Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İkinci doğrulama ise, 1963 yılından sonra ve İsmet İnönü başbakanlığındaki koalisyon döneminde ortaya çıkıyordu. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un, biyografisini yazan S. Mayes’in sözleriyle, Kıbrıs’ta henüz müfrit (aşırıcı) güçleri yeteri ölçüde değerlendiremediği bir zamanda ve önleyemediği Türklere yönelik katliamlar nedeniyle Türkiye, Kıbrıs’a çıkartma hazırlığına girmişti; kısa zamanda, hem çıkartma araçlarının yetersizliği ve hem de Washington’un baskısıyla bundan vazgeçmek zorunda kalmıştı. İşte tam bu sırada, İsmet İnönü Hükümeti, 1930 yıllarına ait ırkçı bir yasaya dayanarak, Türkiye’nin belli başlı kentlerinde ticaretle uğraşan Elenler’i, ülkeden çıkarıyordu. Böylece yüz yıllardan beri Anadolu’da yaşamış bu halkın ticaret kesimindeki son kalıntı kaldırılmış oluyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 202, 203) kitabından birebir alınmıştır.

  • O sırada Türkiye’de dezenfekte pamuk için bir tek firma vardı ve tekel konumundaydı, sahibi kendisi için tayin edilen vergiyi ödemeyince ve bu nedenle yol yapımında çalışmak üzere kampa gitmeyi onuruna uygun saymayınca, idrofil fabrikasını satışa çıkarıyordu; alıcısı, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’nın kardeşi Hasan Rıza’dır. Doksan bin liralık vergisini ödeyemeyen birisinin lastik fabrikası da R. Minkari’nin eline geçiyordu. Varlık Vergisi ile birlikte İstanbul’un en güzel apartmanları ve özel­likle tekstil fabrikaları el değiştiriyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.

  • Varlık Vergisi yasası, savaş finans­manı gerekçe gösterilerek, büyük bir servet transferinin aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle, Varlık Vergisi ile yapılanı, servetin türkifikasyonu alanında çok önem­li bir adım saymak durumundayız.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ada Elenler’i, ellili yılların ilk yarısında Biritiş kolonyalizmine karşı özgürlük mücadelesini hızlandırdıktan ve Londra’yı zorladıklarında, Kıbrıs’taki Türk liderleri, İngiliz İdaresi yanında saf tutarken Ankara’daki hükümet de, “bizim Kıbrıs sorunumuz yoktur” diyebiliyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lord, Erzurum’daki camilerin çoğunun eski Ermeni kiliseleri olduğunu tespit etmekte zorlanmıyor ve Şerefname’de de yazılmasına ek olarak, Bitlis için, “an Armenian town” demekten geri kalmıyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Lazları Müslüman Gürcüler olarak niteleyen Lord Kinross,..

    Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • … Bir milyon iki yüz bin Elen’in 1922 yılı sonbaharında … göç ettikleri resmi istatistiktir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1934 yılında Sovyetler Birliği’nden aldığı ilk kredinin arkasından Britanya’nın ve daha sonra Fransa’nın otuzlu yıllarda Türkiye’ye sürekli kredi açtıklarını görüyoruz.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran uzmanları, otuzlu yıllarda, Rıza’nın mevcut partilerin yerine inşa ettiği Hizb-il Terakki’nin Mussolini’den de etkilenmekle birlikte, Kemal Paşa’nın Cum­huriyet Halk Fırkasını model kabul ettiği konusunda ittifak hâlindedirler.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 188) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1906 yılında, tam bir halk hareketiyle, ilk meşrutiyetlerinin ilânını sağlıyorlar. Tahran sokaklarında halk, “Yaşasın İran Milleti” diye bağırıyor; bazı kaynaklar İranlıların ilk kez sokaklarda böyle bağırdıklarını kaydediyorlar. Bunun Türkiye yenilikçilerini umutlandırmış olması ihtimal dâhilindedir; Türkiye’de Meşrutiyet iki yıl sonra geliyor…. Sf. 186

