. Elektrik santralleri kurabilir ve bu elektriği halka satabilir. 

    Madde 20- Yumurtalıktaki liman inşasına çok önem veriliyor, ayrıntılı bilgiler veriliyor. 

    Madde 21- Demiryolu işletmeciliğinden alınan tüm gelirler şirkete ait olacak.  Sf. 448 

    Madde 22- Hükûmet 30 sene sonra son beş senenin kazancına bakarak bu demiryolunun işletmesini satabilir. Madenler ile yapılan bağlantı yolları hariç. Bu konuda da çok ayrıntılı bilgiler var. Yani şirket demiryolu işletmesinden zarar ederse madenler kendisine kalacak yolu devlete kakalayacak. Sf;448  

    Madde 23- Şirket üst düzey yöneticileri hariç personelini Türkiye halkından seçecektir. Meslek içi eğitim için okullar açacaktır.

    Madde 29- Hat boyunca telgraf ve telefon şebekesi döşenecek hükümet bu haberleşmeyi kontrol edecek. Direkler Hükümetin döşeyeceği diğer hatlara da dayanıklı olacak, hükümet acil durumlarda bu şebekeyi kullanabilecek.

    Madde 35- Şirket söz konusu alanda maden aramak için izin almak zorunda değil. İşletmeye başladığı zaman haritası ile birlikte İktisat Vekâletine bilgi verecek.  Sf. 451 

    Madde 36- Şirket yolunu yapmadığı madeni işletme hakkına sahip değildir.

    Madde 37- Ocaklar teknik şartlara uygun işletilecek, iki yıl işletilmeyen ocak imtiyazı iptal edilecek. Şirket kendi ürettiği veya başkasının ürettiği madeni ihraç etmek için fabrikalar tesis eylemeye yetkilidir.

    Madde 40. Yirmi birinci seneden sonra şirketin yeni ocak veya keşif yapma hakkı yoktur. 

    Madde 41- Dâhili tüketim vergisi konulursa şirket buna uyacak.

    Madde 42- Şirketin masrafları, tahvil, faiz vs masrafları düştükten sonra, ortaklarına % 12 oranında kâr dağıttıktan sonra kalan kârın % 30 u devlete % 70 i şirkete kalacaktır. 

    Madde 46- Tüm davalar Türkiye mahkemelerinde veya Şuray-ı Devlet’te (Danıştay’da) görülecek. Sf. 452  

    Mukavelenâme (Sözleşme);

    (Madde1- Samsun, Havza, Amasya, Zile, den Sivas’a, Bu hattan Musaköy civarından ayrılarak Ankara’ya Sivas Harput hattı, Bu hattan Çaltı’dan ayrılarak Erzurum oradan da bir Karadeniz limanına toplam 1435 km. 

    Madde 8- Samsun’da büyük bir liman. 

    Madde 13- Erzurum’dan Doğubayazıt’a, Sivas’tan Kayseri’ye, Kayseri – Ankara, Kayseri – Ulukışla, Samsun – Sivas hattı, Hacıbektaş civarındaki bir yerden Çorum- Sungurlu – Ankara’ya.

    Şarkî Anadolu Demiryollarına Dair Şartnâme-i Esasiye (Teknik Şartname);

    (Madde 1- Sivas’tan Harput, Ergani, Diyarbakır, Bitlis ve Van gölü kenarındaki bir yere. Harput civarında bir yerden ayırıp Ceyhan – Yumurtalık’a yine bu hattan ayrılıp Musul Kerkük, Süleymaniye’ye. Sf. 454 

    Madde 7- Kurp (viraj) yarıçapı 300 metreden az olmayacak.

    Madde 8- Azami eğim % 2 den fazla olamaz. Hatlar 45 Kilometre saat hıza müsait olacaktır.

    Madde 14- Mevcut karayolları ile hemzemin geçitlerden kaçınılacaktır.

    Madde 24- Günde an az 9 tren çalıştırılacaktır.

    Madde 31- Taşıma ücretleri ekli tarifedeki gibi olacak, zam için Vekâletten izin alınacaktır.

    Nafıa Encümeni Mazbatası;

    ” ..bugün TBMM hükümetinin idaresi altında bulunan takriben 800 ila 850 bin kilometre murabbası (850 bin km karesi) arazide topu topu 4.400 km demiryolu bulunabilmiştir.” (1) Sf. 515

    Kanun Kabul edildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 20, Celse: 1, – Sf. 440 ile 515 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996); Nafıa Vekili Diyarbekir Mebusu Fevzi Bey’in bu kanunla ilgili izahatı var; Doğu yeteri kadar gelişmemiştir diyor ve devam ediyor. Abdülaziz zamanında alınan borçlarla Erzurum ve Bağdat demiryolları düşünüldü ama yapılamadı. Abdülhamit zamanında zaten yapılamazdı çünkü Rusya’nın muvafakati lâzımdı ve Rusya’nın rüçhan (kullanma) hakkı vardı. ..1325 (1909) senesinde gerek Avrupa ve gerekse Amerika sermayedarları bir hücum gösterdiler, bu teklifler içerisinde Mr. Çester ve İzmirli adamı Emin Çester müracaat etmiş kanunlaşıp Nafıa Vekâletine gitmiş sonra 1327 de tekrar Meclis’e gelmiş. Teklif dar hat şeklindeymiş. Reddedilmiş. Şimdi yine aynı şirket geniş hat teklifi ile geliyor. .. Bu 4.000 km’lik bir hattır ve takribi bir hesapla 400 milyon liralık bir iştir. Bu hat üzerinde sadece bir Ergani bakır madeni vardır o da yılda devlete en çok 30-40 bin lira gelir getiriyor. Diyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Bu içtimada Hüseyin Avni Bey yok. Bu hattın üzerinde dünyanın en zengin, bakır, krom yatakları Maden’de, Sivas’ta demir yatağı, Şırnak ve Cizre’de kömür ve Batman’da petrol var. Hepsinden önemlisi Musul ve Kerkük petrolleri Yumurtalık limanına akıtılacak. Bu önemli bir İngiliz projesi. Ve kabul ediliyor. Herhangi bir muhalif sese de rastlamadım.

  •     7 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 19. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Trabzon Belediye Başkanı’ndan Gelen Telgraf:

                “BMM Reis-i Sânisi Ali Fuat Paşa Hazretleri Vasıtasıyla Meclis-i Ali’ye;        

    Şehid-i Mağfur ve mazlum (zulme uğramış) Ali Şükrü Bey’in facia-i gaybubeti (feci şekilde ortadan kaybolması) ile Trabzon çok kıymetli bir evlâdını… kaybetmiştir. Büyük şehidin feci ufûlü (ölümü)  ile dilhûn olan memleketimiz hürriyet ve emniyetini zevalsiz görmek istediği Meclis-i Âli’nin hissiyat-ı taziyetkârânesini kederli dakikalarında fevkalade hassasiyetle karşıladığını arz ve teşekkür eylerim. Efendim.

                Trabzon Belediye Reisi Hakkı”  Sf.390   

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 19, Celse: 1, – Sf. 390) kitabından birebir alınmıştır.

  •   3 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 17, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    Cafer Tayyar Paşa Esaretten Kurtuluyor: (Cafer Tayyar Paşanın 2 Şubat 1339 (1923) tarihli teşekkür telgrafı var.) 

    Seçim Kanunu: İntihab-ı Mebusan Kanunun-u Muvakkatinin (Mebus Seçimi Geçici Kanununun) Bazı Mevaddını Muadil (Maddelerine Karşılık Gelen) Kanun.

    (Daha önce Mustafa Kemal’in şiddetle muhalefet ettiği seçim kanunu encümenden değiştirilerek geldi.)

    Seçim Kanunu;

    Madde 1- Her 20.000 kişiye bir mebus seçilir. 

    Madde 2- Seçmen yaşı 18 

    Madde 3- Merkezi Hükûmet memurları, jandarma komutan ve efradı, tüm ordu mensupları savcı ve hâkimler görev yaptıkları yerden mebus adayı olamazlar, bir ay önce istifa etmişlerse olabilirler. 

    Madde 4- Seçim işlerini teftiş (denetlemek) için bir heyet seçilir. 

    Madde 5- Bu teftiş heyeti serbest meslek erbabından seçilir.

    Madde 6- Bu heyet (teftiş heyeti) belediye tarafından 48 saat önce seçilir bu heyettekiler oy kullanamazlar.

    Madde 8- Bu heyetler seçimi doğrudan doğruya yürütür. 

    Madde 10- Seçmen veya seçilen olmak için vergi mükellefi olmaya gerek yoktur. 

    Madde 11- Millet Meclisi azalığı ile memuriyet bir zat üzerinde içtima edemez (toplanamaz).      

    Madde 12- Seçim tek derecelidir, ancak 3. devre için iki dereceli yapılabilir. Her 250 kişi için bir delege. 

    Madde 13- Mebus seçilebilmek için geçerli oyların yarısından bir fazlasını almak şart.

    Madde 114- Seçime müdahale eden kim olursa olsun mahkemeye verilir ve tutuklu olarak yargılanır.

    Madde 15- Millet Meclisine aza (üye) olabilmek için Türkiye’nin bugünkü hudutları dâhilindeki (içerisindeki) mahaller ahalisinden olmak veya mebus intihâb olunacağı daireyi intihabiye dâhilinde (seçim bölgesi içerisinde) mütemekkin (oturuyor) bulunmak meşruttur (şarttır). Muhaceretten gelenlerde Kürtler ve Türkler tarih-i iskânlarından itibaren beş sene mürur etmiş (geçmiş) ise intihap olunabilir (seçilebilir). ..   

    Madde 16- Seçimlerle ilgili diğer hükümler mülgadır (kaldırılmıştır).

    Madde 17- İş bu kanunun… )

    Kanunu Esasi Encümeni bu kanunun bazı maddelerini değiştirdi bazısını iptal etti.

    Hüseyin Avni Bey; “-İlk Meclis-i Mebusan’ı (1876’da seçilen Meclisi Mebusan) seçen halkımız o seçme hakkının kıymetini bilseydi hürriyetimiz 40 sene geriye gitmezdi. .. Sonra meşrutiyet oldu, meşrutiyet olur olmaz hürriyeti kendi şahıslarından başkasına vermeyen bir zümre hâsıl oldu (kesim oluştu) . İyi bilirsiniz ki bir zaman sopa ile işkence ile reyler alındı. Kadınlara oy hakkı verilmemiş olmasını tasvip etmiyorum, onlar buna layıktır, haklarını kendileri alsınlar ve alırlar.” 

    Seçim Kanunu’nun Encümenden Gelen Şekli;

    Madde 1- TBMM miktar-ı âzâsı Türkiye Devleti Halkından her yirmi bin nüfus-u zükürda (erkek nüfusta) bir nefer olmak üzere intihap olunur (seçilir).  Kabul. Sf.331

    Madde 2- On sekiz yaşını ikmal eden herhangi ferd-i zükûr (erkek fert) intihap etmek (seçmek) hakkını haizdir (hakkına sahiptir). Kabul.

    Madde 3- (Tüm askeri personel oy kullanabilir şeklindeki madde Hüseyin Avni Bey’in itirazı ile, askerler siyasete bulaşır düşüncesi ile bu madde tay edildi kaldırıldı.) 

    Madde 4- (Jandarmanın da oy kullanması tay edildi.) 

    Madde 5- (Vali, mutasarrıf gibi mülki amirler seçimden bir ay önce istifa ederlerse katılabiliyorlar.)  

    Hüseyin Avni; “-..Ordu, Kolordu kumandanları neden hariç tutulmuş? .o zevat ta mutlaka bulundukları mıntıka ve muhitte hiçbir zaman intihap hakkına malik olmamalıdırlar (seçme hakkına sahip olmamalılar). .. (Polis Müdürleri de dâhildir sesleri.)  .evet bunlar da şüphesiz merkezden tayin olunurlar. Efendiler herhangi bir adam mukadderat-ı memleketi (memleketin kaderini) eline aldığı zaman illa ben hizmet edeyim diye nüfûz-u memuriyetini (memuriyet etkisini, gücünü) alet-i şer(kötülük âleti) olarak istimal etmesi (kullanması) doğru değildir. .. Eski kanun ile eski zihniyet ile hareket ederek mebus intihap ettirmesini (seçtirmesini) düşünen Hükümeti Allah kahretsin. (Âmin sesleri)

    .. Durak Bey (Erzurum); “- .. millet bundan evvelce düşünemiyordu, mesuliyetini (sorumluluğunu) bilemiyordu, anlayamıyordu. Fakat üç seneden beri millet mesuliyetin ne olduğunu, hâkimiyet-i milliyenin (milli egemenliğin) ne olduğunu ve kuvvetin ne olduğunu tamamıyla anlamıştır.”

    Hakkı Hâmi Bey; “-Bendenizce kavanin ( bence kanunlar) ile temin edilecek (elde edilecek) taht-ı emniyete (güvence altına) alınacak hukuk meyanında (anlamında) ferdin hakk-ı intihabı (seçme hakkı) kadar daha mühim (önemli) bir hak yoktur.” Sf.336 

    Madde 7(5) Bir nahiyedeki her 200 erkeğe bir müntehib-i sâni. (Delege)         

    Besim Atalay Bey (Kütahya); “-Arkadaşlar millet rüştünü ispat etmiştir diyoruz ve böyledir. .. böyle olmakla beraber milleti vesayet tahtında bulundurmak demek olan müntehibi sâni (ikinci seçmen, delege) usulü katiyen doğru değildir. .. Memleket ve millet doğrudan doğruya reyini hangi zat üzerine, kim üzerine tespit edecekse ona vermelidir.”  Sf. 340 

    Mehmet Şükrü de Besim beye katıldığını söylüyor.        

    Tunalı Hilmi; “-..analar bugün erkeklerden fazladır. (gürültüler, ayak patırtıları) ayaklarınızı vurmayınız, beyefendiler, benim mukaddes bacılarımın, analarımın başına vuruyorsunuz ayaklarınızı!”

    (Tunalı’yı konuşturmuyorlar, şeriata hürmet et diyorlar, milletin hissiyatıyla oynama diyor Emin Sazak.) Sf. 341 

    3. Celse: Musa Kâzım Efendi 

    Seçim kanununun diğer maddeleri de görüşüldü, bu kanunun yürütülmesinden hükümet sorumlu oldu.

    Muhaliflerin siyaset hayatı bitti denilebilir. Sf. 348  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 331 ile 348 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     5 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 18, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa  

     Meclisin Sürekli Açık Tutulmasına Dair Hükûmet Tezkeresi:  

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 18, Celse: 1, – Sf. 364 ile 366 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Hükûmet Reisi Rauf Bey Mebuslara izin verilmesini sınırlayalım diyor. Meclis Başkanı Paşa Ali Fuat da bunu istiyor. Amaç özellikle 2. gurup mebuslarının seçim bölgelerine gidip çalışma yapmalarına mani olmak. Başkan çok önemli memleket meseleleri var diyor, Meselâ İstanbul’daki memurların maaş durumu varmış. Durak Bey gaza geliyor, gitmeyelim, çalışalım diyor. Salih Bey de çalışalım diyor. Ramazan münasebetiyle de tatil verilmiyor. İzinler de sınırlı olarak verilecek.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Seçim yatırımı olarak çok sayıda avans kanunu çıktı, Meclis tahsisatı arttırıldı, Ziraat Bankasına avans, İstanbul’daki memurlara avans, Seyr-ü Sefain (deniz İşletmeleri) dairesine avans çıktı.

  •     3 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 17, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    Seçimlerle İlgili Dâhiliye Vekâletinin Oldu – Bitti Şeklindeki Tamimi Hakkında Görüşmeler:

    (Dâhiliye Vekili bir tamim yapmış. Yeni Seçimin 20.09.1324 (1908) tarihli kanuna göre yapılacağını yazmış. Besim Atalay Bey bu tamim iptal edilsin. Hüseyin Avni Bey seçim Meclis’in işidir hangi kanuna göre yapılacağına da Meclis karar verir diyor, Mehmet Şükrü Bey de bu tamime karşı çıkıyor. Bu konuda verdikleri takrir Encümene gidiyor.)  Sf. 318

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 318) kitabından birebir alınmıştır.

  •     3 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 17, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa   

    Ali Şükrünün Cesedini Bulan Jandarma Mülâzımı Kemalettin Efendinin Terfi Ettirilmesi Hakkında Takrir. Encümene gitti. Sf.317

    İstanbul Basınından Sansürün Kaldırılması Hakkında Takrir

                “Riyaset-i Celile’ye

    İstanbul matbuatına (basınına) sansür vaz’ı (konulması) esasen Meclis-i Âli’nin muvafakati haricindedir (kabulü dışındadır). .. İstanbul matbuatının (basının) boğulması umum milletin tahdidi hürriyeti (hürriyetinin sınırlanması) demektir.  İntihabata (seçimlere) başlanacağı şu an-ı tarihi de İstanbul’da sansür usulünün devamını ihmal 8sansürün devamını ihmal etmek), hâkimiyet-i milliyenin tecellisine mümanaat manayı sarihindendir (milli egemenliğin ortaya çıkmasına açıkça engel olmak anlamına gelir). Meclis-i Âli’nin icrai salahiyeti (icra yetkisi) ile hemen sansürün ilgasını (ortadan kaldırılmasını) teklif ederim.  2 Şubat 1339

                                    Sırrı İzmit.”  Sf.317

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 317) kitabından birebir alınmıştır.