    Rıza da bir şapka devrimi yapıyor, kadın haklarını tanıyor ve tekkeleri kapatıyor; ayrıca Fransa’dan medenî kanun ve İtalya’dan ceza yasası ithal etmekten de geri kalmıyor. Rıza da, 1930 yılında, İran Parlamentosu’nu “Ekonomi parlamentosu” olarak adlandırıyor; kapitülasyonları kaldırarak ekonomide devlet müdahalesini ve sanayileşmeyi ön plana çıkarıyor. Sf.186

    Bunlarla, İran’ın, tarihsel “Fars” adını bırakarak, “Aryen” anlamındaki “İran” sözcüğüne geçmesi… 

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalizm, doktrinal değil, pratik ve eklektik bir sürecin adıdır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkı laisize etmek kolay değildir; benim, önceki çalışmalarımda ısrarla tekrarladığım gibi, hareketin felsefî temellerinin olması zorunludur, Kemalist laisizmin hiçbir felsefe­si ve geniş anlamda politik, tabanı bulunmuyordu. Pratikti ve bu nedenle geçici kalmaya mahkûmdu; Lord Kinross, Osmanlı döneminde, devletin dinin bir depart­manı iken Kemalist dönemde dinin devletin bir dairesi hâline getirilmesine işaret ediyor ki, bu da, yapılan işin devletin politika araçlarının kullanımıyla ilgili pratik ve güncel bir adım olarak kaldığını göstermektedir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Askeri bir diktatörlükle idare edilen Irak’ta bile Müslüman olmayan başbakan yardımcıları bulunabilmektedir ve bunu Türkiye’de düşünebilmek imkânsızdır. Suriye’de ise iktidardaki Baas Partisinin kurucusu Mişel Eflak adında bir gayrimüslimdir; Suriye Ordusu’nda Hristiyanların subaylık yapması bir yana, çok küçük bir azınlık olan Alevilerden bir cumhurbaşkanı uzun yıllar ve hâlâ baştadır. Mısır’a gelindiğinde, bundan önceki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali’nin, Mısır’da hep bakan çıkarmış ve kendisi de bakanlık yapmış, bir gayrimüslim olduğunu biliyoruz; Cumhuriyet Türkiye’sinin tarihinde gayrimüslim bir bakan bilmiyoruz ve milletvekilleri ise, uzun on yıllar­dan beri artık bilinmiyor.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 183, 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Japonya’nın zaferinin hem de burjuva revolüsyonerlerin Doğu halklarında, büyük bir uyanış etkisi yaptığını ileri sürebiliyoruz. Terakki’nin ortaya çıkışı da bu döneme denk düşüyordu.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 183) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu açıdan, bazı yabancı kaynaklarda yer alan ve Talat’a atfedilen, “Ermeni Sorununun çözümünde ben, Abdülhamid’in otuz yılda başar­dığının çok daha fazlasını üç ayda başardım” sözünün gerçekten söylenip söylen­mediğini bilmiyoruz; bildiğimiz, eğer uydurulmuşsa son derece isabetle uydurul­duğudur. Eğer bu söz yalansa, gerçekten daha doğru bir yalan niteliğindedir; üzerinde durduğumuz dönem, kişiler değişse de, bu çizginin hiç değişmediği bir periyod olmaktadır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dersim Kürtleri 1877-1878 yıllarındaki savaşlarda Türkiye Hükümeti’nin bütün isteklerini reddederek emirlere kulak ver­memiştir” denilmektedir. “Ne asker ne de vergi vermişlerdir.” şeklinde sürdürüyorlar; eğer Rusya Ordusu’nun savaş raporlarına dayanan bu bilgilere güvenecek olursak, “diğer Kürtlere oranla hürriyet arzularının daha fazla olması ve Türkler ile Kızılbaş Dersim Kürtleri arasında dinî farklılıklar” nedeniyle, bazı yerlerde daha net olmakla birlikte, Kürtlerin Türkiye safında savaşma isteksizliğinin yaygın olduğu ortaya çıkmaktadır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zaza kökenli büyük Türkçü Ziya Gökalp dışında, bütün önemli Türkçülerin Rusya veya Kafkasya’dan geldikleri yollu genel ilkeye de katkıda bulunmaktadır.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı sultanı, hem kardeşinin ölümünü emrediyor, hem ölüme ağlıyor ve kardeşinin ya da ye­ğenlerinin celladına cellat seçiyordu; hiçbir sarayda görülmeyen bu ikiyüzlülüğün bazı seremonileri bile var. Osmanlı hanedanı, Moğol saraylarından öğrenip beğendikleri bir usulle asillerini sadece boğduruyorlar ve üstelik bu işi, sadece ipek sicimle yaptırıyorlardı. Osmanlı’da kafası vurularak öldürülmek, adî insanlara ait bir sondur.