  •   3 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 17. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Topal Osman’ın Meclis’te Asılı Kalması Hakkında Takrir  

    (İsmail Soysallı, Van Mebusu Haydar Bey, Topal Osman’ın Mecliste Asılı kalmasına yönelik takririn müttefikan değil de ekseriyetle (çoğunlukla) kabul edildiğini söylüyorlar.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 317 ile 348 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    2 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 16. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Ali Şükrü Bey’in Cesedi 1 Nisan Günü Bulunmuş

    İcra Vekilleri Reisi Rauf Bey (Sivas); (Ali Şükrü Bey’in feci akıbeti dün öğlenden sonra öğrenilmiş.) “- ..maznun (zanlı) bulunan Giresun Alayı Kumandanı (eşkıya reisi, çete reisi sesleri)”  

    Nazif Bey (Canik); “-Askeri temin ederim (askeri tenzih ederim, korurum) böyle eşkıyadan.” 

    Sırrı Bey ( İzmit); “-Yaşasın, namusuyla iftihar eden Türk Ordusu!”

    (Rauf Bey Topal Osman’ın birkaç günden beri kaybolduğunu sonunda Ayrancı Bağlarında Papazın Bağı denen evde silahlı çatışma sonunda ağır yaralı olarak ele geçmiş, sonra da arkadaşları gibi ölmüş diyor.) 

    Hüseyin Avni Bey; “- .. bu kürsü artık onun sağlam mantığından, talakat-ı beyanından (güzel konuşmasından) vatanperverâne beyanatından mahrum (yoksun) kalmıştır. .. Ruhu bizimledir. .. Zavallı Şükrü! Kabahatin ne idi? Efendiler gittim, cism-i mübareğini gördüm. Vahşiler, canavarlar elinde ezilmiş, kesilmiş. (Lânet sesleri) Ey gaddar el! Ne istiyordun bu vatanperverden ey zalim! Ne istiyordun bu biçâreden? … Her biriniz bunu göz önüne almış çalışıyorsunuz. Bu milletin istiklâl ve hürriyeti uğruna kırk bin Ali Şükrü kırk bin Hüseyin Avni feda! .. Çok temenni edeceğim hükümetten, şerefli silahı vereceği elleri iyi yıkasın, öyle versin, kirli ellere silah verilmesin. (mesele orada sesleri) .. .. o silahı suiistimal eden (kötüye kullanan), milletin bir ferdine, hatta bir kedisine karşı istimal eden (kullanan) alçaktır efendiler! .. Tanınmış lâinin (lanetlinin) eline silahları verdiniz bugünkü cinayetlere sebep oldunuz!  Tarih bu günahı sizden soracak, benden soracak. .. sizin şerefiniz ve hürriyetiniz uğruna ölmüş bir şahsiyettir! .. Biz de bugünden itibaren onun gibi şerefli ölümlere hazırlanmalıyız. Çünkü efendiler arkanızda on milyon insan istiklâl (bağımsızlık) diye feryat ediyor. Böyle ölüme ben de kurbanım siz de olun efendiler. (hazırız sesleri)”

    Hakkı Hâmi Bey (Sinop); “- .. kanunun hakim olmadığı yerlerde mevcudiyet (varlık) iddia etmek kadar dünyada belâhat (eblehlik, akılsızlık) olamaz.” 

    Topal Osman’ın Meclis Kapısına Asılması Hakkında Takrir;                                                                             “Riyâset-i Celile’ye 

    Müdafii din ve vatan ve istiklâl (dinin vatanın ve bağımsızlığın savunucusu) olmasından dolayı şehit edilmiş olan Ali Şükrü kardeşimizin katillerinden olup bu sabah Çan Kayasındaki ikâmetgâhında yapılan müsademe (çatışma) neticesinde mecruhen derdest edilmiş (yaralı olarak ele geçirilmiş olan) ve ahiren (sonunda) gebermiş olan kâtil hunhar Kaymakam (yarbay) Topal Osman’ın Meclis kapısı önünde salben (asılmış olarak) teşhir edilmesini teklif eyleriz. (1) 2 Nisan 1339 (1923)

      Haydar (Van), Şevket (Beyazid), Osman Zeki (Kayseri), Sadık (Kırşehir), Hüseyin (Erzincan), Celal (Trabzon), Ramiz (Dersim), Hulusi (Kastamonu), İsmail (Erzurum), Fikri (Genç), Mustafa (Dersim), Süleyman (Canik), A. Nafiz (Canik), Mehmet Şükrü (Karahisarısahip), Ziyaeddin (Sivas), Nadir (Isparta), Emir (Sivas) ”      

    Kabul Edildi.

    (Hüseyin Avni Bey bu vahşi takrire imza atmamış.)

    Ali Şükrü Beyin Cesedi 1 Nisan Günü Bulunmuş.

    Ziya Hurşit Bey’in Bir Takriri Var; 

                “Riyaset-i Celile’ye

      Giresunlu Topal Osman hempalarından (kafadarlarından, arkadaşlarından) ve şerik-i cinayetlerinden (cinayet ortaklarından) BMM Riyaset Muhafızı Kumandanı Mustafa Kaptan Namlı şahıs Tevkifhane-i Askeriyededir (askeri tutukevindedir). Bu şahsa fuzuli verilen mülâzım-ı Sâni (üsteğmen) rütbesi dolayısıyla askeri tevkifhanede yatması pek manasızdır. Kendisinin derhal hapishane-i umumiye nakli ve cinayetin hakiki müsebbiplerinin (gerçek suçlularının) şediden tahkiki (şiddetle araştırılması) ile meydana çıkarılmasını teklif ederim. Bütün millet hakikat-i hâle şiddetle intizar ediyor (gerçeği şiddetle bekliyor). 

                                                         Lazistan Mebusu Ziya Hurşit.”  

    İcra Vekilleri Reisi Rauf Bey (Sivas); “-Arkadaşlar rica ederim kavanin-i mevzua var, mehâkim var, adalet var, karar var.” 

    Ziya Hurşit Bey;” Efendim buna zabitliği hangi kanun verdi? Mülâzım-i Sâni (Üsteğmen) rütbesini kim vermiştir? Lütfen söyleyin.”

    Salih Efendi (Erzurum); “-Arkadaşlar! Malumuâlileri (bildiğiniz gibi) terfi Meclis-i Âliden geçiyor ve tasdike iktiran ediyordu (onayımıza dayandırılıyordu). Böyle haşarata hangi bir hakla ve kim mülâzımı Sâni rütbesini veriyor?”

    Mehmet Şükrü; “-Ordu için şindir (aşağılanmadır). Ordu böyle bir zâbit (subay) tanımaz.”

    Salih Efendi; “-Bu ne zabittir ne neferdir (er veya erbaştır), bu bir şâkidir (eşkıyadır), bir cânidir.”

    Nafiz Bey (Canik); “-Katil Osman da Kaymakam (yarbay) rütbesinde idi.”

    Ziya Hurşit; “-.. Rauf Beyefendiden sorarım; cani, katil, cahil, tahsil görmemiş bir adam, mülâzımı sâni üniformasını giyinmiştir. … Müdafa-i Milliye Vekili söylesin. Bu herifi diğer zâbitanla (subaylarla) hem ayar mı (aynı ayarda mı) görüyor? .. Müdafa-i Milliye Vekili ordunun şerefini muhafaza etmekle mükelleftir (kefildir).” 

    Müdafa-İ Milliye Vekili Kâzım Paşa (Karesi); “-.. Kavanin-i adliye (adli kanunlar) neyi icap ederse o muamele (işlem) tamamıyla yapılacaktır. Milis zabitlerinin de diğer zabitan (subaylar) gibi hukuku olduğu malumdur (bilinmektedir).

    … Hakkı Hâmi Bey; “-Efendiler bu bir hıyanet-i vataniye mücrimidir (suçlusudur). Hıyanet-i vataniye mücrimlerini bidayet (başlangıç) mahkemesine teslim etmek lâzımdır… asker diye hıyanet-i vataniye mücrimlerini hapishane-i askeride tutamazsınız.”

    Mehmet Şükrü; “-Korkarız oradan kaçırılmasın.”  Sf.309

    Ali Şükrü’nün Cenazesini Trabzon’a götürüyorlar.  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 16, Celse: 1, – Sf. 309 ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Bir vahşet önergesi. İnsanlık dışı, hukuk dışı bir uygulama. Laz Topal Osman’ın cesedini Meclis’in kapısına astılar.

  • 1 Nisan 1339 (1923) tarihinde İçtima: 15, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa  

     İsmet Paşa’nın Lozan Hakkında Beyanatı:

    Hariciye Vekili İsmet Paşa (Edirne); (Müttefik devletlere 8 Mart’ta bir nota gönderdik. Onlar da dün akşam cevap verdiler. Bazı konularda itirazları saklı kalmak şartıyla hemen görüşmelere başlayalım diyorlar. İtirazlar; bazı arazi konuları, ekonomik maddeler ve adli izinler. Arazi konusunda Lozan’daki itirazlarından taviz vermiyorlar. İsmet Paşa bu Meclis’in zorluk çıkaracağını biliyor, seçime gidelim diyor.) “- … Onun için bir taraftan sizden aldığımız mezuniyet (izin) ve esasat (esaslar) üzerine sulhu istihsal (barışı üretmek) için devam etmek ve husule gelecek netice (ortaya çıkacak sonuç) üzerinde BMM’nin verdiği kararı milletin en son muhassala-i efkârı olduğunu (aklından en son çıkan fikir olduğunu) dâhil ve harice izhar etmek (içeriye ve dışarıya göstermek) için ve BMM’nin verdiği karar üzerine memleketin bütün menabii (kaynakları) ve vesaitiyle (araçlarıyla) yürümek için, tecdidi intihap (yeni seçim) suretiyle milletin ârâyi umumiyesini (genel eğilimini) yeniden tecelli ettirmeyi (ortaya çıkartmayı) teklif ediyorum.” 

    Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Zannederim evvelce böyle bir teklif verilmişti de Paşa Hazretleri reddine taraftar olanlardan birisi idi.”

    Sırrı Bey (İzmit); “-Paşam, bunu bizzat yirmi gün evvel teklif etmiştim ve bizzat zat-ı âliniz aleyhinde bulunmuştunuz.” 

    (Ve herkes seçimi istiyor. Onurlu bir görev yapmış olan Birinci Meclis yasama işini bırakıyor, Hüseyin Avni Bey konuşuyor:)

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Efendiler Meşrutiyetin bahşettiği (bağışladığı) hakların en mümtazı (seçkini) tabii hakk-ı intihaptır (seçim hakkıdır). Bir kimse inadına musallat olarak, ben bilakayıt ve şart (kayıtsız şartsız) devam edeceğim derse müstebittir (diktatördür, baskıcıdır), belâdır. Allah böyle bir belâyı bize bir daha nasip etmesin. (Âmin sadaları)  Temenni ederim ki bu memlekette intihapsız (seçimsiz) bir fert, bir söz söylemek liyakatini kendisinde görmesin ve bu hali Allah bize de gösterecektir.   .. Fakat intihap (seçim) ne surette yapılacaktır? Yine eski saltanat devrinin bir nevi reyiyle (yeni oylamasıyla), daha doğrusu yarım reyiyle (oyuyla), hükümet reyiyle gelen mebuslar gönderecekse o da nafiledir. .. Halkın hükümete daha sağlam bir surette sarılması için tecdid-i intihap (yeni bir seçim kanunu) üzerimize farzdır. Buna bugün karar verelim ve yine arz ettiğim gibi buna, mukaddes karar namını (adını) verelim. (alkışlar)”

    Durak Bey (Erzurum); “-.. BMM’de sandalye ve mevki hârisi (hırslısı) kimse yoktur. Yalnız vatan harisleri vardır. .. Hiçbir arkadaş, hiçbir fert gelecek Meclis için namzetliğini (adaylığını) bile vaz’ etmemelidir (açıklamamalıdır) (Bravo sesleri, alkışlar) … buna müttefikan (hep birlikte) bir karar verelim” (alkışlar) (1)

    İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey; “-..seçime gitme biçimini Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun geçici maddesini değiştirerek mi yoksa yeni bir kanun yaparak mı gidelim. Bu ihtilaf sizin kanuna olan saygınızdandır…” 

    Ziya Hurşit Bey; “-İnşallah yeni Meclis, kanunu hâkim kılacak bir Heyet-i Vekile (hükümet) yapacaktır.”  Sf. 290

    (Hakkı Hami bey ve Mehmet Şükrü beyler de Hüseyin Avni Bey gibi düşünüyor, Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey bir takrir vererek önce nüfus sayımı yapalım sonra seçim kanunu yapalım diyor kimse bu önerileri kâle almıyor.)

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri; (Paşa seçim isteğinden memnun) “-.. Arkadaşlar Türkiye Devletinde ve Türkiye Devletini kuran Türkiye halkında tâcdar (padişah) yoktur, diktatör yoktur. (kahrolsun tâcdar sesleri) Tâcdar yoktur ve olmayacaktır çünkü olamaz! (Şiddetli alkışlar, Bravo sesleri)”     

    Hüseyin Avni; “-Burası ona müsait değildir.” 

    Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri; “-..ben Heyet-i Âliye’niz içinde bir âzâ ve bir arkadaş bulunmakla fevkalade memnun ve mesudum” Sf. 293  

    2. Celse. Musa Kâzım Efendi.

    (Hüseyin Avni Bey: Seçim Kanunu tabedilsin yani basılsın yarın görüşelim diyor. Kabul ediliyor.)

    Vilâyat-I Şarkiye Muhacirlerine Yardım Kanunu Kabul Edildi.  Sf. 295

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 15, Celse: 1, – Sf. 288 ile 295 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2022): Hükümet, Musul’u İngiltere’ye verecek ve bu Meclis buna razı olmayacak, hazır Ali Şükrü cinayeti bütün muhalefeti sindirmiş iken İsmet Paşa tam zamanında, erken seçime gitme fikrini ortaya attı. Muhalefet de arkasından geldi, adeta intihar ettiler.

  • 31 Mart 1339 (1923) tarihinde İçtima: 14. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

    Ali Şükrü Bey Kayıp: Lazistân Mebusu Mehmet Necati Efendi Hükümetin Meclis’e izahat vermesini istiyor. Bazı şeyler duyuyoruz, kaçtı diyorlar nedir bunun aslı diyor.

    Abdülhâlik Tevfik Bey (Dersim); “-Hükûmet izahat versin bu tavuk değil koca bir meclis âzâsıdır.”   Sf. 244

    2. Celse: Musa Kâzım Efendi

    Vilayat-ı Şarkiye’ye Yardım Kanunu Görüşmeleri;

    Besim Atalay Bey Müfit Efendiye hitaben;” Senin bildiğini benim bilmemekliğim bir şereftir.”  Sf. 272

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 14, Celse: 1, – Sf. 244 ile 272 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    29 Mart 1339 (1923) tarihinde İçtima: 13, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa  

     Ali Şükrü Kayıp, Öldürülmüş

    Hüseyin Avni Bey; “Efendiler bu şerefli kürsü bugün elim bir vaziyete (çok üzücü bir duruma) sahne oluyor. Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri kan bağlamış bir zavallı, biçâre gibi birbirlerine bakıyorlar. Ey Kâbe-i millet! Sana da mı taarruz? (Lânet sesleri) (Bu millet ölmez, zihniyet ölmez, fikir ölmez sesleri.)

    Osman Bey (Kayseri); “-Zihniyet ölmez, fikir ölmez, bu millet ölmez.”        

    Hüseyin Avni Bey (Devamla); “-Efendiler sizden bir istirhâmım var, heyecanımı zapt edemiyorum. Sözümü kesmeyiniz! Biraz beni dinleyiniz. … Efendiler asırlardan beri mahkûmiyetle saltanatların (mahkûm olmuşçasına padişahların) ve onun etrafındaki yaldızlı üniformalı kahrolası haşaratın (parazitlerin) ve onun esiri olan hainlerin mahvı (mahvolması) ve Türk milletinin halâsı (kurtuluşu) için bayrağı çektik. Efendiler! Memleketi düşmanlar istilâ ediyordu, millet katiyen (kesinlikle) ümidini kırmıyor .. imanından, onun halâsını (ülkenin kurtulmasını) bekliyordu. … hâkimiyet (egemenlik) demek onun, reyini (milletin, oyunu) memleket dâhilinde serbest istimâl etmesi (kullanması) demektir. Bir millet namusundan bir mebusu koparır. O mebusun ağzı, kalemi, o milletin namusudur. Bu namusa tecâvüz eden (saldıran) eller kırılsın! (kahrolsun sesleri) Mebus bu milletin ismetidir (masumiyetidir). Hüseyin Avni murdar bir katra (katre, damla) kan değildir. Tecâvüz arkadaşımıza değil, bir milletin nâmusunadır. Böyle namussuzlar yaşamamalı, efendiler kahrolmalı! (kahrolsun sesleri.) Yaşamasın, yaşamamalı, kahrolmalı efendiler! …. Efendiler Ali Şükrü Bey iki günden beri kayıptır! Efendiler! Memleketin sahibi, âzâmetli (görkemli) bir tarih sahibi, namusuna hâkim bir milletin mebusu kayboluyor. Hükûmet bulamıyor. İki gündür kayıptır, bulamıyor. (Böyle hükümet olamaz. Lânet sesleri.) … Ya siyasi ise efendiler! Ya siyasi ise! Demek ki bu memlekete herhangi bir fikrin serdarı (başkanı) ölecektir. Hiçbir zaman ölmez!”       