    Kuşkusuz, bu hipokrit davranış sadece Beyazıt’ın şehzadelerinde görülmüyor; bana hiçbir zaman “kanunî” görünmemiş Süleyman’ın en sevdiği ve en parlak oğlunun ipek sicimle boğulmasını seyretmesinde veya bebek yaşında torunlarının yaşamına son verilmesini emretmesinde bir kanunî yan göremiyorum. Süleyman da, hem boğdurmayı emretmiş ve hem de boğanların kafasını kestirmiştir; ikiyüz­lülük burada da kalmıyor, boğdurdukları bebelerin asil olduklarını öldürüldükten sonra anlıyorlar ve cesetlerini, gerekli ihtimamla, babalarının yanına koyduruyor­lar, bu ihtimamı da anlamakta hep güçlük çektim. Bursa’daki sultan türbelerinde, babalarının yanındaki babalarına göre ufacık bebek mezarlarını seyretmek bana her zaman büyük bir hüzün ve öfke vermiştir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kırım Savaşı’nın sürdüğü üç yıllık zaman süresince İstanbul, bir büyük hastaneye dönüşmüştür. Dünya hemşireliğinin kurucusu sayılan Florence Nightingale’in, bu sıfatı, Kırım Savaşı sırasında ve İstanbul’daki çalış­maları nedeniyle alması da bunu doğruluyor; bir ölçüde, hemşirelik de, Kırım Savaşı’nda doğmuş olmaktadır.

    Uzun süren bu savaşta, Fransız ve İngilizler fazla kayıp vermiş, subayları ve erleri yaralanmıştı; yaralananlar, İstanbul’da düzenlenen hastanelere getiriliyordu. Özellikle Fransız ve İngiliz asil kız ve hanımları da, yaralı subay ve askerleri tesel­li etmek üzere İstanbul’a akın ediyorlardı; yalnız, gündüzleri hastanelerde geçirdik­leri hüzün yüklü zamanın acısını akşamları düzenlenen eğlence ve balolarda telâfi etmek gereğini duyuyorlardı. Bunlar İstanbul’un hayatını değiştirmiştir; gece eğlencelerine ve balolara Türk asilleri ve yüksek bürokratları da çağrılıyorlardı. İlk önceleri büyük uyumsuzluk gösteren ve çok zaman alay konusu olan Türk tarafı, hızla, Paris ve Londra görgü kurallarını öğrenmeye başladılar. Türkler, kitaptan olmasa bile pratikten öğrenmede, eşsizdirler ve burada da bu yeteneklerini sergileyebildiler.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanzimat, halkçı olmamak bir yana, halka güven de beslememektedir; halkla ilgili tek çizgisi, halkı değiştirmek istemesidir.

    Bu nokta, Türkiye tarihinin ufkunun ötesinde de, ilgi çekici görülmelidir; yüzyıl sonrasının Kemalizm’i kadar Tanzimatçılığın da nihaî başarısızlığı, getirdikleriyle birlikte, ele alınmak durumundadır. Tanzimat, hiçbir alt yapıya sahip olmadan, çok dinli ve çok milletli bir emperyal düzen kurmak istiyordu; “millet” sözünü kabul ediyor ve bunları, hukuk belgelerine geçirerek, Müslüman olmayan halklar için kullanıyordu. Bütün dinlere ve bütün halklara uzak olmak zorundaydı; bunu, Tanzimat’tan çok sonra ve Tanzimat’la karşılaştırıldığında mükemmel ekonomik ve teknolojik bir baza (zemine, tabana) rağmen, ne monopolist (tekelci) düzen, Amerika Birleşik Devletleri ve ne de Sovyet sosyalizmi, başarabilmiştir.

     Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.