    Refik Şevket Bey (Saruhan); “-Değildir ve olamaz.” (Hepimiz öleceğiz sadaları)

    Hüseyin Avni Bey(Devamla); “-Efendiler! Bu elim (üzüntülü) sahneye, bu şeni’ (adi, bayağı) cinayete içinizde titremeyen bir fert tasavvur etmem (kişi hayal edemem). Öyle bir fert varsa alçaktır, meydana çıksın. (Yoktur sesleri) yoktur, olmaz. .. Efendiler! Bu kalem kırılmaz bu fikir ölmez. …. Kendini gayrimesul (sorumluluğu olmayan), kanunun fevkinde (üzerinde) telâkki edenler (düşünenler) namussuzdur. Kahrolsun bin defa. .. Heyet-i içtimâiyede (sosyal hayatta) yekdiğerinin hayatı birbirinin taht-ı tekeffülündedir (herkesin hayatı bir diğerinin kefaleti, güvencesi altındadır). Heyet-i Umumiyeniz’in hayatı benim taht-ı tekeffülümdedir (kefaletim altındadır, güvncemdedir). Buna tecavüz kanuna tecavüzdür. Yine çok temenni ediyorum ki esrarengiz bir mahiyeti (içeriği) haiz olan cürüm (suç) inşallah meydana çıksın da bütün cihan bizi siyasetten, fikr-i içtihattan (siyasi nedenle, fikir üretmekten), serbesti-i efkârdan (serbest fikirlerden) mahrum (yoksun) heyülâ (hayalet) görmesin. Temennim budur efendiler. ..İnşallah çıkacaktır. Yoksa Hüseyin Avni bu sancağın uğruna bin kerre fedâ osun. Bu milletin istiklâlinin uğruna, bayrağının şerefine yüz bin Paşa, yüz bin Ahmet, yüz bin hoca ölsün. Yalnız bir şey yaşasın! O da; istiklâl-i millet, hâkimiyet-i millet! … Efendiler! Bu saat belki ellinci, altmışıncı saat oluyor. Ali Şükrü Bey biraderimiz Ankara denilen köy kadar bir yerde zabıtasıyla, ordusuyla, milletiyle, meclisiyle, hükümetiyle hepsi mevcut olan Ankara’da Ali Şükrü Bey kaybolmuştur ve bulunamamaktadır. Rica ederim, bu milletin kabiliyeti bu değildir. .. Hükümetten çok rica ediyorum. Henüz mâhiyeti meçhul olan bu cürmü (içeriği bilinmeyen bu suçu) ortaya çıkartsın. Çok arzu ediyorum ki, bin tane Ali Şükrü cürm-ü âdi (adi bir suçtan) ile ölsün. Fakat siyaset ve kanaatinden, hürriyeti efkârdan (hür düşünceden) dolayı, bir fikrin mücahidi bulunmak dolayısıyla medeniyetten gayri (uzak) bir şekilde vahşiyâne ve câniyâne bir surette tecavüze uğrarsa onun hesabını bu millet soracaktır. Bunun tahakkuk etmesini (gerçekleşmesini) talep ederim ve bu tahakkuk ettiği günde ölecek çok adam vardır, öldürecek çok eller vardır. Burada kimse mahvolmayacaktır. …” 

    Nafiz Bey (Canik); “-Kırılsın kahpe ve gizli elleri.”

    Süleyman Necati Bey (Erzurum); “-Ya hepimiz namusla yaşayacağız, ya hepimiz öleceğiz.”

    Hüseyin Avni Bey (Devamla) “-İnkâr edemem; siz 600 senelik bir tahtın etrafındaki efsaneleri ve hatta kendilerini ilâhi tasavvur eden (kutsal sanan) insanların zulmüne, gadrine boyun eğmediniz, bundan eminim. Efendiler! Düşman, memleketleri yer yer işgal ederken sizi burada cem’a (toplanmaya) teşvik eden kimdi? Her tarafta isyan ediyordunuz ve sizi teşvik eden muhterem ve mukaddes köylünüzden başka, bir şey değildi efendiler. Bu imanı analarınızdan, bu imanı köylünüzden almıştınız. Bizi uyandıran nur-u irfan (bilginin ışığı) oradan gelmişti. Binaenaleyh o fedakârlığı ihtiyar ederek (seçerek) ve cihan muvacehesinde (karşısında) göğsümü açarak buraya geldim. Efendiler! Sizin her birinizin boynunuzda idam fermanları vardır. Boynunuzda hâlâ eski Padişahlığın idam fermanını taşıyorsunuz. Sizi tebrie ederim (tebrik ederim). Sizden şüphe eden namussuzdur.  Efendiler, ondan eminim. Yalnız rica ettiğim şudur ki; Heyeti Vekileniz (hükümetiniz), masuniyetinizi (dokunulmazlığınızı) ve milletin şerefini, namusunu muhafaza edeceklerine, burada söz versinler. Vekili mesulleriniz (sorumlu bakanlarınız) buraya çıkmalı «Efendiler biz namuslu adamlarız. Sizin, kanunun emrettiği masuniyetiniz (dokunulmazlığınız) vardır ve bunu muhafaza edeceğiz. Milletin namusu mahfuzdur (koruma altındadır). Biz bu cinayeti meydana çıkaracağız. Müsebbibi (sebep olanları) her hangi şahıs olursa olsun onları kahredeceğiz, kanunun kudreti önünde diz çöktürecek, geberteceğiz.” demelidirler. Bunu söylemezlerse namussuzdurlar efendiler. Bunu söylemezlerse bu milletin vekil-i meşruu (yasal bakanları) değildirler efendiler! Biz masuniyet (dokunulmazlık) isteriz. Bize masuniyet vermezlerse, bunu almaya eğer sizin de kudretiniz yoksa ve o surette burada oturursanız siz de namussuzsunuz. Oturulmaz efendiler. Hiçbir vicdanın bunu kabul etmeyeceğine kaniim (kanaat getirdim, inanıyorum). Cihanla mücadele etmeliyiz.”

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis); “-Söz istiyorum Paşam.”

    Reis; “-Müsaade buyurun efendim.”

    Yahya Galip Bey (Kırşehir); “-Sus canım. Açık söyle! Anlayalım. Böyle müphem (belirsiz) sözlerden kimse bir şey anlamaz ve hiç kimse bunu kabul etmez.”

    Yusuf Ziya Bey (Bitlis); “-Müphem değildir. Açıktır. Susmayacağız.”         

    Hüseyin Avni (Devamla); ”-Kudretini takdir eden (gücünün değerini bilen) bir Meclis’te ben o kadar ufak bir şey görürsem efendiler, esasen oturamam. Ben, Meclisin kanunu muhafaza, vakar-ı millî ve namus-u millîyi muhafaza edeceğine kaniim (inanıyorum) de onun için buraya çıktım, Söz söylüyorum. Ben hayatımı feda etmiş, buraya gelmişim. Bizim, sıyanet (korunma) için, muhafaza (korumak) için yaptığımız kanunlara riayet eden vekiller buraya çıkmalı bu cürmü (suçu) meydana çıkarmalı ve mebusların masuniyeti (dokunulmazlığı) olduğunu bir daha burada söylemeli ve bunu yapan hangi bir şahıs ise kahır ve tedmir edilmeli (yok edilmeli ve mahvedilmeli). Ondan sonra burada müzakere cereyan etmeli (görüşmeler sürmeli). Aksi takdirde efendiler, burada müzakere olamaz. Vekiller kendileri çekilsinler! Onların kudretleri yoksa Heyet-i Celile âciz değildir. Şerefinizi, namusunuzu, kanununuzu muhafaza edecek bir Hükûmet teşkil edersiniz. Bu suretle müzakereye imkân vardır. Aksi takdirde paydos efendiler! Paydos! Biz mademki üzerimize aldığımız vazifeyi idare edemiyoruz, onun için biz paydos edelim. Millete hakkını verelim. O, hakkını da, şerefini de, dinini de muhafaza eder. Ben de onun bir ferdi olarak iftihar ediyorum efendiler!” (Alkışlar)

    Reis; “Efendim filvaki Ali Şükrü Bey arkadaşımızın iki günden beri nerede olduğuna dair hiçbir malûmatımız (bilgimiz, verimiz) yoktur. Bu münasebetle Hüseyin Avni Bey biraderimiz meseleyi izah ettiler, İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey, bu bapta söz aldılar. Lütfen kendilerini dinleyelim. Yalnız arkadaşlardan bir şey temenni ederim ki mesele tenevvür etmeden (aydınlanmadan) hissiyat (duygusallık) hâkim olmasın. Söz Rauf Beyindir.”

    İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey (Sivas); “-Arkadaşlar; muhterem arkadaşlarımızdan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in Salı günü akşamından beri ikamet ettiği mahalle (yere) avdet etmediği (geri gelmediği) dün sabah onda Hükümetinizce malûm oldu (öğrenildi). Hükümetiniz Türkiye halkının ve onların mümessillerinin (temsilcilerinin) itimadına mazhar ( güvenine lâyık) olması lâzım gelen Hükümetiniz; aynı silsileye riayet eden (uyan), halkın akidelerini, istiklâlini temin vazifesiyle mükellef (inançlarını, bağımsızlıklarını elde etmek göreviyle sorumlu) olan Hükümetiniz; ahâd-ı nâstan (insanlar içinden) her hangi bir ferdin hukukunu âzâmi gayret ve fedakârlıkla muhafazaya, sıyanete (korumaya), ihkaka (hakkını vermeye) hazır olan Hükümetiniz; ayrıca milleti temsil eden, memleketin istiklâlini, hürriyetini temin için çalışan Meclis-i Âlinin bir azasının tagayyübünü (kayboluşunu) lâyık olduğu ciddiyet ve ehemmiyetle telâkki etmiştir (algılamıştır). Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hür olan Adliyesi dünden beri hür ve serbest olarak icray-ı vazife ediyor (görevini yapıyor). Dünden beri Türkiye Hükümetinin kuvve-i inzibatiyesi (güvenlik güçleri) de hür ve serbest olarak Meclisi Âli’nin ve milletin itimadına (güvenine) lâyık olacak bir surette icrayı faaliyet ediyor (bir şekilde görevini yapıyor). Ümit ederim ki en yakın bir zamanda hak ve hakikat tezahür edecektir (ortaya çıkacaktır). (İnşallah sadaları) Ümit edelim ki bu kıymetli mebus arkadaşımız bir sehivle (yanlışlıkla) bir kazaya uğramamış olsun. Eğer suikasta mâruz (kasıtlı öldürülmekle karşı karşıya) kalmış ise ki, çok dilhunum (gönülden yaralıyım), her halde müsebbiplerinin (sebep olanların) meydana ihracı (ortaya çıkması) ve bu milletin Adliyesine şeref verecek tarzda tecziyesi (cezalandırılması) sizin emniyetinize mahzar oldukça Hükümetinizin en mukaddes vazifesidir. (Bravo sadaları) Hüseyin Avni Bey arkadaşımız milletin istiklâlini temsil eden hürriyet-i kelâmla çok müteheyyiç (heyecanlı) olarak beyanatta, bulundular. Meseleyi iki suretle telâkki buyurdular (algıladılar). Siyasi cürüm (suç) veya âdi cinayet diye tasavvur buyurdular. Bunları şu veya bu diyebilmek için hür ve serbest hareket eden Adliyenizin kararına intizar etmek (beklemek) en doğru tarik (yol) olur. Ondan, evvel bu hususta imali fikretmek (fikir üretmek) ve tezahüratta bulunmak emin olalım ki takibatı Adliyeyi işkâl eder.(adli takibi yanlış yönlendirir, şekillendirir)

    Ziya Hurşid Bey (Lazistan); “-Fena misaller var da onun için.”

    Rauf Bey (Devamla); “-Bu itibarla arkadaşlar! Hüseyin Avni Bey arkadaşımızın buyurdukları gibi Hükümetiniz ifay-ı vazifeden izhar-ı acz etmiş (görevini yapmaktan aciz olduğunu açıklamış) değildir. Hükümetiniz her mütemeddin (medeni), her müstakil (bağımsız) millet gibi bu vazifeyi ait olduğu heyetin selâmetle ve emniyetle ifa ve takip etmekte olduğunu görüyor. Eğer bu vazifeyi yapamazsa Hükümetinizin aynı zamanda icraî salâhiyeti haiz (yürütme yetkisine sahip) olan Meclis-i Âlinize gelip kudretinin ne dereceye kadar kifayet ettiğini ve kabiliyetinin ne dereceye kadar ilerleyebildiğini ve bundan ilerisine de zekâ ve irfanının kifayet etmediğini 8bilgisinin yetmediğini) söylemeği kendisine bir şeref ve bir vazife bilir.”

     Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Bravo! Bravo! Biz de bunu isteriz. Başka hiçbir şey istemeyiz”   

    Rauf Bey (Devamla); “-Hepimiz bir arada bu milletin istiklâl ve istihlâsı (bağımsızlık ve kurtuluşu) vazifesini her şeyin fevkinde (üzerinde) en aziz bir gaye olarak biliyoruz. Hiçbir arkadaşımızın bunun fevkinde düşünmesi caiz (yerinde) değildir. Bunun zıddiyeti (tersi); aklen, kanunca sabit oluncaya kadar caiz görmüyorum. Bu itibarla efendiler! Vazife gören vazifedarları müşkülâta sevk etmemek (görevlileri zor durumda bırakmamak için) için neticeye intizarı (sonucu beklemeniz) bendeniz hikmet-i Hükümetle ve hikmet-i adaletle ve meselenin en selis (akıcı) ve salim bir suretle halliyle tev’em (uygun) görüyorum ve arz ediyorum. Çalışıyoruz, meydana çıkaracağız. Çıkaramazsak itirafı acz (aciz kaldığımızı itiraf) ederek geliriz, Heyeti Âlinize arz ederiz. Hakikaten esrarengiz bir tagayyüb (kaybolma) şeklinde görülen ve merkezi millîmizin bir sokağında hâdis olan bu tagayyüb (kaybolma) meselesinin müsebbiplerinin meydana ihrâcı (sebeplerinin ortaya çıkması) için var kuvvetimizle çalışacağız ve muvaffak olacağız.” (Kim olursa olsun, sesleri)

    Hakkı Hâmi (Sinop); “-Muhterem arkadaşlar! Bendenizden evvel söz söyleyen Hüseyin Avni Bey arkadaşımız meselenin ehemmiyeti (önemi) hakkında lâzım-ı veçhile (gerektiği gibi) söz söylediler ve Meclis-i Âlinizi tenvir ettiğine kaniim (aydınlattığına inanıyorum). Ancak buna lâyık olduğu derecede ehemmiyet verebilmek için meselenin ne kadar azîm (büyük) olduğunu bir daha Heyet-i Celilenize (yüce heyetinize) arz etmeyi bir vazife biliyorum. Arkadaşlar! Bir Mebus demek hepiniz de pekâlâ bilirsiniz ki milletin heyeti umumiyesini (tamamını) temsil eden bir zattır. Bu sıfat-ı mebusiyet (mebusluk sıfatı) onda bulundukça ona uzanacak her hangi bir el ona değil, doğrudan doğruya milletedir. Efendiler; 700 senelik saltanatın tahribatı altında inleyen bu millet, Hâkimiyeti Milliyesine (milli egemenliğine) kavuşacağı şu sırada en ziyade Hâkimiyeti Milliyenin hâr müdafilerinden (ateşli savunucularından) birisinin orta yerden kaybolması pek ziyade ehemmiyetle (çok büyük bir önemle) nazar-ı itibara (dikkate) alınacak mahiyettedir (içeriktedir). Efendiler buna uzanan kirli el Ali Şükrü’ye değil milletin Hâkimiyet-i Milliyesine el uzatmış ve boynuna kement atmış demektir. Efendiler! Ali Şükrü Bey’in Meclisteki hayat-ı tarihiyesini (özgeçmişini) bilenler. Ali Şükrü Beyin bugün bu hale mâruz kaldığını görenler, bu vaziyet karşısında Ali Şükrü Bey meselesi bütün mahiyetiyle, bütün üryanlığıyla (çıplaklığıyla) meydana çıkarılmadığı takdirde efendiler, bu kürsüde Hâkimiyet-i Milliye’den (milletin hakimiyetinden) bahsetmek kadar gülünç bir şey olamayacağı gibi efendiler, hürriyet-i kelâmı (konuşma hürriyeti, ifade özgürlüğü) taht-ı emniyete (güvenlik altına) alınmamış olan her hangi bir muhitte (yerde) mahza tahsisat (aylık maaş) almaktan başka bir şekil ifade etmeyecek tarzda oturmak bir zillettir (düşkünlüktür)” Doğru Sesleri)

    Yahya Galip Bey (Kırşehir); “-Hâkimiyet-i Milliye’nin yalnız bir şahıs değil hepimiz müdafiiyiz (savunucusuyuz).”

    Hakki Hami Bey (Devamla); “-Efendiler! Hüseyin Avni Bey biraderimizin temenni (arzu) ettiği gibi ben de bunun bir cürm-ü siyasi (siyasi suç) olmamasını pek temenni ederim. Eğer Ali Şükrü Beye hürriyet-i efkârından (özgür düşüncesinden) dolayı bir tecavüz vuku bulmuşsa (gerçekleşmişse), ben bütün cihan huzurunda o gibi kirli ele derim ki; Ali Şükrü Bey gibi bu memlekette, memleketin hürriyeti için feryat edecek daha birçok Ali Şükrü beyler vardır. Efendiler! Hiçbir zaman milletin fikri, hürriyet ve kanaati silâhla öldürülemez. Tehditle söndürülemez. Eğer bunun imkânı olsaydı Heyeti Vekile’niz (hükümetiniz) bugün burada mevcut olmazdı. Bütün eslihadan tecrit edildiğiniz (silahlardan arındırıldığınız) ve her taraftan takibat-ı şedide icra edildiği (şiddetli takipler yapıldığı) halde bugün şu mevcudiyeti temin eden, sönmeyen içtihadın (düşüncenin), ölmeyen kanaatin ittihadıdır (birliğidir). Hepiniz pekâlâ hatırlarsınız ki; Meclisi Ali ilk teşekkül ettiği zaman bu âzâyı muhtereme en müthiş bir tehlike karşısında bulunuyordu. Üç seneden beri buraya gelip ifay-ı vazife edenleri tehditle, taktille (katletmekle, öldürmekle) ve sair suretle bunların kelâmını kesmeyi eğer herhangi bir el kast ediyorsa o el bilmelidir ki, bu milletin bütün bu mebusları ölür, fakat bunlar yerlerini dolduracak, onun on misli daha mebus bulunur. Efendiler! Bizim mücadelemiz nedir? Bendeniz mücadeledeki maksadı şöyle görüyorum: Evimde rahat oturmak, evimde rahat yatıp kalkmak; kimseye, kanuna tecavüz etmemek şartiyle hür olarak ben ve benim kardeşlerimin memlekette yaşamasıdır. Benim hürriyetim tahtı emniyette (emniyet altında) olmadıkça bütün söylenen sözler boşadır. Rauf Beyefendi meselenin ehemmiyetiyle mütenasip (önemiyle uyumlu) takibatta bulunduklarını söylediler. İnşallah, çok teşekkür ederiz. Fakat Ankara gibi bir muhitte altmış saat geçtiği halde bu kadar mühim bir mesele hakkında hâlâ va’dü vaitte (vaatlerde) bulunmalarına hayret ediyorum. İnşallah çalışacağız, bulacağız. Olmadığı takdirde buraya geleceğiz.. Efendiler! Bunlar bir reculü devletin (devlet büyüğünün) ağzından işitilmesi arzu edilmeyen şeylerdir. Çalışacağız diyorlar, niçin çalışmıyorlar: Zabıtaya verilen bu tahsisat (ödenek) nereye gidiyor? Lüzumsuz yerlerde bir takım murakıplar (denetleyiciler) bulunduracaklarına bu gibi mühim mesail (işler) peşine koştursalar olmaz mı? Ve yine diyorum efendiler! Milletin boynuna, atılmış bir kement, bir namus, bir haysiyet meselesidir. Hükümetin bunu bulması vazifesidir. Bulmadığı takdirde Hüseyin Avni Bey’in söylediği sözü maatteessüf bendeniz tekrara mecbur kalıyorum. Efendiler! nikat-ı nazar (düşünceyi ifade, bakış açısını konuşma) ihtilâfı (ayrılığı) eğer bu gibi ahvale (hallere) sebebiyet veriyorsa bunun bir çaresi vardır. Efendiler! Niçin bulunuyoruz? (Yoktur sesleri) İnşallah yoktur, temenni ederiz ki yoktur fakat mesele gayet ehemmiyetlidir, Heyet-i Hükümetten bilhassa rica ediyorum, Heyeti Celile’nin arzusu da budur. Lâyık olduğu derecede bizi pek seri bir surette de tenvir etsinler (aydınlatsınlar).” 

    Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Efendim: bu meseleyi müzakere ederken biraz hissiyattan tecerrüd etmenin (duygulardan soyutlamanın) bendeniz muvafık (uygun) olacağı kanaatindeyim. İcra Vekilleri Reisi Beyefendinin beyanatını kâğıt üzerinde, okuyacak olursak görürüz ki pek büyük bir kıymeti vardır. Fakat hepimiz tarih okuduk. Birçok şeyler olur, birçok vukuat (olaylar) olur. Bütün resikârda (işbaşında) bulunan hükümetlerden daima böyle beylik sözler işitildiğini biliyoruz. Fransız Meclisinde böyle söylendi. Kont Rostor katl olunduğu (öldürüldüğü) zaman Avusturya Reis-i Hükümeti böyle söyledi, tabiî böyle söylenir. Tabiî Hükûmet Reisinden burada bundan başka bir söz sudûr edeceğine intizar edilmezdi (söz çıkacağı beklenemezdi), İnsan ne kadar ahmak ve akılsız olmalıdır ki böyle şey söylesin, tabiî öyle söyleyecekti. Hükûmet Reisi Beyefendi söylenmesi lâzım gelen klişeyi (basmakalıp söz) burada söylediler. Bendeniz de oradan dedim ki suiistimal (kötü kullanım, kötü niyet) vardır. Bırakalım dünyanın eski tarihlerini, Hükümet-i Milliyeniz zamanında vukua gelen bir suikast meselesinden dolayı uzun uzadıya dedikodular olmuştur. Ve uzun uzadıya tahkikat (araştırma) yapılmıştır. Hükümetin ve kışlaların yanında yapılan, güpegündüz alafranga saat 4,5 raddelerinde (sıralarında) üç yüz kurşun atılmak suretiyle yapılan bir suikastın faillerini, katillerini. Rauf Beyefendi o zaman da Hükûmet Reisi idi, vâ’düvaîtte (vaatlerde) bulundular, hâlâ va’düvaidini bekliyoruz ve böyle bekleyeceğiz. Bu yanlış bir şeydir. Saniyen (ikincisi) Ankara gibi bir yerde vuku bulan bir tagayyübden (kaybolma olayından) altmış saat geçtiği halde Hükûmet ne yapmış? Hükümetin vazifesi böyle bize klişe okumak değil, yaptığı şeylerle bizi tatmin etmektir. Biz dışarıda birçok şeyler dinliyoruz. Burada hepsini söylemek belki tahkikatı (araştırmayı) işkâl edebilir (şekillendirebilir). Hükûmet eğer celse-i aleniyede mevzubahis (açık celsede söz konusu) edilmesini muvafık (uygun) görmüyorsa hafi (gizli) celsede söylesin. (Millet dinlesin sesleri) Müsaade buyurunuz! Bendeniz bu meselenin anket (kamuoyu yoklaması) usulüyle Meclis-i Âli tarafından yapılması taraftarıyım. Adliye Encümeni bu işe vaziyet edip (el koyup) kendisi tahkikat (araştırma) yapmalıdır. Bizim Büyük Millet Meclisinin bu halidir beni düşündüren. Milletin bütün işlerini görecek, milletin hakkını arayacak ve müdafaa edecek bir meclistir. Meclisimiz aynı zamanda hükümettir de. İcra salâhiyeti (yürütme yetkisi) de ondadır. Meseleyi en iyi şekilde takrir edebilmek (kararlaştırabilmek) için başka çare yoktur. Meclis icra vazifesini yapmalıdır. İşte Büyük Millet Meclisi’nin icrai ve teşriî (yürütme ve yasama) salâhiyeti (yetkisi) o zaman meydana çıkar. Ben buna taraftarım ve bu fikirde musırım (ısrarcıyım). Hükümetin bir şey yapmadığına da kanaati tâmmem (tam kanaatim) vardır, işte ispatı meydandadır. İspat. Delâil (deliller), tarih meydandadır. Okuyunuz. Mesele bundan ibarettir. Adliye Encümeni bu ise vaziyet etmeli (el koymalı).”

    Durak Bey (Erzurum); “-Efendiler! Bu mesele hakkında arkadaşlarımız kâfi derecede söz söylediler. Şimdilik zannediyorum ki bu mesele hakkında burada her bir arkadaşımız değil saatlerce, günlerce söz söyleyebilecektir. Fakat bendeniz zannediyorum ki, bu sözlerin söylenecek zamanı değildir, Çünkü arkadaşlarımızın da söyledikleri ve Heyeti Vekile’nin de söylediği gibi henüz aradan uzun zaman geçmemiştir. Tahkikat henüz devam ediyor. Bir dereceye kadar intac edilsin (sonuçlansın). İntac edildikten sonra eğer hakikaten bâzı hatıra gelen şeyler gibi siyasi bir cürüm olduğu tahakkuk ederse (gerçekleşirse) herkes tabii hak ve hukukunu muhafaza eder ve hiç kimse geri durmayacaktır. Çok söz söylenecek, belki birçok şeyler de olacaktır. Onun için bendeniz de rica ederim, hiçbir hissiyatla (duygusallıkla) burada söz söylenmesin ve bugün müzakereyi burada kapıyalım. Hükûmet tahkikatını yapsın ve ümit ederim ki Hükûmet üç dört güne kadar bunu meydana çıkarır, çıkarmayacak olursa vazifesini ifa etmemiş (yapmamış) olur.(Ne olur? Sesleri) Düşüreceğiz efendim. Ne olur ne demek? Bunun için çok rica ediyorum, itidalimizi muhafaza edelim (soğukkanlılığımızı koruyalım). Hükûmet tahkikata koyulmuştur. Bu bapta biz de ileri, geri söylersek belki tahkikatı işkâl etmiş (araştırmayı yanlış yönlendirmiş) oluruz. İnşallah iki üç güne kadar bu mesele intac edilir (sonuçlanır) ve intac edildikten sonra burada uzun uzadıya söz söylenir. Eğer bir cürm-ü âdi (adi suç) olmazsa, İnşallah bir cürm-ü âdi çıkar ve o zaman uzun uzadıya söze ihtiyaç kalmaz. Fakat bir cürmü siyasi çıkarsa – İnşallah çıkmaz – çıkarsa belki günlerce bunu müzakere eder ve bunu intac ederiz (neticelendiririz, sonuçlandırırız). Onun için şimdilik müzakereye lüzum yoktur, zannediyorum.”

    İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey (Sivas); “-… Bir arkadaşımız Hükûmet hafi (gizli) celsede söylesin dedi. Hayır efendiler! Hiç gizli bir şeyimiz yoktur. (Bravo sesleri) Açık celsede olacak ve her şey açık söylenecektir. Bu, hafi (gizli9 celse işi değildir.” 

    Hüseyin Avni Bey (Erzurum) “-Bravo! Türk Milletinin namusudur bu.”

    Rauf Bey (Devamla) — Ziya Hurşit Bey arkadaşımız inkılâp tarihimizde bir misal zikretmiş olmak için milel-i mütemeddine-i ecnebiyede (yabancı medeni memleketlerde) olan hâdisatı tekrardan (olayları tekrarladıktan) sonra bir ifadede bulundular ve yine bu İcra Vekilleri Reisi böyle söylediği halde el’an (halen) bulamadı dediler. Ziya Hurşit Bey arkadaşımıza hatırlatmayı, bu millet namına hatırlatmayı çok faydalı görürüm ki kendileri gibi bu gibi beyanatta hissiyata kapılmadan mütalâatta (duygusallığa kapılmadan görüş bildiriminde) bulunsunlar. Ziya Hurşit Beyin ifadede buyurdukları Trabzon hâdisesinin şekli cereyanının (oluş biçiminin) mucib olduğu (gerektirdiği) izah ve istizahlar (açıklama ve sorular) benim olduğu gibi hepimizin de aynen ve harfiyyen hatırınızdadır. Binnetice Meclis-i Âliniz kuvve-i icraiyesine istinaden (yürütme gücüne dayanarak) bir Heyeti Tahkikiye izam etti (araştırma heyeti oluşturdu)” 

    Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Salahiyetsiz (yetkisiz) bir Heyeti Tahkikiye (araştırma heyeti).”

    Rauf Bey (Devamla); “-O Heyet-i Tahkikiyeyi cihanın bilmesi lâzım gelecek.”         

    Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Trabzon’da öğrendik ne kadar salâhiyeti olduğunu.”

    Rauf Bey (Devamla); “-O Heyeti Tahkikiye cihanın bilmesi lâzım gelecek veçhile bağırıyorum ve diyorum ki; tamamıyla serbest hareket etmiştir ve kemal-i serbestîyle ifay-ı vazife etmiştir (tam bir serbestlikle görevini yapmıştır).

    Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Hiçbir zaman bir jandarmayı tutamamıştır.”

    Reis; “-Susunuz rica ederim.”

    Rauf Bey (Devamla); “-Efendiler, Heyet-i Tahkikiye’nin vazifesi derdest (tutuklamak) değildir.” 

    Ziya Hurşid Bey (Lazistân); “-O Heyet-i nâsiha idi (nasihat heyeti idi). Heyeti Tahkikiye değildi.”

    Rauf Bey (Devamla); “-Hükümete verdiği rapor Hükümetçe harfiyen tatbik edilmiştir. Efendiler çok rica ederim, hepinizin çok hassasiyetle iddia ettiğiniz fakat bizim de aynı hassasiyetle iştirak ettiğimiz bu milletin istiklâli mevzuubahis olurken kanunları mevzuubahis olurken, hürriyet ve masuniyet-i şahsiye (kişisel dokunulmazlık) ve hayatiyesi mevzuubahis (söz konusu) olurken, milletin hürriyet-i kelâmı (konuşma hürriyeti) mevzuubahis olurken grup, fırka (parti)  meselesi mevzuubahis edilmemelidir ve o noktai nazardan ifadâtı (o açıdan konuşulanları) velev (olsa da) sürçülisan olarak izhar etmemelidir (göstermemelidir). (Doğru doğru sesleri) Mevzuubahis olan bir şey vardır Efendiler Türkiye Milletinin yaşaması ve onun istiklâli bu vatanın selâmet ve saadeti kanunların hâkimiyeti ve adaletin mutlak olarak tecellisidir (ortaya çıkmasıdır). Başka bir şey yoktur. Hepimizin vazifesi odur. (Doğru doğru sesleri) Fırka (parti) varsa, grup varsa, hizip varsa bu mesele de yoktur. Bunu gözümüzün önünden kaçırmayalım. Mutlak muvaffak olacağız… hissiyata (duygusallığa) kapılmayalım, sükûneti muhafaza, edelim. Tekrar ediyorum. Hükümetiniz, Adliyenizden, Adliye Vekili muhteremi Bey arkadaşınızdan tam manasıyla emindir.” 

    İhsan Bey (Cebelibereket); “-O da kendilerindendir. Onlardandır.   

    Şevket Bey (Bayezıd); “-Meclistendir, Meclisten. Edepsiz herif. (Gürültüler)        

    Rauf Bey (Devamla); “-Hükûmet vazifesini yapıyor tekrar ediyorum.”         

    Şevket Bey (Bayezıd); “-Böyle yapıyorsunuz da herkes şüphe ediyor.”

    Rauf Bey (Devamla) — Hükûmet vazifesini her halde yapıyor. (Kendilerinden ne demek” sesleri)

    Rauf Bey (Devamla) — Tekrar ediyorum, neticesini Heyeti Âlinize arz ederiz ve inşallah müspet (olumlu) bir neticeye geliriz. Eğer bu müspet bir neticeye gelmezse efendiler! Hepiniz buradasınız… Yalnız arz ediyorum Adliyenin, polisin, takibatını işkâl edecek (şekillendirecek, yönlendirecek) müteheyyiç (heyecan verici) sözler faide (fayda) yerine zarar verir.”

    Reis; “-Efendim yalnız bir noktayı tasrih etmek istiyorum. Arkadaşlarımdan birisi Adliye Vekili sizden diye söyledi. (Gürültüler) (Kimse kürsüye çıksın, sözünü geri alsın sesleri) Bütün vekiller (bakanlar) Türkiye Büyük Millet, Meclisi’nin vekilleridir ve itimadınıza mazhar (güveninize lâyık) olmuştur. (Söyleyen kürsüye çıksın sözünü geri alsın sesleri)

    Nebil Efendi (Karahisarısahip); “-Reis Paşa. Hazretleri! Kürsüye çıksınlar, sözünü geri alsınlar.” 

    Reis; “-Efendim! Başka söz alan kalmamıştır. Mesele zannederim, tenevvür etti (aydınlandı). Evrak-ı varideye (günlük evraka) geçiyoruz.”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 13, Celse: 1, – Sf. 233 ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Mart 1339 (1923) tarihinde İçtima: 10, Celse:1,  Reisisani Ali Fuat Paşa  

    2. Celse Hafidir.

    Aşağıdaki Notlar; TBMM GCZ IV – (Sf.196, 198 arasıdır) kitabından birebir alınmıştır.

    Men’i Müskirat (Alkollü İçki Yasağı) Kanunu Hakkında Müzakereler

    Hüseyin Avni (Erzurum); “-…Geçen günkü görüşmeler Avrupa gazetelerine geçti. Taymis Gazetesi yazdı, Tan Gazetesi yazdı.”

    (İkinci celsede Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey, İstanbul işgalden kurtuluncaya kadar Men’i Müskirat, yani içki yasağı kanununun İstanbul’da uygulanmasını erteleyen süreyi uzatmak istiyor. Bu kanunu teklif edenlerden Ali Şükrü, Kemal Paşa’nın Muhafız Alay Komutanı Laz Topal Osman tarafından öldürülmeden önceki son konuşmasını yapıyor.)   

    Ali Şükrü Bey; “-Bu kanun ilk teklif edildiği zaman bundan fayda temin edeceğimize bendeniz kani değildim. ..  Benim oturduğum evin yanında bir lokanta vardır, herkese meyhanedir, jandarma dairesi meydandadır, polis dairesi meydandadır… merkez kıraathanesinin yanındaki dükkan meyhanedir.  .. Paşa Hazretlerinin oturduğu evin ötesinde bir ev vardır iki senedir meyhanedir.  Amerikan inkılabını yapan adam ne demiştir? “Bir memleketin kanunu o adamların içtimai (toplumsal) mezhebidir.” 

    Birinci Meclisin son gizli celsesi 9 Nisan 1923’tedir.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 10, Celse: 2 Hafidir(TBMM GCZ IV – Sf.196-198 arasıdır) kitabından birebir alınmıştır.